IRAK TÜRK EDEBİYATI

IRAK TÜRK EDEBİYATI

Ondokuzuncu yüzyılda Orta Asya’dan ayrılarak batıya göç eden Oğuzların ilk öncülerinden olan Irak Türkleri, geçmişte pek çok siyasi olaylara maruz kalan bu bölgede bin yıldan daha fazla süreden beri bütün zorluklara rağmen milli benliklerini koruyarak yaşamaktadırlar. İlk defa Abbasiler (833-842) döneminde koloni olarak bu bölge yönetiminde yer alan Türkler, Selçuklular, Atabeyler (XII-XIII. yy.), Moğol istilasıyla İlhanlılar (1258-1336), Celâyirliler (1336-1360), Karakoyunlular (1360-1469), Akkoyunlular (1469-1508), Safevîler (1508-1534), dönemlerinde bölgede iktidarı hep ellerinde bulundurmuşlardır. Kanunî Sultan Süleyman’ın Irakeyn Seferi (1534) ile Osmanlı topraklarına katılan bölge kısa bir süre Safevî idaresi altında kaldıktan sonra 4. Murat tarafından tekrar Osmanlı yönetimine dahil edilmiştir (1638). Akabinde bölge, Rumeli, Afyon, Urfa, Diyarbakır, Tokat gibi bölgelerden Türk boyları sevk edilmesiyle önemli bir Türk nüfusa sahip olmuş ve 1918’deki İngiliz işgaline kadar Osmanlı idaresinde kalmıştır. Musul vilayeti olarak bilinen bölgenin 5 Haziran 1926’da resmen Türk idaresinden çıkarılmasıyla bin yılı aşkın bir süreden beri devam eden Türk hakimiyeti sona ermiştir.

Bu tarihten itibaren 1958’e kadar krallık, 1958-1968 arası arka arkaya gelen ihtilaller döneminden sonra 1968’den günümüze kadar Baas Partisi’nin yönetiminde yaşayan Türk nüfusu, yaklaşık iki buçuk milyon olarak tahmin edilmektedir.

Hem nüfus hem de nüfuz yönünden bu topraklar üzerindeki Irak Türkleri, varlıklarını yüzyıllar boyunca çeşitli Türk boylarının bir bütünlük arz eden Türk kültür ve birikimi sayesinde sürdürmektedirler. Bu köklü kültürü, onun tezahürü ve en önemli unsuru olan dillerini mümkün olduğunca korumak için işleyerek edebi dil niteliğinin yok olmamasına gayret sarf etmektedirler.

Yukarıdaki tarihi seyri dikkate alarak Irak Türk Edebiyatını bir tasnife tabi tutacak olursak Osmanlı’nın bu topraklar üzerinde hakimiyetini kaybettiği 1918’i bir dönüm noktası olarak kabul etmek gerekmektedir.

1918’den önceki dönemi yani Osmanlı ve ondan önceki Türk devletlerinin hakimiyeti altındaki Irak Türk Edebiyatı, bütün Türk alemiyle aynı çizgide olan müşterek Türk edebiyatına dahil olan kısımdır. 1918’den sonraki kısım ise sırasıyla İngiliz ve Arap baskılı hakimiyetleri altında ana yurttaki edebiyat anlayışlarının dışında kalarak yeni edebiyat cereyanlarını zaman zaman oluşan kopukluklar dolayısıyla geriden takip eden o bölgeye münhasır bir edebiyat dönemidir.

Nesîmî, Fuzulî, Ahdî, Rûhî, Nevres-i Kadîm, Garîbî, Sâfî, Şeyh Rıza, Kabil gibi bütün Türk dünyasında tanınan edebî şahsiyetler, müşterek edebiyat döneminde Irak’ta yetişmiş dev şâirlerdir.

Müşterek edebiyatı takip eden dönemlerde kaderlerine terk edilen Irak Türkleri, artık bütün çabalarını öz benliklerini muhafaza etmeye yöneltmişlerdir. Buna mukabil aynı tarihlerde Türkiye hudutları dahilindeki edebiyatçılar tarafından batı tesiri altında yeni edebiyat cereyanlarına bağlı olarak eserler verilirken, Irak Türklerinin diğer bütün kültür tezahürlerinde olduğu gibi edebiyatlarında da eski geleneğe sıkıca bağlı kaldıkları müşahede edilmektedir.

Irak Türk edebiyatının ulvî sanatçılarından ve mensup olduğu edebiyat tarzının bütün inceliklerini bilen Hicrî Dede (1880-1952) mahalli ağız özelliklerini koruyarak, kendine has yorumuyla icra ettiği Kerkük Hâtırâtı isimli şiirinde, divân tarzını halk tarzına yaklaştırarak Irak Türk edebiyatının en mutena örneklerinden birini vermiştir:

Cennet vatanım âlem-i gurbet de cehennem
Ben cennetimi zahmet-i nîrâna değişmem
Ben müftehirem millî lisânımla cihânda
Öz postumu yüz atlas-ı elvâna değişmem
Her hoyratı var nağme-yi Dâvûd’a müşâbih
Her perdesini evc-i aşîrâna değişmem.

Kendisi için yazdığı şiirinde ise yine şekil divân tarzı, ama söyleyiş halk tarzına yakındır:

Giymişim hırka-yi rindâne melâmetzedeyim
Mesleğim gizli değildir. Dede oğlu Dede’yim.

Çağdaşı Türkiyeli yazarlarla paralellik gösteren bu eserlerin yanı sıra Dede’nin horyat (kesik manî) gibi halk edebiyatı mahsulleri örnekleri verdiğine de şâhit oluyoruz:

Deryanın sağ alması
Aldı(r) al bağ alması
Dost mene bir daş vurdu
Çetindi sağalması.

Bu tarzda, yani halk tabirlerini ve dilini kullanarak şiir yazma çabası Türkiye’de yaşayan şâirler arasında bir ekol olarak 1911 ve daha sonraki yıllarda görülmeye başlar. Irak Türk edebiyatı temsilcilerinden Hıdır Lütfi (1880-1959) ve Mehmet Sâdık (1886-1967) da çağdaşları Türkiyeli yazarlarla aynı çizgide eserler verirler. Bu paralellik özellikle Kutsîzâde Ahmet Medenî Efendi’de (1889-1940) daha bariz bir hal alır. Kutsîzâde, Muallim Nâci ve Reşit Akif Paşa gibi, Türk edebiyatının bazı kıymetli şahsiyetlerinin gazellerine terbiler yazmasıyla tanınır.

Irak Türkleri, edebiyatlarında, bir taraftan eski geleneğe bağlı mahsuller vermeye devam ederken diğer taraftan da Anavatan’daki yeni edebî cereyanları takip etmeyi ihmal etmeyerek, Türkiye’deki yeni edebiyatı, fırsat buldukça incelemeye ve o tarzlarda mahsuller vermeye çalışıyorlardı. Bu denemeler bazen çok başarılı, bazen de kötü bir taklitten ibaret oluyordu. Başarılı denemeler, belli bir kesim tarafından öze dönme yani yabancı unsurlardan uzak bir edebiyat olarak beğeniyle karşılanırken, diğer bir kesim tarafından da özden kopma hareketi olarak telakki edildiği için, şiddetle reddediliyordu. Ancak iki kesimin de çabası Türklüğü savunmak idi. Bu zıt görüşler, Muallim Nâci ile Recâizâde Mahmud Ekrem arasındakine benzer tartışmalara yol açtı. Bu ihtilaf, bir ara uzun edebî tartışmalara vesile oldu. Ata Terzibaşı ile Salah Nevres arasındaki bu tartışmalara, dönemin tek edebî dergisi olan Kardaşlık Dergisi’nde geniş çapta yer verildi.

Aslında, yeni şiir anlayışının Iraklı Türk edebiyatçılar arasında yayılması Beşir Gazetesi’nin yayın hayatına girmesiyle başlar. Nitekim, Beşir’de yayınlanan ilk serbest şiir örneklerine “Özbaşına Şiir” başlığının verilmesi, bu tarzın henüz isminin bile Irak Türkleri arasında oturmadığını gösteriyordu. Bu yeni akımın Irak Türk Edebiyatına girişi, bir süre sonra edebiyat çevrelerinin sert tepkilerine yol açmıştır. Eski geleneği savunanlar arasında, başta Mehmet Sâdık olmak üzere, divân edebiyatına bağlı olanlar yer alıyordu. Ancak bu tepkinin fikir alanındaki önderi, serbest şiir anlayışını sert bir dille eleştiren Ata Terzibaşı’dır.

Bütün bu tartışmalara rağmen Kerkük’te şiir yazma geleneği, her iki görüş doğrultusunda ilerlemeye devam etti.

XX. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nda ve özellikle Irak’ta meydana gelen siyâsî çalkantılar, ister istemez edebiyat dünyasına da yansımış ve edebî cereyanları etkilemiştir. Yüzyılın başlarında yoğunlaşan siyâsî çekişmeler, 1908’de İkinci Meşrutiyet’in ilânına yol açmıştır.

İmparatorluk merkezinden hayli uzak bir bölgede olmasına rağmen Irak’taki Türk topluluğu, Osmanlı-Türk kültürü ile besleniyordu. Merkez İstanbul’da oluşan edebiyat cereyanları ve edebî hareketler, geç de olsa Musul, Kerkük ve Erbil’de yankılanıyordu. İstanbul’daki edebî eserler, Irak’taki Türk bölgelerinde ilgi uyandırıyor ve bu bölgelerin kültür ve edebiyat çevrelerini besliyordu.

1908 Meşrutiyeti’nden sonra, Türkiye’de başlayan yenileşme hareketine paralel olarak dilde sadeleşme çabalarının yoğunlaştığı görülür. Yapılan edebî tartışmalar, şiir sahasını kapsamakla beraber, daha çok düz yazı üzerine odaklanıyordu. Genç Kalemler ve Yeni Lisan görüşünü ileri süren Ömer Seyfettin’in İstanbul’a gelerek dilde sadeleşme hareketine katılması ve 1917’de Ziya Gökalp tarafından kurulan Yeni Mecmua kadrosunda yer alması, sadeleşme hareketine büyük güç kazandırıyordu. Savaş yıllarının getirdiği ağır sıkıntılar ve buhranlara rağmen, dil üzerine tartışmalar ve edebî çekişmeler, Türk dilinin yeniden yapılanmasına yol açıyordu. Bu sıralarda Kerkük ve yöresinin, İngilizlerin Irak topraklarını işgal etmesi yüzünden, merkez İstanbul’dan ve oradaki edebiyat ve kültür hareketlerinden ve gelişmelerden koparak, yüzyıllardır kültürel yönden beslendiği kaynaklardan ilişkileri kesiliyordu.

Irak’ta yaşayan Türkler için bu husus, Türkçe kaynaklar bakımından büyük bir dönüm noktası sayılır. Artık Türkler, Türkçe kaynaklara kendi şahsi çabaları ile ulaşacaklar veya kendi kendilerine yeteceklerdir. İngiliz mandası olarak kurulan Faysal Krallığı, başlangıçta Türkçe tedrisat konusunda serbestlik vermiştir. Irak’la İngiltere arasında 1922’de imzalanan anlaşma, Irak’taki diğer azınlıklarla birlikte Türklere de bazı haklar sağlamıştır. Buna göre vatandaşlar arasında ayırım gözetilmemesi ve okullarda ana dille tahsil yapılması güvence altına alınmıştır. Yayınlanan ilk anayasa metninin de Arapçanın yanında Türkçe ve diğer azınlık dillerinde olduğu görülmüştür. 1933 yılında son şekli verilen Anayasa’nın 17. maddesinde, Arapçanın resmî dil ilan edildiği, bazı istisnâî durumlarda 1931 yılında çıkarılmış olan 74 numaralı “Mahalli Diller” kanunu gereğince, Kerkük ve Erbil gibi Türklerin yoğun bulunduğu bölgelerde yargılanmanın Türkçe yapılması benimsenmiştir. Ayrıca, yine Türklerin çoğunluk oluşturduğu yerlerde ilkokullardaki tedrisatın tamamen Türkçe yapılması öngörülmüştür. 1938’den itibaren ise, verilmiş olan bütün kültürel hakların yavaş yavaş geri alınmasına başlanılmıştır.

Krallık döneminin sona erdiği 14 Temmuz 1958 tarihinde kurulan şeklî cumhuriyet rejiminin getirdiği çalkantılar ve arkasından gelen 1959 Kerkük katliâmı, oradaki Türklerin millî şuurlarının kamçılanmasına ve yeniden canlanmasına sebep olmuştur. Bu tarihe kadar Türkler, kültür faaliyeti olarak sadece Kerkük ve Âfâk isimli gazete ve dergilerle Türkçe neşriyâta sahip olabilmişlerdir. Bütün bunlara rağmen, Irak Krallık döneminde yaşanan ve edebî gücünü XX. yüzyılın ilk yarısında gösteren güçlü isimler yetişmiştir. Bu kuşak içinde yetişen edebiyatçıların en büyük şansı, belki de köklü bir Türkçe eğitim görmelerinden kaynaklanmaktadır. Bunların arasında varlık gösteren en güçlü isim, şüphesiz Hicrî Dede’dir. Eski geleneğe bağlı olan Hicrî Dede, dili ve güçlü tekniği ile şiir âleminde yüzyılımızın Irak Türk edebiyatı tarihinin bir zirvesi sayılır.

Yine bu kuşağa dahil edilenler arasında, Hıdır Lütfî, Mehmet Sâdık, Tercilli Ömer Ağa, Kudsizâde Mehmet Zeki Efendi, Mehmet Râsih Öztürkmen, Kudsizâde Ahmet Medenî Efendi, Haşim Nahid Erbil ve Cevad Nebioğlu gibi isimleri zikretmek mümkündür.

Irak, cumhuriyet döneminde Kerkük’te yayın hayatına başlayan Beşir Gazetesi, Irak Türk edebiyatında sadeleşme hareketinin habercisi olmuştur, denilebilir. Bundan bir yıl sonra Bağdat radyosunda Türkmence Bölümü’nün açılması, radyo yayınları bakımından, Irak’ta Türklerin yazı dili ile konuşma dili tartışmalarını gündeme getirmiştir. 7 Mayıs 1960 tarihinde kurulan Türkmen Kardaşlık Ocağı’nın gerçekleştirdiği en önemli faaliyet ise, Irak Türklerinin kültür tarihinde büyük yeri olan Kardaşlık Dergisi’ni yayın hayatına geçirmesiydi (ilk sayısı Mayıs 1961’de yayınlanmıştır). Özellikle yeni edebiyat anlayışının ele alınarak tartışma konusu olması, yine bu dergi sayesinde olmuştur.

Sadeleşme hareketine katılan eski çığıra bağlı edebiyatçılar da, eski şiir tarzı ile eski dil anlayışının bırakılacağını ve sadeleşme akımının yavaş yavaş benimseneceğini gösteren tavırlar almışlardır. Sadeleşme taraftarı olan Reşit Akif Hürmüzlü, Esat Nâib, Sait Besim Demirci, Nazım Refik Koçak, Tevfik Celal Orhan ve Abdulhakîm Mustafa Rejioğlu hem şiir hem de düz yazıda eski dilin ağır ve ağdalı anlatımını bırakarak hececilerin yolunu tutmuşlardır. Bunların arasında düz yazıda daha da aşırı bir sadeleşme taraftarı olan Abdulhakîm Mustafa Rejioğlu, özellikle genç şâir ve yazarları etkiliyordu.

Buna karşılık, eski çığıra bağlı olan Mehmet Sâdık’ın izinden yürümeye devam eden ve yenileşme hareketine karşı tepki gösteren bir grubun varlığı da dikkat çekiyordu. Bunların en önde gelenleri Tisinli Celal Rıza, Hasan Görem, Osman Mazlum, Mehmet İzzet Hattat ve Fahrettin Ergeç’tir. Bu grubun içinde en çok ilgi çeken ve edebiyat çevrelerinde yankı uyandıran ise, şüphesiz Osman Mazlum’dur. Daha çok şiir tarzında eserler veren bu grubun, düzyazıda varlık gösteren herhangi bir temsilcisi yoktur. Bütün bunlardan başka kararsız görünen ve arasıra yeni tarzı da deneyen edebiyatçılar da vardır. Bunların arasında Reşit Ali Dakuklu ve Ali Marufoğlu’nu gösterebiliriz.

Bu gelişmelerin dışında kalan, ancak sağlam bir edebiyat kültürü ile kendini yetiştiren ve Yahya Kemal Beyatlı’nın şiir anlayışını benimseyen, İzzeddin Abdi Beyatlı güzel şiir örnekleri veren başarılı şâirlerdendir. Dil ve edebiyat konularında düzyazıları ile de tanınan İzzeddin Abdi Beyatlı, serbest şiir denemelerinde de başarılı örnekler vermiştir. Bahaddin (Salihi) Akasya da Yahya Kemal izinde yürümüş, ancak çok az eser vermiş şâirlerimizdendir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ