İLK ÇAĞ ORTA ASYA ŞAMANİZMİNİN DİNAMİKLERİ VE TAŞ SANATI

İLK ÇAĞ ORTA ASYA ŞAMANİZMİNİN DİNAMİKLERİ VE TAŞ SANATI

Dr. Andrzej ROZWADOWSKİ

Adam Mıckıewıcz Üniversitesi Şarkiyat Enstitüsü / Polonya

Çok eski zamanlardaki Türklerin inançları doğa kültürü üzerine yoğunlaşmıştır. Özellikle Orta Asya ve Sibirya’da bulunan çeşitli Türk halkları günümüzde de inançlarını kendilerini çevreleyen doğadaki nesnelere ibadet ederek sürdürürler. Mikro ve makro düzen içinde geçen doğal dünyanın her ifadesi, onun sembolik değerlerine göndermeler yapar. Türklerin dini gelenekleri, inançların belli kurallara göre düzenlendiği kutsal bir kitap formuna girmemiştir. Ancak bu durum dinlerinin daha basit ya da zayıf olduğu anlamına gelmez. Paradoksal olarak, söz konusu özellik aile içinde kuşaktan kuşağa sözlü ifadeler ile aktarılan inanç sistemlerinin zenginliğini dahi etkilediği söylenebilir. Eski Türklerde din adamı yoktur; onların yerini yeryüzü ve ölülerin gittiği diğer dünyalar arasında ölümlülerin sahip olmadığı bir güçle aracılık yapan şamanlar almıştır. Geleneksel Türk inanç sisteminde kişinin bir ara aşamada bulunduğuna, yani yeryüzünde yaşadığı, ancak alt ve üst dünyalara ayrılmış evrenin içinde yer aldığına inanılır.

Türklerin ve diğer Sibirya halklarının belirleyici inanç sisteminin Şamanizm olduğu[1] ve geniş bir perspektiften bakıldığında Şamanizm’in Kuzey Avrasya’nın neredeyse tamamına yayıldığı söylenebilir.[2] Tarihsel kökeninin derinliği tartışılmazdır. Asya kıtasındaki değişik bölgelerde ve değişik zamanlarda yazılmış tarihi kayıtlar, Asya halklarının çok eskilerden beri Şamanizm’i benimsediğini göstermektedir. Ancak, ortaya çıkışını ya da kültür ortamında yeşerdiği halkın kimler olduğunu tam olarak belirleyebilmek mümkün değildir. Şaman kelimesinin Tunguz dilinden geldiği kabul edilmektedir.[3] Fakat bu Sibirya dilindeki konumu pek açık değildir. 18. yy.’da Hindistan kökenli olduğu ve Sanskritçe’deki sramana kelimesinden esinlendiği konusunda görüşler öne sürülmüştür.[4] Bu görüşün üzerinde durduğu paralelliği kabul eden Shirokogoroff, terimin Hindistan’dan Orta Asya’yı katederek Doğu Asya’ya yayılan Budizm ile birlikte geçtiğini öne sürmüştür.[5] Son yıllarda yapılan çalışmalar, Hindistan kökenli olduğunu ve yayılmanın yaklaşık iki bin yıl sürdüğünü doğrulamaktadır. Sidorov[6] tarafından yapılan çalışma, M.Ö. ikinci bin yılın ortalarında Hindistan ve İran’a kadar uzanan Hint Arilerin doğuya doğru yönelen göç hareketi esnasında gerçekleştiği olgusunu kabul etmemize olanak sağlamaktadır. Bu yüzden, Hint Avrupa geleneklerinin etkileşim dalgasının düşünüldüğünden çok daha büyük olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu etkinin kuzeydoğu sınırları, araştırmacıların daha halen o etkileşimin izlerini taşıyan Yakut kültürünün (Kurıkanların göçünden esinle) beşiği kabul ettiği Baykal Gölü bölgesine kadar uzanmaktadır.

O halde, gerek Hint Avrupa gerekse Hint İran terimlerindeki Hint etkisinin daha önce şüpheyle yaklaşılandan çok daha fazla olduğu ortaya çıkmaktadır. Yuriy I. Sheykin “şaman” kelimesinin köklerinin iki önemli kısımdan oluştuğunu bulmuştur; birinci kısım şa (sa)bilmek, yapabilmek, anlamak; ikinci kısım man (man, maya, mayabh) kötü güçleri uzaklaştırmak için dua etmek anlamına gelmektedir.[7] Hintçedeki maya (illüzyon)kelimesiyle örtüşmesi sadece bir tesadüften ibaret midir? Son yıllarda yapılan çalışmalar, Doğu Sibirya’daki Şamanist geleneklerin oluşması sürecinde Hint İran geleneklerinin önemli etkileri olduğunu varsaymamıza neden olur. Söz konusu gelenek, Yakut ve Buryatlar (Resim 1) arasında gözlenen “ak şamanlık” ile ilgilidir[8] ve bu makalenin ilerleyen kısımlarında daha detaylı olarak incelenecektir.

Şaman kelimesine ilk olarak Tunguz Mançu kayıtlarında rastlanmasına rağmen, Türk kültüründeki yeri aynı derecede eski ve güçlüdür. Türk Şamanizmi hakkında konuşabilmek bir anlamda genelleme yapmak demektir; Türk Şamanist gelenekleri yöreden yöreye farklılıklar gösterir.[9] Buna ilaveten, Türk dünyasında şaman kelimesi değişik şekillere bürünmektedir. Yakut Türkleri onları oyun[10] diye adlandırırken, Güney Sibirya’da, özellikle Altay ve Sayan bölgelerinde kam (kham) kelimesine rastlanır ki, bu kökten de kamlanie diye bilinen şaman törenlerine verilen ad türetilmiştir.[11] Bu kelime Uygurların 1069’da yazılmış Kutadku Bilig adlı eserinde ilk kez yazılı olarak karşımıza çıkar.[12] Aslında kam kelimesi Yenisey Kırgızı bir şamanın adı olarak daha önce, Tang Hanedanı (618906) dönemi’ndeki Çin kayıtlarında geçmektedir.[13] M. Ö. bininci yılların sonlarına doğru Çinli tarihçiler, Türk gelenekleriyle çok yakın bir bağa sahip Hunların bazı grupları arasında da şamanlardan (wu) bahsederler.[14] Ancak, Orta Asya’da (Kazak, Kırgız, Uygur ve Özbeklerde[15]) şamanlar baksı ya da bakşı olarak adlandırılırlar ve Şamanizm için Kazakça bir kelime olan Baksılık kullanılır. Bu terimler, dikkatlice bakmak, izlemek anlamına gelen eski Türkçedeki bak, veya Türk dillerine Moğolca vasıtasıyla geçmiş olan ve öğretmen olarak çevrilebilecek Çince boshi (bagsi) kelimesinden türetilmişlerdir. Ancak Sanskritçe Budist keşiş anlamındaki bhikshu[16] kelimesinin yarattığı Hint etkisini de göz ardı etmemek gerekir.

Baksı

Baksı ve kam fonksiyonel olarak birbirleriyle benzeşen şahsiyetlerdir. Baksı’nın başlıca görevi ruhani dünyadaki pazarlıklar vasıtasıyla tedavi etmektir. Bunun yanı sıra hava durumunu değiştirmek, gelecekten haber vermek, kaybolan eşyaları bulmak gibi yetenekleri de vardır. Hastalıklara, hastalanan kişinin ruhunu ele geçiren kötü ruhlar neden olduğu için baksı tedavi ayinlerinin özünü ruhlarla pazarlık oluşturur. Bu bazen pazarlığın ötesinde savaşmaya kadar varabilir. Baksılar bu törenleri gerçekleştirirken ruhların yardımını kullanırlar. Kam törenlerinde olduğu gibi, Baksıların tedavi güçleri en üst seviyede transa geçtikleri anda ulaşır. Aşağıdaki Kazak baksı tedavi töreni 19.yy.’da kaydedilmiştir:

Baksı kopuzunu çalmaya ve şarkı söylemeye başlar. Sesini yükselttiğinde tüm vücudunu titremeler sarar. Kendini zorlayarak devam eder, yüzü terlemeye, ağzı köpürmeye başlar. Kopuzunu fırlatıp atar ve aniden ayağa kalkıp zıplamaya başlar. Başını ve ellerini sallarken ruhlara bağırarak seslenir (Bu yolla bazı ruhları kendine çağırır ve kötü ruhları kovalar). Sonunda dayancını kaybetmeye başlar ve yüzü kaskatı kesilir, gözleri kanlanmıştır, vahşi sesler çıkartarak yere düşer, en sonunda sesi kesilir ve sanki ölmüş gibidir.[17]

Yukarıda anlatılanlar Sibirya şamanlarının kamlanie törenleri ile büyük benzerlikler göstermektedir. Sibirya geleneğinde olduğu gibi, Baksı’nın ruhlar tarafından şamanlık görevini yapması için çağırıldığına ve şamanlığın aileden geldiğine inanılır. İdeolojik açıdan bakıldığında baksılar, dünyanın üç katlı dikey yapısı olduğu şeklindeki panşamanist inancı benimserler. Kazak şamanizminde dünyanın üç katlı yatay bir yapısı olduğu sezinlenmektedir. Bu yapı Kuzey Şamanist ideolojilerin karakteristik bir özelliğidir. Örneğin ırmak “öteki tarafa geçmenin” bir sembolüdür.[18]

Daha önce belirttiğim benzerlik, Şamanizm’in M.S. birinci binyılın ortalarına doğru Orta Asya’ya Altaylar’dan yola çıkıp kıtaya dağılan Türkler tarafından getirildiğine işaret etmektedir. Ancak, Türklerin Orta Asya’ya genişlemelerinin İslamiyet’in yayılışı ile aynı yıllara denk geldiğini ve Orta Asya uluslarının kültür analizlerinin Şamanizm’in İslamiyet öncesine ait kültürel bir özellik olduğunu kesinlikle kanıtladığını dikkate aldığımızda, Şamanizmin Türklerin gelişinden önce de bölgede var olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.[19]

Dolayısıyla, şamanların fonksiyonlarının çok eski çağlara uzandığı hiçbir çekinceye mahal vermemektedir. Tarihi kaynaklar Sibirya (Türk?) şamanlığının iki bin yıl öncesine uzandığını iddia etmemizi kolaylaştıran bilgiler içermektedir. Ancak, sadece “şaman” terimi dahi Sibirya’da dört bin yıldır var olmuşsa da, bu, Şamanlığın bölgeye girişiyle birlikte ideolojik ve dinsel bir çerçevenin de dışarıdan bir bütün olarak geldiği ya da getirildiği anlamına gelmemektedir. Arkeolojik kaynaklar, özellikle kaya resimleri Orta Asya ve Sibirya’da Şamanizm’in daha eskilere uzandığını belirtmektedir. Bu makale daha ziyade Orta Asya üzerine yoğunlaşmıştır, ancak Sibirya’dan da bazı referanslar verilmesi gerekmektedir. Kültürel açıdan her iki bölge de özellikle Sibirya’nın güneyi, Altaylar çok eski zamanlardan beri birbirleri ile ilişki içindedirler.

Kaya Resimleri

Kaya resimlerindeki şamanist içeriğin tanımlanması resimlerin doğrudan incelenmesinin yanı sıra teorik bir perspektiften bakılmasını da gerektirmektedir.[20] Bu durum, özellikle, Şamanist uygulamalar ve ideolojiyi tanımlamaya yönelik imgelerin bulunduğuna dair hiçbir belirti olmaması sebebiyle tarih öncesi sanat açısından büyük önemi haizdir. Fakat Şamanist ideolojinin istikrarı ve törenlerin yüzyıllardır var olduğu hesaba katılırsa, tarihi ve etnografik içerikler kaya resimlerindeki Şamanist anlamların çözülmesine yardımcı olmaktadır.

En eski Orta Asya kaya resimleri (Güney Özbekistan ve Tacikistan’da bulunan kaya resimleri), kesin tarihleri bilinmemekle beraber, Mezolitik Devir’den kalmadır.[21] Bu resimlerde net Şamanist izlere rastlanmaz. Ancak, Bakır ve Bronz Çağ kaya resimlerinde kayda değer Şamanist motifler görülmeye başlanır (M.Ö. ikinci ve üçüncü binyıllar). Bu çağlara gelindiğinde kaya resimlerinde insan figürleri daha sık belirmekte, bu da, bir grup insanın bölgenin sosyal yapısında daha ön plana çıktığını göstermektedir.

Güney Sibirya Altay dağlarında, Güneydoğu Kazakistan, Özbekistan ve Kırgızistan’da bulunan bu resimlerin bazıları vasıflar açısından farklılık arz etmektedir ki bu da Şamanist içeriğe atfedilebilir. Rus Altay bölgesi Karakol ırmağı civarındaki kazılan mezar odalarında duvara çizilmiş ya da kazınmış “güneş başlı”, “öküz başlı”, “kuş başlı” zooantropomorfik figürler kaya resimleri içinde en gözalıcı olanlarıdır.[22] Arkeolojik olarak M.Ö. üç bin yılının sonları ile iki bin yılının başlarına uzanan bu resimler Asya’nın bu bölgesindeki en eski şaman tesvirlerini temsil etmektedirler. Bu resimlere eşdeğer olarak Chulli ve Kazakistan Karatav dağlarında bulunan petroglifler gösterilebilir. Petrogliflerde tören elbiseleri giymiş insan figürlerine rastlanır, içlerinden bazıları at benzeri bir hayvanın postu taşımaktadırlar.[23] Başları, bazılarında dekore edilmiştir. Ellerinde salt fonksiyonel açıdan tutulduğunu söylemenin çok zor olduğu asalar vardır (Resim 2). Asalar çoğunlukla haça benzemektedir. Bazen bu asaların hayvanlarla ilgili tören faaliyetlerinde kullanıldığını düşündüren resimlerle de karşılaşılır (Resim 3). Bu açıdan bakıldığında, ayin tasvirlerinin içeriği Orta Asya Şamanizmi’ni Sibirya Şamanizm’inden ayırır. Sibirya’da davullar çok belirgin iken Orta Asya’da davulun yerini tef almıştır. Orta Asya şamanizminde telli çalgılar da önem kazanır, bunlar içinde en önemli olanı daha önce de belirtilen kopuzdur.[24]

Şamanist kaya resimlerinin Bronz Çağı’nda görülmesi, Şamanizm’in salt bu çağda ortaya çıktığını göstermez. Bu zaman aralığında şamanların bu bölgede 45 bin yıldır yaşadığına dair elimizde güvenilir kanıtlar olduğunu söyleyebiliriz. Bu, Bronz Çağı boyunca Avrasya steplerinde (Orta Asya dahil) Hint Avrupa topluluklarının göç dalgasının önemli bir yer tuttuğunun işaretidir. Orta Asya’da Hint İranlılar bulunmaktaydı. Yapılan araştırmalar adı geçen sanatın kimi unsurlarının Hint İran geleneğiyle ilişkili olabileceğini göstermektedir.[25] Benzer yapılara sanat ve mitolojide rastlamak mümkündür. Ayrıca, Hint Avrupa kültürünün genişlediğine işaret eden savaş arabaları tasvirleri gibi maddi kültürün diğer yanlarına da rastlarız. Bu petrogliflerin bazıları Şamanist nitelikler açısından da farklılık gösterirler. Hint İran kültürü ayrı bir ruhban sınıfı ile karakterize olmuştur, fakat bu konudaki bilgilerimiz Hintİran ruhbanlığının M.Ö. ilk bin yılına Veda ve Avesta kayıtlarından gelmektedir. Hint İran törensel yaşamında Şamanist uygulamalarla örtüşen birçok durumun bulunması gerçeği bizi ya Şamanist Asya kültürlerinin kuvvetli etkileriyle ya da doğaüstü dünyalarla haberleşme alanında uzman ruhban bir sınıfın ortaya çıkması ile karşı karşıya bırakır.[26]

Bununla beraber Sibirya Şamanizm’inin belli türlerinin veyahut da yerel geleneklere dönüşümünün Hint Avrupa ve Türk halkların ilk örnekleri arasındaki çok eski çağlarda gerçekleşen ilişkilerde aranması gerektiği ihtimali gözardı edilmemelidir. Bu özellikle en doğudaki Türk milleti olan Yakutlarda görülür. Yakut kültürünün oluşumu sürecine Hint Avrupa katkısı ilk Yakutça Sanskritçe sözcük benzerliklerinde göze çarpar ki bu konuda 200’den fazla kelime ayırt edilmektedir.[27] Bu aracılık iki önemli özellik tarafından temayüz edilmektedir: 1. Özellikle arkaik destanlar ve dini şarkılar (ilahiler) terminolojisini içermektedir. 2. Türkçe ve Vedic dillerinin ilk ortaya çıkış aşamalarında gözlemlenmektedir. Bu durum, eski Türk ve Hint Avrupa topluluklarının arasında kronolojik ve kültürel temaslar olduğuna işaret eder. Vedic yazıtların yazılış tarihi referans olarak alınırsa, bu temaslar M.Ö. iki bin yıllarında vuku bulmuştur. Ak Şamanizm ile ilgili terminolojiyi de içeren benzer tartışmaların özü, zaten destanların içeriğine de işaret eder. Dildeki bu benzerliği pekiştiren diğer bir kanıt, şimdi kültürel olarak tümüyle farklılaşmış bu toplumların biyolojik analizlerinde ortaya çıkmıştır. Özellikle Yakut nüfusunun kanında Avrupalıların genelinde görüldüğü gibi %39 antijene rastlanmıştır; dahası Yakutların en yakın akrabaları bu bakış açısından Hintliler görünmektedir.[28]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ