HÜLAGU’NUN BATI’YA GÖNDERİLME MESELESİ VE BATI SEFERİ’NİN ANADOLU’YA ETKİLERİ

HÜLAGU’NUN BATI’YA GÖNDERİLME MESELESİ VE BATI SEFERİ’NİN ANADOLU’YA ETKİLERİ

13. yy başlarında meydana gelen Moğol istilası, tüm dünyanın dikkatlerini üzerine çekmiştir. Bu yüzyılın başında tarih sahnesine çıkmış olan Cengiz Han, çok kısa bir süre içerisinde bütün Asya ve Doğu Avrupa’yı içine alan geniş bir imparatorluk kurmuş, istilaya hızla devam eden Cengiz Han’ın varisleri, imparatorluğun sınırlarını daha da genişletmişlerdir. Moğolların bu harekâtı sonunda birçok siyasi teşekkül ortadan kalkarak tarihe karışmış, istilaya maruz kalan ülkeler harabeye dönmüş, yüz binlerce insan katledilmiştir. Öyle ki istila sonrasında büyük merkezlerden birçoğu, uzun süre toparlanamamıştır. Moğol İstilası; kaynaklarda, insanoğlunun başına gelen en korkunç felaketlerden biri olarak anlatılmıştır.

İranlı tarihçi Mirza Muhammed Kazvini, Moğol istilasını, dünyada yaşanan karışıklıkların en büyüğü olarak nitelendirmekte ve Moğol saldırılarının, 30-40 yıl içerisinde tarihin şahit olduğu en geniş sınırlara ulaştığını belirtmektedir[1]. Moğol istilasının, Adriyatik’ten Hint Denizine kadar olan alanları etkisi altına aldığı düşünülürse bu gerçek ortaya çıkmaktadır. Bu istilaların geniş alanlara yayılmasının en önemli sebeplerinden birisi seçilmiş millet olma inancıdır. Zira Cengiz Han, tebaasının sadece yağma ve çapulculuk yapmaları dışında cihangirlik fikrini de besleyip büyütmelerini istemekteydi. Cengiz Han’ın ve varislerinin beslemiş olduğu yayılma arzusu bulunmaktaydı ki bu politikayı “Gökte bir Tanrı, yerde bir hükümdar.[2]” sözünden hareket ederek yapmaktaydılar.

Cengiz Han tarafından kurulmuş olan Moğol İmparatorluğunun, siyasi olarak ömrü uzun olmamakla birlikte bırakmış olduğu izler daha kalıcı olmuştur. Özellikle Ortadoğu bölgesinde bu izler daha belirgin olarak görülmektedir. Söz konusu olan yüzyıl başlarında Orta Doğu’nun çok büyük bir bölümü Müslümanların elinde bulunmasına karşılık bölgenin siyasi haritasında yeni şekillenmelerin ve yeni güç dengelerinin ortaya çıktığı, Türk-İslam dünyasının karışık bir dönemi yaşanmaktaydı.

Moğollar, Ortadoğu’daki bu karışıklıklardan faydalanarak sınırlarını genişletmek, bölgenin yağmalanması suretiyle zenginliklerini ele geçirmek ve seçilmiş millet olma inancıyla tüm bölgeye hakim olabilmek için istilalarına devam etmişler ve bölgede bulunan siyasi teşekküller, kendi menfaatleri doğrultusunda zamanla bloklaşma yoluna gitmişlerdir.

Cengiz Han’ın yaklaşık 7 yıl süren (1217-1224) batı seferi sonunda; Batı Türkistan, İran ve Kafkasya Moğollar tarafından zapt edilmekle kalmamış, geniş çaplı yağma ve katliama maruz kalmıştı. Cengiz Han’ın Karakurum’a dönmesiyle tam manasıyla kurulamamış olan Moğol yönetimi yer yer ortadan kalkmıştı[3]. Cengiz Han tarafından imparatorluğun merkezinin idare edilmesiyle görevlendirilmiş olan en küçük oğlu Tuli’nin oğlu olan Hülagu’nun, batıya gönderilmesinden önce batı istikametine birçok seferin yapıldığı görülmektedir. Gerek Cengiz Han ve gerekse onun varisleri döneminde Moğolların merkezi olan Karakurum’dan batıya, tam yetkili komutanların idaresinde zaman zaman ordular gönderilmiştir.

Konumuz gereği; Moğolların batı harekâtı içerisinde Hülagu’nun batıya gönderilmesinin sebepleri, Hülagu’ya verilen görevler ve harekât için yapılan hazırlıklar ve batıya yapılan seferin Anadolu’ya etkileri anlatılmaya çalışılacaktır. Bu doğrultuda Hülagu’nun batıya gönderilmesine ortam hazırlayan olaylara kısaca göz atmak faydalı olacaktır. Zira, batıya gönderilen tam yetkili komutanlarla Hülagu’nun batıya yapmış olduğu seferin amacı ve mahiyeti benzer özellikler göstermektedir.

Batıya yapılan ilk seferlerin hedefinde, Harzemşahlar Devleti’nin olduğu bilinmektedir. Ceyhun ile Aral arasındaki Harezm bölgesinde kurulan, Irak Selçuklu Devleti’nin siyasi varisi olan Harzemşahlar Devleti, doğuda önem kazanmış ve sınırlarını halifelik aleyhinde genişletmiştir. Bu devlet, İran’ın büyük bir bölümünü elinde bulundurmakla birlikte Abbasi Devleti için de tehdit oluşturmuştur. Ancak; Anadolu Selçuklu Devleti’ne Yassıçemen Savaşı’nda mağlup olunca zayıflamış ve Harzemşahlar Devleti hükümdarı Celaleddin Harzemşah’ın da ileri görüşlü politika takip edememesi sebebiyle toprakları Moğol istilasına açık hale gelmiştir.

Moğollar, Harzemşahlar’ı yenerek bölgeyi istilaya başlamışlar ve onların hâkimiyetinde bulunan yerleri ele geçirmişlerdir. Moğollar, ele geçirdiği bu yerleri elinde tutabilmek için Harzem sultanı ile mücadeleye devam etmişlerdir. Daha Cengiz Han zamanında, Moğolların en seçkin komutanları olan Cebe ve Subütay Noyanlar, Cengiz Han tarafından Harzem sultanını İran içlerinde takip edilmesiyle görevlendirilmişlerdir[4]. Ayrıca kaynaklarda bu iki Moğol komutanının zaman zaman Irak üzerine sefer yaptıklarına da yer verilmektedir.

Cengiz Han’ın ölümünden sonra Moğol tahtına çıkan Ögedey Han, memleket meselelerine el atmış ve duraklamış olan istila hareketini yeniden canlandırmak için dünyanın çeşitli bölgelerine gidecek olan askerleri tayin etmiştir. Henüz karışıklıkların bitmediği ve beklenmedik bir anda tekrar ortaya çıkmış olan Celaleddin Harzemşah’ın serbestçe faaliyetini sürdürdüğü İran’a 30.000 kişilik muazzam bir ordunun başında Çormagan Noyan’ı göndermiştir[5].

Çormagan Noyan, Önasya’ya geldiği sırada kendisine karşı koyabilecek ve Moğol hâkimiyetine girmemiş olan siyasi teşekkül vardı ki bunlar; Abbasi Halifeliği, Eyyubiler ve Anadolu Selçuklu Devleti idi[6]. Çormagan Noyan’ın Önasya’ya geldikten sonra, zaman zaman Halife topraklarına kadar uzanan akınlarına da şahit oluyoruz. Bu bölgede İsmaililerin de Moğol ilerlemesine büyük engel teşkil ettiği bilinmektedir. Çormagan Noyan’ın, İran’ın kuzey-batısında yerleşmiş olan Moğol ordusunun başında, 1231’den 1241’e kadar on yıl kalmıştır[7].

Çormagan Noyan’ın felç geçirmesinden sonra onun yerine, İran’daki Moğol ordusunun başına, güvenliği sağlamak amacıyla, bu görevi 1242’den 1256’ya, Hülagu’nun gelişine kadar sürdürecek olan Baycu Noyan getirilmiş ve böylece batıda Moğol ilerleyişi devam etmiştir[8].

Baycu Noyan sayesinde Kafkasya’da Moğol hareketleri yeniden canlanmakla birlikte 1242’de Anadolu Selçuklu Devleti’ne karşı başlatılan ileri hareketle birlikte Moğol istilasında önemli bir adım atılmış ve Anadolu Selçuklu Devleti, Moğollara tabi bir devlet haline gelmiş ve Moğol imparatorluğunun sınırları Bizans İmparatorluğu’nun sınırlarına kadar genişlemiş oluyordu[9]. Kafkaslara ve Anadolu’ya boyun eğdirilmesi, aynı zamanda El-cezire ile Bağdat üzerine yapılacak sefer sırasında buralardan gelecek tehlikelere karşı önlem alınması demekti.

Baycu Noyan, Bağdat üzerine saldırı yapmak istemişse de Kafkasya’da çıkan karışıklıklar sebebiyle bundan vazgeçmek zorunda kaldığı da bilinmektedir[10].

Diğer taraftan Göyük Han, tahta çıktıktan sonra orduya çeki düzen vermek için dünyanın her tarafına ordu göndermiştir ki batıya kalabalık bir askerle Elçidigey’i göndermiştir. Göyük Han ona İsmaililerin işini halletmesi görevini vermiş ve batıda Moğol idaresini kabul etmiş olan sultan, vali ve beyleri de onun emrine vermiştir. Göyük Han, özellikle Anadolu, Halep, Musul ve Diyarbakır işlerini de Elçigidey’e havale etmiştir[11].

Buraya kadar anlatılanlardan da anlaşılacağı üzere Hülagu’nun batıya gönderilmesinden önce, daha Cengiz Han döneminde; Cebe ve Subütay Noyanlar, Ögedey Han döneminde; Çormagan ve Baycu Noyanlar ve nihayet Göyük Han döneminde; Elçigidey batıya gönderilmiştir.

Moğol komutanlarının batıda bulunduğu süre içerisinde İran’ın, Moğollar tarafından kesin şekilde zapt edilmesinden ve Harzemşah Devleti’nin yok edilmesinden sonra geçici ve oldukça bağlantısız bir rejim altında kaldığı görülmüştü. Moğol imparatorluğu, kendisine tabi olan batı ülkeleri, Gürcü prensleri, Anadolu Selçuklu Sultanları, Kilikya Ermeni kralları, Musul Atabekleri ve Latin dünyası ile Batıya gönderilmiş ve tam yetkili komutanların emri altındaki askeri yönetim ile irtibatlarını sağlamaktaydı[12]. Buralardaki Moğol hâkimiyeti, ani saldırılar ve bu ani saldırıların arkasından gelen hareketsiz dönemler şeklinde kendisini kesintili ve tutarsız bir şekilde hissettirmiştir. Ayrıca komutanların sık sık Karakurum sarayına başvurmak zorunda kalışları, Karakurum’un komutanların bulunduğu yerden uzakta olmasından dolayı, aylar boyunca kararların gecikmesine sebep olmakta ve gerek tabi hükümdarlar gerekse elçiler Cengiz hanedanının içinde süregelen aile kavgalarının tesadüfüne göre kendi davalarını savunmak zorunda kalmışlardır[13]. Diğer taraftan Batıya gönderilmiş olan Çormagan, Baycu Noyan ve Elçidigey gibi yöneticilerin bulundukları yerlerdeki keyfi tutumları, bitmek tükenmek bilmeyen istekleri bölge halkı ve yöneticilerini de oldukça güç durumda bıraktığı da bir gerçektir[14]. Ayrıca Cengiz Han soyundan gelen şehzadeler ve mahalli idareciler, imparatorluğun merkezindeki çekişmelerden faydalanarak birçok vergi muafiyeti kazanmışlar, elde ettikleri geliri de keyfi tasarrufla hanlık merkezine göndermez olmuşlardı[15].

Anlaşılacağı üzere, Moğollar bütün çabalarına rağmen Asya’nın batısında kesin sonuçlu başarılar elde edememişlerdi. Son on yıldır Moğol nüfuzu bölgede yayılmamış gibiydi. Durum o kadar karışıktı ki, Moğolların merkezi olan Karakurum daima yardım haykırışları ile çınlamakta ve özellikle İsmaililerin tertip ettikleri suikastlar acı bir dille anlatılmaktaydı. Moğol sarayından yardım istekleri, birbirini takip etmekte ve bu yardım istekleri her geçen gün giderek daha da artmaktaydı[16]. Bu konuda Moğolların İran valilerinden olan Baycu Noyan’ın raporlarından da yararlanıldı. Baycu Noyan, İsmaililerden ve Bağdat Halifesinden şikâyet etmekteydi. Yine Mengü’nün hizmetinde bulunan Kazvinli kadılar kadısı Şemseddin bir zırh kuşanmış olarak Mengü’nün karşısına çıkmış ve İsmaililere hedef olmaktan korktuğu için sürekli bu zırhı giymek zorunda kaldığını anlatmıştır. Ayrıca İsmaililerin gücünü ve gözü pekliğini gösteren birçok olaydan bahsetmiştir[17]. Seyyah Rubruk da; 400 kadar İsmaili’nin, Karakurum’a girerek Büyük Han’ı öldürmeyi planladıklarını anlatmaktadır[18]. Bütün bu olaylar İsmaililerin ortadan kaldırılmasını mecburiyet haline getirmiştir.

Diğer taraftan Göyük Han döneminde İslam Halifesi’nin, İran’daki Moğol komutanlarından şikayetçi olması üzerinde Göyük Han’ın huzuruna gelmiş olan halifelik elçisi ile halifeye tehdit haberi gönderilmiş ve elçi huzurdan kovulmuştur[19]. Birçok Ermeni kaynağı, Ermeni Kralı Hetum’un, Mengü Han ile görüşmesini ve Mengü Han’ın yanına gelmesine sebep olan meselelerini 7 maddede sıralamakta ve bu meselelerden birinin de Bağdat Halifesi ile savaşılmasını istemekte ve Mengü Han’ın da onun isteklerini kabul ettiğini bildirmektedir[20]. Mengü Han’ın Ermeni kralının isteklerini kabul etmesi onun Halife’ye karşı politik davranmasından ileri geldiği söylenebilir. Zira Mengü Han’ın İslamiyet’e karşı bir düşmanlığının olmadığı bütün dinlere karşı aynı ölçüde olduğu bilinmektedir.

Mengü Han, yakarışlar arasında her şeyden evvel İsmaililer ile Bağdat halifesinin ortadan kaldırılması gerektiğine inanmaktaydı. Çünkü bu olmadığı takdirde Müslümanların gerçekten itaate alınması ve denize doğru genişleme yolunun açılması mümkün olamayacağı iddia ediliyordu[21]. Moğol İstilası ile birlikte birçok siyasi yapı yıkıldığı gibi birçoğu da Moğollara bağımlı halde yaşamlarını devam ettirmişler, böylece batıda ve doğuda sınırlarını epeyce genişleten Moğolların karşısında zayıf da olsa İsmaililer ve Abbasi Halifeliği ile bunların dışında kendilerine rakip olabilecek bir Memluk Devleti bulunmaktaydı. Adı geçen siyasi teşekküllerin bulundukları coğrafi konum itibariyle Moğolların ilerlemesine engel olabilecek noktadaydılar. Bu sebeple yukarıda belirtmiş olduğumuz iddia Moğol istilalarının durması anlamına gelmekteydi.

Bütün bunları dikkatlice takip eden Mengü Han, ilk olarak vergi işlerini ele alacaktır. Batıda bu görevi Argun Aka’ya verecektir. Argun, ilk olarak kendi yetki sahası içindeki yerlerde yeniden nüfus sayımı yaptırarak, alınması gereken vergi çeşitlerini belirlemiştir. Ayrıca toprak sahiplerinin de durumu gözden geçirilmiştir. Bu çalışmalar sonunda a1ınmakta olan vergiler, günün ihtiyacına göre tekrar düzenlenmiştir. Mengü’nün icraatları arasında posta teşkilatının ıslahı da oldukça önemli bir yer tutmaktadır. Posta teşkilatının ıslahı ile hem ülke genelinde haberleşme ve hem de ulaşım kısmen kolaylaşmış oluyordu[22]. Böylece batıya gönderilecek ordunun da daha rahat ve hızlı bir şekilde hareket etmesi sağlanmış olunuyordu.

Mengü Han, batıda Moğol nüfuzunu sağlamlaştırmak ve merkezileştirme politikasını gerçekleştirmek için vergi ve posta teşkilatını düzene soktuktan sonra geniş yetkilerle donatılmış bir Moğol şehzadesinin bölgeye gönderilmesi ve buraların gönderilen şehzadeye bağlanması yolunu tercih etmiştir. Mengü Han’ın küçük kardeşi Kubilay’ı doğuya göndermesiyle büyük hanlık makamından mahrum kalacak olan diğer kardeşi Hülagu’yu da batıya göndererek ödüllendirecek ve Müslüman batının istilası görevi Hülagu’ya verilecektir. Cüveyni, Hülagu’nun batıya gönderilmesini şu şekilde açıklamaktadır; “Mengü Han, kardeşi Hülagu’nun davranışlarından ondaki dünya fatihlerinde bulunabilecek hareketler görmüştü. Bu sebeple garaz ve kin sahiplerinin kötülüklerini ortadan kaldırınca dünyanın doğusunda ve batısında bulunan ülkelerin fethi için kafa yormaya başladı. Önce, Hıtay’dan ibaret olan doğu tarafına Kubilay’ı gönderdi. 1252—53 yılında diğer kardeşi Hülagu’yu çağırarak onu Batı ülkelerinin fethine görevlendirdi[23].” Reşidüddin de eserinde “Kaan, kardeşi Hülagu Han’ın yüzünde ve davranışlarında Cihangirlik alametleri fışkırdığını fark etti. Adaleti yayma işlerini yerine getirsin ve isyan eden bazı yakın ülkeleri merkezin civarında bulunan ordularla bastırıp ele geçirsin diye, Cengiz Han döneminde bazı ülkelerin ele geçirildiğini ve bazılarının henüz zapt edilmediğini ve dünya arsasının uçsuz bucaksız bir alan olduğunu düşündüğünden oraların hepsini itaat altına alıp korumaları için, memleketin her tarafını kendi kardeşlerinden birine verdi. Bu düşünceyle Hülagu’yu; Batı İran, Şam, Mısır, Rum ve Ermeni ülkelerine tayin etti[24].” diyerek Cüveyni ile benzer görüşlere yer vermiştir. Hülagu’nun batıya gönderilmesiyle Moğol toprakları, istilasından yaklaşık 20 yıl sonra Moğol şehzadesinin idaresi altında birleştirilmiş olacak ve Büyük Han’ın nüfuzu altında kalmak kaydıyla Hülagu’nun idaresinde kalacaktı.

Mengü Han, kardeşi Hülagu’ya gönderdiği yarlıkta (ferman), onun büyük ve güçlü bir ordunun başında olduğunu, sahip olduğu bu ordu için herhangi bir sınır olmadığını belirtmiştir. Mengü Han, kardeşi Hülagu’ya; “Cengiz Han’ın töresini, yasalarını Ceyhun kıyılarından Mısır’a kadar yerleştir. Buyruklarına itaat eden, boyun eğen her kimseye iyilik ve hoşgörü ile karşılık ver. Sana başkaldıran olursa onları rezil et.” diyerek nasihatte bulunmuş, Abbasi Halifesinin sevgi göstermesi durumunda onun da incitilmemesini, fakat başkaldırırsa Cengiz Han kanunu gereğince lazım geleni yapmasını da tavsiye etmiştir. Mengü Han, kardeşi Hülagu’nun hareketine Horasan’ın Kuhistan bölgesinden başlamasını önererek, İsmailileri ve onların kalelerini hedef göstermiş, bu görevi tamamladıktan sonra da Abbasi Halifeliği meselesini hal etmesini istemiştir[25].

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ