KARAHANLILARDA DİL VE EDEBİYAT

KARAHANLILARDA DİL VE EDEBİYAT

Türk Edebiyatı, ilk olarak Kutadgu Bilig’le, nazım edebiyatının temelini atmış, Türk gelenekli kültürünü, tarihî mâzisinden ayırmamıştır. Tepeden tırnağa kâmil bir Orta-Asya Türk çocuğu olan Yusuf Hâs Hâcib, dönemin doğu ve batı felsefe ve ilmine tamâmen vâkıf olduğuna şüphe edilmemekle birlikte, aynı ölçüde Türklük gelenek, görenek ve terbiyesini de tam anlamıyla hazmetmiş, özümsemiştir. Eserinin konusu da, tamamen doğu tefekkür ananesine uymakta olup, şahsî prensiplere değil, genel olarak, doğu ulusları arasında yaşayan pratik hayat kurallarına, hakkını fazlasıyla vermeye çalışmıştır. Arap ve İran edebiyatlarına da yakînen vâkıf olduğu şüphesiz olan Yusuf Hâs Hâcib, eserinde mânî (173 dörtlük, aaxa), masal, hikmetler gibi halk edebiyatına da başvurmuş olması, halk ve il (yüksek zümre) edebiyatına değer verdiğini açıkça ortaya koymaktadır. Hele eserin yazılışında geniş halk psikolojisinin en başta gelişi, Kâşgar Türk edebî mektebine (ekole) çok daha değişik bir özellik kazandırmıştır. Eser, tarihî Türk kültürü ve geleneklerinin hazînedârlığını olduğu gibi korumuş, muhâfaza etmiştir. Kutadgu Bilig, büyük Moğol istilâsına kadar, Orta-Asya sahasında Türk Dili ve Edebiyatı yâdigârı olup, uzun yıllar Türk edebiyatı mektebinin yaşamasına sebep olmuştur.”[23]

Kutadgu Bilig’in mensur ve manzum Mukaddimesinin kimin tarafından yazıldığı bilinmemekle beraber, eski Kâşgar Türkçesi ’nin nesir örneği olması açısından, Karahanlı edebiyatı için büyük bir değer taşımaktadır. Kutadgu Bilig’den, yaklaşık olarak, yüz veya iki yüz yıl sonra yazıldığı ileri sürülmektedir. Yusuf Hâs Hâcib tarafından yazıldığı da söylenmektedir. Ancak, uslûbu, muhtevası ve edasına bakılırsa birinci iddianın daha doğru olduğu görüşü hâkim görünmektedir. Elde mevcut olan üç nüsha karşılaştırıldığında, fihristlerdeki konuların farklı ve düzensiz olması, Mukaddime’nin bizzât Yusuf Hâs Hâcib’in kaleminden çıkmadığı sonucunu doğurmaktadır.

2. Kitâbü Dîvânü Lügâti’t-Türk

XI. yüzyılın (H. V.) Türk Dili âbideleri arasında, hatta başında gelen Dîvânü Lügâti’t-Türk (te’lifi: 1072-1074, 1077) Türk dilinin, tam anlamıyla, ansiklopedik bir eseridir. Bu değerli eserin yazarı ise Mahmûd Kâgârî (Mahmûd b. Hüseyin b. Muhammed el-Kâşgarî)’dir.[24]

Türkçeden-Arapça’ya bir Sözlük ve Türk Dili ve grameri’nin ana kaynağı kabul edilen Dîvânü Lügâti’t-Türk, Karahanlılar dönemi dil âbidesi olmakla birlikte, yazılış amacına uygun olarak, eserin ana metni Arapça olarak yazılmış, Orta-Asya’da yaşayan Türk boylarının âdet ve ananeleri, lehçeleri, folklor ve efsâneleri, iğneden ipliğe her şeyleri tespit edilmiş, üstelik bu eserin Karahanlı Hâkânına değil, Abbâsî halîfesi el-Muktedî Billâh’a (1075-194) sunulmuş olmasının sebepleri vardır. Bunlar, Türk dilini Araplara öğretmek, Türk Dili’nin dünya dilleri arasındaki yerini tespit, Araplarla daha sıkı münâsebette bulunmak gibi sebeplerdir.[25]

Karahanlılar Devri dil ve edebiyatı özelliklerini yansıtan Dîvânü Lügâti’t-Türk’de bulunan 7500 Türkçe kelimenin, örneklendirilmesi sırasında, müellif tarafından örnek olarak seçilen ve Türklerin millî ölçüsü olan hece vezni ile yazılmış Koşma (Koşug, sagu) tarzındaki Türkçe dörtlüklerdir. Halk edebiyatımızın en eski (belki de ilk) örneklerini oluşturan bu dörtlükler, Efsânevî Türk kahramanlarından olan Alp Er Tunga’nın (Efrâsiyâb) (M.Ö. 62) kişiliği etrafında oluşturulmuş eski bir destanın, kahramanın ölümü ile ilgili son bölümüne âit sanılan dörtlükler dahil, kendi dönemine kadar yazılmış olan şiirlerdir.

Esasen, Dîvânü Lügâti’t-Türk’de ve diğer kaynaklarda yer alan en eski Türk Halk şiiri örneklerini konu, içerik ve şekil yönünden: 1. Lirik şiirler, 2. Pastoral şiirler, 3. Savaş va kahramanlık şiirleri, 4. Destanlar, 5. Ağıtlar, şeklinde bir tasnife tabi tutabiliriz.

Dîvânü Lügâti’t-Türk’de bulunan dörtlüklerden bir kısmının IX., bir kısmı da X. ve XI. yüzyıllara âit olduğu söylenebilir. Çoğu Koşma tarzında yazılmış olan bu dörtlüklerde üç çeşit kâfiye seması kullanılmıştır. 1. abcb/dddb/cccb., 2. abab/cccb/dddb., 3. aaab/dddb. Hece ölçüleri ise, genel olarak, 4 + 3 = 7; 4 + 4 = 8; 4 + 4 + 4 = 12 şeklindedir.

Karahanlılar Dönemi’nde verilen ilk İslâmî eserler arasında yer alan fakat, muhteva yönüyle tamamen farklı, Türkçe’den Arapça’ya ilk sözlük ve bir el kitabı hüviyetini taşıyan Dîvânü Lügâti’t-Türk hakkında, yurt içinde ve yurt dışında, günümüze kadar, bir hayli yazılıp-çizilmiştir. Ancak, bu âbidevî eser hakkında ne kadar yazılıp-çizilse azdır.[26]

3. Atabetü’l-Hakâyık

Karahanlılar döneminde devlet ve ilim merkezi olması nedeniyle “Kâşgar Tili”inde ve edebiyat ekolünde, Karahanlılardan sonra da bazı edebî eserler yazılmıştır. Sayıları kesin olarak bilinmeyen bu eserlerin başında Atabetü’l-Hakâyık, Dîvân-ı Hikmet, Râbgûzî’nin Kısasu’l-Enbiyası ve benzeri dinî eserler gelmektedir. Bunlardan Atabetü’l-Hakâyık, devri için geniş bir yayılış alanı bulmuş sûfiyâne bir eserdir.

Yazılış tarihi, tam olarak bilinmemekle beraber, XII. yüzyıl Türk Edebiyatı mahsüllerinden kabul edilmektedir. Yazarı Mahmûd-oğlu soyundan Edîb Ahmed Yüknekî eserin dilini Türk Dili (Türkî) diye adlandırdığı hâlde, eserin sonunda yer alan Arslan Hoca Tarhan’ın yazdığı takrizde, doğrudan doğruya “Kaşgar tili”nde yazıldığını vurgulamaktadır. Böyle olmakla beraber, Atabetü’l-Hakâyık, kendi döneminin klâsik edebî Türkçesinde yazılmıştır.

Edebî nevi ve konusu itibariyle dînî ve ahlâkî olan Atabetü’l-Hakâyık, dil yönünden bazı farklılıklar göstermektedir. Bu farklılık, Orta-Asya’da verilen bütün eserler için geçerlidir. Bu farklılık, yazarın kabîle mensûbiyeti, müstensihlerin bilgi ve kültür seviyelerinden kaynaklanmaktadır. Bunlardan başka coğrafî ve kronoloji şartlarının da etkisi unutulmamalıdır.

Kaynaklardan elde edilen bilgilere göre, Edîb Ahmed Yüknekî, Mahmudoğlu soyundan olup anadan doğma amâ bir Karahanlı Dönemi şâiridir. Ali Şîr Nevâî’nin (1441-1501) de işâret ettiği gibi, Edîb Ahmed çağının hikmet ve nükteleriyle tanınmış önemli Türk şâirlerindendir. Edîb Ahmed ’in hikmetlerinden pek çoğunun, Orta-Asya’da aynı türde şiir söyleyenlere maledilmiş olması ihtimal dâhilindedir. Eserin Batı Türkistan’da yazıldığı kuvvetle muhtemeldir.[27]

4. Dîvân-ı Hikmet

Karahanlı Türkçesi üzerinde, filoloji ve dilbilim açısından, en etkili ve kuvvetli edebî unsur, hiç şüphesiz, Ahmed Yesevî’nin(v. 562/1166) Hikmetleri olmuştur. XII. yüzyıl mutasavvıf şâirlerinden olan Ahmed Yesevî, Yesi’li (Batı Türkistan) bir Türktür.

Hakkında en çok söz eden ve bilgi veren M. Fuâd Köprülü (1890-1966), Ahmed Yesevî ile, Anadolu’da Ahmed Yesevî’nin âdeta izdüşümü olan Yunus Emre’yi (v. 720/1320) karşılaştırdıktan sonra, coğrafyaları farklı olan bu iki mutasavvıf şâirden, özellikle Ahmed Yesevî, ilk Türk Tasavvuf Edebiyatı’nın gelişmesinde ileri derecede etkili olmuş, Hâkâniye Lehçesi sınırlarının genişlemesinde, olağanüstü varlık göstermiştir. Çevresinde halkalanan öğrenci ve mürîdleri aracılığı ile, Karahanlı Türkçesi’nin Orta-Asya bozkırlarının en ücra köşelerine kadar yayılmasında Ahmed Yesevî’nin payı büyüktür. Ahmed Yesevî, Ehl-i sünnet inancını benimseyen, tarîkatla şerî’atı, bir başka deyişle medrese ile tekkeyi şahsında birleştiren, İslâm Dini ile yeni tanışmış olan Orta-Asya Türklerine yeni dinin esaslarını, bu dîne özgü olan tasavvuf âdâbını öğreten bir muallim ve bir mürşiddir. Bütün ömrünü eğitim ve öğretime vakfeden Ahmed Yesevî, hikmetlerini önce talebe ve müridlerine okumuş, daha sonra derlenerek kitap hâline getirilmiş, adına ise Dîvân-ı Hikmet adı verilmiştir. Bu eser, Orta- Asya’da ilk defa tasavvuf âdâbını içeren bir eser hüviyetini de taşımaktadır.

Dîvân-ı Hikmet’in yazıldığı dil hakkında yapılan tartışmaları bir tarafa bırakarak, diyoruz ki, Ahmed Yesevî’nin Yesi’de (= Batı Türkistan) doğduğu ve 1166’da (562) vefat ettiği konusunda görüşbirliği olduğuna göre, Karahanlı Türkçesinin yayılması ve yaşamasında ve Dînî-Tasavvufî edebiyatın oluşmasında en çok emeği geçen, Onun kurduğu ilk Türk tarîkatı olan ve sonradan Haydariyye, Bektâşiyye, Nakşıbendiyye gibi üç büyük ve kuvvetli Türk tarîkatının esaslarını da doğuran Yeseviyye tarîkatının, başta Anadolu olmak üzere, çeşitli sâhalara yayılmasında, Onun yetiştirdiği dervişler sâyesinde Orta-Asya, Anadolu ve diğer sahaların İslâmlaşmasında, silâhsız savaşçı rolünü oynamıştır. Çünkü O, yaptıklarını hep Allah rızası için yapmış, hep onu gözetmiştir.

Pîr-i Türkistan Hâce Ahmed Yesevî hakkında verilen bilgileri tekrarlamak malûmu ¡‘lâmdır. O yüzden, Ahmed Yesevî ile ilgili bir bibliyografya oluşturmanın, daha doğru olacağını düşünüyorum.[28]

Bir değerlendirme yapmak gerekirse şunlar söylenebilir:

Uygur Hânlığı’nın gerçek vârisi sayılması dolayısıyla Karahanlı Devleti, aynı zamanda Seyhun ve Ceyhun ırmakları arasında yer alan, yüksek kültüre sahip bölgeyi de kendi idâresi ve hâkimiyeti altına almış olmakla, İslâm’ı kabul edip benimsemiş olan bazı yüksek medenî milletlerin kültürlerinden de faydalanmayı başarmışlardır. Bu yüzden Türk Karahanlı Devleti, bu çağ -Orta Doğu- Türklüğünün en yüksek ve olgun medenî bir devleti olmuştur. Taassuba kapılmadan, sahibi bulunduğu Bozkır medeniyeti ile yerleşik medeniyeti âdeta mezcederek komşu Uygur ve Türk-İran kültür etkisinden de uzak kalmamıştır. Buna mukâbil Türkler de, kendi medeniyetlerini ve dillerini, başkalarına aşılamakta gecikmemişlerdir. Nitekim ortaklaşa kültür kaynaşma ve alış-verişi, Balasagun ve Kaşgar’la beraber, Karahanlı Türk ülkesinin sınırları içine alınan Sir Deryâ boyunda, özellikle kendini hissettirmiş ve göstermiştir.

Karahanlılar, dinlerine bağlı, gerçek Müslüman olmaları nedeniyle, din yönünden kendilerinden tamamiyle ayrı olan Uygur Türkçesinden faydalandıkları gibi, edebî şekil, tarz ve karakter itibariyle İran ve Arap edebiyatlarından fazlaca faydalanmayı daha uygun bulmuşlardır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ