İBRAHİM MÜTEFERRİKA VE İLK TÜRK MATBAASI

Ikelerin geçmişlerinde inişli çıkışlı dönemler yaşanmıştır. Osmanlı İmparatorluğu da kuruluşundan sonra hızla gelişmiş, Avrupa’ya girerek Viyana önlerine kadar gelmiştir. Kanuni Sultan Süleyman Dönemi (1520-1566) en parlak dönem olarak tarihteki yerini almıştır. Ancak bu dönemin sonlarına doğru bazı olumsuzluklar görülmeye başlanmış, 1699 Karlofça ve 1718 Pasarofça Antlaşmaları sonrasında gerileme sürecine girilmiştir. Kısaca, İmparatorluk askeri, sosyal, ekonomik, kültürel ve bilimsel alanlarda Avrupa’nın gerisinde kalmaya başlamıştır. Özellikle askeri alandaki yenilgiler dikkat çekmiştir.[1]

Durumu yakından izleyen aydın kişiler kötü gidişe çare bulabilmek ve askeri yenilgileri önlemek amacıyla Avrupa’yı daha yakından incelemeye başlamışlardır. İlk önemli örneklerden biri 1655 yılında Kâtip Çelebi tarafından Atlas Minor ve diğer eserlerden tercümeler yapmak suretiyle hazırlanan İrşad al-hayara ile Ta’rık al-Yunan ja’l-Rum ja’l-Nasara adlı kitaptır.[2] Kâtip Çelebi kitabının yazılış nedenini Müslümanları ‘ihmal uykusundan’ uyandırmak olduğunu söylemektedir. Kitabında Avrupa ülkelerinin dinleri, hükûmet yapıları hakkında ve diğer konularda bilgiler vermektedir.

Menage’ın makalesinde Avrupa hakkında bilgi veren ve İstanbul kütüphanelerinde bulunan iki ayrı kitap daha bulunmaktadır. Bunlar İcmâl-i Ahval-i Avrupa ve Toulouse’dan gelerek Müslüman olan bilge bir rahibin yazdığı İcmal-i al-Safâ’in fi bihâri’l-âlam’dır.[3]

Bernard Lewis’in The Moslem Discovery of Europe adlı kitabında yeralan bu konudaki diğer önemli bir örnek de Temeşvarlı Osman Ağa’nın Almanca’dan çevirdiği ve 800-1662 yılları arasındaki Avusturya tarihi hakkında bilgi veren 1722 tarihli yazmadır.[4]

Ancak Avrupa Osmanlı’yı bilimsel yayınlarıyla tanıtmaya daha erken başlamıştır. XVI. yüzyıl Avrupalılarının Türkler hakkında Amerika’dan fazla bilgi edinme isteğinde olduğunu öğreniyoruz. Sadece Fransa’da 1480-1609 tarihleri arasında Türkiye hakkında yayımlanan kitap sayısı 80 iken bu rakam Amerika için 40’tır.[5]

Sadrazam Damat İbrahim Paşa’nın göreve başladığı 1718 yılından 1730 yılındaki Patrona Halil İsyanına kadar imparatorluk, (İran savaşı hariç) uzunca bir barış dönemi yaşamıştır. Lâle Devri diye de adlandırılan bu dönem aslında bir uyanış ve çeşitli alanlarda Avrupa’yı yakalama dönemi olarak görülebilir. Çünkü bozulmuş olan askeri, idari ve ekonomik sistemin düzeltilmesi için ciddi girişimler başlatılmıştır. En önemlisi de bilim ve sanatta görülen hareketliliktir. “Damat İbrahim Paşa, oldukça sulh içinde geçen devrinde ulemâ ve münevverleri himaye etmiş ve bu sayede kütüphanelerimizde bulunan kitapların adedi bu sadrazam zamanında epeyce artmıştır. Damat İbrahim Paşa, 25 kişilik bir komisyon teşkil ederek Bedreddin Ayni’nin İkd-ül-Cumân ismindeki muazzam tarihi ile Handmir’in Habibnüs-Siyer’ini ve diğer bazı eserlerin tercümesini emretmiştir.”[6] Bu komisyonda şair Nedim de bulunmaktaydı. Diğer bir komisyon üyesi olan Yanya’lı Esat efendi anadili Yunanca’dan Aristo’nun fizik kitabını Kütübü’s-Semaniye fi simâit-tabii adı altında Arapça’ya çevirmiştir.

İstanbul’da saraylar, köşkler, çeşmeler ve camiler yapılmak suretiyle çevre güzelleştirilmiştir. Çinicilik sanatı yeniden canlandırılmıştır. Şairler, yazarlar ve sanatkârlar Damat İbrahim Paşa tarafından korunmuş ve desteklenmişlerdir.

Kültürü yaymak için çeşitli kütüphaneler kurulmuştur. Ancak kütüphanelerde bulunan kitaplar, tamamen elyazması ve pahalı olması nedeniyle imparatorluk içinde geniş kitlelere ulaştırılacak sayıda değildi. Batı dünyasında kitaplar 1450 yılından beri matbaalarda çok sayıda basıldığından halk tarafından okuma şansına sahipti. Bununla birlikte Osmanlı İmparatorluğu’nda kütüphanelere büyük önem veriliyordu. Şair Nedim, İbrahim Paşa Kütüphanesi’ne Hâfız-ı Kütüp (Kütüphaneci) tayin edildiği zaman bundan onur duyduğunu göstermek için bir de güzel şiir yazmıştır. Tamamı 15 beyit olan bu şiirden birkaç beyiti şöyledir:

İhsan edip kerem buyurup himmet eyleyüp.
Lütfetti bendesine kütüphane hidmetin.
Ol hizmeti celilin efendim hudâ bilir.
Çoktan çekerdi hâtır-ı âzâde hasretin.
Fikri hemişe bu idi kim cümle sarfede.
İlm-i şerif hidmetine kaabiliyetin.
Amma kitapsız nice mümkün deyü müdam.
Derd ile çâk ederdi giribân-ı mihnetin.
Allah nahl-ı devletini ber karar edip.
Dünyada eksik etmeye zıll-i himâyetin.

Avrupa’yı yakalama ve modernleşme için Sadrazam Damad İbrahim Paşa’nın gösterdiği gayretlere zaman zaman tarihte görülen şanslı tesadüflerin de katkısı büyük olmuştur. Bunların en önemlileri sonradan İbrahim Müteferrika adını alacak olan genç ve çok yetenekli bir Macar’ın İstanbul’a gelmesi, Fransa ile olan dostane ilişkiler nedeniyle Yirmisekiz Mehmet Çelebi ve oğlu Sait Mehmet Çelebi’nin 1721 yılında bu ülkeyi büyükelçi ve görevli olarak ziyaretleri ve bazı ünlü Fransız kumandanların (Count Claude-Alexandre de Bonneval, Baron de Tott) orduyu güçlendirmek için Osmanlı’nın hizmetine girmesidir.[7]

Eğitim, kültür ve yenileşme hareketinin en önemli araçlarından olan matbaa Osmanlı’da nasıl başladı? Konunun ayrıntısına girmeden önce İmparatorluk sınırları içinde uzun yıllardan beri faaliyet gösteren ve azınlıklar tarafından kurulan matbaaların durumlarına kısaca değinmekte yarar vardır.

İmparatorluğun yayıldığı üç kıtadaki sınırları içinde çok farklı din, ırk ve dil yapısı olan topluluklar yaşamaktaydı. Ancak konumuz yönünden bunlardan üçünün ayrı bir yeri bulunmaktadır. Bunlar; Yahudiler, Rumlar ve Ermenilerdir. Hemen hemen matbaacılık konusunda yazarların birleştikleri ortak nokta, matbaanın, İspanya’dan 1492 yılında atıldıktan sonra İstanbul’a gelen Yahudiler tarafından getirildiğidir.[8] Ancak Cem ofset tarafından 1998 yılında çıkarılan bir yayında matbaanın bizzat İstanbul’da yaşayan Yahudilerce kurulduğu tezi savunulmaktadır.[9] Kitaba göre İstanbul’da ilk basılan eser Leçons des Enfants’tır. 1490 yılında da Joseph Ben Goriom’un İbrani Tarihi’nin basıldığı ifade edilmektedir. Yine bu kaynakta 1481-1512 yılları arasında İstanbul ve Selânik’te toplam 50 kitap basıldığı ve çoğunun ilk sayfasında “Sultan II. Bayezid’in saltanatının gölgesi altında”, “Sultan I. Selim’in saltanatının gölgesi altında” anlamına gelen cümleler bulunduğu belirtilmektedir.[10],[11]

Yahudilerin bastıkları eserlerde İbranice, İspanyolca, Yunanca ve Lâtince kullanılmıştır. Basılan kitapların çoğu dini olmakla birlikte, tarih, sosyoloji ve gramer konularında olanları da vardır. Arapça ve Türkçe kitap basmaları yasaktı.[12]

Türkiye’de yaşayan Ermeni topluluğu da matbaa konusunda oldukça faaldi. Kaynaklara göre ilk Ermeni matbaası İstanbul’da 1655 tarihinde Venedik’ten gelen Abgar Dpir T’oxatec’i tarafından kurulmuş ve küçük bir gramer kitabı basmıştır. 1567-1569 yılları arasında 5 kitap daha basılmıştır. Abgar’ın yaptığı işin önemi ise matbaayı Venedik’ten Ermenistan’a daha yakın olan İstanbul’a getirmesidir. Bir yüzyıl sonra Grigor Marzwanec matbaacılığı meslek ve ticaret haline getirmiştir, 1684. Astuacatur Kostandnupolses’i 1700’de kurulmuş ve 150 yıl kadar devam etmiştir. Yohannes Muhentisean ve Polos Arapyan Ermeni ve Türk Matbaacılığına katkıda bulunmuşlardır. Özellikle Arapyan nesih ve talik basım tekniklerini geliştirmiş, 1816 yılında da II. Mahmut tarafından İmparatorluk matbaasının başına yönetici atanmıştır.[13] İlk resimli Ermeni İncili 1705 tarihinde İstanbul’da basılmıştır.

İstanbul’da kurulan ilk Rum matbaasının hikâyesi ise şöyledir: Rahip Nikodemos Metaksas Londra’dan satın aldığı matbaa araç-gereçlerini Ortodoks Patriği ve İngiltere ve Hollanda elçilerinin yardımıyla İstanbul’a getirir ve 1627 yılında matbaayı kurar. Fakat Cizvitlerle olan çatışma yüzünden ancak bir yıl çalışır. Yeniçeriler matbaayı tahrib ederler. İlginç olanı da basılan ilk kitabın adının Court Traite contre les Juifs (Museviler aleyhine bir Risale) olmasıdır.[14] “Bir müddet sonra muhakeme edilen Metaksas beraat kazanmasından bilistifade, tahribata rağmen istifade edilebilecek bir halde olan matbaasını derleyüp toparlayarak İstanbul’dan gidiyor.”[15]

Yapılan araştırmalara göre Türkiye’de 1728 yılına kadar hiçbir Türkçe ve Arapça kitap basılmamıştır. Ancak İmparatorluk sınırları dışında Arapça ve Türkçe kitaplar basıldığı kanıtlanmıştır. Bunlardan ilki ve Arapça olanı İtalya’nın Fano kasabasında 1514 yılında basılmıştır.[16]

Avrupa’da basılan Arapça, Farsça ve Türkçe kitapların İslâm ülkelerinde pazarlanabilmesi için, özellikle de Osmanlı İmparatorluğu’nda III. Murat’ın iznini alan Avrupalılar Padişah fermanını kitapların baş tarafına koymaktaydılar. Batı’da basılan önemli örnekler şöyledir: Öklides’in Kitab-ı Tahrîr-usûl-i- Öklidis Roma-1594; Hieronymus Megiserus’un: Institutionum Linguae Turcicae Libri Quator-Leipzig- 1612; Thesaurus Linuearum Orien talum Turcicoe, Arabicoe, Persicoe adlı 1680 tarihinde yayımlanan Meninski’nin sözlüğüdür.[17]

Batı’da Türkçe yayınlanan kitapların en önemlilerinden biri de İncil’dir. Oxford Üniversitesi’nde çalışan matbaacı H. Hall tarafından basılmıştır. Çeviriyi Robert Boyle himayesinde olan William Seaman yapmıştır. Basım tarihi 1666’dır. Masrafları R. Boyle ve Levant Company karşılamıştır.[18]

İlk Türk Matbaası

Yukarıda belirtmeye çalıştığımız iç ve dış gelişmeler İstanbul’da bir matbaanın kurulmasını kaçınılmaz hale getirmişti. Aydın yöneticiler, kararlı ve bilgili İbrahim Müteferrika ve Sait Mehmet Çelebi bu iş için gerekli ve elverişli ortamı hazırlayarak ilk Türk matbaasını kurmuşlar ve tarihimizde hak ettikleri yerlerini almışlardır.

İbrahim Müteferrika hakkında çeşitli kaynaklarda ayrıntılı bilgi bulunmakla birlikte bunlar arasında görülen fikir ayrılıkları da dikkati çekmektedir. Kendisinin 1674 yılında Macaristan’ın Kolojvar (Koloszvar) şehrinde doğduğu, rahip olmak üzere din eğitimi gördüğü, Türk-Avusturya savaşları sırasında esir düşerek İstanbul’a getirildiği ve fidye veren bulunmadığı için, köle olarak satıldığı anlatılmaktadır.[19] Daha sonra Müslüman olarak zekâsı ve bilgisi sayesinde kendisini göstermeye başlayan İbrahim Müteferrika 1710 yılında Risale-i İslâmiye’yi yazdı ve başta Sadrazam olmak üzere devlet büyüklerinin dikkatini çekti.[20] Risale-i İslâmiye’yi inceleyen Halil Necatioğlu kitabında ayrıntılı bilgi vermektedir. Bundan bu eserin 65 yaprak olduğunu, açık nesih ile 19 satır halinde yazıldığını, Lâtince metinlere hareke konduğunu öğreniyoruz. İçerik olarak da, bazı yazarların görüşlerini eleştirdikten sonra, “Halbuki bu eser İslâmiyet’in müdafaasından ziyade Hıristiyanlık ve Mukaddes Kitapların tenkidi ile ilgilidir” diyor.[21] Batılı kaynakların çoğu İbrahim Müteferrika’nın baskı altında Müslüman olduğunu ileri sürmekte ise de bunun doğru olmadığı Niyazi Berkes’in inceleme yazınından ve İbrahim Müteferrika’nın yazmış olduğu Risale-i İslâmiye’den anlaşılmaktadır.[22] Niyazi Berkes’e göre İbrahim Müteferrika dini eğitim aldığı sırada Unitarian idi. Dolayısıyle inanç olarak Müslümanlığa Katoliklikten daha yakındı. Halil Necatioğlu kitabında “İbrahim Müteferrika bu konuları işlerken Yahudilik ve Hıristiyanlığın akidece bozulduğuna, mukaddes kitapların da tahrifata uğradığına işaret eder. Bilhassa Hıristiyanlığın aslî hüviyetini bozan kimselere, Pavlas’a, çeşitli Hıristiyan mezheplerine, haç’a, vaftize, dikili taşlara, batıl inançlara, papaların para mukabili günah bağışlamalarına, dünyalık devşirmelerine, gerçekleri saklamalarına, kilise teşkilatına dair bilgiler verir, tenkitler yöneltir ve başta Papa olmak üzere Hıristiyan din adamlarını şiddetle itham eder… onların karşısında bulunan Osmanlıları beğendiğini belirtir. ”

Eğer zorla Müslüman olsaydı neden büyük zahmetlere katlanıp Usûl-ul-Hikem Fî Nizam’il- Ümem adlı kitabını yazıp basarak Türk milletine hizmet etmek istemiştir.? Birçok defa Avrupa’ya çeşitli görevlerle gitmiş, her seferinde çok başarılı hizmette bulunmuştur. Bu görevleri sırasında orada kalıp Osmanlı aleyhine çalışmayı düşünmemiştir. Bir keresinde, Tekirdağ’da yaşayan Prens Rakoczi’ye tercümanlık yapan, İbrahim Müteferrika’ya Avusturya lehine casusluk yapması istenmiş fakat o bunu reddetmiştir. “Sabık Macar genci, eski Kalvinist ilâhiyât talebesi, Bâbıâlinin sonraki emin adamı ve Rokoczi’nin sadık bendesinden ret cevabı almakta gecikmedi. Bunda hayret edilecek bir şey yoktur. İbrahim Müteferrika, Macaristan’dan gelen Türklerin en büyüklerinden biridir. Birkaç yıl evvel belli başlı Türk gazetelerinden bir tanesi Türk büyükleri hakkında bir anket açmıştı. 10 tane büyük kumandan, kâşif, mimar ve âlimin arasında İbrahim Müteferrika efkârı umumiyenin reyi ile ikinci mevkii aldı.”[23]

1908 tarihinde Almanya’da yayımlanan Vossischen Zeitung gazetesinde Türk matbaacılığının tarihi hakkında geniş bilgi yer almaktadır. Burada, “İbrahim Efendi cesur bir asker ve başarılı bir yazar olmasının yanı sıra ana dili Macarca’nın yanında Almanca, Lâtince, Yunanca, Fransızca, İtalyanca ve Türkçeyi ana dili gibi konuşabilmesi özelliği ile evrensel bir dahi idi”[24] denilmektedir.

İbrahim Müteferrika’nin müteferrikalık görevini üstlendiği tarih 1715’tir. Bu tarihte Sadrazamın mektubunu Viyana’ya götürerek Prens Öjen’e vermiştir. 1716 yılında Belgrad’da toplanan Macar azilzadelerine tercümanlık yapmış, daha sonra da Tekirdağ’a gelen Rakoçi’ye ölünceye kadar tercüman olmuştur.

Avusturya ile yapılan savaşlar sırasında 1716’da, top arabaları Kâtipliği’nde de bulunmuş, Türklerle beraber savaşa giden Macar askerinin tahririni yapmıştır. 1743 yılı Eylül’ünde Dağıstan’da Kaytak Prensi Ahmet Han’ın tayin beratını götürmüştür. Görüldüğü gibi İbrahim Müteferrika matbaacılığının yanı sıra İmparatorluğun dış ilişkilerinde çok hareketli görevler de üstlenmiş ve bunları başarı ile yerine getirmiştir.[25]

İbrahim Müteferrika üstün yeteneklerini ilk Türk matbaasını kurarak ve bu matbaada bastığı çoğu kitabın yazarlığını ve editörlüğünü yaparak göstermiştir. Almış olduğu Avrupa eğitiminin üzerine Osmanlı kültür ve eğitimini de ekledikten sonra İmparatorluğun içinde bulunduğu durumun düzeltilebilmesi için neler ve bunların nasıl yapılması gerektiğini görerek, Sadrazam İbrahim Paşa’yı etkilemiştir. İlk önce bir matbaa kurma girişimini gerçekleştirmek için kitap basmasının yararlarını içeren “Vesiletü’t Tıban”yı hazırlayarak Sadrazam’a sunmuştur.[26] Burada basma sanatının önemini belirttikten sonra yararlarını 10 maddede özetlemiştir. Bunlar arasında dikkat çekenler: kitap çoğaltma halk ve yüksek zümre için yararlıdır; kitapların yazıları güzel, okunaklı ve doğru olacağı için öğretmen ve öğrenenlere kolaylık sağlar; basma kârlı bir sanattır, bir cilt kitap için verilecek emekle binlerce kitap basılabilir; şehirlerde büyük kütüphaneler kurulmasını sağlar.

Tutucu kesimin engellemelerini önlemek amacıyla da, İbrahim Müteferrika Sadrazam’a bir arz-ı hâl sunar. Bu arz-ı hâlde kitap basabilmek için Sultan III. Ahmet tarafından bir ferman, Şeyhülislâm tarafından da bir fetva verilmesini ister. Arz-ı hâline basmak istediği Vankulu Lugati’nin basılmış birkaç sayfasını da ekler.

En önemli konulardan biri de basılacak kitapların tashihlerinin kimler tarafından yapılacağıdır. İbrahim Müteferrika isimleri kendisi belirlemiştir. Bunlar: İshak Efendi, Sahip Efendi, Aristo’nun Fizik kitabını çeviren Esad Efendi ve Kasımpaşa Şeyhi Musa Efendi’dir. Hepsi son derece bilgili, kültürlü ve değerli bilim adamlarıdır.[27]

Mühür, imza ve tarihi bulunmayan dilekçenin 1727’de verildiği anlaşılmaktadır. Sadrazam İbrahim Paşa bu dilekçeyi aynı zamanda damadı olan kethüdasına Kaptan Paşa ve Defterdar ile görüşerek gereğini yapması için bir buyrultu ile gönderir.[28]

İbrahim Müteferrika dilekçesinde ayrıca Said Mehmet Çelebi’nin iki yıldan beri kendisine bu işte yardım ettiğini, masraflara katıldığını ve hiçbir yerden geliri olmadığını belirtir. Son olarak da basılacak kitapların fiyatlarının belirlenmesini rica eder.

Kısa bir süre sonra Şeyhülislam Abdullah Efendi’den fetva alınır. Dönemin bilginleri Vesiletü’tı Tıbaa’ya övgü yazıları (takriz) yazarlar. “Şüphesiz evvelce hazırlanmış olan III. Ahmet, Sait Efendi ve Müteferrika İbrahim’e hitap eden 1726 (H. 1139) tarihli bir ferman ile, tefsir, hadis, fıkıh ve kelâm kitapları tab etmemek şartile matbaa tesis ruhsatını veriyor.”[29]

Said Mehmet Çelebi ve İbrahim Müteferrika Şirket-i Müdarebe adıyla bir mukavele imzalayarak İstanbul’da Sultan Selim semtinde İbrahim Müteferrika’nın evinde kurdukları ilk matbaayı Darü’t- Tıbaatü’l-Âmire adıyla faaliyete geçirmişlerdir.

İlk kurulan bu matbaanın makinelerinin ve harflerin nasıl sağlandığı konusunda çok farklı görüşler ortaya atılmıştır. Mystakidis’e göre matbaanın kalıpları ve diğer malzemesi Hollanda’dan (Leyden) getirilmiş ve harfler İstanbul’da dökülmüştür.[30] Giambatista Toderini’de Türk Matbaacılığı ile ilgili kitabında çeşitli kaynaklara dayanarak hurufatın İstanbul’da döküldüğü tezini savunmaktadır.[31]

Bunlara karşılık, Avusturya İmparatoru’nun İstanbul’daki temsilcisi Joseph von Dippling İmparator’a gönderdiği raporunda “Türklerden bir Yahudi kitap basımına başlamak için Sadrazam Damat İbrahim Paşa’dan destek görüyor. İbrahim Müteferrika’nın bana dediğine göre matbaasında ilk basacağı kitabın provası bir Arapça sözlüktür. Ancak kendisi bu işin iki seneden fazla süreceğine inanıyor. Nedeni de bu işin ilk deneyimleri olması ve kitabın büyüklüğü” yazmaktadır. Yine Dippling 4 Haziran 1728 tarihli raporunda İbrahim Müteferrika’nın oğlundan bahisle, “Türk yetkililer benden matbaanın ihtiyacı olan bakır levhaları Viyana’da bulunan bir Yahudiye (matbaacının oğlu) vermemi istediler” demektedir.[32]

Ekim 1729’da Almanya’dan İstanbul’a gelen Johan Christian Kundmann ve Friedrich Backstrom arkadaşlarına şu bilgileri aktarmışlardır: Kundman şöyle yazmıştır, “Said Çelebi önce Türkçe matbaa harflerini döktürmüştür. Ancak bunlar yetmediğinden, gerekli izin Viyana’da bulunan Ağa tarafından sağlanarak, 6 Türk Viyana üzerinden Hollanda’ya gönderilmiş ve 40-50 kantarlık Arapça-Türkçe matbaa harfleri yaptırarak İstanbul’a getirmişler ve matbaacılığın daha ileriye gitmesini sağlamışlardır. Viyana’da bulunan Türk temsilcisi (Ağa) birkaç matbaacıyı İstanbul’a gitmeleri için görevlendirmiştir. Ayrıca, Viyana Saray Matbaası’nda çalışan 36 çırak da gönderilmiştir.”

Bachstrom ise şöyle devam etmektedir; “İbrahim Müteferrika önce bir Ermeni matbaasından kötü bir matbaa satın alır. Fakat sonra Fransa’dan iki matbaa makinesi getirtir. Ayrıca, İstanbul’da yıllardan beri çeşitli Yahudi matbaaları bulunduğu için matbaa harflerini dökecek Yahudi matbaacılar çalıştırmıştır.[33]

İbrahim Müteferrika arz-ı hâl’inde Yuna adında bir Yahudinin hizmetinden istifade edildiğini ve görevine devam etmesinin önemli olduğunu belirtmiştir.[34]

Avusturya’lı diplomat Talman Sadrazam’a Viyana’dan yazdığı 14 Haziran 1728 tarihli mektubunda “matbaacılık tarihinde adı geçen Yahudi Yona büyük ihtimalle Galiçya’nın Lviv kentinin bir ilçesinden 1715 yılında Türkiye’ye giden, 1730 yılına kadar İstanbul’da, daha sonra da İzmir’de yaşayan, 1740 yılında da ölen Yona Ben Yakob olabilir” demektedir.[35]

Osmanlı İmparatorluğu’na 1734 yılında ilk elçi olarak atanan ve 1746 yılına kadar Türkiye’de kalan Edvard Carlson ve (Höpken) 20 Temmuz 1735 yılında İbrahim Müteferrika matbaasının kuruluşu ve bastığı kitaplarla ilgili raporunda “İbrahim Efendi son derece becerikli ve çalışkan bir adam; öyle ki matbaasında kuruluşundan beri çalıştırdığı bütün Alman yardımcıları son ayaklanmalar sırasında kaçtıklarından matbaanın bütün işlerini beş oğluyla birlikte yürütmektedir. Harf dökümü de dahil sanatın tüm inceliklerini bu kadar kısa bir sürede kavrayabilmiş olmaları ayrıca takdire değer. Böylece de yabancı işçilere artık bundan böyle ihtiyaçları yoktur”[36] demektedir.

İbrahim Müteferrika matbaasının kurulmasında Said Mehmet Çelebi’nin önemli rolü olmuştur. Babası Yirmisekiz Mehmet Çelebi Fransa’ya elçi olarak gönderildiği zaman oğlu genç Said Çelebi de görevli olarak babasıyla birlikte gitmiştir. Bu görevin amacı siyasi olduğu kadar “batıda fen ve sanat sahasında mevcut yeniliklerin tespitiyle, mümkün olanın Türkiye’ye getirilmesi gibi… ”[37] çok önemli alanları içermekteydi.

Said Mehmet Çelebi bu bir yıl kadar süren ziyaret sırasında Paris’in sanayi tesislerini ve kültür kurumlarını ziyaret etmiş, önemli Fransız görevlileri ile dostluklar kurmuştur. Ziyaret ettiği yerler arasında matbaaların da bulunduğu anlaşılmaktadır. “Özellikle sekreterlik görevi ifa eden Türk elçisinin oğlu Said Efendi, Fransa’da kitap yayımcılığının tekniğiyle yakından ilgilendi. Elçilik, Fransa’da gördüklerine ilişkin ayrıntılı raporu 1724 yılında Padişah’a sundu. E. Z. Karal’ın ifadesiyle Osmanlılar için Batıya açılan ilk pencere durumunda olan bu raporda, Paris matbaalarının çalışması, kitap yayımcılığının yararları anlatılıyordu. Böylelikle bu rapor Türkçe kitap yayımcılığını hızlandıran önemli bir dış etken oldu.”[38]

Said Mehmet Çelebi’nin kitap ve kütüphaneler ve matbaacılıkla ne kadar yakından ilgilendiğini göstermesi bakımından Fransız Kraliyet Kütüphanesi Kütüphanecisi Abbe Bignon ile yaptığı yazışmalarından iki mektubunun içeriğini bilmenin büyük yararı vardır. Said Mehmet Çelebi’nin 5 Mayıs 1727 tarihli Latince mektubunun Türkçesi:[39]

Son Derece Bilge ve Seçkin Rahip Bion,

Osmanlı İmparatorluğu adına Paris’te elçilik görevinde bulunan babamın yanındayken araştırma yaptım ve kutsal yerlerle ilgili 4 katlı yuvarlak (rulo) buldum. Şimdi Mahumetania gibi kutsal yerlerle ilgili araştırma yapan sana mabetlerin ve adak adanan yerlerinin adlarını sunuyorum. Senden bunları benim aziz imparatoruma Constantinopolis’in hazinesinde yıllardan beri duran çok eski ve kutsal kitapları Latinceye çevirerek sunacağım diğer materyallerle birlikte kataloglamanı istiyorum. Osmanlı İmparatorluğu’nun kitaplığında böylesi kutsal kitaplar arasında dolaşan ilk gemiciyim. Bunda biraz da talihimin etkisi var.

(L. S.) Said Agga.

İstanbul, 5 Mayıs 1139 (1727).

Said Ağa’nın bu mektubunun yanında 21 Haziran 1727 tarihini taşıyan ve Paris’te alınır alınmaz hemen çevirisi yapılan ikinci bir mektup (Türkçe) vardı. College de France’ta Arapça profesörü olan J.B. De Finnes tarafından yapılan çevirisi:.

(Padişah’ın matbaasının müfettişi Said Ağa’nın, Kral’ın kütüphanecisi ve Devlet danışmanı Mösyö Papaz Bignon’a yazdığı mektubun çevirisi:).

Çok sevgili, içten ve gerçek dost, Devlet danışmanı Mösyö Papaz Bignon; size olan çok derin saygılarımızdan emin olmanızı diler, her zaman için sağlık ve esenlikler dileriz. Mösyö, bilgi ve içtenlik dolu mektubunuzu aldığımızda onu süsleyen bilimsel ifadeleri büyük bir zevkle gördük; bunun için size teşekkür ederiz ve sarayda yeni kurulan matbaada bana tevdi edilen görevle ilgili herşeyde var olan katkınız bizi çok duygulandırmaktadır. İster Türkçe ister Arapça ya da Farsça olsun, ister herhangi bir başka bir dilde olsun matbaamızda basılacak bütün kitaplardan iki nüsha ya da en azından bir nüsha size göndereceğiz.

Kataloğunu istediğiniz yüce, kudretli ve cömert Efendimizin büyük kütüphanesinde bulunan Grek ve Latin kitapları henüz bize ulaşmadı; bu kitapları edinsek bile bu mektubu size getirecek olan Mösyö Mariani’nin ivedilikle ayrılmak zorunda kalması nedeniyle bu dilde bilgiler bulmak ve bunlara, size göndermek üzere katalogu düzenlettirmek çok güç olacaktır.

Böylece bu işi bir başka zamana bırakmak gerekiyor. Padişah arzu ederse zamanla çevirmenler alınacaktır. Bu katalogları edinir edinmez size göndereceğiz. Eğer bizden istediğiniz kitapların muhteviyatını bize gönderebilirseniz, bu, işi daha da kolaylaştıracak ve muhteviyatı bilmek bize avantaj sağlayacaktır ve zevk verecektir.

P. S.

Mösyö, sevgili dost, bu mektubu getiren Mösyö Mariani size bir, iki nüsha verecektir. Lütfen bunları dikkatle inceleyin; eğer bazı yanlışlar bulursanız bize bildirmek iyiliğini göstereceğinizi ümit ederiz, çünkü bu çeşit şeylerde bizim bilgimiz çok azdır ve siz ise mükemmel bir üstatsınız. İçtenlikle sizi temin ederiz ki, sizin mektubunuzu almamdan üç gün önce Latince bir mektup yazdık. Mösyö Mariani bunu da size iletecektir. Bu olay bize çok özel ve şaşırtıcı geldi. Bunun nasıl olduğunu Mösyö Mariani’den öğrenebilirsiniz. Ümit ederiz ki aramızda olan yakın dostluğu cevapsız bırakmazsınız ve bize haber ulaştırmak için her türlü fırsattan yararlanırsınız.

İçten dostunuz.

Said.

21 Haziran 1727.

Mektupların incelenmesinden şu gerçekleri de öğreniyoruz: Said Mehmet Çelebi Paris’te bulunduğu sırada araştırmalar da yapmış ve kutsal yerlerle ilgili belgeler de bulmuştur. Ayrıca Bizans Dönemi’ne ait kutsal ve eski kitapları hazırlanması düşünülen bir katalog için Latinceye çevirmeyi de planlamıştır (Latince mektup).

Türkçe yazdığı mektubu ise ifade bakımından incelik ve zerafet örneğidir. Mektuptan papaz Bignon’nun matbaanın kuruluşunda Said Çelebi’ye katkıları olduğu da açıkça belirtilmektedir. Not kısmında ise basılacak olan kitaptan (Vankulu Lügatı) örnek bir iki nüsha gönderildiği de bildirilmekte ve bunların dikkatle incelenerek sonuç hakkında bilgi verilmesi istenmektedir.

Papaz Bignon 13 Ağustos 1728 tarihinde Said Çelebi’ye gönderdiği mektubunda:

Les caracteres en son tres bien graves, et peu s’en faut que je ne sois jalous de voir que vos coups d’essay approchent si pres de ce que nous pouvons faire ici par nos ouvriers les plus exprerimentes et les plus habiles.[40]

demektedir. Yani, harflerin Paris’teki usta işçilerin yaptıkları kadar iyi döküldüğünü ve kıskandığını belirtmiştir.

Said Mehmet Çelebi’nin matbaanın kuruluş ve ilk yıllarında İbrahim Müteferrika ile birlikte çalışması bu girişimin başarıya ulaşmasında etkili olmuştur.

İlk Türk matbaasında, 1729’dan İbrahim Müteferrika’nın ölümüne kadar (1745) 17 kitap basılmıştır.[41]

  1. Cevheri’nin Vankulu Lügatı 31 Ocak 1729’da yayımlandı. Bunu takib eden kitapların listesi şöyledir:
  2. Kâtip Çelebi. Tuhfet-ül kibar, 29 Mayıs 1729.
  3. Krusinski, Judas Thaddaeus. Tarihi Seyyah. 26 Ağustos 1729.
  4. Mes’udi, Emir Muhammed bin Hasan Tarih-i Hind-i Garbî. 5 Nisan 1730. 500 Nüsha.
  5. İbn Arabşah, Şihabüddin Ahmed bin Muhammed. Tarih-i Timur Gürgân. 18 Mayıs 1730. 500 Nüsha.
  6. Süheyli Ahmed bin Hemdem Kethüda Tarih-i Mısr il-Kadime ve Mısr-ı Cedid. 17 Haziran 1730 500 Nüsha.
  7. Nazmizade, Hüseyin Murteza. Gülşen-i Hulefa. 16 Ağustos 1730. 500 Nüsha.
  8. Holderman, P. Jean-Baptiste. Gramaire Turque. 1730? 1000 Nüsha.
  9. İbrahim Müteferrika. Usûlü’l-Hikem fî Nizâmi’l-Ümem. 13 Şubat 1732. 500 Nüsha.
  10. İbrahim Müteferrika. Fuyuzat-ı Mıknatisiye. 27 Şubat 1732. 500 Nüsha.
  11. Kâtib Çelebi, Hacı Halife Mustafa bin Adullah. Cihannüma. 3 Temmuz 1732. 500 Nüsha.
  12. Kâtib Çelebi. Takvim üt Tevarih. 14 Haziran 1733. 500 Nüsha.
  13. Naima, Mustafa. Tarih-i Naima. 2 cilt. 18 Haziran 1734. 14 Ekim 1734. Her ciltten 500 adet.
  14. Rasid, Mehmed. Tarih-i Raşid. 17 Şubat 1741.
  15. Çelebizade, İsmail Asım. Asım Tarihi. 17 Şubat 1741.
  16. Ömer Bosnavî. Ahval-i Gazavat-ı Der Diyar-ı Bosna. 19 Mart 1741.
  17. Suurî Hasan Efendi. Lisan ül Acem (Ferhengi Şuuri). 1 Ekim 1742.

İbrahim Müteferrika 1719 yılında Marmara Haritası’nı, 1725’te Karadeniz Haritası’nı ve 1730 yılında da İran Haritası’nı basmıştır.

Görüleceği üzere İbrahim Müteferrika Matbaası’nda 14 yılda 23 ciltten oluşan 17 kitap basılmıştır. Toplam kitap sayısı ise 13.200’dür. Kitaplardan 11 tanesi tarih kitabıdır. (2-7, 2-16), üçü dil ve gramerle ilgilidir; (1, 8, 17) diğer üç tanesi de yararlı bilimler alanındadır. Bunlardan 9 no’lu olanı İbrahim Müteferrika’nın 1730 ayaklanmasından kısa bir süre sonra yazdığı Milletlerin Düzeninde İlmî Usuller adlı kitabı Avrupa ile Osmanlı İmparatorluğunu karşılaştırarak geri kalmamızın nedenlerini ortaya koyduktan sonra reformlar önermesi bakımından son derece önemlidir.[42] 10 no’lu kitap mıknatıs ve parola, 11 no’lu olan Cihannüma ise dönemin coğrafya bilgisini içermektedir. 1, 3, 5 no’lu kitaplar tamamen, 6 no’lu kitap kısmen tercümedir. 8 no’lu kitap Fransızca yayımlanmıştır.[43]

Yayımlanan bu kitaplardan bazıları Avrupa dillerine de çevrilmiştir. Örneğin Krusinskii’nin kitabı 1729 yılında Paris’te Fransızcaya; 1729 yılında aynı kitap Dublin’de İngilizce’ye 1731’de de Leipzig’de Latince olarak yayımlanmıştır.[44]

Cihannüma’nın yazma nüshasında birçok önemli şekiller çizilmemiştir. Basılanda ise İbrahim Müteferrika, Ahmed-ül Kırimî, Mıgırdıç Galatavi ve Tophaneli İbrahim tarafından yapılan şekil ve haritalar yer almıştır.

Türkiye’de bir matbaa kurulması Avrupa’da büyük yankı bulmuş ve yayımlanan eserler yakından takip edilmiştir. Babinger yazısında “Avrupa savaşlardan tanıdığı Türkleri matbaadan sonra, savaşçılığının yanında, bir başka yönüyle, yayınlarıyla tanıma fırsatını buldu”[45] demektedir.

E. J. Brill tarafından Leiden’de yayınlanan TURCICA adlı katalogda şu ifadelere yer verilmiştir:.

In 1729 for the first time an Islamic press printed a book in Arabic characters. This happened in Istanbul, and the printer’s name, İbrâhîm Müteferrika, has become a synonym for both quality and rarity of imprint.

The first Turkish books attracted attention at once from European scholars, and travelers started to publish their eye-witness accounts of the printing press in operation. In Leiden, as early as 1731 the local newspaper printed a list of the works published up to that time in Istanbul. Everywhere the products of the Turkish presses aroused admiration and curiosity, and Europe saw a Turkish national literature being born.[46]

Burada, İbrahim Müteferrika’nın basımda kalite ve nadirlikle eşdeğer olduğu, daha 1731’de Leiden’de yerel bir gazetenin matbaada basılan eserlere yer verdiği; ve matbaanın hayranlık ve merak uyandırdığı, Avrupa’nın Türk ulusal yayıncılığının doğuşunu gördüğü belirtilmektedir.

İbrahim Müteferrika matbaacılığının yanı sıra belki de ondan da önemli olarak bir fikir adamı idi. Bu hususu Niyazi Berkes çok güzel ifade etmiştir; “Görülüyor ki zamanı bakımından farklı ve yeni fikirleri olan bir adamla karşılaşıyoruz. Onun özellikle, Türkiye ile ilgili üç noktayı aydın bir şekilde kavradığını görürüz: Yeni usullerin kabulü ile ıslâhat yapılması zarureti, Rusya’nın batılılaşmasının Türkiye’nin geleceği için önemi, Batılıların Türkiye’nin yaşayıp yaşayamayacağı meselesini tartışmakta oldukları. Bu gözlemleriyle İbrahim Müteferrika’yı Türk evrim tarihinin ilk öncü düşünürü olarak kabul edebiliriz”[47].

Türkiye’ye büyük hizmetleri dokunan bu büyük insan için anma günü belirlemeli ve UNESCO aracılığıyla bütün dünyada anılmasını sağlamalıyız.

Prof. Dr. Mustafa AKBULUT

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi / Türkiye

Alıntı Kaynağı: Türkler, Cilt: 14 Sayfa: 919-926


Dipnotlar :
[1] Uzunçarşılı, İbrahim Hakkı. Osmanlı Tarihi 3. baskı. IV. C. I. Bölüm, Ankara: TKK, 1982, 97-126 s.
[2] Menage, V. L. “Three Ottoman Treatises on Europe. ” C. E. Bosworth, editor Iran and Islam, Edinburg: University Press, 1971. 421-423 s.; 423-433 s.
[3] Adıvar, Abdülhak Adnan. Osmanlı Türklerinde İlim. İstanbul: Maarif Matbaası, 1943. 122 s.
[4] Lewis, Bernard. The Muslim Discovery of Europe. New York, London: W. W. Norton and Company, 1982. 169 s.
[5] Coles, Paul. The Ottoman Impact on Europe. New York: Harcourt, Brace and World, 1968, s. 152.
[6] Adıvar, A. Adnan. a.g.e., 139 s.
[7] Lewis, Bernard. a.g.e., 169 s.
[8] Gerçek, Selim Nüzhet, Türk Matbaacılığı, İstanbul: Devlet Basımevi, 1939, 26 s.; Ersoy, Osman. Türkiye’ye Matbaanın Girişi ve İlk Basılan Eserler. Ankara: Güven Matbaası, 1959. 18 s.; Yazmadan Basmaya: Müteferrika, Mühendishane, Üsküdar, İstanbul: Yapı Kredi Kültür Merkezi, 1996. 5 s.
[9] Cumhuriyet Öncesi ve Sonrası Matbaa ve Basın Sanayii. İstanbul: Cem Ofset, 1998. 9 s.
[10] Cumhuriyet Öncesi ve Sonrası. 10 s.
[11] Yazarın Notu: 1999 yılında Londra’da Bernard J. Shapero’da (Rare Books), İstanbul’da 1549’da basılmış bir kitap gördüm. £3000 satışa sunulan kitabın kimliği şöyle: YOFI MICHOL. Sholomo Ibn Melech Moshe Ben Elieser Parnas, Constantınople, 1549. First edition Kitap küçük bir folio. İbranice. Kitap adı tahta oyma baskı süslü çerçeve içinde.
[12] Ersoy, Osman. a.g.e., 19 s.
[13] Nersessian, V. Catalogue of Early Armenian Books, 1512-1850. London: The British Library 1980. 2, 5, s.
[14] Cumhuriyet Öncesi ve Sonrası. 12 s.
[15] Gerçek, Selim Nüzhet. a.g.e., 30 s.
[16] Hitti, P. K. “The First Book Printed in Arabic”, Princeton University Library Cronicle, IV, (Kasım 1942), 5-9 s.
[17] Ersoy, O. a.g.e., 22 s.; Yazmadan Basmaya. 4 s.
[18] Clair, Colin. A Chronolgy of Printing. New York: Frederick A. Praeger, 1969. 87 s.
[19] Ersoy, Osman. a.g.e., 27 s.; Gerçek, S. N. a.g.e., 47-50 s., Karaçun “İbrahim Müteferrika” TOEM (1 Nisan 1326) 1. cüz, 179 s.;-Simonffy, Aladar V. İbrahim Müteferrika. Türkiye’de Matbaacılığın Banisi. Çeviren: Faruk Yener. Ankara: Başbakanlık Basın ve Yayın Genel Müdürlüğü, 1945. 1-5 s.
[20] Necatioğlu, Halil. Matbaacı İbrahim-i Müteferrika ve Risale-i İslâmiye. Ankara: 1982. 36 s.
[21] Ayrıntılı bilgi için bakınız: Berkes, Niyazi; “İlk Türk Matbaası Kurucusunun Dinî ve Fikrî Kimliği” Belleten, C. 26, sayı 104 (Ekim 1962) 717. s.; Necatioğlu, Halil a.g.e., 37 s.
[22] Berkes, Niyazi a.g.m., 721-731; Necatioğlu, Halil. a.g.e., 38 s.
[23] Simonffy, Aladar V. a.g.e., 28-29 s.
[24] Aladin, von Egmont. “Geschichte des Buchdruck in Der Turkie” Vossichen Zeitung, (20 september 1908) No. 443 Sonntag (Morgen), 1 s.
[25] Uzunçarşılı, İbrahim Hakkı. a.g.e., 611-613 s.
[26] Gerçek, Selim N. a.g.e., 50-52 s.
[27] Gerçek, Selim N. a.g.e., 52-53 s.
[28] Gerçek, Selim N. a.g.e., 53 s.
[29] Gerçek, Selim N. a.g.e., 58 s.
[30] Mystakidis, B. A. “Hükümet-i Osmaniye Tarafından İlk Tesis Olunan Matbaa ve Bunun Neşriyatı”Tarih-i Osmanî Encümeni Mecmuası, 5. cüz (1910) 325 s.
[31] Toderini, Giambatista. İbrahim Müteferrika Matbaası ve Türk Matbacılığı. İstanbul: Yayın Matbaacılık Ticaret Ltd. Şirketi, 1990. 24. s.
[32] Kamenev, Y. A. İbrahim Müteferrika i Yego Soçinenie “Usul al-Hikem fi Nizam al Umam”. Akad N. SSSR Inst. Vostokovedeniya Pismenniye Pampatniki Vostoka, Istoriko-Filologiçeskie İssledovaniya, Yejegodiknik 1976-1977, İzd. “Nauka” gl. Ped. Vostoçnoy literaturi Moskova, 1984. 118 s.
[33] Babinger, Franz. Stambuler Buchwesen im 18. Jahrhundert. Leipzig: Deutscher Verein Für Buchwesen und Schrifttum, 1919. 11 s.
[34] Gerçek, Selim N. a.g.e., 56 s.
[35] Kamenev, Y. a.g.e., 114 s.
[36] Yazarın notu: Bu raporu ve ekindeki İbrahim Müteferrika’nın bastığı 13 kitabın Lâtince kataloğunu Ağustos 1979’da İsveç Milli Kütüphanesini ziyaretimiz sırasında sağladık. Konu ile ilgili kitabımız Basım ve Yayıncılığımızın 250. Yılı Dizisi’nin 1. kitabı olarak İbrahim Müteferrika Basımevi ve Bastığı İlk Eserler adı altında Türk kütüphaneciler Derneği tarafından 1979 yılında yayınlandı.
[37] Yirmisekiz Mehmet Çelebi’nin Fransa Seyahatnamesi. Çelebi’ye ait yazma nüshadan sadeleştiren: Şevket Rado. İstanbul: Hayat Tarih Mecmuası Yayınları, 1970. 6 s.
[38] Jeltyakov, A. D. Türkiye’nin Sosyo-Politik ve Kültürel Hayatında Basın (1729-1908 yılları). Matbaacılığımızın 250. Kuruluş Yıldönümüne Armağan. Ankara: Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü, 1979. 22 s.
[39] Omont, Henri Missions Archeologiques Francais En Orient Aux XVIIe et XVIIIe Siecles. Paris, Imprimerie Nationale, 1902. 399-401 s.
[40] Omont, Henri a.g.e., s. 444-445.
[41] Ayrıntılı bilgi için bakınız: Osman Ersoy a.g.e., 37-45 s.
[42] Şen, Adil, İbrahim Müteferrika ve Usulü’l-Hikem fî Nizâm’il-Ümem. Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, 1995. İbrahim Müteferrika. Milletlerin Düzeninde İlmi Usuller (Usül’ül-Hikem Fi Nizami’l-Ümem). Sadeleştiren: Ömer Okutan. İstanbul: Milli Eğitim Bakanlığı, 2000.
[43] Watson, William J. “İbrahim Müteferrika and Turkish Incunabula” Journal of the American Oriental Society, vol. 88, no. 3. 1968 436 s.
[44] Rafikov, A. N. Oçerki İstori Knigopeçatniya v Turstii. Glava IV: Vvedenie Knigopeçetniya Arabskim Şriftom v Konstantinopole. Vremenoe Prekraşçenie Peçetaniya Knig posle 1735. Leningrad, 1973. 111. s.
[45] Babinger, Franz. a.g.e., 5. s.
[46] Turcıca Catalogue No: 484. Leiden: E. J. Brill. June 1976. 1. s.
[47] Berkes, Niyazi. a.g.m., 718-719. s.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.