II. MEŞRUTİYET’TEN CUMHURİYET’E BİR DÜŞÜNCE HAREKETİ: MESLEKÎ TEMSİLCİLİK

II. MEŞRUTİYET’TEN CUMHURİYET’E BİR DÜŞÜNCE HAREKETİ: MESLEKÎ TEMSİLCİLİK

Devlet veya hükümet meselesine gelince: Madem ki toplum, sosyo-ekonomik bir değer olan meslek ekseninde âhenkli bir yapı oluşturmaktadır, toplumun teşkilatlanmış hâli olan devletin de bu yapıya uygun veya uyumlu bir şekilde düzenlenmesi gerekir. Yani gerek devlet nizamı ve gerekse bu nizamı uygulamaya koyacak olan hükümetin, toplumun sosyo-ekonomik yapısına göre şekillendirilmesi kaçınılmaz bir zarurettir. Bunun en kısa ve en kestirme yolu, en küçük sosyal birimden (köy) en büyük sosyal birime (millet) kadarki toplumların yöneticilerini belirleyecek olan seçimlerin meslekî temsil esasına göre yapılmasıdır.

Bir başka ifadeyle, köy ihtiyar meclisi üyelerinden milletvekili seçimine kadarki her türlü seçimin, bugüne kadar bizde veya batıda olduğu gibi sınıfların, partilerin veya vilayetlerin temsilini esas alan bir seçim tarzıyla değil, sosyo-ekonomik yapıyı şekillendiren mesleklerin temsilini esas alan bir seçim tarzıyla mümkündür. Program’da bu konu ikinci maddede şu şekilde düzenlenmiştir: “Meclis-i umumî-i millî, cüz’-i tam-ı idarî livalarda mukim ve atiyyüzzikr mesâlike münkasem ehâlinin re’y-i am usulüyle intihap edecekleri mebuslardan terekküp eder.”[20] Teşkilât-ı Esasiye Kanunu Lâyihası’nda ise dördüncü madde olarak karşımıza çıkmaktadır. “Büyük Millet Meclisi vilayetler halkınca meslekler erbâbı temsil edilmek üzere doğrudan doğruya müntehap azadan mürekkeptir.”[21] Böylece her türlü meclis veya bu meclislerin kendi içinden seçecekleri yöneticiler, filan veya falan sınıfın, zümrenin, partinin, vilayetin temsilcisi durumundaki ve politikacılık/yöneticiliği kendine meslek edinmiş insanlardan değil, sosyo-ekonomik yapıyı belirleyen mesleklerin temsilcisi durumundaki insanlardan teşekkül etmiş olacaktır. Toplumun sosyo-ekonomik mozaiği, küçültülmüş bir örnek hâlinde meclislerde ortaya çıkacaktır.

Meslekî Temsilcilik, merkeziyetçi bir devlet anlayışını reddeder. Düşünceye göre, merkezî idare daha çok dış ve genel iç hizmetlerin yürütülmesi, livalar (veya vilayetlerarası koordinasyonun sağlanmasını üstlenmelidir. Bunun birinci derecedeki sorumlusu, meclis içinden çıkacak olan hükümet “komiser”leridir (bakan). Ayrıca meclis, yine kendi üyeleri arasından seçeceği müfettişler vasıtasıyla liva ve daha alt basamaklardaki yönetimlerin çalışmalarını denetleyebilecektir. Bunun dışındaki bütün işler, yine meslekî temsil esasına göre teşekkül etmiş bulunan liva, kaza, nahiye ve köy meclislerince; bunların kendi içlerinden seçtikleri yöneticilerce görülecektir. Meselâ; ekonomik durumlarına göre tespit edilecek olan livaların “meclis-i umumî”leri, kanunlar dahilinde mahallî idareleri tanzim, kendi bütçelerini tertip, harcama yer ve şekillerini tayin, liva sınırları içindeki memurların atama ve azillerinde tam yetkilidirler.

Meslekî Temsilcilik, daha önce vurgulamaya çalıştığımız temel prensipleri sonucu parlamenter rejim veya çok partili demokrasiye şiddetle karşıdır. Çünkü söz konusu rejim, politikacılığı kendine meslek edinmiş bir avuç azınlığın -sözde millet adına- yönetimi ele geçirmesi, kişi ve parti ihtiraslarının tatminine zemin hazırlaması sebebiyle, gerçek bir halk idaresi olmaktan çok uzaktır. Dolayısıyla halk iradesinin tam ve eşit bir biçimde yönetime yansımasına imkân vermez. Merkeziyetçi olması sebebiyle de bürokratik bir devlet yapısı öngörür. Memur devleti zihniyetiyle halktan uzak düşer. İsmail Suphi Soysallı, “memurîn şekl-i idare-i hâzırasına resmen ilân-ı harp etmiş” olduklarını söylerken Meslekî Temsilcilerin tepkilerini dile getirir.[22] Meslek gazetesindeki bir yazıda ise, parlâmenter sistemin iflas ettiği vurgulanırken bünyesinde taşıdığı aksaklıklar uzun uzun izah edilir. “Bütün bu sözün hulâsası şudur ki, parlamento kürsülerini dolduran parlak sözler ve yaldızlı mefkûre edebiyatının altında gayet âşikâr bir fırka hâkimiyeti yatar: Hâkim olan millet değil, siyasî fırkalardır ve memleketi idare eden kuvvetler, halk kuvvetlerinin idareleri değil, sadece bir politikacılar sınıfının siyasî oyunlarıdır.”[23]

Son olarak Mesleki Temsilcilik düşüncesinin kaynakları üzerinde durmak istiyoruz. Düşünce, çoğu zaman Ali İhsan Bey’in Türk sosyal hayatı üzerine yaptığı tetkikler sonucu ortaya koyduğu “ilmî bir keşfi” veya “muassır âlemin en yeni fütühâtı” olarak takdim edilmiştir. Hatta Muhittin Birgen, Ali İhsan Bey’i, metot ve ulaştığı sonuçlar itibariyle Karl Marks’a benzetir ve onunla mukayese eder. “Karl Marks dünya tarihi üzerinde ne yapmışsa, Ali İhsan Bey de Osmanlı Tarihi üzerinde aynı şeyi yapmıştır. Denilebilir ki, bütün dünya hayatını okurken Marks nasıl bir gözlem kullanmışsa, Ali İhsan Bey de Osmanlı Türkünün hayatını okurken aynı gözlüğü kullanmıştır. Marks tarihi okuyarak istikbâli haber vermişti. Ali İhsan Bey de, Osmanlı tarihini okuyarak, Anadolu istikbâlini keşfe çalışmaktadır.”[24] Bu sebepledir ki, Ali İhsan Bey, “Türk Karl Marksı” olarak anılır. Ancak Ali İhsan Bey, tamamiyle doğu kültürüyle yetişmiş, Batı’yı -en azından- birinci elden tanıma imkânı bulamamış bir şahsiyettir.

Bununla birlikte ortaya koyduğu düşüncesinde bazı kaynaklardan farklı seviyelerde etkilenmiş veya beslenmiş olduğu dikkatlerden kaçmaz. İçinde yaşanılan sosyal, siyasî ekonomik ve kültürel şartları bir kenara bırakacak olursak, söz konusu kaynakların başında “materyalizm”; bir adım sonra da “marksizm” gelir. Düşünce, gerek temel hareket noktası ve gerekse bundan sonra ortaya koyduğu teklifleri itibariyle, ferdin veya toplumun ekonomik ihtiyaçlarını esas alır. İnsan veya toplumların her türlü ilişkilerini bu perspektiften görür. Sosyal yapılanmayı da bunun üzerine bina etmek ister. Nitekim Program’da Meslekî Temsilcilik istikâmetinde yapılacak bir inkılâbın “ruh itibariyle, komünizme muvafık; şekil itibariyle (de) Rusya Sovyet idaresine fâik olacağı” belirtilir?[25] Anadolu’da Yeni Gün ve Hâkimiyet-i Milliye gazeteleri program veya düşüncenin tanıtımında şu izahları getirirler: “.Program, bazı tâbirâttan sarfınazar, esas itibariyle komünist denecek bir program olduğu hâlde, bunun ihzarı esnasında henüz bolşeviklik doğmuş değildi. Demek oluyor ki, Programın en büyük meziyeti taklit olmamasıdır.”[26] “Meslekî Temsil demek, başlı başına, yeryüzünde mevcut olan idare ve hükümet tarzlarından ayrı, yeni bir usul tedris demek değildir; bilakis bu gayesi Türkiye’de meslekî teşkilatı süratle vücuda getirmekten ibaret ve belki muvakkat bir tedristir; esası, memleket işlerinde hakikî, fiilî ve bilhassa sâlim tarzda ‘sa’y’ düstûrunu hâkim kılmaktan ibaret olan sosyalizm, yani komünizmdir. (.) Bunu müdafaa edenler, memleketin ancak sosyalist-komünist bir programla idare edilebileceğine kânidirler.”[27] İsmail Suphi Soysallı ise, Teşkilât-ı Esasiye Kanunu Lâyihası’nı sunuş konuşmasında, meslekî temsil esasını içeren dördüncü maddenin ilham kaynağı konusunda şunları söyler: “Ben diyemem ki hiçbir taraftan mülhem olmadık. Belki Şarkta, Rusya’da patlayan inkılâbın üzerimizde tesiri olmuştur.”[28]

Bununla birlikte Meslek gazetesindeki bir yazıda Meslekî Temsilcilik veya Meslekî Temsilcilerin birçok konuda sosyalizm ve komünizmden ayrıldığı iddia edilir. Sosyalizm ve komünizm, tamamiyle sınıflar arası çatışma esası üzerine kurulmuş ve bu çatışmada da emekçiden yana olmuştur. Mesleki Temsilciler, sınıflar arası çatışmanın varlığını kabul etmekle birlikte, çatışmadan yana değil, “tesânüt” ve “âhenk”ten yanadırlar. Ayrıca ihtilâli benimsemezler.[29]

Meslekî Temsilcilik düşüncesinin dayandığı ikinci ana kaynak, Osmanlı sosyal yapısı veya yapılanmasında ana unsurlardan biri olan “fütüvvet nizamı”, “ahîlik” veya “lonca teştkilatı”dır. İttihat ve Terakki Cemiyeti, esnafların teşkilatlandırılmasına karar verince bu nizam üzerinde durmuş, elemanlarına araştırmalar yaptırmıştır. Meselâ; Memduh Şevket Esendal’ın bu konuda geniş bir bilgi birikimine sahip olduğu söylenir. Düşünceyi dikkatte incelediğimizde, söz konusu yerli kaynaktan büyük ölçüde faydalanılmış, hatta onun üzerine bina edilmek istenmiş olduğunu görürüz. Meslekî teşekküllerin kuruluş, işleyiş ve fonksiyonları hemen hemen aynıdır. Ancak Meslekî Temsilciler, “esnaf”ı değil “meslek”i esas almak, meslekî teşekküllerin fonksiyonlarını en üst noktaya çıkarmak ve meseleye sadece “ekonomik” açıdan bakmak hususlarında, lonca sisteminden ayrılırlar. “Tesanüt”ten bahsetseler de bunun manevî temelleri üzerinde durmazlar.

İzmir Mebusu Mahmut Esat Bey (Bozkurt), meclisteki konuşmasında Meslekî Temsilcilikle eski lonca teşkilatını tekrar ihya edebileceğimizi söyler: “Evet bundan bir asır evveline irca-ı nazar edecek olursak görürüz ki, bizde mükemmel (Loncalar) teşkilatı vardı. Hatta bendeniz bütün tarih-i takayyütlerine rağmen diyebilirim ki: Memleketin hayat meselesi orada, terakkiyatı orada, ihtilâli orada, sabanı da orada saklıydı. O (Lonca) teşkilatı, esnafların memlekette hâkim olması teşkilâtı yıkıldıktan sonra izmihlâlimizin tarihi başlamıştır. (Alkışlar) O yıkıldı ve ecnebî iktisadı memlekete nüfuz etti. Binaenaleyh memleket iktisadiyatını kaybetti. Kaybetmekle de efendiliğini de kaybetti ve müdafaa imkânı kalmadı. (…) Bugün yine yapabiliriz.”[30]

Mete Tuncay, Meslekî Temsilcilik (veya korparatif devlet) fikrinin Batı’da, parlamenter sisteme inanmayan G. Sorel çevresindeki devrimci sendikalizm hareketi içinde doğduğunu belirtir. “Bugün biz Meslekî Temsil deyince Faşist İtalya’yı hatırlıyoruz. Ne var ki, Mussolini’nin Faşizme bir çeşit Sosyalizmden geldiğini unutmamalıyız. Meslekî Temsil fikri de, gerçekten ilk kez (Mussolini’nin çok etkilendiği) G. Sorel çevresinde, devrimci sendikalizm akımı içinde doğmuştur. Daha doğrusu, Sorel klâsik bölgesel temsil fikrine saldırmış, fakat esasen parlamenter düzene inanmadığı için, ekonomik grupların temsilini, meslekî temsili buna alternatif olarak geliştirmemiş, yalnızca yolunu hazırlamıştır.”[31]

Hulâsa: Meslekî Temsilcilik; II. Meşrutiyet’in ilânı ile Cumhuriyet’in belli bir sosyal, siyasî, ekonomik ve kültürel fikrî-pratik temele oturtulduğu dönemde (1908-1925), düşünce ve siyasî tarihimizde yer almış ikinci sıra fikir hareketi/dünya görüşlerinden birisidir. Dönemin arayışlarına cevap olmak üzere Kör Ali İhsan Bey ve arkadaşları tarafından ortaya konan düşünce, Türk toplumunu “meslek” ekseninde yeniden yapılandırıp gerçek bir “halk idaresi” tesis etmeyi amaçlamıştır. Meslekî Temsilcilik, özellikle İttihat ve Terakki yönetiminin son yılları ile Türkiye Cumhuriyet Devleti’nin temellendirilmeye çalışıldığı yıllarda oldukça güçlü ve aktüeldir.

Prof. Dr. İsmail ÇETİŞLİ

Pamukkale Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi / Türkiye

Alıntı Kaynağı: Türkler, Cilt: 17 Sayfa: 849-856


Dipnotlar:
[1] Zafer Toprak, Türkiye’de Millî İktisat (1908-1918), Yurt Yayınevi, Ank., 1982, s. 280.
[2] Zafer Toprak, “Halkçılık İdeolojisinin Oluşumu”, Atatürk Döneminin Ekonomik ve Toplumsal Sorunları, İstanbul Yüksek İktisat ve Ticaret Mektebi Mezunları Derneği Yay., İst., 1977, s. 13-14.
[3] “Meslekî Temsilcilik Ne Demektir?”, Meslek Gazetesi, S. 1, 15 K. Evvel, 1925, s. 6.
[4] Mete Tuncay, “Mesaî”, Halk Şûralar Fırkası Programı, Ank. Ün. Siyasal Bilgiler Fak. Yay., Ank., 1972, s. 23-25.
[5] Memduh Şevket Esendal ile ilgili daha geniş bilgi için bkz. İsmail Çetişli, Memduh Şevket Esendal-İnsan ve Eser-, Kardelen Yay., Isparta, 1999.
[6] “Meslekî Temsil”, Hâkimiyet-i Milliye, 23 T. Ev. (Ekim) l920, s. l.
[7] İlhan Tekeli-Selim İlkin, “(Kör) Ali İhsan (İloğlu) Bey ve Temsili Meslekî Programı”, Atatürk Döneminin Ekonomik ve Toplumsal Sorunları, İst., l977, s. 344.
[8] A.g.m., s. 343.
[9] Abidin Nesimi, “Esendal’ın Fikir Cephesi”, Seçilmiş Hikâyeler, C. VI, S. 5, Haz. l952, s. 85.
[10] Zafer Toprak, “Halkçılık İdeolojisinin Oluşumu”, Atatürk Döneminin Ekonomik              ve Toplumsal Sorunları, s. 16.
[11] Nevmettin Turinay, Geleneğin Dünyası Yeniliğin Ufukları, Birlik Yay., Ank., l983, s. ll8.
[12] “Meslekî Temsil Devleti Nasıl Olur?”, Meslek, S. 4, 7 K. Sani 1925, s. 6.
[13] İlhan Tekeli-Selim İlkin, “(Kör) Ali İhsan (İloğlu) Bey ve Temsili Meslekî Programı”, s. 345.
[14] İlhan Tekeli-Selim İlkin, a.g.m., s. 345.
[15] TBMM Zabıt Ceridesi, C. V, Ank., 1942. s. 370.
[16] TBMM Zabıt Ceridesi, C. VI, Ank., 1943. s. 122.
[17] “Meslekî Temsilde İntihap”, Hakimiyet-i Milliye, 24 T. Evvel 1920, s. 1.
[18] “Meslekî Temsil”, Hakimiyet-i Milliye, 23 T. Evvel 1920, s. 1.
[19] Zafet Toprak, Türkiye’de Millî İktisat (1908-1918), s. 35.
[20] İlhan Tekeli-Selim İlkin, “(Kör) Ali İhsan (İloğlu) Bey ve Temsili Meslekî Programı”, s. 346 (Program’da ülke genelindeki meslekler dokuz olarak tespit edilmiştir. Bunlar; 1 -Çiftçiler, çobanlar, 2- Sanatkârlar, 3-Tacirler, 4-Memûrîn ve müstahdemîn, 5-Efrâd-ı Askeriye, 6-Gemiciler, 7-Madenciler, 8- Serbest Meslek Eshâbı, 9-İşçilerdir).
[21] TBMM Zabıt Ceridesi, C. V, Ank., 1942, s. 370.
[22] TBMM Zabıt Ceridesi, C. V, Ank., 1942, s. 367.
[23] “Meslekî Temsilcilik Ne Demektir?”, Meslek, S. 1, 15 K. Evvel 1925, s. 5.
[24] İlhan Tekeli-Selim İlkin, “(Kör) Ali İhsan (İloğlu) Bey ve Temsili Meslekî Programı”, s. 306.
[25] İlhan Tekeli-Selim İlkin, a.g.m., s. 352.
[26] İlhan Tekeli-Selim İlkin, a.g.m., s. 305.
[27] “Meslekî Temsil”, Hakimiyet-i Milliye, 23 T. Evvel 1920, s. 1.
[28] TBMM Zabıt Ceridesi, C. V, Ank., 1942, s. 364.
[29] “Meslek Nasıl Bir Materyalisttir?”, Meslek, S. 37, 25 Ank. 1925.
[30] TBMM Zabıt Ceridesi, C. V, Ank., 1942, s. 390.
[31] Mete Tuncay, Mesaî Halk Şûralar Fırkası Programı, s. 27.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ