MEMLÛKLER DÖNEMİNDE SOSYAL YAPI

0 11

Dr. Bahattin KELEŞ

Sosyal Yapı

Memlûkler Dönemi’nde Mısır toplumu çeşitli tabakalardan meydana gelmiş bir sosyal yapıya sahip gibi görünüyordu.[1] Fakat çeşitli sosyal tabakalara ayrılmış gibi görünen toplum esas olarak şu iki temel tabakada birleşiyordu. Bunlardan birincisi, sultan, emîrler ve askerlerden oluşan imtiyazlı bir askerî tabaka, diğeri ise, halktı. Tarihçi İbn Haldun ise o günkü Mısır toplumunu, sultan ve halk diye iki kısımdan meydana geldiğini söylemiştir.[2] Bu tanım onun o günkü toplumu gerçek manada idrak ettiğini gösteriyor. Bizim düşüncemize göre İbn Haldun, sultandan maksatla o günkü hâkim olan organları kastetmiştir. Raiyyeden ise, tüm tabakalarıyla birlikte Mısır halkı kastedilmiştir.

Mısır toplumunu daha kapsamlı bir şekilde incelediğimizde Memlûk toplumunda genel olarak şu dört sınıf insanı görebiliriz.

  1. Hâkim olan askerî sınıf,
  2. Din adamları, tüccarlar ve sanat erbabı,
  3. Küçük el sanatları erbabı, ücretliler ve orta halli çiftçiler,
  4. Fakirler ve yoksullar.

Memlûk toplumu sabit ve kapalı bir toplumdu. Bu toplum fert hukukuna dayalı değildi. Ferdin hukuku, bağlı bulunduğu sınıfa göre belirlenirdi. Makrizi ayrıca Memlûk toplumunu gelir, emniyet, istikrâr, idarî ve siyasî merkezler bakımından farklı sınıflara ayırmaktaydı. Makrizî’ye göre bu 7 sınıf şunlardı;

  1. Devlet ricali,
  2. Elit tabaka (üst düzey tüccarlar, fakihler ve soylular),
  3. Orta sınıf (Orta halli tüccarlar, maaşlı ve ücretliler, pazarcılar),
  4. Çiftçiler,
  5. Köylüler,
  6. Sanatkârlar ve küçük el sanatları erbabı,
  7. Yoksullar (tüm bunlardan yoksul olanlar).[3]

1. Hâkim Olan Askerî Sınıf

Memlûkler devrinde toplumda hâkim olan bir askerî sınıf vardı. Memlûkler gibi idari bakımdan diğer Türk devletlerinden ayrı olarak kölelerden oluşan bir devlet kurmuşlardır. Çok değişik ülkelerden bilhassa Kıpçak, Rus ve Çerkez topraklarından getirilen bu insanlar çok disiplinli bir eğitimden geçirildikten sonra önce orduda asker, daha sonra başarı durumlarına göre çeşitli rütbelerden kumandan (Beşler Emîri, Onlar Emîri, Tablhanah ve Yüzler Emîri) ve en sonunda ülkenin sultanı oluncaya kadar yükselebiliyorlardı.[4]

Memlûklerde yönetimin en zirvesinde bulunan sultan, kölelikten yükselerek bu makama çıkmaktaydı. Bu sistemde liyâkat ve sadakat çok önemliydi. Her sultan devletin başına kendi gücü ve kabiliyeti neticesinde yükselebiliyordu. Fakat Sultan Mansur Kalavun döneminden itibaren 1299-1382 yılları arasında sultanlığa babadan oğula geçme sistemi uygulanmıştır. İlke olarak bu yıllar arasında her bir hükümdara oğlu halef olmuştur. Bu durum ise çocuklar arasında kanlı taht kavgalarına sebep olmuştur. Eğer sultan küçük yaşta tahta çıkmışsa büyük emîrlerin idaresi altında kalmaya mahkum olmaktaydı. Böyle durumlarda hiçbir sultan onlara karşı koymaya cesaret edememiştir.[5]

Memlûk askerî sistemi temelde köleliğe dayanmaktaydı. Bu köleler eğitilirken ve normal hayatta yaşarken diğer insanlardan tamamen uzak bir hayat yaşıyorlardı. Bu askerî sınıf içerisinde yer almak için Türkçe konuşmak şarttı. Memlûkler tüm toplantılarında Türkçe konuşuyorlardı.[6] Çok azı Arapça biliyordu. Bilakis bir kısmı hiç Arapça bilmiyordu. Emîr Kaçmaz Kelime-i Şehadeti ve Fatiha’yı telaffuz etmeyi dahi bilmiyordu. Memlûk emîrleri ya Türk uyruklu veyahut da emîrlerin kızlarıyla evleniyorlardı. Emîrlerin çok az bir kısmı tüccar veya ulema sınıfın kızlarıyla evleniyorlardı. Bütün emîrlerin ilk ismi Türkçe idi, Memlûkler “beyaz cins köle”ye çok büyük önem veriyorlardı ve onu siyah köle manasına gelen “abd”den ayırıyorlardı. “El-abdı” ev işlerine bağlı bir nevi köle demektir. “Memlûk” ise, hükümdar ve emîrlerin muhafız birliklerine dahildir. Ayrıca memlûk kelimesi harplerde esir düşerek veya tüccardan satın alınarak köle olan beyaz insanı ifade eder.[7]

Memlûkler, kendilerine has elbiseler giyinmekle halktan ayrılıyorlardı. Elbiseleri kolları dar olan uzun bir pardösüden ibaretti. Memlûkler ayrıca sarıksız beyaz papaklar da giyiniyorlardı. Bellerinin üzerine ise Baalbek pamuğundan örülmüş kemerler bağlıyorlardı. Bu elbiseler Memlûkler arasında gittikçe yaygınlaştı. Fakat asıl vatandaşın elbisesinden farklıydı. Emîrlerin giyindiği elbise ise askerlerin elbiselerinden de farklıydı.[8]

Memlûkler Dönemi’nde askerî sınıf çok büyük ıktalara sahip olmalarına rağmen Şam’da oturmamışlar, Kahire’de eğlence yerlerinin bulunmasından dolayı buraya yerleşmişlerdir. Askerî tabaka, kendilerine has özel toplantılar tertip ediyorlar ve vatandaşlar arasına girmiyorlardı. Hâkim askerî tabaka, vatandaşa hep tepeden bakıyor ve vatandaşların arasına girmekten kaçınıyorlardı. Böylece kendilerine has bir sınıf oluşturmuşlardı. Fakat Memlûkler yine de aristokrat bir tabaka teşkil edememişlerdi. Bu aristokrat sınıf için gerekli olan şartlar eksikti. Bu gerekli şartlar ise; üretken yatırım, veraset ve istikrar idi.[9]

Memlûkler, halkın trajik durumundan tamamen uzak ve çok lüks bir hayat yaşıyorlardı. Memlûk kaynakları, tek bir emîrin sıkıntılı bir hayat geçirdiğini zikretmemiştir. Bu hâkim tabaka, ülkenin gelirlerini fakir halk adına kendi aralarında paylaşıyorlardı. Memlûk kaynakları sultan ve emîrlerin servetlerinden ve onların debdebeli bir hayat yaşadıklarından bahsetmişlerdir. Sultanların harcadıkları günlük et miktarı büyük meblağlara ulaşıyordu. Sultan Kitboğa’nın mutfağında günlük tüketilen et miktarı yaklaşık 20.000 rıtıl idi. Sultan Nâsır Muhammed b. Kalavun’un mutfak masrafı günlük 26.000 rıtıl etten hariç olarak, 700 kuş idi. Sultanlar Ramazan ayında yaklaşık 1000 kıntar şeker tüketiyorlardı. Bu rakam oğlu Salih zamanında 3000 kıntara ulaştı.[10]

Sultan ve emîrler ıktadan en çok payı aldıklarından maddî yönden de herhangi bir sıkıntıları yoktu. Onların bıraktıkları mirasa bakınca, ne kadar zengin ve büyük servet sahibi oldukları anlaşılır. Emîr Salar, vefat ettiği zaman yanında büyük hazineler bulunmuştu. O hazineler de; 25 rıtıl zümrüt ve yakut taşları, 300 parça elmas, 150 adet büyük inci, 200 dinar altın, 400 dirhem gümüş, 4 kıntar sikkelenmiş altın, hayvan ve diğer gelirleri hariç çok malı vardı. Emîr Salar’ın günlük geliri 100.000 dinar idi.[11]

Yukarıda açıklamaya çalıştığımız gerçekler Memlûkler Dönemi’nde askerî tabakanın ve yöneticilerin elde ettikleri korkunç servetin bir göstergesidir. 1340 yılında Sultan Nâsır Muhammed b. Kalavun’un Şam valisi Tenkez’in malını müsadere ettiği zaman bu emîrin servetinin değeri yaklaşık 2,5 milyon dinara ulaşmıştı. Fakat daha sonra emîr Tenkez görevden alınmıştır.

Bu emîrler arasında Emîr Mancıkla çok büyük servete sahip idi. Fakat daha sonra bu emîr de görevinden alınmıştır.[12]

Memlûk sultanları, saray görevlileri ve hizmetçileriyle beraber Kal’atü’l-Cebel denilen hükümet sarayında oturuyorlardı. Kal’atü’l-Cebel’de Memlûk Devleti’nin idare merkezi ve aynı zamanda emîrlerin evlerinin ve aile efradının bulunduğu yerdi. Sultanlar ve emîrler Kal’atü’l-Cebel’de çok lüks ve toplumdan uzak bir hayat yaşıyorlardı. Bunların lüks hayat yaşamalarına karşılık Memlûklerin son dönemlerine doğru orta halli tabakanın sürekli gerilediğini, sanat erbabının yok olduğunu, dükkânların kilitlendiğini görüyoruz. Hâkim askerî tabaka her tarafa el atıyor ve ülke gelirlerini adeta emiyordu. Bu yüzden devlet malî yönden büyük sıkıntılara girdi ve halkın çoğu Ecnadü’l-Halka’ya girmeye başladı. Bir kısım halk ise, ticarethanelerini bırakıp sultanlara ait fabrikalarda ve ticarethanelerde işçi olarak çalışmaya başladılar.[13]

Memlûkler Dönemi’nde emîrlerin hırsı, istek ve mal biriktirme arzuları durmadı ve daha yüksek makam ve daha çok ıkta elde etmek için birbirleriyle yarıştılar. Bu durum Memlûk asrı boyunca siyasî, sosyal ve iktisadî açıdan karışıklık ve fitnelerin ortaya çıkmasına sebep oldu. Bu karışıklıklara askerlerin karışması eklenince artık onlar da bir şeyler istemeye başladılar. Emîrlerin ve askerlerin karıştığı ve körüklediği toplumsal kargaşa Memlûk Devleti’nin askerî ve idarî müesseselerinin bozulmasına ve çökmesine sebep oldu.[14]

2. Reaya (Halk)

Memlûklerde iktisadî yapıyı daha iyi anlayabilmek için bu devletin toplum yapısını da bilmek gerekmektedir.[15] Memlûkler Dönemi’nde Mısır toplumu çeşitli tabakalardan meydana gelmiş bir cemiyet manzarası arzetmekteydi. Memlûk Devri, Mısır toplumunda idare edenlerle idare edilenler arasında büyük farklar vardı. İdare edenler, her bakımdan yerli halka yabancı olmuşlar ve onlara hep tepeden bakmışlardır. Hâkim askerî sınıf, halkla iyi münasebetler içinde olmamış ve onların refah seviyesini yükseltecek işler yapmamışlardır.[16]

Memlûkler döneminde halk gerek Mısır’da gerekse Suriye’de olsun şehirde yaşayanlar, köyde yaşayanlar ve konar-göçerler (göçebeler) olmak üzere 3 kısma ayrılmaktaydı.

A. Şehirde Yaşayanlar

Memlûk toplumunda şehirde yaşayanlar nüfusun büyük çoğunluğunu oluşturmaktaydı. Bazı kaynaklar özellikle Bahrî Memlûkler Dönemi’nde Abbasi Devleti’nin yıkılışından sonra bazı Türkmen aşiretlerinin Mısır’a göç ettiklerini belirtmektedir. Sultan Baybars zamanında gelen bu göçmenlere sevgi gösterilmek suretiyle onların Mısır’a gelmesi sağlanmıştır. Böylece Bahrî Memlûkler Dönemi’nde Mısır’ın nüfusu oldukça artmış ve 3.000.000’a ulaşmıştır. Bazı araştırıcılar sadece Kahire’nin nüfusunun XIV. yüzyılda 600.000 civarında olduğunu ifade etmişlerdir.[17]

Memlûkler Dönemi’nde Kahire, Dimyat, İskenderiye ve Reşid gibi şehirler çok gelişmiştir. Bu şehirlerin evleri birbirine çok yakın ve sokak ve caddeleri ise oldukça dardı. Aşur’un ifadesine göre, bu dönemde Mısır’ı ziyaret eden seyyahlar, şehirlerin oldukça büyük ve kalabalık oluğunu ittifakla zikretmişlerdir.[18]

Memlûkler Dönemi’nde, Mısır şehirlerinin her birinin kendisine has bir pazarı vardı. Bir kısım şehirlerin ise birkaç pazarı vardı. Bu durum şehirlerin büyüklük veya küçüklüğüne göre değişmekteydi. Mısır’ın güneyindeki Îhmîm, İsnâ ve bunların dışındaki şehirlerde çeşitlilik bakımından çok zengin pazarlar vardı. Sahildeki şehirlerin de kendisine mahsus pazarları vardı. İbn Dokmak, Mısır’ın batı kesiminde bulunan Masallat şehrinde çok canlı pazarların olduğunu söylemiştir. Kalyûb şehri ise; meyve, süt ve bunların ürünlerinin çoğunu teşkil etmesi bakımından Kahire pazarının bir uzantısı durumundaydı.[19]

Memlûkler Dönemi’nde sultanlar aristokrat bir sınıf olarak yaşadılar ve büyük servetler biriktirdiler. O dönemde Mısır’ı ziyaret eden gayrimüslimler Memlûk emîrlerinin de şehirde çok lüks bir hayat yaşadıklarını ve onların çok servete sahip olduklarını müşahade etmişlerdir. Memlûkler Dönemi’nde esas sıkıntıyı halk çekmiştir. Bu dönemde halkın çoğu özellikle çiftçiler çok sıkıntılı bir hayat yaşamışlardır.[20]

Memlûk sultanları ticarete özel bir önem verdiler ve ticareti teşvik ettiler. Böylece İskenderiye, Şam ve Beyrut’ta Avrupalılara ait ticaret merkezleri ortaya çıktı. Hindistan ve Uzakdoğu ile de ticareti geliştirdiler. Böylece Mısır’da bazı şehirler dünya ticaretinin merkezi durumuna geldi ve bu sayede şehirlerde bir canlılık görüldü.[21]

Memlûkler, bütün Mısır şehirlerini özellikle de Kahire’yi büyük eserlerle süslemişlerdi. Bu dönemde büyük hanlar, hastaneler, sebiller, camiler, hamamlar ve medreseler yaptırıldı. Bu dönemde ayrıca hapishaneler de yaptırıldı. Bu hapishaneler asker ve sivil için ayrı ayrıydı. Ayrıca kadınlar için de ayrı hapishaneler vardı.[22] Memlûkler kadınlarına çok değer vermişlerdir. Bu dönemde kadınlar çarşı ve pazarlarda alış-veriş yapıyorlar, hamama gidiyorlar ve ilim tahsil etmek için camilere gidiyorlardı. Kadınlar buna benzer bütün haklara sahipti ve şehir hayatında da toplumun bir parçasıydı.[23]

İbn Haldun, Mısır toplumunun sultan ve halktan meydana geldiğini ifade ederken,[24] David Ayalon ise, halkla yönetici arasında bir ara sınıfın olduğunu buna ise “evladu’n-nas”[25] denildiğini belirtmektedir. Bu evladu’n-nas zamanla halkla kaynaştı ve çok az bir kısmı hariç bunların çoğu halkla içiçe yaşadılar.[26]

Memlûklerin torunları ise evladu’n-nas’tan daha düşük bir sosyal yapıdaydılar. Mısır toplumu iki veya üç nesil sonra bunları da kendi potasında eritti ve bunlar Mısır’ın genel hayatı ile bütünleşip hâkim askerî tabakadan uzaklaştılar.[27]

Şehirde yaşayan hâkim sınıfa yakın olan ve sultanların da yakınlık duyduğu bir grup daha vardı ki bunlar ilim erbabı idi. Sultanlar siyasi, iktisadî ve malî konularda kendilerini güven içerisinde hissetmeleri için böyle bir sınıfa yakınlık duyuyorlardı. Bu ilim erbabı içerisinde hâkimler, medrese hocaları ve din adamları vardı. Büyük alimler sultana bağlılıklarını vurgulamak için zaman zaman sultanların yanına çıkarlar ve onlarla görüşürlerdi.[28] İlim erbabından sonra şehirde yaşayan önemli bir sınıf ise tüccarlardı. Memlûkler başları sıkışınca hep tüccar sınıftan para yardımı aldıklarından, onları kendilerine yaklaştırmışlar ve iyi davranmışlardır. Tüccarlar Memlûkler Dönemi’nde büyük servetlere sahiptiler. Tüccarların büyük servetlere sahip olması, sultanların iştahını kabartmış bazen mallarını müsadere etmişlerdir. Bu sebeple tüccarlar servetlerini güvence altında hissetmemişler ve devamlı şikayetçi olmuşlardır.[29]

Gayrimüslimler, Memlûkler döneminde ülkenin değişik bölgelerinde dağınık vaziyette yaşıyorlardı. Kıptîler daha çok yukarı Mısır’da yaşıyorlardı. Memlûklerin bunlara karşı bazen sert bazen yumuşak politika izlediği görülmektedir. Memlûkler bazen Avrupa karşısında başarısızlığa düştüklerinde Mısır’daki Kıptîlerden intikam alırlardı.[30] Bütün bunlara rağmen Memlûkler, Hıristiyan Kıptîleri özellikle malîye teşkilâtında çalıştırarak bunlardan faydalanmışlardır.[31] Sultan Nâsır Muhammed b. Kalavun zamanında papalık, Hıristiyanların Müslümanlarla beraber ikamet etmelerini ve onlara yumuşak davranılmasını talep etmişti.[32] Fakat H.700/1300 yılı Recep ayında Sultan Nâsır Muhammed b. Kalavun zamanında Hıristiyanlar ve Yahudiler hakkında bir karar alındı ve bu tarihten itibaren gayrimüslimlerden Hıristiyan erkeklerine mavi sarık, Yahudi erkeklerine ise sarı sarık giyinmeleri zorunlu kılındı. Gayrimüslimler ata binemeyecekler, silah kullanamayacaklar, konuşurken seslerini Müslümanların seslerinden daha fazla yükseltemeyeceklerdi. Bu tarihten sonra Hıristiyan ve Yahudiler sultan ve emîrlerin divanlarında çalışmaktan da men edildiler.[33]

Memlûkler döneminde Kahire ve diğer şehirlerde; işçiler, zanaatkarlar, satıcılar, nakliyeciler, tüccarlar ve yoksullardan oluşan büyük bir halk kitlesi yaşıyordu. Memlûkler Dönemi’nde gündüz olduğu gibi gece de hayat çok canlıydı ve sokaklar kandillerle aydınlatılıyordu.[34]

B. Göçebe Yaşayan Arap Bedevileri

Memlûkler Dönemi’nde bedevi Arap kabileleri ülkenin değişik bölgelerinde göçebe hayatı yaşıyorlardı. Bu bedevi Araplar daha çok Şarkiyye, Buhayra, Menufiyye, Feyyûm, Mina ve Asyût bölgelerinde yaşıyorlardı. Bedevi Arap kabileleri bulundukları bölgelerde sürekli fitne çıkarıyorlardı. O dönemde köy ve şehir halkı bu bedevi Arap kabilelerinden sürekli tedirgin oluyorlardı.[35]

Sultan Zahir Baybars ve diğer sultanlar zamanında bedevi Arap kabilelerinin isyanlarını önlemek için onları bazen bulundukları yerlerden zorla göçe zorlar ve gerekirse askerî tedbire de başvururlardı. Bu Arap kabileleri Mısır ve Suriye’de yarı göçebe bir hayat yaşıyorlar ve Memlûk Devleti’nin kuruluşundan yıkılışına kadar isyan çıkarmaya ve ticaret kervanlarını soymaya devam etmişlerdir. Bedevi Araplar bu isyanlarını daha çok sultan değişikliği esnasında yapıyorlar ve iç karışıklığa sebebiyet veriyorlardı.[36] Bedevi Araplara isyanlarını durdurmaları karşılığında kendilerine ıkta dahi veriliyordu.[37]

C. Köyde Yaşayanlar

Memlûkler Dönemi’nde çiftçiler genellikle büyük şehirlere yakın köylerde yaşıyorlardı. Bu dönemde çiftçilerin büyük bir sıkıntı ve baskı altında yaşadıklarını o dönemin kaynakları ifade etmektedir. İbnü’l-Hac, çiftçilerin çok perişan ve zillet içerisinde bir hayat sürdüklerinden bahsetmektedir.[38]

Çiftçiler bu dönemde bütün hayatlarını toprağa bağlamışlardı ve çok çalışmalarına rağmen toprak gelirinden fazla bir şey alamıyorlardı. Çünkü çiftçiler o dönemde bir yandan bağlı oldukları ıkta sahibi emîrlerin baskılarından, diğer yandan da bedevi Arapların zulüm ve baskısı altında eziliyorlardı.[39] Memlûklerin köylerde yaşayan çiftçilere ağır vergiler yüklemeleri üzerine ıkta nizamında bozulmalar başladı ve çiftçiler bulundukları yerleri terk etmeye başladılar. Böylece bazı köyler tamamen ıssız ve kimsesiz kaldı ve toprak gelirinde büyük düşüşler yaşandı. Bunun etkisi üzerine ülke ekonomisi gerilemeye başladı. Memlûkler Dönemi’nde çiftçilere hiçbir zaman şefkat eli uzatılmamış ve onlar her zaman toplumda hakir görülmüşlerdir.[40]

Memlûkler Devri’nde vergi memurları köye vergi tahsil etmek için gittiğinde vergi memurunun bütün masrafları çiftçilere yükleniyor ve evinden kaçan çiftçilerin çocukları da rehin alınıyordu. Kıtlık ve vebanın yoğun olduğu dönemlerde çiftçilerin köyden kaçmaması için çiftçiler borçlandırılıyor ve arazi icar ücretleri de kat kat arttırılıyordu. 1348 yılında görülen vebadan çiftçilerin büyük bir kısmı öldü ve bazı köylerde toprağı ekecek kimse kalmadı.[41]

Memlûkler Dönemi’nde köylerde sadece çiftçiler yaşamıyordu. O dönemde küçük imalat sahipleri de köylerde oturuyorlardı. Örneğin şeker kamışı ekiminin yapıldığı yerlerde şeker kamışı imalathaneleri vardı ayrıca Mısır’ın bazı köylerinde dokuma ve diğer sanayi dallarının dahi köylerde birer küçük imalathaneleri vardı. Yine köylerde hayvancılık da yapılıyordu. Koyun ve keçiler sürüler halinde köylerde besleniyordu. Köylüler hayvanlardan azami derecede istifade ediyorlardı.[42]

Dr. Bahattin KELEŞ

Gaziosmanpaşa Üniversitesi / Türkiye

Alıntı Kaynağı: Türkler, Cilt: 5 Sayfa: 394-398


Dipnotlar:
[1] K. Y. Kopraman, “Memlûkler Dönemi’nde Mısır’da Sosyal Hayat” DGBİT, c. VII., s. 17-78, İstanbul 1989.
[2] İbn Haldun (Abdurrahman b. Haldun), Mukaddime (Tahkik, Ali Abdulvahit Vasfî), Kahire 1957, s. 183.
[3] Makrizî, İğasetü’l-İmme bi Keşfi’l-Ğimme, (Nşr, Muhammed Mustafa Ziyade-Cemaleddin Muhammed Şeyyal), Kahire 1940, s. 73-74, El-Mevaiz ve’l-İtibar bi zikri’l-Hitat ve’l-Asar, Darusâdır, Beyrut.
[4] P. K. Hitti, Siyasi ve Kültürel İslâm Tarihi (Çev. Salih TUĞ), İstanbul 1995, s. 1087; Türk Memlûkleri arasında çoğunluğunu Kıpçak ve Harezmlilerin teşkil ettiği ayrı bir Memlûk grubu Nil nehri üzerindeki er-Ravza adasında kurulmuştur. Buraya gelen askerlerin kara ile irtibatları kesildi ve burası mühkahkem bir hale getirildi. Nil nehrine izafeten “el-Memaliku’l-Bahriyye (Bahrî Memlûkleri) denildi. Bunlar bu adada en iyi şekilde yetiştirildiler. K. Y. Kopraman, “Türklerde İnsani Değerler ve Hukuka Saygı” “Türklerde İnsani Değerler ve İnsan Hakları, (Başlangıçtan Osmanlı Dönemine Kadar) Birinci Kitap, İstanbul 1992, s. 392-393.
[5] M. G. S. Hodson, İslamın Serüveni (Bir Dünya Medeniyetinde Bilinç ve Tarih), (Çev. Metin Karabaşoğlu), c. II., İstanbul 1993, s. 460.
[6] D. Ayalon, The Muslim City and the Mamluk Military Aristocracy, Proceeding of the lsrael Academy of Sciences and Humanities 2, Jerusalem 1968, s. 323.
[7] Kazım Yaşar Kopraman, Mısır Memlûkler Tarihi Sultan al-Malik al-Mu’ayyad Şeyh al- Mahmûdî Devri, (1412-1421), Ankara 1989, s. 1; Ali Aktan, “Memlûklerde Saltanat Değişikliği Usûlü” Ankara Ünv. İlahiyat Fak. Dergisi S. IX, (Erzurum 1990), s. 270.
[8] Makrizî, El-Mevaiz ve’l-İtibar bi zikri’l-Hitat ve’l-Asar, Darusâdır, Beyrut, c. II., s. 98.
[9] A. H. Dumit, ed-Devletü’l-Memlûkiyye-Tarih-i Siyasî ve’l-İktisadî, ve’l Askerî (?), s. 89-90; Memlûklerin bu aristokrat bir sınıf oluşturamadıkları hususundaki şartlar eksikti. Bu şartlardan veraset; her ne kadar saltanatın tahtını yücelmede nispeten muvaffak olmuşlar ise de, yüce makamı miras alma noktasında muvaffak olamamışlardır. Çünkü sultan ve emîrler hakim olan askerî tabakaya istisnai durumlar hariç çocuklarını yerleştirememişlerdi. Aristokrat sınıf sürekli kendi çocuğunu yerine geçirmek için uğraşmaktaydı. Aristokraside ikinci bir şart ise, huzur içinde ve istikrarlı bir hayat yaşamaktı. Fakat Memlûkler Dönemi’nde bir dizi kanlı olayların yaşandığını görüyoruz. Üçüncü bir şart ise, Memlûkler ülke geliri üzerinde tüccar ve sanat erbabına çok yüklenmişlerdi. Onları adeta ağır vergi ve müsadere ile ezmişlerdi.
[10] A. Turhan, en-Nizamu’l-Iktaiyye fî’ş-Şarkı’l-Evsat fî Usûri’l-Vustâ, Kahire 1968. en- Nizamu’l-İktaiyye, s. 203.
[11] A. H. Dumit, a.g.e., s. 91; Sultan Nâsır Muhammed b. Kalavun 1340 yılında Şam valisi Tenkez ile beraber savaştan döndükten sonra emîr ler sultanı karşılamak için seferber oldular. Emîr Kutlubağ Mansur’un hediyeleri; ayarlanmış 10 tane at, ve her atın boynunda içinde 1000 dinar bulunan bir kese vardı. Bu durum sultan ve emîrlerin çok lüks ve debdebeli bir hayat yaşadıklarını göstermektedir. Seyyit Baz el-Arinî, el-Memalîk, Beyrut 1967, s. 204.
[12] İbn Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihaye, c. XIV., s. 661; İbn Tağribirdi, En-Nücum, c. IX., s. 741; A. H. Dumit, a.g.e., s. 91-92.
[13] Makrizî, Hıtat, c. II., s. 94 vd.
[14] A. H. Dumit, a.g.e., s. 76.
[15] A. H. Dumit, a.g.e., s. 84.
[16] K. Y. Kopraman, “Memlûkler Dönemi’nde Mısır’da Sosyal Hayat”, DGBİT, c. VII. s. 28.
[17] Kasım Abdul Kasım, Dirasât fî Tarih-i Mısri’l-İctimaî Asri’ Selâtini’l-Memâlik, Kahire 1983, s. 30.
[18] S. A. Aşûr, el-Asri’l-Memalîk fî Mısır ve’ş-Şam, Kahire 1976, s. 31.
[19] Kasım Abdul Kasım, Dirasat fî Tarih-i Mısır, s. 31; Memlûkler döneminde Kahire ve diğer büyük şehirlerde iktisadi açıdan büyük bir gelişme görülmekteydi. Çünkü Memlûkler bu şehirlerin caddelerini ve dükkanlarını çeşitli mallarla doldurmuşlardı. Esnaf, muhtesib gözetiminde sürekli denetim altında idi. S. A. Aşur, Mısır ve’ş-Şam…, s. 288.
[20] S. A. Aşûr, el-Eyyubiyyûn ve’l-Memalîkî fî Mısır ve’ş-Şam, Kahire 1990, s. 288.
[21] A. Durî, İslâm iktisat Tarihine Giriş, (Çev. Sabri Orman) İstanbul 1991, s. 147.
[22] K. Y. Kopraman, “Memlûkler Devrinde Mısır’da Sosyal Hayat” s. 31.
[23] Kasım Abdul Kasım, Dirasât fî Tarih-i Mısır, s. 289.
[24] İbn Haldun, Mukaddime, s. 183.
[25] Evladun’n-Nas; Mısır’da doğan Memlûklerin çocukları idi. Bunlar köle değillerdir. Toplum içinde konumları Memaliklerden (Kölelerden) daha düşüktü. Babalarının gölgesinde yaşıyor, siyasi ve askeri hayattan da uzak duruyorlardı. Mısır toplumunda en üstün sınıf askeri sınıftı ve kölelerden oluşuyordu. Sultan olmak ve emîr olmak için köle olmak şarttı. Evladu’n-nas vakitlerinin çoğunu spor ve oyunlarla geçiriyorlardı. Bu evladu’n-nas’tan meşhur tarihçiler dahi çıkmıştır. Bunlar arasında İbn Ebi Devadar, Halil b. Şahin, Ez-Zahirî, Salim b. Dokmak, İbn Tağribirdi, ve İbn İyas gibi meşhur tarihçiler vardı. Kasım Abdul Kasım, Ahmed-el-Havarî, er-Rivayetü’t-Tarihiyye Fi’l-Edebi’l-Arabi’l- Hadîs, Kahire, 1977, s. 89; M. Sobernheim, “Memlûkler”, İA. (MEB), İstanbul 1988, c. VIII, s. 690; P. M. Holt “The Structure of Government in the Mamluk Sultanate “The Eastern Meditterranean Lands in the Period of Crusades (Nşr. P. M. Holt), Warminster 1977, s. 44-61. Bu makale Belleten dergisinde Samira Kortantamer tarafından “Memluk Sultanlığında Devlet Yapısı” olarak çevrilmiştir. Belleten, LII/202 (Nisan 1988), s. 227-246.
[26] David Ayalon, Outsiders İn the Lands of İslami Mamluks, Mongols and Eunuchs, London 1988, s. 328-329.
[27] Kasım Abdul Kasım, Dirasât fî Tarih-i Mısır, s. 24.
[28] Makrizî, Kitabu’s-Sulûk li-Ma’rifeti Düveli’l-Mulûk, Kahire 1956, c. IV., s. 1189.
[29] K. Y. Kopraman, “Memlûkler Döneminde Mısır’da Sosyal Hayat”, DGBİT, C. VII,s. 30.
[30] A. S. Atiya, The Crusade İn the Later Middle Ages, London 1968, s. 272 vd.
[31] Donald, P. Little, “Coptic Conversion to İslam Under the Bahri Mamlûk, BSOAS, C. XXXIX, London 1976, s. 692.
[32] WE. Muir, The Mameluke or Slave Dynastry of Egpyt, London 1996, s. 73.
[33] A. İbrahim Hasan, Tarih-i Memâliki’l-Bahriyye, Kahire 1967 s. 345. Sultan Nâsır Muhammed b. Kalavun H. 721/1321 yılında Hıristiyan ve Yahudilere karşı tekrar bir yumuşama gösterdi ve onlara iyi davrandıkları müddetçe kiliselerine serbest gidip ayin yapabileceklerini ve kiliselerinin de tamir edileceğini söyledi. Lane-Poole, History of Egypt İn the Middle Age, London 1936, s. 212.
[34] K. Y, Kopraman, “Memlûkler Devrinde Mısır’da Sosyal Hayat”, s. 30-31.
[35] S. A. Aşûr, el-Asri’l-Memalikî, s, 327; Bedevi Arap kabileleri 1261 yılında Sultan Zahir Baybars zamanında isyan çıkarmışlar ve yine 1290 yılında Sultan Mansur Kalavun zamanında da Saîd Bölgesinde isyan çıkarmışlar, yine Bedevi Arap kabileleri Saîd bölgesinde bu tarihlerden sonra da isyan çıkarmaya devam etmişlerdir. S. A. Aşûr, el-Asri’l-Memalikî, s, 328.
[36] S. A. Aşûr, el-Asri’l-Memalikî, s, 327.
[37] İ. Turhan, en-Nizamu’l-İktaiyye, s. 155-156.
[38] İbnü’l-Hac, Ebu Abdullah Muhammed b. Muhammed el-Ba’bedrî, el-Medhal Şer’i’ş-Şerif ale’l-Mezahib, İskenderiye 1876, c. II., s. 8.
[39] S. A. Aşûr, Mısır ve’ş-Şam, s. 284.
[40] A. H. Dumit, a.g.e., s. 148.
[41] Makrizî, İğasetü’l-Ümme, s. 45 vd.
[42] Edfuvi et-Tali’us Saîd, s. 28.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.