KARAHANLILARDA DİL VE EDEBİYAT

KARAHANLILARDA DİL VE EDEBİYAT

İslâm Dîni, Türklüğün sosyal yapısında düşünüldüğünün de ötesinde değişikliklere sebep olduğu gibi, Türk dili de bu değişiklikten etkilenmiş, Arapça ile Farsçadan bir hayli kelime, söz ve formlar almıştır. Ancak, bünyesine giren bu yabancı unsurlar, Türkçenin asıl yapısını değiştirmemiş, onların çoğu da gerektiğinde çıkarılabilecek bir unsur hâlinde yaşayıp gelmişlerdir. Türk dilbilimi yönünden Arapça ve Farsça oldukça önem taşımakla beraber, Türkolojide lingüistik (linguistique) yönünden bu iki dil, bu alanda sâdece yardımcı rol oynamışlardır. Çünkü bu dillerle Türk dili arasında ne söz itibariyle (karşılıklı etki sonucunda birinden diğerine geçen sözler hariç), ne şekil ne de sentaks (syntaxe) yönünden bir benzeyiş vardır. Türkçe ile Çince, Sanskritçe ve Sılav ile başka Hind-Avrupa dilleri arasında da durum aynıdır, bu diller de aynı ölçüde Türkçeye yabancıdır.

Türkçenin, Fin-Ugor, Moğol, Mançu (Tunguz), Kore ve Japon dilleriyle, bazı noktalarda, önemli benzer yanları olabilir.

AB. Karahanlı Türkçesi

Türk edebiyatı’nın ilk üç çağını, üç ayrı dîne bağlı olarak buluruz: 1. Kök-Türklerde (552-745) Şamanlık; 2. Uygurlarda (747-840) Budhacılık (Budizm); 3. Karahanlılarda (932-1212) İslâmiyet. Bunlardan ikincisi olan Budha dîninden başka Maniciliğe (Manihaizm), Hıristiyanlığa da bağlı bulunduğu ve özel yazılara da sahip olduğu hâlde, varlığını ortaya koyamamış, daha çok çeviricilik ve ticaretle geçimini sağlamış ve “Oğuz Kağan” Destanı’nın parça ve bölümlerinden başka büyük bir eser veya yazar adı bırakmamıştır. Bu yüzden Türk edebiyatı’nın ilk üç büyük âbidesini Kök-Türklerle Karahanlılarda buluyoruz. Orhon ve Yenisey Yazıtları (732), Kutadgu Bilig (1069) ve Kitâbü Dîvâni Lügâti’t-Türk (1072). Orhon Kitâbelerinin yazarı Kök-Türklerden prens Yolıg Tegin, diğer iki eserin yazarları ise Karahanlılardan Balasagunlu Yusuf (Hâs Hâcib) ve Kaşgarlı Mahmûd ’dur.

Son yarım yüzyıldan beri Kök-Türkçe ile Uygur Türkçesini Eski Türkçe adı altında toplamak alışkanlık hâline gelmiştir. Halbuki, Karahanlı (Hâkâniye) Türkçesini, ondan çok önce 1928’de Carl Brockelmann Orta Türkçe diye adlandırmıştı. Karahanlı Türkçesi, aynı zamanda İslâm’ın kabulünden (960) sonra, bu orta dönemde, Orta-Asya’da ardarda sıralanan üç klâsik Türk yazı dilinin birincisidir. İkincisi Harezm Türkçesi (XIII-XIV. yüzyıllar), üçüncü olarak da Çağatay Türkçesinin klâsik öncesi ve klâsik çağları (XI-XVI. yy.) gelir. Bunun sonu ise Özbek Türkçesine gelir dayanır (XX. yy.).

Karahanlı Türkçesi (Hâkâniye lehçesi), Türk dil ve lehçeleri sınıflamasında, genel olarak, Güneydoğu veya Orta Asya kolundan sayılır. Bu kol da Güneybatı veya Oğuz koluna en yakın olan koldur. Bazıları da bu iki kolu Türküt (Türkler) (-üt, çoğul eki), adı altında birleştirerek Güneydoğu ya da Orta Asya koluna Doğu Türküt kolu; Güneybatı ya da Oğuz koluna da Batı Türküt adını vermişlerdir.

Karahanlı (Hâkâniye) Türkçesi, çoğunlukla Arap alfabesiyle yazılmıştır. A. Dilâçar’ın ifâde ettiği gibi, Uygur harfleri Kutadgu Bilig’in Viyana nüshası ile Atebetü’l-hakâik’in 1444 tarihli Semerkand ve 1480 tarihli İstanbul nüshalarında görülmektedir.[8] Asıl Eski Türkçe (Kök-Türk ve Eski Kırgız-Yenisey- Kitâbeleri, lü (= ejderha, Çinceden), manastar (= günahlarım, Soğdakçadan) gibi birkaç yabancı asıllı kelime bir yana bırakılırsa, yaklaşık olarak Öz Türkçe sayılabilir. Buna mukâbil Uygur Türkçesi, dile giren birçok yabancı dînî ve bilimsel terimlerden dolayı çeşitli dillerden yapılan alıntılarla oldukça yüklüdür. Çinceden bakşı (= hoca), Moğolcadan küji (= buhur), Sanskritçeden erdini (= mücevher), Toharcadan çantal (= cellâd), Tibetçeden isman (= ilâç), Turfan Pehlevîcesinden anoşag (= bengi, ebedî), Sakacadan don (= giysi, don), Soğdakçadan tamu (= cehennem), Süryancadan böz (= bez), Yunancadan arkon (= başkan, birinci). Bu dönemde Arapçadan da kelime alınmaya başlanmıştır. Tawlat (= devlet) gibi.

Karahanlı Türkçesinde, bu alıntılardan birçoğu, İslâm’ın kabulü dolayısiyle çıkarılmış, buna mukâbil Arapça ve Farsça’dan çok sayıda kelime girmiştir. Farsçadan bor (= şarâb), pend (= öğüt), namâz (= namaz), cülâb (< gülâb = gül suyu); Arapçadan hâcib (= kaş, mâbeyinci), helâl (= helâl), harâm (= harâm), huccet (= delil), hîle (= hîle), hendese (= geometri), duâ (= dua), ömür (= yaşama süreci), şâir (= şair), vefâ, cefâ gibi. Ancak, bu iki dilden yapılan kelime alıntıları, Çağatay Türkçesi dönemindeki kadar değildir. Bu yüzden Karahanlılar Dönemi eserlerinden Kutadgu Bilig kolaylıkla okunabilen Türkçe bir eser durumundadır.

Karahanlı Türkçesinin kelime hazînesi, Eski Türkçeye göre, daha gelişmiş, kitâbe dilinden daha çok edebî bir yazı diline lâyık, daha doyurucu durumdadır. Eski kelime ve deyimlerden bazıları artık kullanılmaz hâle gelmiştir. Bazı kelimeler ise, çeşitli değişikliklere uğramış ve öylece kullanılır olmuştur. Kök-Türkçede yügerü, Karahanlı Türkçesinde yukaru/yokaru (= yukarı), Kök-Türkçede yımşak, Karahanlı Türkçesinde yumşak (= yumuşak), Kök-Türkçede yegirmi, Karahanlı Türkçesinde yegirmi/yigirmi (= yirmi) gibi. Şurası da unutulmamalıdır ki, Kök-Türkçenin kelime hazînesinden birçok öge, şekil ve anlam değişikliğine uğramadan Karahanlı Türkçesinde aynen kullanılmaya devam edilmiştir. Yog (= yas, matem), yügürmek (= koşmak), yeme (= yine), yut (= soğuktan hayvanların kırılması), yıpar (= misk), yinçü (= inci), yinçge (= ince), çıgay (= fakir), yılkı (= hayvan), yetürmek (= bitirmek, sona erdirmek), Kök-Türkçede yunt (= at), Karahanlı Türkçesinde yund (= at), Kök-Türkçe Tehri (=Tanrı, gök), Karahanlı Türkçesinde Tehri (= Tanrı, kalık, kök) (Şamanizm ve İslâm farkı) örneklerinde olduğu gibi.

Karahanlı Türkçesinin vokal (= ünlü) düzeni de oldukça zengindir.[9]

Türk Dili Tarihi yazarı Ahmet Caferoğlu’nun (1899-1975), Türk Dili’nin ana kaynağından bugünkü şîvelere varıncaya kadar geçirdiği gelişme safhalarını, yaklaşık olarak, şu şekilde bir sıralama yaptığını görüyoruz. 1. Altay Devri (= Türk-Moğol dil birliği); 2. En Eski Türkçe Devri (= Proto Türk dil birliği); 3. İlk Türkçe devri; 4. Eski Türkçe devri (VI.-IX.yy.); 5. Orta Türkçe devri (X.-XV. yy.); 6. Yeni Türkçe devri (XIV. yüzyıdan itibaren günümüze kadar); 7. Modern Türkçe devri.[10]

Bu sıralamaya göre, konumuz gereği Hâkâniye Türkçesi, 5. sırada Orta Türkçe devri adını alan ve X-XV. yüzyılları kapsayan ve ilk Müslüman-Türk Devleti olarak bilinen Doğu Karahanlılar Devleti (932-1212) döneminde kullanılan dilin adı, bizzât Türkologların babası kabul edilen Kaşgarlı Mahmut tarafından “Hâkâniye Türkçesi (= et-Türkiyyetü’l-Hâkâniyyetü ” diye adlandırmakta ve “Kaşgar’ın Kençekçe konuşan köyleri vardır; şehirde oturan halk ise Hâkâniye Türkçesiyle konuşurlar.”[11] Balasagunlu Yusuf Hâs Hâcib de, İlk İslâmî Türk Edebiyatı ürünlerinin ilki olan Kutadgu Bilig isimli eserini “Hân tilinçe” yazmış olduğunu söylemekle, Kaşgarlı Mahmud ’u desteklemektedir.[12] A. Caferoğlu, Hâkâniye Türkçesi ’nin Karahanlı Devleti ’nin “edebî türkçesi ” olduğunu, şu cümlelerle ifâde etmektedir: “Kısa bir tarifle bu şîveyi izah etmek lâzım gelirse onu, doğrudan doğruya, Karahanlılar devleti’nin resmî devlet ve yazı dili olarak kabul etmek lâzım gelir. Coğrafî yayılış bakımından ise, bu Türkçe, Kaşgar ve Balasagun şehirleriyle, bunların çevresinde, Karahanlılar devletinin hâkimiyeti altındaki sahanın “edebî türkçesi ” olmuştur.”[13]

Karahanlılarda Dil konusunu ve o dönem Karahanlılar coğrafyasında konuşulan Türkçe ve yazı dilinin “Hâkâniye Türkçesi ” olduğunu tespitten sonra, ilk İslâm devleti olan Karahanlılar’da Edebiyat konusuna geçebiliriz.

B. Edebiyat

Yazımızın başında verdiğimiz tabloda, Asya Türklerinin XIV. yüzyıla kadar kurdukları devletler arasında, Karahanlıların yerini belirtirken, İslâm’dan önceki Karluk (Karahanlı) Devleti (840-932); Müslüman Karluk (Karahanlı) devleti (932-1212) şeklinde belirtmiş ve “Karahanlılarda Edebiyat ” konusunu işlerken de İlk İslâm devleti olarak bilinen ve (932-1212) tarihleri arasında hüküm sürmüş olan Müslüman Karahanlı Devleti döneminde verilmiş olan “edebî eserler” üzerinde duracağımızı belirtmiştik. Çünkü, (840-932) tarihleri arasında hüküm süren ve 840 yılında Uygur-Karluk birliğinin çökmesi üzerine İslâm’dan önce Kül Bilge Kağan’ın kurduğu Karahanlılar Devleti dönemi, İslâm Öncesi Türk Edebiyatı alanına girmesi nedeniyle, o dönemin dil ve edebiyatının ayrıca ele alınması gerekmektedir. Aksi takdirde “Karahanlılarda Dil ve Edebiyat” konusunun sınırlarını aşar.

İlk İslâmî Türk Edebiyatı Mahsülleri adı verilen ve ilk Müslüman Türk Devleti olarak adlandırılan Karahanlılar döneminde verilen “edebî eserler” olarak: Kutadgu Bilig, Kitâbü Dîvâni Lügâti’t-Türk, Dîvân-ı Hikmet ve Atebetü’l-Hakâyık ilk akla gelen eserler olarak kabul edilir. İlgili kaynaklar, o dönemde verilmiş ve günümüze kadar gelmiş olan bu eserler hakkında bilgi vermektedirler. Biz de bu yolu takibederek, ilk İslâmî Türk edebiyatı ürünleri olan bu eserler üzerinde duracağız.

Karahanlılar Devleti (840-1212) ilk Müslüman Türk devletidir. Karahanlı Devleti halkının esasını Karluk, Çiğil ve Yağma Türkleri’nin oluşturduğu Karahanlılar, önce Orta-Asya’da, 999’dan sonra da Harezm’de hükümrân olmuşlardır.

Karahanlı Devleti, daha başlangıçta Doğu Karahanlı devleti ve Batı Karahanlı devleti diye ikiye ayrılmış bulunuyordu. Doğu Karahanlı soyundan Satuk Buğra Han (v. 955) X. yüzyıl başlarında İslâm Dîni ’ni kabul etmiş ve Müslüman olmuştu. Onun vefatından birkaç yıl sonra Türklerin topluca İslâm’ı kabul ettikleri bilinmektedir.

Karahanlıların asıl merkezi, Doğu Türkistan’da bulunan Kaşgar şehri idi. Ancak, Karahanlılar daha ilk dönemde devletin sınırlarını kuzeyde Balasagun’a (Kuz-Ord) kadar genişlettikleri, Hârun’un (v.993) Balasagun’u ikinci bir merkez yaptığı da malumdur. Hârun’un Sâmânîlerin başkenti olan Buhârâ’yı aldıktan (992) sonra Kaşgar ile Balasagun arasında bulunan Özkent de önemli bir idârî merkez olmuştur. Batı Karahanlı devleti ise XI. yüzyıldan itibaren Selçukluların hâkimiyeti altına girmiş, Doğu Karahanlıların egemenliğine de 1212’de Moğol asıllı Karahitaylar son vermiştir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ