TÜRK TARİHİ ARAŞTIRMALARI

HIDRELLEZ

Doç. Dr. Selahattin DÖĞÜŞ

Anadolu ve Balkan Türkleri arasında bilinen ve Hızır yahut Hızır-İlyas kültünü en iyi biçimde yansıtan merasimler Hıdrellez veya Nebi Bayramı’dır. Halk arasında özellikle Hızır ve İlyas’ın yılda bir kere mutlaka buluştukları inancından hareketle kültürümüzde de hıdrellez adlı şenlikler yapıla gelmektedir. Halk arasında yaygın inanca göre Bahar Bayramının kutlandığı 6 Mayıs’ta Hızır ve İlyas buluşurlar ve tabiat yeniden canlanır. Bu buluşma tarihi halk takviminin başlangıcı kabul edilir. Hıdrellez, Hızır ile İlyas’ın bir araya geldiği günün hatırasına kutlanmakta olup halk arasında Hızır ile İlyas birleşerek bazen tek bir fenomeni temsil eden Hıdrellez’e dönüşmüştür. Hıdrellez gerçekte, Hızır ve İlyas’ın bir araya geldiği gün olduğu inancı altında kışın sona erip yaz mevsiminin başlangıç günü olarak kutlanmaktadır. Eskiden Ruz-i Hızır da denilen bu güne Hızır-İlyas günü denir. Anadolu’nun birçok yerinde hıdrellez gecesi dileklerin gerçekleşeceğine, hastaların iyileşeceğine, kısmetlerin açılacağına, bolluk-bereketin artacağına ilişkin yaygın inançlar vardır[1].

Şüphesiz doğanın yenilenmesi ve tekrar yaşamaya başlaması demek olan bahar ya da yazın gelişi, dünyanın neresinde olursa olsun eski çağ ve mitolojik devir insanının hayatında önemli bir olaydı. Eski çağlardan beri toplumlar baharın gelişini ve doğanın yeniden canlanmasını kutlamak için bolluk ve bereket tanrıları adına düzenledikleri farklı isimlerle anılan merasimleri vardı. Bu tanrılar şerefine ayinler yapılması hemen hemen her yerde ortak bir olgu olarak değerlendirilirse gerektir. Daha Anadolu’ya gelmeden önce Orta Asya’da da birçok Türk kavmi arasında Gök Tanrı adına yapılan bahar ya da yaz kutlama ayinlerine rastlanmaktadır. Eskiden Türkler arasında önemli yeri olan ağaç, dağ ve su kültü İslam’a geçilmesiyle varlığını Hıdrellez’le sürdürmüştür. İslâmi devirde Orta Asya’da Türkiye’deki Hıdrellezi andırır şenlik ve merasimler düzenlenmekte ve bunlar eski bahar ya da yaz ayinlerinin İslamileştirilmiş şekillerinden başka bir şey değildir.

Hıdrellez kutlamaların vazgeçilmez mekânları olan türbeler, atalar kültünün günümüze kadar gelen yansımasıdır. Atalar kültü dünyada ruhsal yönden kuvvetli kişilerin öldükten sonra da toplumlarıyla ilişkilerini sürdürecekleri, onları koruyacakları inancına dayanır. Ölen atanın ruhsal varlığıyla ilişkinin sürdürülmesi eski Türk inançlarının temellerindendir. Bu türbelerin çoğunda dilek ağacı ya da türbelerin yakınında kutsal olduğuna inanılan ağaçlar vardır. Çoğu asırlık olan bu ağaçların kesilmesi yasaktır. Eski Türklerde ağaç kültü göğe doğru yükselişiyle ve yerin derinliklerine nüfuz eden kökleriyle ölümsüzlüğü ve yeşeren yapraklarıyla yeniden doğuşu simgeler[2].

Hızır türbelerinin çoğunun yüksek tepe ve dağlarda yerleşimden uzak yerlerde kurulması da dağ kültünün izlerini hatırlatır. Bazı tradisyonlarda yaşam ağacı da bu dağın zirvesinde yer alır. Türbe yakınlarında bulunan suyun kutsal ve şifalı olduğuna inanılır. Bu suların şifalı olduğuna dair pek çok menkıbe anlatılmıştır. Su sembolü tüm tradisyonlarda kullanılmıştır. Su kültü Anadolu’da hem Hristiyan hem de Müslüman halk için kutsal olduğuna inanılan ayazmalarla devam etmiştir. Ayazma, Ortodoks Hristiyanlarca kutsal sayılan kaynak veya pınarlara verilen isimdir. Genellikle her pınar veya su kaynağının yanında bir türbe ve zamanla tekkeler kurulmuştur. Anadolu ve Balkanlarda bu tekkelerin bazen mescitlere dönüştüğü görülür. Müslüman âlemince kutsal addedilen zemzem suyu da Kâbe’nin hemen yakınındadır. Orta Asya kültüründen getirilen motifler, Anadolu’da bolluk, bereket kültleri ve İslam’ın Hızır-İlyas inancıyla harmanlanarak hıdrellez baharın gelişi, doğayla beraber yeniden doğuş, bolluk ve bereket gelmesine yönelik inanç ve pratikleri günümüze kadar taşımıştır. Hıdrellezle ilgili adet ve inanışlar içerisinde en başta geleni budur. Hıdrellezde bir tutam, sonrasında bin tutam. Bir şey bol ve bereketli olduğunda sıklıkla Hızır’ın eli değmiş, Hızır uğramış denir.

Hıdrellezin halk arasında sağlık ve şifa arayışları, uğur, şans ve kısmet bulmaya yönelik inanç ve uygulamaları da bulunmaktadır. Hızır’ın savaş zamanlarında ortaya çıkarak yeşil sarıklı, beyaz libaslı görünümüyle mücahitlere yardım ettiğine inanılan değişik anlatı ve menkıbelere tesadüf edilir. Halk inançlarında Hızır’ın en temel işlevlerinden biri de felaket ve güç durumlarda imdada yetişip kurtarıcı rolü üstlenmesidir. İhtiyaç sahibine tam zamanında yetişip yardım eden kişi için Hızır gibi yetişti, kul daralmayınca Hızır yetişmez!… Kalmayınca kul darda; yetişmez Hızır imdada gibi sözler kullanılır. Halk muhayyilesi Hızır’ı boz bir ata bindirir; Yetiş ya boz atlı Hızır! Eskiden yolculukların daha tehlikeli ve meşakkatli olduğu düşünüldüğünde, Ali kardeşin, Hızır yoldaşın olsun deyimi öne çıkar.

Hıdrellez kutlamaları, Osmanlılar zamanında da çok yaygındı. Kutlama adet, gelenek ve bunlara ait inançlar arasında Osmanlı’da da devam eden kuzu kesme âdeti, evlerdeki eski eşyalar ve çalı çırpıyla yakılan ateşin üzerinden atlama, ateşin külünü hastanın alnına sürme, alazlama gibi şifa bulmak ve nazardan korunmak için çeşitli adetler sergilenir. Bazı yörelerde yakılan bu ateşe Hıdrellez ateşi denir. Hıdrellezin bereket, bolluk, mal ve servet talebine yönelik talih ve kısmet açma gibi daha birçok dini-sihri faydaya kapı açan ve bu uğurda birçok ritüel ve davranışın sergilendiği kutsal bir bayram olduğuna inanılır. Nebi (Hızır Nebi) bayramı Hızır kurbanı da denilen bu merasimler Sünni veya Alevi-Bektaşi halklar arasında genel bir şekilde kutlanan mevsimlik bir bayramdır.

Anadolu’nun hemen her yerinde Hıdrellez merasimleri şehir, kasaba ve köylerin yakınındaki ağaçlık ve yeşillik yerlerde yapılır. Buralarda genellikle dere, göl veya su kaynağı mevcuttur. Bazen de bir evliya türbesinin yanında yapılır. Buralarda bu amaçla Hıdırlık (Hızırlık) yerleri bulunur. Anadolu’nun bazı bölgelerinde Hıdrellez günü yapılacak olan dua ve isteklerin kabul olunması için sadaka vermek, oruç tutmak ve kurban kesmek gibi ibadetler yapılır. Bu kurban ve adakların Hızır hakkı için olması gerekir. Hızır orucu, Hızır lokması, Hızır semahı Alevi kesimlerde hâlâ bir kutsiyet taşır.

Eski Türk dininde Gök Tanrı’nın Türklerin hizmetine verdiği koruyucu ruhlar (ata ruhu) bulunuyordu. Bu ruhlar insanlar arasında bedenleşmiş bir şekilde yaşamaktaydı. Bunlardan biri de Boz atlı yol iyesidir. Gök sakallı koca adıyla ve aksakallı ihtiyar tasviriyle çeşitli biçimlerde insanların karşısına çıkıyordu. Gök’ün kutsallığına bağlı olarak bu manevi varlıkların semavi olduğu düşünülmektedir. Boz atlı yol iyesi, İslâm’dan sonra kendisine yakın içerikteki İslami figür olan Hızır’a dönüşmüştür. Bu dönüşüm boz atlı Hızır ifadesinden çok belirgin olarak karşımıza çıkmaktadır.

Hızır kültü günümüze kadar Türk halk kültüründe canlılığını korumaktadır. Nitekim rüyada görülen Hızır, pir, derviş veya aşığın devamlı yardımcısı, şairlikte mahlas vericidir. En çok ak saçlı, aksakallı ihtiyar derviş kılığında görülür. Anadolu’da anlatılan savaş menkıbeleri içerisinde yeşil elbiseli ve yeşil sarıklı Hızır tarafından kurtarılma ya da yardım görme gibi rivayetler halk arasında ilgiyle dinlenir. Efsanelerde kahramanların adları Dede Korkut, Irkıl Hoca ya da Aksakallı, Gök Sakallı Hızır gibi kutsal kimseler tarafından verilirdi. Dede Korkut 20. yy.ın başından itibaren gerek yazılı kaynakların anlattığı gerekse sözlü kaynaktan gelen bilgiler ile aksakallı, bilge aynı zamanda bilgeliğini toplum yararına kullanan efsaneleşen tiplemesi ile vasıflandırılır.

İslamiyet’ten önceki Türk inanç sisteminde olan ve bazıları İslam’dan sonra da varlığını sürdüren bu ulu kişi veya varlıklar ata ruhlarına gösterilen saygı dolayısıyla yeniden şekillenmiş ve hayatları etrafında şekillenen hikâyeler evliyaların şahıslarına mal edilmiştir. Korkut Ata-Dede Korkut-Hızır evrimi ile söyleyebiliriz ki adı ne olursa olsun Hızır inancı çok eski tarihlerden beri Türklerin yaşamında ayrılmaz bir unsur olmuştur.

Hünkâr Bektaş dedi ya sabır ya sabır
Sabreden dervişe yetişir Hızır…

deyişi, Hızır kültünün Alevi-Bektaşi toplumunda daha canlı oluğunu gösteriyor. Mesela Hacı Bektaş Velâyetname’sinde Hızır’ın HBV’nin cenazesine geldiği anlatılırken yeşil bir peçe altında Boz bir at vardır. Göçebe hayatın vazgeçilmezi olan at, göçebe kültürüne de damgasını vurmuştur. Eski Türklerde ve şaman zamanlarında farklı bir öneme sahip olan at, Hızır’ın mistik bineği olarak Türk inançlarında sıkça geçer. Şamanizm’de at, mistik bir semboldür ve bir vecd aracıdır. Bu dünyadan öteki dünyaya şamanı taşıyan bir semboldür. Bedeni terk ettikten sonra binilen at, aynı zamanda şamanın mistik ölümünü sembolize eder.

Bu rivayetlerin yer aldığı destan, efsane, halk hikâyeleri ve masallarında Hızır nadiren yaya, çoğu zaman da atlı olarak tasvir edilir. Şamani kültür dönemlerinde Şamanların boz bir ata binerek Gök Tanrıyla konuşmaya gittiğinden söz edilir ki halk inançlarında atın ezoterik sembolünü dikkate almak gerekir.

Keza İslâm literatüründe Hz. Muhammed’in Burak adlı beyaz bir atla miraca yükseldiğinden bahsedilir ancak Kuran’da Burak’tan bahsedilmez. Yunan mitolojisindeki efsanevi atın kanatlı Pegasus adındaki at da gökyüzünde Tanrılar diyarına kadar yükselebilmekteydi. At, kahramanın yardımcısı ve adeta tamamlayıcısıdır. Hz. Hamza’nın Aşkar’ı, Hz. Ali’nin Düldülü ne ise Türk kahramanının atı da odur. Orhun abidelerinde de at, galibiyetin ve şerefin timsalidir ve Kültigin hep boz ata biner. Eski şamanlar da hep boz veya kır atlıdır. Boz at, derisi kutlu sayılan nesnelerdendir. Âşık Paşa’nın Garib-nâme’sinde boz atlı Hızır, aksakallı, ak saçlı, yeşil elbiseli ve Hz. Musa’ya yol gösteren mürşit, hem veli hem de peygamberdir:

Geh görürler anı ak şeybetüdür
Tonu yaşıldur u hem boz atludur
Yunus Emre de Hızır’ı boz atlı olarak tasvir eder
Demür boz ata bindim deniz üzre yürüdüm
Hızır ile hayat suyun içüben kanan benem..

Karacaoğlan ve Pir Sultan Abdal’da Hızır, Boz atlıdır

Deryalar yüzünde Boz atlı Hızır
Benli Boz’a binmiş o da geliyor…
Bir yavru yolladım gurbet ellere
Emaneti sana Boz atlı Hızır.

Kaynakça: Selahattin DÖĞÜŞ, Anadolu’da Hızır-İlyas Kültü Ve Hıdrellez Geleneği, Sayı 74 (2015): Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi


Dipnotlar:
[1] Efsaneye göre Hızır ve İlyas peygamberler, ölümsüzlük suyundan içmiş iki kardeş ya da dosttur. Her yılın 5 Mayıs gecesi buluşup doğaya can vermek üzere sözleşmişlerdir. Hızır aksakallı, kırmızı pabuçludur ve üzerinden çiçeklerden yapılmış bir cübbe bulunur. Baharın müjdecisi sayılan Hızır, bitkilere can verir. Ayaklarının bastığı yere baharın bereketi yerleşir. İlyas ise uzun boylu ve nur yüzlüdür. Elinde uzun bir asa taşır, keçi derisinden yapılmış uzun bir gömlek giyer. O da suların ve bir inanışa göre hayvanların koruyucusudur.
[2] Hatay/Samandağı’nın Hıdırbey köyünde meşhur bir çınar ağacı bulunmaktadır. Halk arasında yaşı iki bin ile üç bin arasında değiştiği rivayet edilen çınar için yapılan ölçümler 800-900 yaşında olduğunu göstermiştir. Bu çınar şimdi halka açık bir ziyaret mekânıdır. Bu ağacın oluşumuyla ilgili olarak Hz. Musa ile Hıdır’ın buluştuğu, Hıdırbey köyünde konakladığı anlatılır. Hıdır, asasını burada unutunca bu köyde yeşerip çınara döndüğüne inanılır.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ