II. MAHMUD DEVRİ PARA POLİTİKALARI

II. MAHMUD DEVRİ PARA POLİTİKALARI

Osmanlı Devleti’nde sikke darbedilmesi, ilk olarak Osman Bey zamanında, gerçekleştirilmiştir.[1] Değişik ağırlık ve çeşitlere sahip gümüş paralar akçe olarak adlandırılmakta ve saltanat şiarı olarak tahta her çıkan her hükümdar adına sikke darbedilmekteydiler. Tek maden sistemi anlamına gelen monometalist sistemde değer ölçüsü olarak gümüş akçeler[2] kabul edilmekteydi. Devlet, ülkedeki para akışını kolaylaştırmak için yabancı ülkelerden altın ve gümüş girişini kolaylaştırırken bunların ihracını yasaklardı. Bu yüzden de yabancı paralar, Osmanlı paralarıyla birlikte piyasada çokça dolaşırdı. Bu şekildeki büyük yabancı gümüş sikkelere “riyal guruş” adı verilmiş, giderek bu tabir “kara guruş” ve sonunda da “guruş” şeklini almıştır. Akçenin değeri, iyice düşmüş, boyut olarak da artık kullanılamaz hale gelmiş ve yerini guruşa bırakmıştır. Böylece para birimi olarak akçe yerine 1690 tarihinden itibaren kuruş ifadesi kullanılmaya başlamıştır. Bu tarihten sonra, “bir pare üç akçe” ve “bir kuruş 40 pare” ölçüsü getirilmiştir. 1818 tarihinden sonra da artık akçe darbedilmesi durdurulmuştur.[3] Guruş XIX. yüzyılda da Osmanlı para birimi olarak kabul edilmiştir.[4]

1479 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından darbedilen sultânî adlı ilk altın para ile de, bimetalist sistem olarak adlandırılan ve altın ile gümüşün birlikte değer ölçüsü olarak kabul edildiği süreç başlamıştır.[5] Çünkü bu tarihte artık, Osmanlı Devleti gerek nüfus sayısı, gerek hakimiyet alanı ve gerekse ticaret hacmi açısından gümüş paraların tedavülünün karşılayamayacağı bir genişliğe ulaşmıştı. Darbedilen bu altın paralar, ağırlıkları ve ihtiva ettikleri altın içerikleri bakımından Akdeniz çevresindeki diğer devletlerin altın sikkeleri ile aynı durumdaydı.[6] Nitekim sultanîlerin yanı sıra doğuda İran şahîsi, Mısır’da pare, Eflak-Boğdan, Erdel ve Macaristan civarında penz, Kırım’da kefevî akçe, tedavülde iken, Venedik dükası, Ceneviz altını, İspanyol riyali, Hollanda esedî’si, Polonya zolotası Avusturya taler’i hep birlikte Osmanlı piyasalarında ödeme aracı olarak alınıp veril mekteydi.[7]

Daha sonraki zamanlarda çeşitli zorunluluklar dolayısıyla, bir kaynak yaratma yöntemi olarak kullanılan tağşiş, yani paranın ihtiva ettiği değerli maden oranındaki değişiklikler, sistematik olarak Fatih devriyle başlamış ve devam edegelmiştir. Bu yönteme ek olarak 1688 yılında mangur veya pul denilen bakır paralar basılmış ve itibârî değere sahip bir para birimi olarak tedavüle çıkarılmıştır. Bu yolla üç metal anlamına gelen trimetalist para politikaları uygulamaya konmuştur. Ancak, gerek değerinin düşük olması ve gerekse kaçakçılığının ve kalpazanlığının kolayca yapılabilir olması bu para politikasından kısa sürede vazgeçilmesini zorunlu kılmış ve 1691 yılında bakır sikkeler tedavülden kaldırılmıştır.[8]

Bu çalışmanın amacı, para tarihi ile ilgili kapsamlı bir araştırma ortaya koymak değildir. Burada amaç, 1770’lerden 1840’lara kadar; ama özel olarak II. Mahmut devrinde ortaya çıkan savaşlar, siyasal olaylar ve gerçekleştirilmeye çalışılan reformlar nedeniyle Osmanlı mâliyesinin büyük boyutlara varan bütçe açıklarını kapatmak ve vergi kaynakları üzerindeki merkezî denetimi artırmak amacıyla metal, paralar üzerinde gerçekleştirilen düzenlemeler ve bu arada para değerinde yapılan ayarlamaları ortaya koymaya çalışmak olacaktır. O zaman II. Mahmut’un devrini kısaca özetlemekte yarar vardır.

II. Mahmut’un Saltanat Yılları

Sultan II. Mahmut (1808-1839), çok karışık ve problemli bir dönemde sultan olarak tahtta bulunmuştur. Tahta geçmesiyle birlikte Osmanlı-Rus harbini (1809-1812), devleti yaklaşık on üç yıl meşgul eden Sırp isyanlarını (1804-1817), bağımsızlıkla neticelenen Yunan isyanlarını (1821-1830), (1829-1830) Osmanlı-Rus savaşını Sultan olarak yaşamıştır. Ayrıca Fransızların Cezayir’i işgali, Mehmet Ali Paşanın isyanı ve devletin varlığını tehdit eden Mısır meselesi, devlet içerisinde devlet hüviyetini kazanmaya başlamış olan Ayanların tasfiyesi, Vak‘a-i Hayriye olarak tarihe geçmiş olan Yeniçeri Teşkilatının kaldırılması ve Asâkir-i Mansure’nin kurulması onun iradeleri ile gerçekleşmiştir. Sonuçta, oğlunun saltanatının ilk yılında yayınlayacağı fermanla geçilecek olan Tanzimat sürecini hazırlayan reformlar, hep O’nun saltanat yıllarında gerçekleşmiştir.

Bu kadar etkili siyasi, sosyal ve ekonomik olayların meydana gelmiş olduğu bu saltanat süresi, aynı zamanda Osmanlı tarihinde sikkelerin, yani tedavüldeki paraların ayarlarıyla en çok oynandığı (tağşiş edildiği) dönem olmuştur. 1808-1830 yılları arasında altın sikke 35 ve gümüş sikke 37 kere tağşiş edilmiştir.[9] II. Mahmut tahta çıktığında Osmanlı kuruşunun içinde 5,9 gram. gümüş vardı. 30 yıllık saltanat içerisinde ise gümüş miktarı 0,5 gram ile en düşük değere indikten sonra 1832 de 0,94 gram. ve 1844’te 1,00 grama çıktı. Bu durumda gümüş para 108-1844 yılları arasında %83 değer kaybetmiş oldu.[10] Altın sikkelerdeki tağşiş oranları ise gümüşe göre daha sınırlı kaldı. Otuz yılda altın sikke içersindeki değerli maden miktarı %20 kadar azaldı. Bunun nedeni ise devletin maaşlar dahil yükümlü olduğu tüm ödemeleri, sadece gümüş kuruşlarla karşılamasıydı.[11]

Bu makalenin temel kaynağı olan Edirne Şer’iye Sicilleri’nin ferman suretlerinin kayıtlı olduğu kataloglarda II. Mahmut döneminde yayınlanan sikke tashih ve tağşişleriyle ilgili fermanlar incelenmek suretiyle elde edilen bilgiler değerlendirilecek olursa:[12]

1. II. Mahmut Devri Para Politikaları

Paraların darbı, gerçek ve itibari değerlerinin saptanması ile ilgili kararlar, devletin elinde bulunurdu. Çeşitli sebeplerle ortaya çıkan fiyatlardaki dalgalanmalar ve dış etkiler, her ülkede olduğu gibi Osmanlı Devleti’nde de paranın değerinde azalmalara sebep olmaktaydı. Bunun sakıncalarını ortadan kaldırmak için, “sikke tashihi” adıyla yeni ayarlamalar yapılmaktaydı. Bu tashihlerle sikkelerdeki değerli maden oranları azaltılmakta ve değer kaybını ifade eden tağşiş işlemi ortaya çıkmaktaydı. Ayrıca bazı sarraflar paraların kenarlarından kırparak veya onları aşındırarak vb. yollarla değerlerinden çalmaktaydılar.[13]

Kısaca, devrini özetlemiş olduğumuz II. Mahmut’un saltanatı döneminde ortaya çıkan bütçe açıklarının karşılanması ve diğer etkenleri aşılabilmesi için baş vurulan önlemler şöyle sıralanabilir:

a. Bütün zamanlarda yapıldığı gibi para değerini düşürücü yeni para basımları, II. Mahmut’un otuz bir yıl süren saltanatı esnasında altın parada 35 kez ve gümüş parada 37 kez yapılmıştır. (Edirne Şer’iyye Sicilleri’ne göre II. Mahmut döneminde tedavülde bulunan ve darbedilen paralar ile bu paraların yıllar itibariyle fiyatlarındaki değişiklikler Tablo 2’de verilmiştir.[14]) Osmanlı kuruşunun İngiliz sterlinine karşı 1814’de 23 olan râyici, 1839’da 104’e çıkmıştı.[15] Altın paraların değerlerindeki değişiklikler Edirne Şer’iyye Sicilleri ferman defterlerindeki kayıtlardan incelenecek olursa: 1809 yılında Yaldız altını 10 kuruş, Macar altını 11,5 kuruş, İstanbul Zer-i Mahbûbî altını 6,5 kuruş, Mısır Zer-i Mahbûbî altını 5,5 kuruş, Fındık altını 9 kuruş, sekizi bir yerde İspanyol altını 93 kuruş iken 1821 yılında değerler Yaldız’da 15 kuruş 10 pare, Macar’da 15 kuruş, Zer-i Mahbûbi’de 8 kuruş, Mısır Zer-i Mahbûbi’de 7 kuruş, Fındık’da 11 kuruş ve aynı yıl içerisindeki kıymetli maden ayarının değişik oluşu ve kaçakçıların yüksek fiyatlar vererek piyasadan toplamaları dolayısıyla piyasadan kaldırılan[16] İspanyol altınında 104 kuruş olmuştur. Bu tarihten sonra darbedilen Adlî, Rumî ve Hayriye altınlarının değerleri ise şöyledir: 1239/1823 da Adlî 12 kuruş, Rumî 25 kuruş; 1833 yılında ise Adlinin atik olanı 16,5 kuruş cedîd olanı ise15 kuruş, Rumî 48 kuruş, Hayriye altını ise 20 kuruş.[17]

Bu tür ayarlamalar yapılırken, piyasada tedavül etmekte olan paralar iptal edilerek belirlenen fiyatlardan satın alınma ve onun yerine para sahiplerine yeni darbedilen paralar verilmesi yoluna gidilmiştir.[18] Piyasadan kaldırılacak paraları toplamak ve yenileriyle değiştirmek için Darbhane adına memurlar görevlendirilmiş ve emniyetlerinin sağlanması için mahalli idareciler özellikle uyarılmıştır.[19] Bunun yanı sıra, taşradan İstanbul’a “mîrî mubayaa” karşılığı gönderilecek olan mal ve benzeri maddelerin bedelleri, değiştirilecek paralara takas ve mahsup olunarak, bedelleri Darphanece gönderilmek suretiyle piyasadan çekilmesi şeklinde bir başka yöntem daha denenmiştir.[20]

Yeni paralar basılarak eskilerinin tedavülden kaldırılmış olmasına rağmen, bu işten kâr sağlamakta olan bazı kişilerin eski paraları piyasaya sürerek bu yolla büyük çıkarlar sağladıkları tespit edilmiştir. Bunun önünü almak için belgede ifade edildiği şekliyle “casuslar” istihdam edilerek piyasa istikrarını bozmak isteyenlere fırsat verilmemeye çalışılmıştır.[21]

b. Tedavüldeki paraların yurt dışına kaçırılmasının önüne geçilmeye çalışılmıştır.[22] Mesela fiyatı 93 kuruştan 104 kuruşa çıkmış olan sekizi bir yerde İspanyol altınlarını bu işle uğraşanlar, piyasadan 120 kuruşa kadar fiyatla toplayarak yurt dışına kaçırmaya çalışmıştır. Bu yüzden İspanyol altını tamamen tedavülden kalkmıştır.[23] Hatta bundan dolayı, 1822 yılından itibaren sürekli kontroller yapılarak gerek devlet memurları ve gerekse yerli-yabancı tüccarlar ellerinde bulundurdukları “Adlî” dışındaki altın paraların râyiç fiyatlarıyla alınarak ortalarından kesilip İstanbul’a yollamaları yolunda fermanlar gönderilmek suretiyle, hem piyasada tek paranın dolaşımını sağlamaya ve hem de kaçakçılığın önü alınmaya çalışılmıştır.[24]

c. Kaçakçıların talep ettikleri bir başka para çeşidi ise, “ufaklık” olarak tanımlanabilecek rub’iyye idi. 150-200 binden fazla basılmış olmasına rağmen yine de çarşı-pazarda bu tür ufak paraların bulunamayışının sebebi, muhtekir olarak adlandırılan kişilerce piyasadan toplanarak taşraya yüksek fiyatlarla yollanmasından kaynaklanmaktaydı. Bu yüzden Adlî adlı gümüş paraya benzer gümüş paralar basılarak ve “zolota” adıyla 30 pareden satılan ufaklıkların piyasaya sürülerek ufak para darlığının önü alınmaya çalışılmıştır.[25]

Ortadoğu’da Şam, Sayda ve Halep, Anadolu’da İzmir ve Aydın, Rumeli’de ise Selanik gibi şehirler ticaret hususunda önem taşımaktaydı.[26] Bunların yanı sıra, gerek konumu itibariyle ve gerek ticarî kapasitesi dolayısıyla Edirne, kaçakçılığın yoğun olduğu bölgelerden biriydi. Bunun için gümrük görevlileri ve İhtisap Nazırları özellikle uyarılmaktaydı.[27] II. Mahmut döneminde Edirne’de Hayriye altınlarının darbedilmiş olması[28] burasının ayrıca ekonomik bir merkez olduğunu da teyit etmektedir.

d. Gerek altınların kırpılmaması ve gerekse benzeri yollarla değeri düşük olan paraların piyasadan toplanmaması ve buna cesaret edenlerin cezalandırılması için çareler aranmıştır.[29] Kırpılmak suretiyle gerçek ağırlığı azaltılmış ve olması gereken değerinden düşük hale getirilmiş olan bu tür paralar, dirhem hesabıyla belirlenen bedeller üzerinden satın alınmışlardır.[30] Bu şekilde toplanan paralar ağırlığı ve değeri tam olan “sağ akçelerle” değiştirilmişlerdir.[31] Edirne Şer’iyye Sicilleri’nde kayıtlı 1229/1814 ve 1248/1832 tarihli iki ayrı tarife, hem altın paraların sahip oldukları halis altına göre dirhem bazında değerlerini ve hem de altın madeninin zaman içerisinde kazanmış olduğu değeri göstermektedir.[32]

e. Altın paraların değerlerindeki artış dolayısıyla, piyasada meydana gelen karaborsanın önüne geçilmesine gayret sarfedilmiştir. Ancak çoğu zaman bu başarılamadığı için resmî fiyatlar piyasa fiyatına yükseltilmiş ve belirlenen süreler içerisinde halkın ellerindeki eski paralar satın alınarak yeni paralarla değiştirilmesi yoluna gidilmiştir. Mesela 1812 yılında çıkarılan beyaz üzerine yazılmış bir fermanla halkın elinde bulunan altın paraların piyasada oluşan fiyatlar üzerinden İstanbul’da doksan gün, taşrada ise beş ay içerisinde satın alınması ve Darbhane-i Âmire’ye teslim edilmesi istenmiştir.[33]

Tablo 1: 1229-1248/1814-1832 tarihli iki belgeye göre altın parala rın fiyatları

Altın Türü                      İşlem Yılı         Değeri                         Ağırlığı
Fındık Altını                           1814                 9,5 kuruş                        1 dirhem
Fındık Rub’iyyesi                   1814                10 kuruş                         1 dirhem
İstanbul Zer-i Mahbûbî        1814                9,5 kuruş                        1 dirhem
Mısır Zer-i Mahbûbî              1814                8,5 kuruş                       1 dirhem
Yaldız Altını                             1814                11,5 kuruş.48 akçe       1 dirhem
Macar Altını                             1814               10,5 kuruş                      1 dirhem
Fındık Altını                             1832              29 kuruş                         1 dirhem
İstanbul Zer-i Mahbûbî         1832              32 kuruş.20 akçe          1 dirhem
İstanbul Rub’iyyesi                 1832              29 kuruş                         1 dirhem
Yaldız Altını                             1832              36 kuruş.30 akçe          1 dirhem
Macar Altını                             1832              36 kuruş.30 akçe          1 dirhem
Sultan Mahmud Altını           1832              33 kuruş.20 akçe          1 dirhem
Sultan Mustafa Altını             1832              33 kuruş.20 akçe          1 dirhem
Cezayir Altını                          1832               29 kuruş                         1 dirhem

Mısır Zer-i Mahbûbî              1832               25 kuruş                         1 dirhem

f. Piyasa istikrarının sağlanması için kalpazanlarla mücadele edilerek sahte para basmaya teşebbüs edenlerin takip ve cezalandırılması sağlanmıştır. Özellikle taklit edilmesi kolay olan Adlî altınını kaçak olarak darbederek piyasaya sürmeye çalışan kişilere karşı caydırıcı tedbirler alınmış ve paraların kolaylıkla taklit edilemeyecek şekilde basılmaları sağlanmıştır.[34]

g. Her zaman müracaat edildiği gibi, II. Mahmut döneminde de değerli maden ihtiyacını karşılamak için kadınların kullandığı takıların dışındaki altın ve gümüş eşya, râyiç fiyatlarla satın alınmıştır. Bu satın alma işlemi İstanbul’da, altınların sahipleri tarafından Darphane’ye getirilerek teslim edilmesi suretiyle yerine getirilirken; taşrada ise Malilerin kontrolü altında; eğer Vali yoksa Mütesellim ve Moyvodaların Denetimleriyle ve güvenilir kimselere verilerek Darbhane’ye gönderilmesi yöntemiyle yapılmaktaydı.[35] Halkın elinde bulunan altın ve gümüş eşyanın para basımında kullanılması ve bu iş için idarî baskı uygulanması, devletin değerli madene olan ihtiyacının boyutlarını ortaya koymaktadır.

Alınan bu tedbirler, para darlığına ve fiyat artışlarına çözüm getirmediği, ileriki yıllarda ortaya çıkan ekonomik sorunların çokluğundan anlaşılmaktadır.

Altın paraların yanı sıra, alış-verişte kolaylık sağlamak amacıyla tedavüle çıkarılmış olan gümüş paralarda da aynı düzenlemelere gidilmiştir. III. Selim ve IV. Mustafa döneminde piyasaya çıkarılmış olan gümüş paralar, geçerli olduğu halde 1810 yılında, 5 kuruş değerinde “cihâdiye” adıyla yeni bir gümüş para piyasaya çıkarılmıştır. Yarım, çeyrek ve sekizde bir olarak ufaklıklarının da darpedildiği bu gümüş paranın çeyrek ve sekizde birlikleri, kuruşu tedavülden kaldıracağı endişesiyle 1812 tarihinde iptal edilmiştir.[36]

Piyasada ufak para kıtlığına rastlandığına temas edilmişti. Bunun önüne geçmek için 1823 yılında, Adlî altına benzer şekilde çeyreği üç kuruşa darpedilmiş ve bunun da yarısı değerinde, yani 100 pareye “zolota” adı verilen gümüş paralar bastırılmıştır.[37] Aynı yıllarda görülen bir başka husus ise 40 pare kıymetindeki kuruşun piyasa değerinin bu yıllarda 60 pareye yükseldiğinden şikayet edilerek gerekli tedbirlerin alınması istenmiştir.[38] Yine ufak para ihtiyacını karşılamak üzere, 18 Ağustos 1833 tarihinden itibaren 51 ayarında olmak üzere 4 dirhemi 6, yarısı 3 ve çeyreği 1,5 kuruş olmak üzere Sim Sikke-i Hasene-i Cedide’nin darbına başlanılmıştır.[39]

Söz konusu belgelere dayanılarak, Sultan II. Mahmut döneminde darbedilen altın ve gümüş sikkelerin darbediliş yılları, resmî ve piyasa tedavül değerleri ile darbediliş tarihinden sonra değerlerinde meydana gelen artışların darbediliş tarihi itibari ile ortaya çıkan endeksleri aşağıdaki tablolarda gösterilmiştir:

2. II. Mahmut Sonrası Düzenlemeler

A. Tashîh-i Sikke

Tanzimat fermanın ilanı ile başlayan reform çalışmaları çerçevesinde para sisteminde de yeni ve önemli düzenlemeler gerçekleştirilmiştir. Bu cümleden olarak 1844 tarihinde Tashîh-i Ayar fermanıyla Osmanlı sikkeleri 22 ayar ve 2 dirhem 4 kırat ağırlığında 100 ve 1 dirhem 2 kırat ağırlığında 50 kuruşluk altın, 90 ayarında 7 dirhem ağırlığında 20, 3 dirhem 8 kırat ağırlığında 10, ve bir dirhem 12 kırat ağırlığında 5 kuruşluk gümüş sikkeler darbedilmeye başlanmıştır.[40] Tashîh-i Ayar kararı üzerine bir taraftan Darbhane-i Amire’de yeni birimler inşa edilmiş ve bir taraftan da Londra’dan, orada kullanılmakta olan zamanın son sistem makinaları getirtilerek Londra darphanesinin aynısı İstanbul’da faaliyete geçirilmiştir.[41]

Tashîh-i sikke kararıyla artık ek mali kaynak oluşturmaya yönelik tağşişlere de son verilmiş ve 1922 yılına kadar Osmanlı Devleti’nin piyasaya sürdüğü tüm altın ve gümüş sikkeler 1844’te belirlenen standartlarda darbedilmeye devam edilmiştir. Ayrıca günlük işlemler için 5, 10, ve 20 paralık bakır sikkeler ve 1910 yılından itibaren aynı amaçlı nikel sikkeler piyasaya sürüldü.[42]

Selçuklular’ın uç beylerinden olan Osman Bey’in Söğüt’de bağımsızlığını ilanından başlayarak 1922 yılına kadar devam eden Osmanlı İmparatorluğu’nun 623 yıllık hayatında 1153 adet altın, 2311 adet gümüş ve 518 adet bakır para koleksiyonlarda mevcut bulunmaktadır.[43]

B. Kaime İhracı

Bu çalışmanın kapsamı dışında kalmakla beraber bütünlük açısından kısaca değinilecek olursa, finansman ihtiyacını sağlamak amacıyla kaime diye tanımlanan kağıt para uygulaması yine Sultan Abdülmecit zamanında uygulamaya konmuştur.[44]

Osmanlı Devleti ise gerek II. Mahmut devrinde ve gerekse ondan sonra ortaya çıkan sosyal, siyasal ve ekonomik gelişmeler dolayısıyla finansman sağlamak amacıyla kaimeyi piyasaya çıkarmaya başlamıştır. Gerçi bu uygulamadan önce esham sistemi olarak adlandırılan bir yöntemle bir tür iç borç sağlama deneyimi zaten yaşanmaktaydı. Ancak, 1840 yılında 500 kuruş değerinde 8 yıl vadeli, %12,5 faiz geliri olan ve el yazması olarak düzenlenmiş ve piyasada tedavül etmesinin sağlanmasına yönelik önlemlerle kağıt para uygulaması gerçekleştirilmiştir.[45] Bu uygulamayı zorunlu kılan bir başka husus da tashîh-i sikke kararıyla değeri sabitlenen sikkelerden artık tağşiş yoluyla harcamalar için ek finansman kaynağı sağlanamayışı olmuştur.

Değişik zamanlarda değişik oranlarda yeni kaimelerin basılarak dağıtıldığı, ayrıca taklitlerine karşı çok ciddi önlemler alınmasına rağmen istenen başarıların sağlanamadığı bilinmektedir.

Sonuç

Değerli madenlerin, servetin kaynağı kabul edilmiş olduğu merkantilist iktisadî düşüncenin yoğun olarak etkilemiş olduğu dönemlerde Osmanlı Devletinin idarecileri, ülke idaresinde karşılaşmış olduğu mali sorunları aşmak için değerli arzını artırmaya yönelik özellikle ihracatı teşvik edici politikalar yerine ibâdullahın refahı için ithalatı kolaylaştırıcı politikalar uyguladığı için değerli maden sağlanması hep sorun olmuştur. Bu sorunları aşmak için iç kaynakları harekete geçirip üretimi artırma ve katma değer yaratma yerine mevcut gelir kaynaklarının değişik şekilde idaresini gerçekleştirme ve sikke olarak adlandırılan paranın değerinde sık-sık tağşişler yapmak suretiyle problemleri açmaya çalışmıştır.

Bu bağlamda hem tağşişler hem kaime uygulamaları ve hem de sonradan büyük gailelere sebep olacak iç ve dış borçlanma uygulamaları, idarecilere o an için belki bir rahatlama imkanı vermiştir. Ancak kalıcı çözümler sağlamadığı da bu tür çalışmalarla ortaya çıkmaktadır. Kalıcı çözüm ancak parayı yaratacak mal ve hizmet üretiminin sağlanmasıyla mümkün olabilirdi.

Yrd. Doç. Dr. Mehmet Esat SARICAOĞLU

Kırıkkale Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi / Türkiye

Alıntı Kaynağı: Türkler, Cilt: 14 Sayfa: 407-415


Kaynaklar:
♦ AKYILDIZ, Ali. Osmanlı Finans Sisteminde Dönüm Noktası Kağıt Para ve Sosyo-Ekonomik Etkileri, Eren Yayınları, İstanbul, 1995.
♦ ARTUK, İbrahim. “Osmanlı Beyliğinin Kurucusu Osman Gazi’ye Ait Sikke”, I. Uluslar arası Türkiyenin Sosyal ve Ekonomik Tarihi (1071-1920), Ankara, 1980.
♦ ÇADIRCI, Musa. Tanzimat Dönemi’nde Anadolu Kentlerinin Sosyal ve Ekonomik Yapısı, Ankara, 1991.
♦ EROL, Mine. Osmanlı İmparatorluğu’nda Kağıt Para (Kaime), Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1970.
♦ EDİRNE ŞERİYE SİCİLLERİ 291, 292, 301, 310 329, 322, 334, 335, 339, 352, 354.
♦ ÖLÇER, Cüneyt. Sultan II. Mahmut Zamanında Darb Edilen Osmanlı Madeni Paraları, İstanbul, 1970.
♦ ÖLÇER, Cüneyt. Son Altı Osmanlı Padişahı Zamanında İstanbul’da Basılan Gümüş Paralar, İstanbul, 1966.
♦ PAMUK, Şevket. Osmanlı İmparatorluğu’nda Paranın Tarihi, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 1999.
♦ PERE, Nuri. Yapı ve Kredi Bankası Madeni Para Koleksiyonu Hakkında Etüt, İstanbul, 1963.
♦ PEREMECİ, Osman Nuri. Edirne Tarihi, İstanbul 1940.
♦ SARICAOĞLU, Mehmet Esat. Mali Tarih Açısından Osmanlı Devleti’nde Merkez-Taşra İlişkileri (II. Mahmut Dönemi Edirne Örneği), Kültür Bakanlığı Ankara, 2001.
♦ SÜLEYMAN Sudi, Usul-i Meskükat-ı Osmaniyye ve Ecnebiyye, İstanbul, 1311.
Dipnotlar :
[1] İbrahim Artuk, “Osmanlı Beyliğinin Kurucusu Osman Gazi’ye Ait Sikke”, I. Uluslar arası Türkiye’nin Sosyal ve Ekonomik Tarihi (1071-1920), Ankara 1980, s. 27-33.
[2] Pamuk, a.g.e., s. 22. Sikkelerin darbına başlanmasından itibaren dört asır süreyle para ile ilgili ifadelerde küçük miktarlar akçe ile ve büyük miktarlar kîse ve sürre ile ifade edilmiştir. Süleyman Sûdî, Usul-i Meskûkat-ı Osmaniyye ve Ecnebiyye, İstanbul, 1311. s. 43.
[3] Akyıldız, a.g.e., s. 22.
[4] Musa Çadırcı, Tanzimat Dönemi’nde Anadolu Kentlerinin Sosyal ve Ekonomik Yapısı, Ankara, 1991, s. 107.
[5] Akyıldız, a.g.e., s. 22.
[6] Pamuk, a.g.e., s. 63. Ayrıca Güney ve Doğu Avrupa kaynaklarında Türk altın dükalarının 1425’ten itibaren Avrupa’nın çeşitli yerlerinde tedavül ettiğine dair bilginin bir yanlış değerlendirmeden doğmuş olma ihtimali bulunmaktadır. a g. e. s. 66.
[7] Akyıldız a.g.e., s. 23.
[8] A.g.e., s. 23. Devlet kendisine yapılacak ödemelerde bakır paraların kullanılmasını kabul etmemekteydi. Pamuk, a.g.e., s. 44.
[9] Akyıldız, a.g.e., s. 27.
[10] Pamuk, a.g.e., s. 210.
[11] A.g.e., s. 211.
[12] II. Mahmut Devri’nde mali ve sosyal düzenlemelerin toplum üzerindeki etkisiyle ilgili olarak bkz., Mehmet Esat Sarıcaoğlu, Mali Tarih Açısından Osmanlı Devleti’nde Merkez-Taşra İlişkileri (II. Mahmut Dönemi Edirne Örneği), Kültür Bakanlığı Ankara, 2001.
[13] Çadırcı a.g.e., s. 108; Paraların tağşişi, devletçe ucuz ve karşılıksız borç alma, halktan bir tür zorla vergi almak mâhiyetinde bir uygulama idi. Bu yola, harp, cülus vs. gibi parasal sıkıntının duyulduğu zamanlarda baş vurulmaktaydı. Şükrü Baban, “Tanzimat ve Para”, Tanzimat I, İstanbul 1940, s. 243.
[14] 1224-1249/1809-1833 yıllarında paralarla ilgili değer ayarlamaları ve değerlerinin yıllar itibariyle değişim tabloları için bkz., Tablo 2.
[15] Çadırcı, a.g.e., s. 108.
[16] Edirne Şer’iyye Sicilleri 329/60a.
[17] Bu değişiklikleri izlemek için bkz. Tablo 3.
[18] Edirne Şer’iyye Sicilleri 292/71a, 301/35a, 329/60a, 342/45a-b, 352/47b, 354/50a, 52a, 59b.
[19] Edirne Şer’iyye Sicilleri 335/59b, 339/26a.
[20] Edirne Şer’iyye Sicilleri 301/13a, 310/7a.
[21] Edirne Şer’iyye Sicilleri 352/6b.
[22] Edirne Şer’iyye Sicilleri 291/2a-b, 292/71a, Bu fermanda kaçakçılıkla ilgili olarak şöyle denmektedir: “…Ecnâs-ı altun ve nukûdun ahz u i’tâsını kendilere sermâye-i ticâret ve başkaca kâr ü menfa’at ittihâzıyla ahz u i’tâya Deraliyye’mden devşirüb taşra memâlike nakl ü isrâya ictisâr ede geldiklerinden bu keyfiyet ecnâs-ı nukûd re’âyicinin adem-i istikrârıyla yevmen fe yevmen tezâyüdini mûcib olarak es’ârın galâsın ve mu‘âmelât-ı nâsın ifsâd ve Beytülmâl-i Müslîmin’in ve cemî‘-i ‘ibâdullâhın zarâr ve hasârı olmakda olub…”.
[23] Edirne Şer’iyye Sicilleri 322-43a-b.
[24] Edirne Şer’iyye Sicilleri 335/18a, 352/47b. “Kötü para iyi parayı piyasadan kovar”. Şeklinde tanımlanan Gresham yasası gereği değerli paraların piyasadan toplanması hatta yurt dıışına kaçırılmasının bu yolla önüne geçmeye çalışılmaktadır.
[25] Edirne Şer’iyye Sicilleri 335/55b.
[26] Edirne Şer’iyye Sicilleri 301/58b-59a, 329/31a.
[27] Edirne Şer’iyye Sicilleri 301/23a, Bu fermanda Rumeli bölgesinde altın paraların yüksek fiyala alınıp-satıldığı, özellikle Edirne ve havalisinde bunun daha çok görüldüğü ifade edilmektedir. Ayrıca Edirne Şeriye Sicilleri 352/45b.
[28] Osman Nuri Peremeci, Edirne Tarihi, İstanbul 1940, s. 396 İsmail Galibin Meskûkât-ı Osmaniye Kataloğu’ndan naklen.
[29] Edirne Şer’iyye Sicilleri 291/2a-b.
[30] Edirne Şer’iyye Sicilleri 334/42a.
[31] Edirne Şer’iyye Sicilleri 291/110b.
[32] Edirne Şer’iyye Sicilleri 301/13a, 354/5b.
[33] Edirne Şer’iyye Sicilleri 292/71a.
[34] Edirne Şer’iyye Sicilleri 335/30b-31a, 352/45b.
[35] Edirne Şer’iyye Sicilleri 329/83a-b.
[36] Edirne Şer’iyye Sicilleri 291/653b, 76b; Ayrıca Cüneyt Ölçer, Sultan II. Mahmut Zamanında Darb Edilen Osmanlı Madeni Paraları, İstanbul, 1970, s. 138.
[37] Edirne Şer’iyye Sicilleri 335/55b.
[38] Edirne Şer’iyye Sicilleri 335/29b.
[39] Edirne Şer’iyye Sicilleri 354/50a.
[40] Cüneyt Ölçer, Son Altı Osmanlı Padişahı Zamanında İstanbul’da Basılan Gümüş Paralar, İstanbul 1966, s. 12; Akyıldız, a.g.e., s. 24.
[41] Öalçer, a.g.e., s. 15.
[42] Pamuk, a.g.e., s. 226.
[43] Nuri Pere, Yapı ve Kredi Bankası Madeni Para Koleksiyonu Hakkında Etüt, İstanbul, 1963, s. 6.
[44] Kağıt para uygulaması oldukça eskilere dayanan bir geçmişe sahiptir. İlk olarak M.Ö. 1600 yıllarında Mısır’da kullanıldığı yolundaki bilgilere rağmen, genel kabul gören görüş M.Ö. 140 yılında Çin’de kullanıldığıdır. Sonra Moğollar Çinlileri taklit ederek cav adı verilen kağıt parayı kullanmışlardır. XI. Yüzyılda Uygurlarda, kumaş üzerine basılmak suretiyle piyasaya çıkarmışlardır. Batı’da ilk olarak 1690 yılında Amerika’da; 1694’de İngiltere’de, 1716’da Fransa’da, 1768’de Rusya’da, Napolyon savaşları sırasında (1792-1815) Avusturya’da tedavüle çıkarılmıştır.
[45] Pamuk, a.g.e., s. 227, Akyıldız, 22-23; Mine Erol, Osmanlı İmparatorluğunda Kağıt Para (Kaime) Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1970, s. 1 ve devamı; Süleyman Sudi, a.g.e., s. 105.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ