İRAN AVŞARLARI

İRAN AVŞARLARI

Dr. Enver UZUN

Karadeniz Teknik Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi / Türkiye

Oğuzlar, Orta Asya topraklarından değişik coğrafyalara sökün ederek pek çok devlet kurup, değişik yönetimlere yön vermiş, tarih sayfasında inkar edilemez bir Türk gücünü ortaya koymuşlarsa da farklı nedenlere bağlı olarak değişik kollara bölünmekten kurtulamamışlardır. Devlet geleneğinin olmadığı bir yaşantının da etkisiyle zamanın akışı içerisinde önce Boz-Ok ve Üç-Ok şeklinde ikiye, daha sonra ise yirmi dört boya ayrılarak parçalanmışlardır. Bu kaçınılmaz parçalanmaların sonucunda ortaya çıkan boylardan birisi de Avşarlardır ki, onlar İslamiyet öncesindeki tarihlerde Türklerin en güçlü boylarından birisi olarak görülmüşlerdir.

Kaşgarlı Mahmut’un Divan-ı Lûgati’t Türk adlı eserinde “Yatuk” şeklinde adlandırılan Avşarları değişik kaynaklarda Avuşar, Avşr, Afşariye, Afşar uşağı, Avşar, Afşarlar, Ovşarî şekillerinde görmekteyiz. Günümüzde İran coğrafyasında yaşamakta olan bu boya mensup olan oymaklar ve köylüler, mensup oldukları boyların adını Afşar olarak dile getirmektedirler. Ebu’l Gazi Bahadır Han, Şecere-i Terâkime’sinde, “Avşar” sözünün işlerini çabuk yapan anlamına geldiğini belirtmektedir.[1] A. Caferoğlu “Vambery’in bu kelimenin kökünü ‘Avşar’ olarak kabul ederek toplayan, toplayıcı anlamına geldiğini ve ‘avşamak’ fiilinden türediğini belirtirse de bu etimolojinin sadece bir tahminden ibaret olduğunu kaydeder.”[2] M. Fahrettin Kırzıoğlu da Gazvin’de saraya hakim olan sülâleler arasında Avşarların “Şamkhal’ı Cargazma” diye anıldıklarını belirtmektedir.[3] Ferhat Zeynelov ise Avşar sözünün “Av meraklısı” anlamına geldiğini ifade eder. Bu yaklaşımlar içerisinde en doğru yaklaşım A. Caferoğlu tarafından yapılmış olsa gerektir. Çünkü diğer etimolojik yaklaşımlar ilmî dayanaktan oldukça uzaktır.

Avşarlar Hazar havzası, İran, Azerbaycan, Anadolu ve Irak topraklarına kadar yayılmışlardır. Şüphesiz ki bu coğrafî arazilerde Avşarlardan önce değişik halklar, o cümleden değişik boylara mensup Türklerde yaşamakta idiler. Ona göre de Avşarların bu arazilere yerleşmeleri pek de kolay olmamıştır. Onlar kendilerini bu yerli sakinelere kabul ettirmiş ve zamanla yönetimleri ellerine almışlardır.

Ana Oğuz boylarından olan Avşarların esas yurtları Orta Asya’dır. Bir kısmı kuraklık, savaş, yeni yurt edinme isteği gibi değişik nedenlerle Selçuklular ile Anadolu’ya gelip yerleşirlerken, bir kısmı da Türkistan’da kalmayı yeğlemişlerdir. Türkistan’da kalanlar daha sonra Moğol istilâsıyla beraber Azerbaycan’a gelip yerleşmişlerdir. Bir kısmı da Suriye istikâmetinde Aşağı Fırat Havzası’nı kendilerine yurt edinmiştir.

Hazar Denizi etrafında yaşayan eski halklar arasında Oğuzlar, Türkmenler, Uzlar, Albanlar, Özbekler ve Kıpçakların bulunması ilginçtir. Demek ki, bu coğrafî alan Türk boylarının çok eskiden vatanı durumdaydı. Hatta Z. İ. Yampolski de Urmiye Gölü etrafında bundan 3500 yıl önce Türklerin yaşadıklarını belirtir. Gerek Hazar Havzası ve gerekse İran coğrafyası Türklerin eski meskun sahası durumundaydı.

Avşarların İran arazisine ayak basışları konusunda farklı fikirler söz konusudur ki, İ. P. Petruşevski’ye göre Avşarlar, Kaçarlar ve Moğollar ile birlikte Orta Asya’dan İran’a gelmişlerdir. 1400 yıllarında Şam’a sefer düzenleyen Timur’un zamanında baskı altında kalan Avşarların bir kısmı Türkistan’a dönmeye mecbur kalmışlardır. Bu zorunlu göç esnasında Avşarların bir kısmı Azerbaycan’a (Gence’ye) yerleşirken, diğer bir kısmı da Irak’a yerleşmeyi tercih etmişlerdir.[4]

Avşarlar XII. yüzyılda İran’ın Hûzîstan eyaletinde Arslan oğlu Yakup, Şumla ve oğulları idaresinde bir beylik kurmuşlar (550-1155). Bundan sonra XV. yüzyılın sonlarına doğru bu bölgede yeniden Avşarlara rastlanmaktadır. Bunlar, söz konusu bölgeye Anadolu’nun fethi neticesinde Anadolu’dan gelmiş olan Avşarlardır. 1501 yılında Safevî Devleti’nin kuruluşundan sonra da İran’a yeni Avşar oymakları geldi.[5]

Avşarların bir kısmı daha sonra İran arazisini korumak amacıyla Horasan’a yerleştirilmiştir. Daha sonra bu göçerler Kırıklu Avşarları şeklinde ifade edilir ki, İmamguluoğlu Nadir Şah’ın ve Kafkas Kartalı İmam Şamil’in babasının da Avşar boyuna mensup oldukları bilinmektedir.

Meşhur Türk seyyahı Evliya Çelebi Seyahatname adlı eserinde, Avşar ve Türkmenlerin Sehend, Urmiye ve Salmas arazilerinde yaşadıklarını belirtirken;[6] Ahmet Caferoğlu, İran arazisinde Avşarların göç bölgeleri olarak Urmiye Gölü’nün kuzeybatı kıyıları; Hamse eyâletinin güney kısmı; dağlık bölgelerde Hemedan ile Kermanşah eyaleti sınırları; Bocnurd’la Kuçan’ın güney çevresinde Sebzevar ile Nişabur arasındaki alan; Cumeyn’in kuzeyinde ve Kerman’ın güneyindeki bölgeleri göstermektedir.[7] Ancak yıllardır dağınık ve göçebe şekilde yaşayan Avşarların kesin olarak hangi noktalarda bulunduklarını söylemek zordur. Bazıları belirli bölgelerde meskûnken, bazıları da küçücük aşiretler hâlinde yaşamaktadır.

XII. asırdan iki asır sonraya kadar İran’daki Avşarların Huzistan eyaletinde Arslanoğlu Yakub’un ve daha sonra da Şumla’nın hakimiyeti altında olmuşlardır. 877 olaylarıyla ilgili olarak büyük emirlerden Manşur Beg Avşar’ın adı geçmektedir. XV. yüzyılın sonlarına doğru Akkoyunluların fethi sonucunda Avşarların Anadolu’dan İran arazisine geldiklerini görmekteyiz. Onların başında Halep Türkmenlerinden olan Mansur Beğ bulunuyordu.

Uzun Hasan’ın tahta geçmek için on üç yaşında Lahican’dan yola çıkarak Akkoyunlular üzerine yürüdüğü zaman da etrafında bulunan oymaklar arasında Avşarları da görmekteyiz.[8] Daha sonra 904 yılında Şiraz’da Pîrî Beg adlı bir Avşar reisine rastlıyoruz. Safevî Devleti’nin kuruluşundan itibaren (1501-1736) İran arazisinde Avşarların adına sıkça rastlamaktayız. Zira Avşarların Safevî Devleti’nin kuruluşunda yer alan birtakım Türk boyları arasında yer aldığı bilinmektedir. Bu nedenle Safevîler devrinde yüksek vazifeleri Şumlu, Ustaclı, Türkmen, Rumlu, Zülgeder, Kaçar, Tekeli, Talış, Avşar, Çağatay tayfalarının emirleri icra ederlermiş.[9] Onlar Kaçar Türkler ile birlikte İran’da bir Avşar hanedanı oluşturmuşlardır ki, bu hanedan Avşar boyunun Eberdülü dalının Kırıklu oymağı beyleri Türkmenleridir. Nazr-Kulı Bey’in oğlu İmam Kulı Bey’in oğulları Zahîrü’d-devle Muh. İbr. Han ve Nadir’dir.[10] Avşarlar en uzun hâkimiyetlerini (1736-1747) Nadir Şah devrinde sürmüşlerdir. XVI. yüzyılın ilk yarısında Horasan’da görülen Avşar oymaklarından birisi olan Kırıklulara mensup olan ve Avrupalıların Şarkın Napolyonu adını verdikleri İmam-Kuli oğlu Nazr-Kulı Alî Nadir Şah olmadan önce Üveyislilerin İsfahan’ı ele geçirmeleri üzerine Tahmâsb-Kulı Hân adını alır. Safevî şehzadesi II. Tahmasıb’ı şah ilân ederek, onun adına ve onun sadrazam sıfatıyla hareket etmiştir. Daha sonra da onu bertaraf ederek Babek Oğlu III. Abbas adına devleti yönetmiş ve nihayet onu da saltanattan uzaklaştırarak Nadir Şah unvanını almıştı. Nadir Şah sonrasında da ülkeyi sırasıyla Â’dil Şah (1747-1749), İbrâhim Şah (1748-1749), Şâhruh Şah (1749) yönetmiştir.[11] Böylece Nadir Şah zamanında Avşar emirleri yeniden önem kazanır. Ancak yine de Avşarların Nadir Şah devrinde tamamının değilse de bir kısmının Afganistan’a sürüldüğü şeklinde ifadeler vardır. Bu konu ile ilgili olarak Karluklulardan olan Fars valisi Emir Han, Fars serdarlığı yapmış olan Kelb-i Ali Hasan, Fath Ali Han, Saru Han, Kırklulardan Allahverdi Beğ ve Kasım Avşarlara mensuptur.

Nadir Şah döneminde gördükleri yakın ilgi ve himaye sonucunda Avşarlar devlet yönetiminde söz sahibi olurlar. Bu devrin en büyük tarihçisi kabul edilen Muhammed Kazım, Nadir Şah’ın ordusunu teşkil eden unsurların başında Avşarların geldiğini bildirir. Zira Avşarlar devlete karşı sadakatte bulunmuşlardır. Ancak yine de Nadir Şah’ı katledenlerin içerisinde Avşarların Kırıklu, Imırlu, Gündüzlü oymaklarına mensup kişilerin var oluşu dikkati çekmiştir. Nadir Şah, mensup olduğu kabileyi ihsan etmekle beraber güvenlik nedeniyle onları İran’ın değişik bölgelerine yerleştirmiştir. Kaçar Sülâlesi zamanında da Avşarların devlete karşı olan bağlılıkları dikkat çekici bir durum olarak göze çarpmaktadır. Kaçarlar döneminde Avşarlar her ne kadar ikinci plâna düşmüşlerse de iç ve dış olaylarda ve askerî kadrolarda yer almak suretiyle yine de yönetimde küçümsenemeyecek bir rol oynamıştır.

V. İ. Savina, Avşar tayfasının Safevîlerden önce Güney Azerbaycan’ın doğusunda (İran’ın doğu bölgesinde) yaşamış olduklarını ve Safevîlerden sonra da İran’ın bütün eyaletlerinde üstünlüğü elde ettiklerinden söz eder.[12] Şah İsmail’in devlet kurma çalışmalarında onun yanında Ustaçlu, Şamlu, Rumlu, Tekelü, Dulkadir, Avşar, Kaçar ve Varsak Türkmenleri ile Karaca Dağ Sufîlerinin bulunduğu bilmekteyiz.[13] Avşarların adının Akkoyunlular devrinde de yaygın olarak kullanıldığını görürüz.

Avşarlar varoluş mücadelesini zamanın akışı içerisinde hiçbir zaman kaybetmemişler zaman zaman İran yönetimini zorlamışlardır. Konar göçer hayatını devam ettirmekte olan Avşar Türklerinin büyük çoğunluğu, İran’daki diğer Türk aşiretleri ile yakın alâka sağlayarak kendi vatan toprakları olarak kabul ettikleri İran topraklarını yabancı işgalcilere karşı savunmada etkin rol almışlardır. Bu mücadele 1917-1918 yıllarında İran’da ki işgal güçlerinden İngilizlere karşı yapılan direnişte bariz olarak kendisini gösterir.

Avşarlar, İran coğrafyasında dağınık bir şekilde ve bir kısmı göçebe yaşasalar da R. Ayvazova bu konu ile ilgili olarak şöyle demektedir: XV. yüzyılda İran Avşarları Kırıklı, Emirli, Güneşli, Arallı ve Paplı şeklinde kollara ayrılırlar. Onlar İran’ın arazisinde uzun yıllardan beri yaşayan Avşarlar İran tarihinde, sosyal ve kültürel boyutuyla İran coğrafyasında yer adı oluşturacak kadar bir iz bırakmışlardır. İran’ın değişik bölgelerinde Avşarlar ile ilgili yer adları şu şekilde ifade edilebilir: Kermanşah’da Afşar, Afşarcık, Afşaran, Tepe Efşar; Zencan’da Afşarlı; Şarkî Azerbaycan’ın Halhal şehrinin Sencenabad kazasının Gencegâh ve Şahrud kasabasında Afşar “Uşar”; Miyana şehrinin Türkmen kazasının Üçtepe kasabasında Afşarcık, Eher şehrinin Vezgân kazasının Mevezehan kasabasında Efşar; Serap şehrinde Paplular, Erdebil şehrinde Arallular, Merend şehrinde Afşarlar, Miyana şehrinde Afşarcıkların ve Meşkin’de Ağkasımlılar yer adları.

İran arazisinde Azerbaycan Türklerinden sonra ikinci derecede nüfusa Avşarlar ve Kaçarlar sahiptirler. Avşarların İran coğrafyasında genelde dağınık bir şekilde yaşamakta olmaları nedeniyle onların kesin olarak nerelerde yaşadıklarını belirtmek oldukça zor olsa da, değişik kaynakları esas almak suretiyle bu Oğuz boyu hakkında yine de bilgi edinme imkânı vardır. Avşarların İran coğrafyasının büyük bir kısmında bilhassa Urmiye Gölü’nün ve Hamze Eyaleti’nin güney kısımlarındaki dağlık arazilerde, Hemedan ve Kirmanşah Eyaleti’nin sınırları içerisinde yoğun olarak yaşadıklarını görmekteysek de şüphesiz bu, İran Avşarlarının yerleşimi ile ilgili olarak belirleyici olmaktan uzak bir durumdur. Değerli araştırmacı Ahmet Caferoğlu, Avşarların Heyder Mohammedşahlu, Seyfkuliouladi, Cahan-Kulişahlu, Mollataharlu, Sultanalilu, Mirikitlu, Ata Uşağı, Pir- Muratlu, Calalilu, Hallac, Afşarlu, Kasımlu, Mircanlu, Kamerbazlu, Gamzalu…vs. soy kollarına ayrıldıklarını kaydetmektedir.[14]

İran arazisinde uzun yıllardır bazen inişli ve bazen de çıkışlı bir grafik çizmiş olan Avşarlar, pek çok kola ve emirliklere, oymaklara ayrılmışlarsa da onları Huzistan Avşarları, Kazerün Avşarları, Kûh- Gîlûye Avşarları, Hamse Avşarları, Horasan Avşarları, Urmiye Avşarları, İmanlu Avşarları, Alplu Avşarları, Eberlü Avşarları şeklinde tasnif edilmektedirler.

Alplu Avşarları: Halep Türkmenleri içerisinde bulunan Köpeklü Avşarının bir koludur. Bu Avşar kolunun Şah Abbas zamanında İran coğrafyasına gelmiş olduğu tahmin edilmektedir. Bunun gerekçesi, bu tarihten önce bu bölgede Alplu Avşarlarının adına tarihi kayıtlarda rastlanmamasıdır. İsmail Han 1003 yılında Kâzerûn hâkimliğinde, yine aynı şahsın ferah hâkimliğinde de bulunduğunu görüyoruz.

Eberlü Avşarları: yüzyılda Eberlü Avşarları, Kazvin bölgesinde yaşamışlardır. XVIII. yüzyılda bu Avşar boyuna mensup boyların bazıları Tarûm ve Halhal’da yaşamıştır.

Hamse Avşarları: Hamse, Kazvin ve Zencan arasındaki bölgede, bilhassa Kazvin’in güneybatı istikametinden Halhal’a kadar uzanmakta olan alanda, yerleşmişlerdir. Bunlar genelde “Hamselü Avşarı” şeklinde anılmaktadır. Söz konusu coğrafyada hayat sürmekte olan Avşarların çoğunluğunun Eberlü oymağına mensup oldukları ve onların beylerinin de XVIII. yüzyılda Hamselü, Târumî ve Halhalî şeklinde anıldıklarını görmekteyiz.

Huzistan Avşarları: Şumla lâkabıyla tanınmış Kuçdoğan oğlu Aydoğdu tarafından 1152 yılında beylik kurmuş ve 1194 yılında ise bu beylik sona ermiştir.[15] 530 (1135-1136) kurulmuş olan Selçuklular zamanından Safevîler Devleti’nin kuruluşuna kadar Huzistan bölgesinde görülmüş olan Avşarlardır. Bunlar Karahıtayların Türkistan’da hakimiyet kurmaları sonucunda ortaya çıkan baskılardan dolayı bu bölgeye göç etmişlerdir. Bu obanın başında Arslan oğlu Yakup bulunmaktaydı. O, kendileri ile o bölgeye gelmiş ve Kûh Kuliye yöresine yerleşen Salurları ve Fars’ı kontrol altına almak için Salurlar üzerine birkaç defa sefer düzenlemiş fakat herhangi bir başarıya muvaffak olamamıştır. Ondan sonra bu beyliğin başına Küş Togan (Şumla) geçmiştir. O, Sultan Mesud zamanında Huzistan’ın bir bölümünü ve Lûristan’ın bazı yerlerini yönetmiş ve son Selçuklu hükümdarının ölümü üzerine bu bölgeleri kendi idaresi altına alarak Huzistan’da bir beylik kurmuştur. Nadir Şah zamanında 1155’te Tayyib Han Avşar, 1158 yılında ise Muhammed Rıza Han Kırklu Şuşter şehrine hâkim tayin edilmişlerdir. Huzistan Avşarları, 1003 yılında Şuşter hâkimi Şahverdi Sultan Gündüzlü’nün I. Abbas tarafından öldürülmesi sonucunda Araplar ile yaptıkları isyan sonrasında baskı altına alınmış; zaman içerisinde değişik Arap kabileleriyle yaptıkları savaşlar sonucunda başka yerlere göç ederek dağılmışlardır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ