HÜLAGU’NUN BATI’YA GÖNDERİLME MESELESİ VE BATI SEFERİ’NİN ANADOLU’YA ETKİLERİ

0 15

Murtaza ÇEVİK

13. yy başlarında meydana gelen Moğol istilası, tüm dünyanın dikkatlerini üzerine çekmiştir. Bu yüzyılın başında tarih sahnesine çıkmış olan Cengiz Han, çok kısa bir süre içerisinde bütün Asya ve Doğu Avrupa’yı içine alan geniş bir imparatorluk kurmuş, istilaya hızla devam eden Cengiz Han’ın varisleri, imparatorluğun sınırlarını daha da genişletmişlerdir. Moğolların bu harekâtı sonunda birçok siyasi teşekkül ortadan kalkarak tarihe karışmış, istilaya maruz kalan ülkeler harabeye dönmüş, yüz binlerce insan katledilmiştir. Öyle ki istila sonrasında büyük merkezlerden birçoğu, uzun süre toparlanamamıştır. Moğol İstilası; kaynaklarda, insanoğlunun başına gelen en korkunç felaketlerden biri olarak anlatılmıştır.

İranlı tarihçi Mirza Muhammed Kazvini, Moğol istilasını, dünyada yaşanan karışıklıkların en büyüğü olarak nitelendirmekte ve Moğol saldırılarının, 30-40 yıl içerisinde tarihin şahit olduğu en geniş sınırlara ulaştığını belirtmektedir[1]. Moğol istilasının, Adriyatik’ten Hint Denizine kadar olan alanları etkisi altına aldığı düşünülürse bu gerçek ortaya çıkmaktadır. Bu istilaların geniş alanlara yayılmasının en önemli sebeplerinden birisi seçilmiş millet olma inancıdır. Zira Cengiz Han, tebaasının sadece yağma ve çapulculuk yapmaları dışında cihangirlik fikrini de besleyip büyütmelerini istemekteydi. Cengiz Han’ın ve varislerinin beslemiş olduğu yayılma arzusu bulunmaktaydı ki bu politikayı “Gökte bir Tanrı, yerde bir hükümdar.[2]” sözünden hareket ederek yapmaktaydılar.

Cengiz Han tarafından kurulmuş olan Moğol İmparatorluğunun, siyasi olarak ömrü uzun olmamakla birlikte bırakmış olduğu izler daha kalıcı olmuştur. Özellikle Ortadoğu bölgesinde bu izler daha belirgin olarak görülmektedir. Söz konusu olan yüzyıl başlarında Orta Doğu’nun çok büyük bir bölümü Müslümanların elinde bulunmasına karşılık bölgenin siyasi haritasında yeni şekillenmelerin ve yeni güç dengelerinin ortaya çıktığı, Türk-İslam dünyasının karışık bir dönemi yaşanmaktaydı.

Moğollar, Ortadoğu’daki bu karışıklıklardan faydalanarak sınırlarını genişletmek, bölgenin yağmalanması suretiyle zenginliklerini ele geçirmek ve seçilmiş millet olma inancıyla tüm bölgeye hakim olabilmek için istilalarına devam etmişler ve bölgede bulunan siyasi teşekküller, kendi menfaatleri doğrultusunda zamanla bloklaşma yoluna gitmişlerdir.

Cengiz Han’ın yaklaşık 7 yıl süren (1217-1224) batı seferi sonunda; Batı Türkistan, İran ve Kafkasya Moğollar tarafından zapt edilmekle kalmamış, geniş çaplı yağma ve katliama maruz kalmıştı. Cengiz Han’ın Karakurum’a dönmesiyle tam manasıyla kurulamamış olan Moğol yönetimi yer yer ortadan kalkmıştı[3]. Cengiz Han tarafından imparatorluğun merkezinin idare edilmesiyle görevlendirilmiş olan en küçük oğlu Tuli’nin oğlu olan Hülagu’nun, batıya gönderilmesinden önce batı istikametine birçok seferin yapıldığı görülmektedir. Gerek Cengiz Han ve gerekse onun varisleri döneminde Moğolların merkezi olan Karakurum’dan batıya, tam yetkili komutanların idaresinde zaman zaman ordular gönderilmiştir.

Konumuz gereği; Moğolların batı harekâtı içerisinde Hülagu’nun batıya gönderilmesinin sebepleri, Hülagu’ya verilen görevler ve harekât için yapılan hazırlıklar ve batıya yapılan seferin Anadolu’ya etkileri anlatılmaya çalışılacaktır. Bu doğrultuda Hülagu’nun batıya gönderilmesine ortam hazırlayan olaylara kısaca göz atmak faydalı olacaktır. Zira, batıya gönderilen tam yetkili komutanlarla Hülagu’nun batıya yapmış olduğu seferin amacı ve mahiyeti benzer özellikler göstermektedir.

Batıya yapılan ilk seferlerin hedefinde, Harzemşahlar Devleti’nin olduğu bilinmektedir. Ceyhun ile Aral arasındaki Harezm bölgesinde kurulan, Irak Selçuklu Devleti’nin siyasi varisi olan Harzemşahlar Devleti, doğuda önem kazanmış ve sınırlarını halifelik aleyhinde genişletmiştir. Bu devlet, İran’ın büyük bir bölümünü elinde bulundurmakla birlikte Abbasi Devleti için de tehdit oluşturmuştur. Ancak; Anadolu Selçuklu Devleti’ne Yassıçemen Savaşı’nda mağlup olunca zayıflamış ve Harzemşahlar Devleti hükümdarı Celaleddin Harzemşah’ın da ileri görüşlü politika takip edememesi sebebiyle toprakları Moğol istilasına açık hale gelmiştir.

Moğollar, Harzemşahlar’ı yenerek bölgeyi istilaya başlamışlar ve onların hâkimiyetinde bulunan yerleri ele geçirmişlerdir. Moğollar, ele geçirdiği bu yerleri elinde tutabilmek için Harzem sultanı ile mücadeleye devam etmişlerdir. Daha Cengiz Han zamanında, Moğolların en seçkin komutanları olan Cebe ve Subütay Noyanlar, Cengiz Han tarafından Harzem sultanını İran içlerinde takip edilmesiyle görevlendirilmişlerdir[4]. Ayrıca kaynaklarda bu iki Moğol komutanının zaman zaman Irak üzerine sefer yaptıklarına da yer verilmektedir.

Cengiz Han’ın ölümünden sonra Moğol tahtına çıkan Ögedey Han, memleket meselelerine el atmış ve duraklamış olan istila hareketini yeniden canlandırmak için dünyanın çeşitli bölgelerine gidecek olan askerleri tayin etmiştir. Henüz karışıklıkların bitmediği ve beklenmedik bir anda tekrar ortaya çıkmış olan Celaleddin Harzemşah’ın serbestçe faaliyetini sürdürdüğü İran’a 30.000 kişilik muazzam bir ordunun başında Çormagan Noyan’ı göndermiştir[5].

Çormagan Noyan, Önasya’ya geldiği sırada kendisine karşı koyabilecek ve Moğol hâkimiyetine girmemiş olan siyasi teşekkül vardı ki bunlar; Abbasi Halifeliği, Eyyubiler ve Anadolu Selçuklu Devleti idi[6]. Çormagan Noyan’ın Önasya’ya geldikten sonra, zaman zaman Halife topraklarına kadar uzanan akınlarına da şahit oluyoruz. Bu bölgede İsmaililerin de Moğol ilerlemesine büyük engel teşkil ettiği bilinmektedir. Çormagan Noyan’ın, İran’ın kuzey-batısında yerleşmiş olan Moğol ordusunun başında, 1231’den 1241’e kadar on yıl kalmıştır[7].

Çormagan Noyan’ın felç geçirmesinden sonra onun yerine, İran’daki Moğol ordusunun başına, güvenliği sağlamak amacıyla, bu görevi 1242’den 1256’ya, Hülagu’nun gelişine kadar sürdürecek olan Baycu Noyan getirilmiş ve böylece batıda Moğol ilerleyişi devam etmiştir[8].

Baycu Noyan sayesinde Kafkasya’da Moğol hareketleri yeniden canlanmakla birlikte 1242’de Anadolu Selçuklu Devleti’ne karşı başlatılan ileri hareketle birlikte Moğol istilasında önemli bir adım atılmış ve Anadolu Selçuklu Devleti, Moğollara tabi bir devlet haline gelmiş ve Moğol imparatorluğunun sınırları Bizans İmparatorluğu’nun sınırlarına kadar genişlemiş oluyordu[9]. Kafkaslara ve Anadolu’ya boyun eğdirilmesi, aynı zamanda El-cezire ile Bağdat üzerine yapılacak sefer sırasında buralardan gelecek tehlikelere karşı önlem alınması demekti.

Baycu Noyan, Bağdat üzerine saldırı yapmak istemişse de Kafkasya’da çıkan karışıklıklar sebebiyle bundan vazgeçmek zorunda kaldığı da bilinmektedir[10].

Diğer taraftan Göyük Han, tahta çıktıktan sonra orduya çeki düzen vermek için dünyanın her tarafına ordu göndermiştir ki batıya kalabalık bir askerle Elçidigey’i göndermiştir. Göyük Han ona İsmaililerin işini halletmesi görevini vermiş ve batıda Moğol idaresini kabul etmiş olan sultan, vali ve beyleri de onun emrine vermiştir. Göyük Han, özellikle Anadolu, Halep, Musul ve Diyarbakır işlerini de Elçigidey’e havale etmiştir[11].

Buraya kadar anlatılanlardan da anlaşılacağı üzere Hülagu’nun batıya gönderilmesinden önce, daha Cengiz Han döneminde; Cebe ve Subütay Noyanlar, Ögedey Han döneminde; Çormagan ve Baycu Noyanlar ve nihayet Göyük Han döneminde; Elçigidey batıya gönderilmiştir.

Moğol komutanlarının batıda bulunduğu süre içerisinde İran’ın, Moğollar tarafından kesin şekilde zapt edilmesinden ve Harzemşah Devleti’nin yok edilmesinden sonra geçici ve oldukça bağlantısız bir rejim altında kaldığı görülmüştü. Moğol imparatorluğu, kendisine tabi olan batı ülkeleri, Gürcü prensleri, Anadolu Selçuklu Sultanları, Kilikya Ermeni kralları, Musul Atabekleri ve Latin dünyası ile Batıya gönderilmiş ve tam yetkili komutanların emri altındaki askeri yönetim ile irtibatlarını sağlamaktaydı[12]. Buralardaki Moğol hâkimiyeti, ani saldırılar ve bu ani saldırıların arkasından gelen hareketsiz dönemler şeklinde kendisini kesintili ve tutarsız bir şekilde hissettirmiştir. Ayrıca komutanların sık sık Karakurum sarayına başvurmak zorunda kalışları, Karakurum’un komutanların bulunduğu yerden uzakta olmasından dolayı, aylar boyunca kararların gecikmesine sebep olmakta ve gerek tabi hükümdarlar gerekse elçiler Cengiz hanedanının içinde süregelen aile kavgalarının tesadüfüne göre kendi davalarını savunmak zorunda kalmışlardır[13]. Diğer taraftan Batıya gönderilmiş olan Çormagan, Baycu Noyan ve Elçidigey gibi yöneticilerin bulundukları yerlerdeki keyfi tutumları, bitmek tükenmek bilmeyen istekleri bölge halkı ve yöneticilerini de oldukça güç durumda bıraktığı da bir gerçektir[14]. Ayrıca Cengiz Han soyundan gelen şehzadeler ve mahalli idareciler, imparatorluğun merkezindeki çekişmelerden faydalanarak birçok vergi muafiyeti kazanmışlar, elde ettikleri geliri de keyfi tasarrufla hanlık merkezine göndermez olmuşlardı[15].

Anlaşılacağı üzere, Moğollar bütün çabalarına rağmen Asya’nın batısında kesin sonuçlu başarılar elde edememişlerdi. Son on yıldır Moğol nüfuzu bölgede yayılmamış gibiydi. Durum o kadar karışıktı ki, Moğolların merkezi olan Karakurum daima yardım haykırışları ile çınlamakta ve özellikle İsmaililerin tertip ettikleri suikastlar acı bir dille anlatılmaktaydı. Moğol sarayından yardım istekleri, birbirini takip etmekte ve bu yardım istekleri her geçen gün giderek daha da artmaktaydı[16]. Bu konuda Moğolların İran valilerinden olan Baycu Noyan’ın raporlarından da yararlanıldı. Baycu Noyan, İsmaililerden ve Bağdat Halifesinden şikâyet etmekteydi. Yine Mengü’nün hizmetinde bulunan Kazvinli kadılar kadısı Şemseddin bir zırh kuşanmış olarak Mengü’nün karşısına çıkmış ve İsmaililere hedef olmaktan korktuğu için sürekli bu zırhı giymek zorunda kaldığını anlatmıştır. Ayrıca İsmaililerin gücünü ve gözü pekliğini gösteren birçok olaydan bahsetmiştir[17]. Seyyah Rubruk da; 400 kadar İsmaili’nin, Karakurum’a girerek Büyük Han’ı öldürmeyi planladıklarını anlatmaktadır[18]. Bütün bu olaylar İsmaililerin ortadan kaldırılmasını mecburiyet haline getirmiştir.

Diğer taraftan Göyük Han döneminde İslam Halifesi’nin, İran’daki Moğol komutanlarından şikayetçi olması üzerinde Göyük Han’ın huzuruna gelmiş olan halifelik elçisi ile halifeye tehdit haberi gönderilmiş ve elçi huzurdan kovulmuştur[19]. Birçok Ermeni kaynağı, Ermeni Kralı Hetum’un, Mengü Han ile görüşmesini ve Mengü Han’ın yanına gelmesine sebep olan meselelerini 7 maddede sıralamakta ve bu meselelerden birinin de Bağdat Halifesi ile savaşılmasını istemekte ve Mengü Han’ın da onun isteklerini kabul ettiğini bildirmektedir[20]. Mengü Han’ın Ermeni kralının isteklerini kabul etmesi onun Halife’ye karşı politik davranmasından ileri geldiği söylenebilir. Zira Mengü Han’ın İslamiyet’e karşı bir düşmanlığının olmadığı bütün dinlere karşı aynı ölçüde olduğu bilinmektedir.

Mengü Han, yakarışlar arasında her şeyden evvel İsmaililer ile Bağdat halifesinin ortadan kaldırılması gerektiğine inanmaktaydı. Çünkü bu olmadığı takdirde Müslümanların gerçekten itaate alınması ve denize doğru genişleme yolunun açılması mümkün olamayacağı iddia ediliyordu[21]. Moğol İstilası ile birlikte birçok siyasi yapı yıkıldığı gibi birçoğu da Moğollara bağımlı halde yaşamlarını devam ettirmişler, böylece batıda ve doğuda sınırlarını epeyce genişleten Moğolların karşısında zayıf da olsa İsmaililer ve Abbasi Halifeliği ile bunların dışında kendilerine rakip olabilecek bir Memluk Devleti bulunmaktaydı. Adı geçen siyasi teşekküllerin bulundukları coğrafi konum itibariyle Moğolların ilerlemesine engel olabilecek noktadaydılar. Bu sebeple yukarıda belirtmiş olduğumuz iddia Moğol istilalarının durması anlamına gelmekteydi.

Bütün bunları dikkatlice takip eden Mengü Han, ilk olarak vergi işlerini ele alacaktır. Batıda bu görevi Argun Aka’ya verecektir. Argun, ilk olarak kendi yetki sahası içindeki yerlerde yeniden nüfus sayımı yaptırarak, alınması gereken vergi çeşitlerini belirlemiştir. Ayrıca toprak sahiplerinin de durumu gözden geçirilmiştir. Bu çalışmalar sonunda a1ınmakta olan vergiler, günün ihtiyacına göre tekrar düzenlenmiştir. Mengü’nün icraatları arasında posta teşkilatının ıslahı da oldukça önemli bir yer tutmaktadır. Posta teşkilatının ıslahı ile hem ülke genelinde haberleşme ve hem de ulaşım kısmen kolaylaşmış oluyordu[22]. Böylece batıya gönderilecek ordunun da daha rahat ve hızlı bir şekilde hareket etmesi sağlanmış olunuyordu.

Mengü Han, batıda Moğol nüfuzunu sağlamlaştırmak ve merkezileştirme politikasını gerçekleştirmek için vergi ve posta teşkilatını düzene soktuktan sonra geniş yetkilerle donatılmış bir Moğol şehzadesinin bölgeye gönderilmesi ve buraların gönderilen şehzadeye bağlanması yolunu tercih etmiştir. Mengü Han’ın küçük kardeşi Kubilay’ı doğuya göndermesiyle büyük hanlık makamından mahrum kalacak olan diğer kardeşi Hülagu’yu da batıya göndererek ödüllendirecek ve Müslüman batının istilası görevi Hülagu’ya verilecektir. Cüveyni, Hülagu’nun batıya gönderilmesini şu şekilde açıklamaktadır; “Mengü Han, kardeşi Hülagu’nun davranışlarından ondaki dünya fatihlerinde bulunabilecek hareketler görmüştü. Bu sebeple garaz ve kin sahiplerinin kötülüklerini ortadan kaldırınca dünyanın doğusunda ve batısında bulunan ülkelerin fethi için kafa yormaya başladı. Önce, Hıtay’dan ibaret olan doğu tarafına Kubilay’ı gönderdi. 1252—53 yılında diğer kardeşi Hülagu’yu çağırarak onu Batı ülkelerinin fethine görevlendirdi[23].” Reşidüddin de eserinde “Kaan, kardeşi Hülagu Han’ın yüzünde ve davranışlarında Cihangirlik alametleri fışkırdığını fark etti. Adaleti yayma işlerini yerine getirsin ve isyan eden bazı yakın ülkeleri merkezin civarında bulunan ordularla bastırıp ele geçirsin diye, Cengiz Han döneminde bazı ülkelerin ele geçirildiğini ve bazılarının henüz zapt edilmediğini ve dünya arsasının uçsuz bucaksız bir alan olduğunu düşündüğünden oraların hepsini itaat altına alıp korumaları için, memleketin her tarafını kendi kardeşlerinden birine verdi. Bu düşünceyle Hülagu’yu; Batı İran, Şam, Mısır, Rum ve Ermeni ülkelerine tayin etti[24].” diyerek Cüveyni ile benzer görüşlere yer vermiştir. Hülagu’nun batıya gönderilmesiyle Moğol toprakları, istilasından yaklaşık 20 yıl sonra Moğol şehzadesinin idaresi altında birleştirilmiş olacak ve Büyük Han’ın nüfuzu altında kalmak kaydıyla Hülagu’nun idaresinde kalacaktı.

Mengü Han, kardeşi Hülagu’ya gönderdiği yarlıkta (ferman), onun büyük ve güçlü bir ordunun başında olduğunu, sahip olduğu bu ordu için herhangi bir sınır olmadığını belirtmiştir. Mengü Han, kardeşi Hülagu’ya; “Cengiz Han’ın töresini, yasalarını Ceyhun kıyılarından Mısır’a kadar yerleştir. Buyruklarına itaat eden, boyun eğen her kimseye iyilik ve hoşgörü ile karşılık ver. Sana başkaldıran olursa onları rezil et.” diyerek nasihatte bulunmuş, Abbasi Halifesinin sevgi göstermesi durumunda onun da incitilmemesini, fakat başkaldırırsa Cengiz Han kanunu gereğince lazım geleni yapmasını da tavsiye etmiştir. Mengü Han, kardeşi Hülagu’nun hareketine Horasan’ın Kuhistan bölgesinden başlamasını önererek, İsmailileri ve onların kalelerini hedef göstermiş, bu görevi tamamladıktan sonra da Abbasi Halifeliği meselesini hal etmesini istemiştir[25].

Mengü’nün, kardeşi Hülagu’dan, bir diğer isteği de bütün işlerinde eşi Dokuz Hatun’un fikrini alması yönündedir[26]. Hülagu’nun, Kerait kabilesinden olan eşi Dokuz Hatun, Nesturi Hıristiyanlarından olup, Hıristiyanları himaye ettiği bilinmektedir. Ancak, Hülagu eşinin hatırı için Hıristiyanları Müslümanlara tercih etmiş değildir. Hülagu’nun bütün dinlere eşit mesafede olduğu ve devlet işlerinde tarafsız olduğu görülmektedir[27]. Hülagu’nun, büyük hanın isteğini yerine getirmiş olduğu bilindiğine göre, bütün dinlere aynı mesafede bulunmasına rağmen Dokuz Hatun’un, dolaylı da olsa Hülagu’yu bu yönüyle etkilemiş olabileceği ve Müslümanlar üzerine yapılan saldırılarda az da olsa bir etkisinin olabileceği akla gelebilmektedir. Moğolların İslam dünyası ile mücadelesi onların İslamiyet’e karşı olduğu anlamına gelmemektedir. Az yukarıda belirtmiş olduğumuz gibi Cengiz Han ve onun soyundan gelenler bütün dinlere eşit mesafede olmuşlardır. Ancak; Moğolların dünya hakimiyet anlayışı içerisinde genişleme sahasında İslam dünyasının olması ve bu saha içerisinde İslam Devletlerine karşı olan Hıristiyan Ermeniler, Gürcüler ve Moğolları kendi tarafına çekmek isteyen Papalık daima Müslümanlara karşı Moğolların yanında bulunmuşlardır. Bu durumun Moğolların İslam Dünyasına karşı mücadelesinde etkisini gösterdiği anlaşılmaktadır.

Ortadoğu’daki siyasi teşekküller karşısında varlığını devam ettiren devlet adamlarını tehdit eden İsmailliler, zaman zaman Karakurum’a elçiler göndermişlerse de Moğol hâkimiyeti dışında kalmayı başarmışlardı. Abbasi Halifeliği ise; Irak ve Huzistan’da mutlak manada, Sünni İslam ülkelerinde de manevi olarak söz sahibiydi. Bağdat, halifeliğin değişmez merkezi olmuştu. Hülagu’dan önce halife merkezi zaman zaman Moğolların akınlarına maruz kalmış ise de bu durumda bir değişme olmamıştı. Moğolların Ortadoğu’daki mücadelesi sırasında birçok siyasi teşekkül varlıklarını kaybetmiş veya Moğollara tabi olarak siyasi hayatlarını sürdürmüşler ise de az yukarıda belirtmiş olduğumuz gibi İsmaililer, Abbasi Halifeliği ve Memluk Devleti, bunların dışında kalmasını başarmışlardı. Hülagu’nun geniş yetkilerle Ortadoğu’ya gönderilmesinde etkili olan en önemli faktör bu olmuştur[28].

Yukarıda belirtildiği gibi denizlere ulaşmak Moğollar için çok önemliydi. Bunun gerçekleşmesi için çoğunluğunu Müslümanların teşkil ettiği bölgenin itaat altına alınması şarttı. Dolayısıyla Moğolları, İslam âlemini istilaya sevk eden sebepler arasında seçilmiş millet inancı ve dünya devleti olma düşüncesi bulunuyorsa da önemli etkenlerden bir diğeri de İslam âleminin zenginliğidir. Moğolların, dünya zenginliklerini ele geçirme çabaları da Hülagu’nun Ortadoğu’ya gönderilmesinde büyük etkiye sahip olduğu kesindir. Hülagu, kendine verilmiş olan görevlerden ilk ikisini başarı ile neticelendirdikten sonra bölgeden elde ettiği ganimetlerle devletini kurup kendi hazinesini oluşturması bu düşüncenin geçerli olduğunu açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

Bağdat merkezli Abbasi Devleti de her ne kadar siyasi olarak zayıf durumda olsa da zenginliği ile göz kamaştırmaktaydı. Bağdat, o zaman zengin olduğu halde Bağdat’ı besleyen civar yerleşim yerleri harap olmaya yüz tutmuş durumdaydı. Fakat yine de Hint ticareti eskiden olduğu gibi halifeliğin en zengin gelir kaynağıydı. Bağdat nüfusunun çokluğu, kalabalık pazarları, ilim müesseseleri ile İslam âleminin en zengin şehri vasfını devam ettirmekteydi[29]. Dolayısıyla Moğolların, Bağdat üzerine yönelmesinin bir sebebi de bölgenin zenginliklerini ele geçirmeyi amaçlamış olmalıdır.

Moğolları batı seferine teşvik eden önemli bir nokta da İslam dünyasının davetkar tutumları olmuştur. Zira İslam dünyasının kendi içerisindeki çekişmeleri ve bitmek bilmeyen mücadeleleri siyasi teşekküllerin zayıflamasına sebep olmaktaydı. İslam Dünyası her ne kadar da Abbasi Halifeliğine dinen bağlı gibi görünse de siyasi olarak tam anlamıyla birlik olamamıştır. İslam dünyasının içerisinde bulunduğu bu durum Moğolları bu yöne doğru istilaya teşvik etmekteydi. Bu noktada Moğolların Anadolu’ya yapmış olduğu istila harekatı bu davetkar tutumun en güzel örneğini ortaya koymuştur. Zira Selçuklu Sultanı I. Alaaddin Keykubad’ın kudreti ve her tarafta kazanmış olduğu saygınlık, Moğolları bu konuda tereddüde düşürmesine rağmen ölümü ile birlikte yerine geçen ardıllarının tutumları ve meydana gelen Baba İshak ayaklanması, ülkenin zaaflarını Moğollara göstermesi onları Anadolu’ya saldırmaya sevk etmesi bakımından önemlidir.

Önce İsmaililerin ve ardından Bağdat Abbasi Devleti’nin itaate alınması ve bu olmadığı takdirde onları ortadan kaldırmak için batı yolculuğunda her şey itina ile hazırlanmıştır. Türkistan ve İran içinden geçen yollar onartılmış, köprüler inşa olunmuştur. Çin’den kuşatma aletleri getirmek üzere arabalara el konulmuştur. Moğol atları için bol bol at sağlamak amacıyla hayvan sürüleri otlaklardan uzaklaştırılmıştır. Otların ve çayırların başkaları tarafından otlatılmaması ve çiğnenmemesi için gerekli tedbirler alınmıştır[30].

Hülagu, batı seferine çıkmadan üç yıl kadar önce, Hülagu’nun izleyeceği istikametlerin güvenliği açısından öncü bir ordu gönderilmişti. Bu ordunun başında Hülagu’nun en sadık ve tecrübeli kumandanı olan Nayman asıllı, Nesturi inançlı Kitboga bulunmaktaydı. Kitboga, İran yaylasının en önemli şehirleri üzerinde, Moğol egemenliğini yeniden ve kuvvetle yerleştirmiş ve Hülagu’nun bölgeye ulaşmasından önce bazı başarılar elde etmiştir[31]. Bunun yanı sıra batı yolculuğunda Hülagu’nun yanında Dokuz Hatun ile diğer eşlerinden ikisi, ayrıca iki büyük oğlu (Abaka Han ve Yoşmut) bulunmaktaydı. Çağatay hanedanı, Çağatay’ın torunu Nikudar ile temsil edilmekteydi. Altınordu’dan Batu ise üç yeğenini göndermiş ve bunlar Hazar denizinin batı kıyısı boyunca ilerleyerek İran’da ana orduya katılmışlardı. Moğol devletler konfederasyonuna mensup her kabile, savaşabilecek efradının beşte birini göndermişti. Mancınık ve neft atma aleti kullanmasını bilen ustalar getirtmek için elçiler gönderilmesi sonucu bunlara, yangın çıkaran ok atmakta usta bin Çinli okçu da katılmıştı[32]. Görüldüğü gibi orduya katılanlar ve yapılan hazırlıklar dahi seferin ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır.

Moğollar, asilere karşı mektup yazmak ve elçi göndermek ihtiyacını hissettikleri zaman bir şeyi kabul ettirmek için güçlü hükümdarların başvurdukları korkutma ve tehdit yöntemlerine başvurmazlardı. Ancak onlara; “İtaat ederek teslim olursanız iyi muamele görürsünüz ve istirahat edersiniz. Fakat mukavemet ederseniz, biz ne biliriz, fakat daima yaşayan Tanrı başınıza ne geleceğini bilir.” demekteydiler. Moğolların bir kişiyi yola getirmek için kullandıkları en sert ifade “Ne olacağını biz bilmeyiz, yüce Tanrı bilir.” ifadesiydi[33]. Hülagu, sefere çıkmadan önce Argun, her tarafa haber göndertmiş ve İran padişahları ve sultanlarına “Biz mülahidelerin kalelerini yıktırmak ve o taifeyi yerinden söküp atmak için ve Kaan’ın yarlığı hükmüyle geliyoruz. Eğer siz bizzat kendiniz gelip asker ve silah yardımında bulunursanız hüküm sürdüğünüz yerler, askerleriniz ve eviniz size kalacaktır. Sizin çabanız ve gayretiniz makbule geçecektir. Eğer bu fermana uymaktan yüz çevirirseniz Tanrı’nın gücüyle kendi işimizi hallettikten sonra özrünüzü dinlemeden size doğru gelip, sizin memleketinize ve evinize, aynen bunlara davrandığımız gibi davranacağız” sözlerini içeren yarlıklar göndertmiştir. Bu haber, etrafta duyulduğunda İran memleketlerinin her bir bölgesinde bulunan sultanlar ve melikler elçilerini göndermişlerdir. Anadolu Selçuklu Devleti’nden İzzeddin Keykavus ve Rükneddin Kılıçarslan, Fars’tan Atabek Muzaffereddin’ in oğlu Atabek Sa’d ve Irak, Horasan, Azerbaycan, Arran, Şirvan ve Gürcistan’dan bütün melikler, değerli hediyelerle Hülagu’ya tabiliklerini bildirmek için adeta yarışmışlardır[34]. Hülagu’nun batıya gelişinden sonra, Moğollara tabi hükümdarların Büyük Han’a giderek maruzatlarını bildirme hakları kaldırılmış ve maruzatlarını batı topraklarının hakimi Hülagu’ya bildirmek durumunda kalmışlardır[35]. Diğer taraftan Mengü Han, her ne kadar da Hülagu’nun büyük ordularla İran memleketinde padişah olmasını, orada kalmasını, bu memleketlerin Hülagu’ya tabi olarak kalmasını düşünmüş ise de, kendisine verilen işleri yerine getirdikten sonra merkeze geri dönmesini de istemiştir[36]. Hülagu’nun batıda takip ettiği politika gözden geçirilirse, onun bu nasihatlerini bir emir telakki ettiği görülmektedir. Ancak Büyük Han’ın işini bitirdikten sonra dönme isteğine uymadığını, aksine zapt ettiği yerler üzerinde yeni bir devletin temellerinin atılması için gayret göstermiş olduğu görülmektedir[37].

Hülagu, Ocak 1256’da ordusuyla Ceyhun’dan geçerek batı seferine başlamıştır. Üç safhada gerçekleşen batı seferinin birinci aşamasında İsmaililerle mücadele edilmiş ve çok kısa bir sürede sonuç alınmıştır. Hülagu, yüzyıllardan beri Önasya’yı tehdit eden, birçok devlet adamını suikastla öldüren İsmaililere son vererek kalelerini yerle bir etmiş; böylece Önasya’daki fesat ateşi söndürülmüştür.

Hülagu, kendisine verilen görevin ikinci aşamasında İslam dünyasının dini lideri olan Bağdat Abbasi Halifeliği ile mücadele etmiştir. Esas amaç halifeliğin itaat altına alınması yönündeydi. Ancak halifenin, etrafındakiler tarafından yanlış yönlendirilmesi ve gerekli tedbirleri zamanında almaması sebebiyle Moğollara itaat etmeyi reddetmesi, onun felaketi olmuştur. Abbasi Devleti’nin yıkılması İslam tarihi açısından bir dönüm noktasını teşkil etmektedir. Abbasilerin yıkılması bir anlamda İslam medeniyetinin çöküşü anlamına da gelmekteydi. Zira İslam medeniyetinin en parlak devri sona ermiş, ilim merkezi olan Bağdat düşmüştür.

İlk iki görevini başarıyla sonuçlandırmış olan Hülagu, görevinin üçüncü aşamasında Mısır Memluk Devleti ile mücadeleye girişecektir. Hülagu, Halep ve Şam’ı alarak Mısır sınırına yaklaşmış, ancak bu sırada Mengü Han’ın ölümüyle büyük han olmak isteyen kardeşleri Kubilay ve Arık Boğa arasındaki taht mücadelesi sebebiyle seferini tamamlayamadan yerini Kitboga’ya bırakmak zorunda kalmıştır. Ancak Kitboga, Ayncalut’ta Memluk sultanı Kutuz’a yenilmiştir. Bu yenilgi Ortadoğu’da yeni bir oluşuma neden olmuştur. Zira Moğollar ile Memluklar mücadeleye devam edecekler ve bölgedeki siyasi teşekküller menfaatleri doğrultusunda birbiri ile dost veya düşman olarak bloklaşma içerisine gireceklerdir. Moğolların, Ortadoğu bölgesine yayılmak suretiyle dünyaya hükmetme düşünceleri ve bölgedeki diğer siyasi güçlerin de bu yöndeki düşünceleri bu bloklaşmayı körükleyerek gerekli kılmıştır.

Batıya yapılan bu seferler bir bakıma Moğolların, Avrupa’ya duyduğu ilginin de azalmasına sebep olacaktır. Seçilmiş millet olma inancıyla, dünyanın her yerine hakim olmak için çabalayan Moğollar, Hülagu’nun batıya yapmış olduğu seferle, bölgenin zenginliklerini görmüşler ve Önasya’ya hakim olmanın daha değerli olduğuna inanmışlardır.

Moğolların batıya yapmış olduğu istila hareketleri özellikle Anadolu için bir dönüm noktası olmuştur. Anadolu’nun Türkleşmesinde, adeta son safha sayılabilecek olan Moğol İstilası her ne kadar da Anadolu için bir felaket gibi gözükse de Anayurt’tan Anadolu’ya büyük bir insan selinin akmasına ve Anadolu’da Türk nüfusunun birikmesi yönüyle önemlidir[38]. Özellikle Moğolların Anadolu üzerinde uygulamış olduğu ağır vergiler Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki Türk nüfusunun da Orta ve Batı Anadolu’ya yani uçlara gelmesine sebep olmuştur. Uçlardaki Türk nüfusunun geldikleri yerlerde kurmuş oldukları beyliklerin iç idarelerinde Moğollardan bağımsız hareket etmeleri de önemli bir hususu teşkil etmektedir.

Moğolların batıya gelerek Anadolu üzerinde baskı kurmaları her ne kadar da Selçuklu Devleti’nin yıkılmasına sebep olmuşsa da Moğollar önünden kaçan Türk unsurlar küçük beylikler şeklinde de olsa yeni bir yapılanma meydana getirmiştir. Dolayısıyla Moğol Hareketi, Anadolu’nun Türkleşmesi bakımından bir kazanç olmuştur. Ayrıca Moğolların Anadolu’yu istilası, Anadolu’da bir Moğollaşma ile sonuçlanmadığı gibi Moğolların en çok ilişki içerisinde olduğu milletin Türkler olması birçok Moğol ileri geleninin de İslamiyet’i kabul edip Türkleşmesine neden olduğu görülmüştür.

Moğollar istila ettikleri yerlere bizzat gelip yerleşmedikleri gibi Asya’da konar- göçer halde yaşayan Türk kavimleri gerek Moğolların hizmetinde gerekse Moğol tehlikesi karşısında güvenli olan daha batıdaki topraklara gelmişlerdir. Moğol hakimiyetini tanımak istemeyen, kalabalık Türkmen kavimleri son durak yeri olarak Anadolu’yu tercih etmişlerdir. Moğol korkusuyla yaşadığı toprakları bırakarak, Anadolu’ya gelenler yerleşik hayattan kopup geldikleri için aralarında ilim ve zanaat erbabı çoğunlukta bulunmaktaydı. Bunların gelmesi ile Anadolu’daki sosyal hayatta birçok değişiklik olacaktır. Ayrıca sayılarını tespit etmek mümkün değilse de Anadolu’da adeta bir nüfus patlamasının olması sayılarının çok olduğunu göstermektedir[39]. Diğer taraftan Moğolların faaliyetleri Türklerin milli bilincinin uyanmasına da sebep olmuştur ki Anadolu’ya gelen Türkler, beylikler halinde bir araya gelerek toparlanmaya başlamışlardır. Moğolların Konya’yı ele geçirmesinden sonra Karamanoğullarının Türkçeyi resmi dil olarak kullanması kültürel anlamda milli bilincin uyanmasına en güzel örneği oluşturmaktadır.

Yine Moğolların önünden Anadolu’ya gelen mutasavvıfılar ve alperenlerin faaliyetleri de birleştirici unsur olmuştur. Batıya doğru ilerleyen ve Anadolu’yu istila eden Moğolların asıl hedefi vergi almak olduğu için Moğollar gerek kendi önlerinden kaçarak Anadolu’ya gelen ve gerekse Anadolu’da bulunan Türkler tarafından yapılan dini, eğitim ve kültür yapılarına dokunmadıkları gibi, yapılmasına da engel olmadıkları anlaşılmaktadır. Dolayısıyla yapılan bu tür eserlerin Anadolu’nun Türk yurdu olmasında da büyük bir etkiye sahip olmuştur.

Sonuç olarak; Cengiz Han’dan başlayarak Ögedey ve Göyük Hanlar zamanında batıya gönderilmiş olan Moğol orduları ve nihayet Mengü Han’ın batıda Moğol nüfuzunu sağlamlaştırmak ve merkezileştirme politikasını gerçekleştirmek için geniş yetkilerle donatarak batıya göndermiş olduğu kardeşi Hülagu tarafından yapılan batı seferi, Anadolu’nun Türkler için yurt tutulmasını sağladığı gibi Anadolu’nun idari, ekonomik ve kültürel yapısının değişmesinde ve gelişmesinde büyük rol oynamıştır.

Murtaza ÇEVİK

Araştırmacı-Yazar, mrtzcevik@gmail.com


Kaynakça
♦ ABUL FARAC, Gregory, Abul Farac Tarihi II, Ö. Rıza Doğrul, TTK, Ankara 1999.
♦ ABUL FARAC, Gregory, Tarihi Muhtasarü’d-Düvel, Şerafettin Yaltkaya, TTK, Ankara 2011.
♦ BARTHOLD, W., Moğol İstilasına Kadar Türkistan, H. Dursun Yıldız, Kervan Yayınları, İstanbul 1981.
♦ CAHUN, Leon, Asya Tarihine Giriş (Kökenlerden 1405’e, Türkler ve Moğollar), Sabit İnan Kaya, Seç Yayınları, İstanbul 2006.
♦ CEVDET PAŞA, Ahmed, Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefa, Mahir İz, Cilt VI, MEB, İstanbul 1973.
♦ CÜVEYNÎ, Alaaddin Ata Melik, Tarih-i Cihangüşa, Mürsel Öztürk, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1998.
♦ D’ohsson M. Baron, Moğol Tarihi, Ekrem Kalan-Qiyas Şükürov, IQ Kültür Sanat Yayınları, İstanbul 2006.
♦ FAZLULLAH, Reşidüddin, Cami’üt Tevarih, İsmail Aka-Mehmet Ersan-Ahmad Hesamipour Khelejani, TTK, Ankara 2013.
♦ GALSTYAN, A. G., Ermeni Kaynaklarına Göre Moğollar, İlyas Kamalov, Yeditepe Yayınları, İstanbul 2005.
♦ GROUSSET, Rene, Bozkır İmparatorluğu, Reşat Uzmen, Ötüken, İstanbul 1999.
♦ KAFESOĞLU, İbrahim, Harezmşahlar Devleti Tarihi, TTK, Ankara 2000.
♦ KİRAGOS, Müverrih, Ermeni Müverrihlerine Göre Moğollar, Gürsoy Solmaz, Elips Yayınları, Ankara 2009.
♦ KUŞÇU, Ayşe, “îlhanlı Devleti’nin Kuruluşu ve Memluklarla İlk Teması”, Türkler, C.8, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2002, s. 364-375.
♦ MARSHALL, Robert, Doğudan Yükselen Güç Moğollar, Füsun Doruker, Sabah, İstanbul 1996.
♦ OKTAY, Hasan, Ermeni Kaynaklarında Türkler ve Moğollar, Selenge Yayınları, İstanbul 2007.
♦ RUNCİMAN, Steven, Haçlı Seferleri Tarihi III, Fikret Işıltan, TTK, Ankara 1987.
♦ SPULER, Bertold, İran Moğolları, Cemal Köprülü, TTK, Ankara 1957.
♦ SÜMER, Faruk, “Anadolu’da Moğollar”, Selçuklu Araştırmaları Dergisi I, TTK, Ankara 1970, s. 1-147.
♦ TOGAN, Z. Velidi, Umumi Türk Tarihine Giriş, IÜEF Yayınları, İstanbul 1981.
♦ TURAN, Osman, Selçuklular Zamanında Türkiye, Ötüken, İstanbul 2005.
♦ VON RUBRUK, Wilhelm, Moğolların Büyük Hanı’na Seyahat 1253-1255, Ergin Ayan, Ayışığı Yayınları, İstanbul 2001.
♦ YUVALI, Abdülkadir, “Hülagu Han’ın Batı Seferinin Türkiye Tarihi Yönünden Değerlendirilmesi”, Türk Kültürü, S. 44, Türk Kültürü Araştırma Enstitüsü, Ankara 1986, s. 22-27.
♦ YUVALI, Abdülkadir, İlhanlılar Tarihi, Erciyes Üniversitesi Yayınları, Kayseri 1994.
♦ YUVALI, Abdülkadir, “Anadolu’nun Türkleşmesi ve Moğollar”, Türk Dünyası Araştırmaları, S. 38, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayınları, İstanbul 1985, s. 90-101.
♦ YUVALI, Abdülkadir, “Moğol Harekâtının Anadolu’nun Demografik ve Dini Yapısı Üzerindeki Etkileri”, Erdem, C.9, S.27, TTK, Ankara 1997, s. 1287-1293.
Dipnotlar:
[1] Alaaddin Ata Melik Cüveyni, Tarih-i Cihangüşa, Mürsel Öztürk, Kültür Bakanlığı, Ankara 1998, s. 1.
[2] Bertold Spuler, İran Moğolları, Cemal Köprülü, TTK, Ankara 1957, s.33.
[3] Abdulkadir Yuvalı, İlhanlılar Tarihi, Erciyes Üniversitesi Yayınları, Kayseri 1994, s. 51.
[4]  Cüveyni, age. s.158; Spuler, age s.36; M. Baron D’ohsson, Moğol Tarihi, Ekrem Kalan-Qiyas Şükürov, IQ Kültür Sanat Yayınları, İstanbul 2006, s.109; Rene Grousset, Bozkır İmparatorluğu, Reşat Uzmen, Ötüken Yayınları, İstanbul 1999, s.239; Steven Runciman, Haçlı Seferleri Tarihi III, Fikret Işıltan, TTK, Ankara 1987, s.211; Yuvalı, age. s.22; İbrahim Kafesoğlu, Harezmşahlar Devleti Tarihi, TTK, Ankara 2000, s. 247.
[5]  Cüveyni, age. s.187; Gregory Abul Farac, Abul Farac Tarihi II, Ö. Rıza Doğrul, TTK, Ankara 1987, s.526; Gregory Abul Farac, Tarihi Muhtasarü’d-Düvel, Şerafettin Yaltkaya, TTK, Ankara 2011, s. 16; Müverrih Kiragos, Ermeni Müverrihlerine Göre Moğollar, Gürsoy Solmaz, Elips Yayınları, Ankara 2009, s. 21; D’ohsson, age. s.173; Spuler, age. s.44; Grousset, age. s.255; Runciman, age. s.214; Faruk Sümer, age. “Anadolu’da Moğollar ”, Selçuklu Araştırmaları Dergisi I, TTK, Ankara 1970, s.1; Yuvalı, age. s. 28.
[6] Sümer, age. s.3; Yuvalı, age. s.30.
[7] Grousset, age. s. 255.
[8] Spuler, age. s.46; Grousset, age. s. 257; Runciman age., s. 217; Yuvalı, age. s.30.
[9] Spuler, age s.53; D’ohsson, age. s.225,240; Grousset, age. s. 257.
[10] Spuler, age. s. 54.
[11]  Cüveyni, age. s.233; Abul Farac, Abul Farac, s.546; Farac, Tarihi Muhtasar, s. 22; D’ohsson, age. s.224; Yuvalı, age. s.35.
[12] Grousset, age. s. 331.
[13] Grousset, age. s. 334.
[14] Cüveyni, age. s.411, 413.
[15] Cüveyni, age. s.450; Grousset, age. s. 336, Yuvalı, age. s.41-42.
[16] Spuler, age. s. 59; Yuvalı, age. s.54.
[17]   Reşidüdin Fazlullah, Camiü’t-Tevarih, İsmail Aka-Mehmet Ersan-Ahmad Hesamipour Khelejani, TTK, Ankara 2013, s. 12-13; Robert Marshall, Doğudan Yükselen Güç Moğollar, Füsun Doruker, Sabah Yayınları, İstanbul 1996, s. 101.
[18]   Wilhelm Von Rubruk, Moğolların Büyük Hanı’na Seyahat 1253-1255, Ergin Ayan, Ayışığı Yayınları, İstanbul 2001, Marshall, s. 101.
[19] Cüveyni, age s. 233; D’ohsson, age. s.225.
[20]  A.G.Galstyan, Ermeni Kaynaklarına Göre Moğollar, İlyas Kamalov, Yeditepe Yayınları, İstanbul 2005, s.129-130; Hasan Oktay, Ermeni Kaynaklarında Türkler ve Moğollar, Selenga Yayınları, İstanbul 2007, s.277- 279.
[21] Spuler, age. s.59; Yuvalı, age. s.54.
[22] Cüveyni, age s.480; Kiragos, age. s. 65-66; Spuler, age. s.336; Grousset, age s. 336; Yuvalı, age s.41-42.
[23] Cüveyni, age s. 487.
[24] Fazlullah, age s. 13.
[25] Fazlullah, age s. 14-15; Ahmed Cevdet Paşa, Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefa, s.87; Grousset, age s.337.
[26] Fazlullah, age s. 15
[27] Z. Velidi Togan, Umumi Türk Tarihine Giriş, İÜEF Yayınları, İstanbul 1981, s.261.
[28] Yuvalı, age. s. 51-52.
[29] Cevdet Paşa, age. s. 91.
[30]  Runciman, age. s. 255; Batı seferi için yapılan hazırlıklar hakkında ayrıntılı bilgi için bakınız; Cüveyni, s. 488-489.
[31] Runciman, age. s. 255.
[32]  Cüveyni, age. s.488; Fazlullah, age. s.14; Runciman, age. s.255; Hülagu’nun idaresindeki ordunun mahiyeti hakkında geniş bilgi için bakınız; Yuvalı, age. s.56-58.
[33] Cüveyni, age. s. 87; Farac, Abul Farac, s. 478.
[34] Fazlullah, age s. 17.
[35] Z. Velidi Togan, age. s.234.
[36] Fazlullah, age. s. 15; Yuvalı, age. s. 56.
[37] Yuvalı, age. s. 55.
[38] Abdulkadir Yuvalı, “Anadolu’nun Türkleşmesi ve Moğollar”, Türk Dünyası Araştırmaları, S.38, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayınları, İstanbul 1985, s.98.
[39] Yuvalı, “Anadolu’nun Türkleşmesi”, s. 101.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.