GÜNEY AZERBAYCAN MİLLÎ HAREKATI

GÜNEY AZERBAYCAN MİLLÎ HAREKATI

Prof. Dr. Cemil HESENLİ

Milletvekili, Baku Devlet Üniversitesi /Azerbaycan

Yirminci yüzyılın birinci yarısında Sattarhan ve Hiyabani harekatlarını yaşamış, milli özünü tanıma bakımından oldukça ilerlemiş olan Güney Azerbaycan, bu yüzyılın 20. yıllarından itibaren Rıza Şah istibdadı ile karşılaştı. Rusların yardımı ile ihtilal yaparak, Gacarları deviren, İngilizlerin yardımı ile Şahlık saltanatını ele geçiren Rıza Han, İran tarihinde Pehlevi sülalesinin temelini attı. Bu sülalenin yürüttüğü siyasetten en çok zarar gören Güney Azerbaycan oldu. 60 seneye yakın İran’ı yöneten Pehlevilerin siyaseti, tamamen antitürk karakterde olup Farsçılık ideolojisine dayanmıştır. Azerbaycan’ın merkez şehri, veliahtların konağı olan Tebriz, Rıza Şah diktatörlüğü devrinde yavaş yavaş İran’ın basit şehirlerinden birine çevrildi. İkinci Cihan Savaşı başladıktan sonra Sovyet Azerbaycanı yöneticileri tarafından Moskova için hazırlanan “Güney Azerbaycan hakkında kısa rapor”da şöyle yazar: “Rıza Şah diktatörlüğü devrinde İran egemenliği Azerbaycan’ın kültürel- ekonomik gelişimine, şehirlerin ve köylerin yapılmasına dikkat etmedi. Azerbaycan’ın tüm servetleri İran’ın diğer illerine, yeni şehirlerin, demir ve otomobil yollarının yapılması için taşınırdı. Tahran şehri Azerbaycan’ın sayesinde tamamen yeniden yapıldı. Böylece Azerbaycan’ın kültürel-siyasi merkezi, eskiden İran’ın en büyük ticari şehri olan Tebriz, yavaş yavaş dağılmaya başladı.”[1]

1939 yılının başlarında kabul edilen toplumsal düşüncenin eğitilmesine dair ferman; edebiyatı, sanatı, eğitim ve kültürü Farslaştırma siyasetine bağımlı olmakla tamamen Güney Azerbaycan’a karşı yönelmiştir. Bu ve bundan önce antitürk fermanların oluşturduğu takipler Güney Azerbaycanlıların itirazını, İran içi demokrasiyi ve göç etme isteğini ortaya çıkarmıştır. Yalnız, 1940 yılında 261 kişi gizli yolla Sovyet Azerbaycanı’na geçmeye çalışmıştır.[2] 1939 yılının sonlarında İran egemenliğine karşı eylemleri bastırmak için Erdebil’e büyük bir ordu gönderilmişti. 1940 yılının ortalarında Tebriz’de, Ekim ayında ise Eher’deki bu tür eylemler 1939 yılında İran’da yapılan arazi inzibatı ıslahatı siyasi-ideolojik bakımdan İranlaştırma amacını taşıyordu. Bu düzenlemelerde asıl amaç Azerbaycanlıların ve diğer halkların tarihte oluşmuş ulusal, etnik, coğrafi bölmeye göre Kuzeydoğu Azerbaycan, merkez Tebriz olmakla üçüncü Ostana, Batı Azerbaycan merkez Urmiya olmak üzere dördüncü Ostana dahil edildi. Bu bölme sonucu nüfusu tamamen Azerbaycanlılardan oluşmuş Zencan ve Gervin, özellikle onların çoğunluğu oluşturduğu Hemedan, Sultanabad, Reşt, Pehlevi ve diğer araziler Azerbaycan’dan kenarda kalıyordu.[3]

1939 yılı bilgilerine esasen İran’da nüfus sayısı 16. 6 milyon idi.[4] Bunların 5.5 milyonu Güney Azerbaycan’da yaşamaktaydı. Azerbaycan’ın en büyük şehri olan Tebriz’de 300 bin kişi yaşıyordu. Genellikle Güney Azerbaycan nüfusunun %20’si şehirlerde, %80’i ise köylerde oturuyordu. Azerbaycan tüm İran’da nüfusun en yoğun yaşadığı bölge idi. Nüfus sayımı ile ilgili olarak 1937-1938 yıllarında Sovyet Azerbaycanı’ndan 50 bin insan Sovyet vatandaşı olmadığı için eski İran tebaları gibi Güney Azerbaycan’a sürgüne gönderildiğini belirtmek gerekir.[5]

İkinci Cihan Savaşı yıllarında Güney Azerbaycan’da 90 sanayi kurumu, 25 küçük elektrik enerji santralı vardı. Sene içerisinde 1 milyon ton buğday, 256 bin ton çeltik, 24 bin ton nohut, 135 bin sentner pamuk toplanmaktaydı. 30. yılların sonlarında Azerbaycan’da 7 milyon küçükbaş, 720 bin büyükbaş hayvanın 15 bini katır, 15 bini deve vb. olduğu belirtiliyor.[6]

İkinci Cihan Savaşı’nın ilk günlerinde Batı Ukrayna ve Batı Beyaz Rusya sorununun çözülmesi Sovyetlerin Güney Azerbaycan’a ilgisini artırmıştı. Daha 1940 yılının ilk başlarında bu sorun Moskova’nın askeri-strateji planına dahil edilmiştir. Diğer bölgelerle yanısıra Sovyetler Birliği ilk önce burada arazi yayılmacılığı amacı taşıyordu. İran’ın Almanya ile işbirliği ve özellikle 1941 yılının ilkbaharında Yugoslavya ve Yunanistan’ın işgalinden sonra Almanya’ya güvenin kesinleşmesi Sovyetlere Güney sorununda ilave imkanlar sağlıyordu. 1941 yılının Mart ayında Sovyet Azerbaycanı Komunist Partisi Genel Kurulu’nun başkanı Mircafer Bağırov Stalin’e gönderdiği “Güney Azerbaycan hakkında kısa rapor”unda: “İran’ın Şah Hükumeti Azerbaycan halkının Sovyet Azerbaycanı’na kavuşmak isteğini bildiğinden her gün polis rejimi ve ceza önlemleri güçlendirilmektedir” diye yazıyordu.[7]

Sovyet ordularının İran’a müdahalesi sırasında Güney Azerbaycan’da çalışmak için Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nden 3816 sivil gönderilmişti. Güneye uğurlanacak Sovyet Azerbaycanı heyetine Azerbaycan Komunist Partisi Genel Kurulu üçüncü sekreteri (genel başkan yardımcısı) Aziz Aliyev başkan tayin edilmişti.[8]

Devlet savunma kurulunun kararı ile Zakafkasya cephesi askeri şurasının emrine göre 25 Ağustos 1941 yılında Sovyet orduları Güney Azerbaycan’a girdi. Böylece Güney Azerbaycan’ın hayatında ve tarihinde yeni bir devir başladı ve 1946 yılının Aralık ayına kadar devam etti.

Sovyet-İngiliz ordularının İran’a girmesinin ilk sonucu, Ağustos ayının sonlarında İran hükumetinin istifaya gitmesi, 17 Eylül’de ise Rıza Şah’ın tahttan el çekmesi oldu. O gün 22 yaşlı veliaht Mehemmed Rıza yeni şah ilan edildi.

Sovyet orduları İran’a girdikten 20 gün sonra Sovyet Azerbaycanı’ndan 500 kişilik ilk memur takımı Eylül ayının ortalarında Güney Azerbaycan’a gönderildi. Bu takımın başlıca görevi Güney Azerbaycan’da Sovyet etkinliğini yaymak, oradan durumu öğrenmek, edebiyat, sanat, kültür, ekonomi ve diğer alanlarda Sovyet Azerbaycanı’nın başarılarını göstermek idi. M. C. Bağırov Güney Azerbaycan’a uğurlanan görevliler karşısında konuşma yaparak onlara söylemişti: “Güney Azerbaycan’a öyle yardım yapılması gerekiyor ki, ne Şah hükümeti, ne de İngilizler bizi İran’ın iç işlerine karışmakla suçlamasınlar”. Konuşmasının sonunda ise “siz çok büyük bir sorundan dolayı oraya gidiyorsunuz. Siz üzerinize düşen görevi yapmakla Azerbaycan halkına çok büyük bir hizmet yapmış olacaksınız. Siz bu şerefli görevi yapmakla yüzyıllardır ikiye ayrılmış kardeşlerimizin dileklerini yerine getirmiş olacaksınız.”[9]

Sovyetlerin ilk adımlarından sonra İran hükümeti Güney Azerbaycan’daki durumdan ciddi bir şekilde rahatsız olmaya başlamıştır. Yeni oluşturulmuş Forugi hükumetinin Dışişleri Bakanı görevini yapan Mirze Ali Han Soheyli yabancı ülkelerde bulunan İran diplomatik temsilcilerine gizli olarak, Sovyet tehlikesine karşı durmak için İngilizlere üstünlük vermelerini ve Azerbaycan sorunu ile ilgili cidden uğraşmalarını bildirmişti. O, Ankara’daki İran Büyükelçisine şöyle yazar: “Eğer çalışmalarınız bundan sonra da böyle devam ederse, biz Azerbaycan’ı kaybedeceğiz.”[10]

İlk devirden başlayarak Sovyet yönetimi Güney Azerbaycan sorunu ile ilgili kararsız bir siyaset yürüttü. Sovyet özel hizmet idaresi İran’ı etkileyebilme vasıtası olarak “Kürt terörü” sorunundan yararlanmak konusunda önerge hazırlamıştı. Ama bu sorunu daha yakından takip eden Tahran’daki Sovyet Büyükelçisi A. Smirnov “Kürt sorunu ile oynamanın” aleyhine idi. O bu konuda şöyle yazar: “Bizim İran’ın kuzeyinde siyasi çalışmalarımız Azerbaycanlılara dayanmalıdır.”[11] Böylece önceden kabul edilmiş 2500-3000 kişi yerine 1941-45 yıllarında Sovyet Azerbaycanı’ndan Güneye gönderilenlerin sayısı 600 kişiyi geçmedi. Bu da düşünülmüş çalışmaları yapmak için yeterli değildir. Ama toplu tirajla yayınlanan “Vatan Yolunda” gazetesi ve ayrı ayrı şehirlere gönderilmiş siyasi görevliler kısa süre içerisinde büyük işler yaptılar. Sovyet Azerbaycanı’na yönelme hızla artıyor, halkın milli özünü tanıma süreci derinleşiyordu. Hatta Ekim İnkilabı’nın 24. yıldönümü sırasında halk arasında 7 Kasım’da Güney Azerbaycan’da Sovyet hakimiyeti kurulacağı söyleniyordu. Lakin 1941 yılının Kasım-Aralık aylarında Sovyet-Alman cephesinde durumun gerginliğinden dolayı Sovyetler Birliği yönetimi Güney Azerbaycan sorunu ile ilgili ölçülü siyaset yürütmeye başladı. 1941 yılının sonlarında Sovyetler Birliği Dışişleri Bakanlığı’nın gizli emriyle Tahran’da bulunan Sovyet Büyükelçiliği’nin, Tebriz’deki konsolosluğun görevlileri, Sovyet Azerbaycanı’ndan gelen siyasi memurlara karşı gizli belgeler toplamaya başlamışlardı. Bu belgeleri toplamakta amaç, A. Aliyev grubunun çalışmalarını yarım koymak ve onları Azerbaycan’dan dışarıya çıkarmak idi. Bundan dolayı Büyükelçi Smirnov 12 Ocak 1942’de Sovyet Azerbaycanı’ndan gelmiş siyasi grubun aleyhine Sovyet Dışişleri Bakanlığı’na geniş bir rapor göndermişti. Smirnov şöyle yazıyordu: “Aliyev grubunun geniş açıklamada bulunmasının bize yarar sağlama ihtimali çok az, oysa o, kendisi burada Komunist Partisi Genel Kurulu’nun katibi gibi tanımaktadır. Onun bu işi yönetmesi İranlıların, Türklerin, İngilizlerin rahatsızlığına neden olmuştur. Aliyev grubunun oluşumundan yalnız Soheyli değil, Buhard (İngiliz Büyükelçisi -C. H.) ve Türk büyükelçisi de haberdardır.”[12] Lakin olayların böyle yürümesini ilk zamanlar Güney Azerbaycan sorunundan sorumlu olan M. C. Bağırov benimseyemiyordu. Dışişleri Bakanlığı’na yazdığı mektubunda ne Aliyev, ne de grup üyeleri İngiliz, Türk ve diğerleri karşısında açıklamada bulunmadığını temellendirmeye çalışıyordu: “Ben ölçülü davranmaya çalışıyorum ki, hiçbir şeyi umursamadan kuşkulu insanlarla sarhoşluk yapan ayrı ayrı görevlilerimiz onları açıklasınlar. Mevcut durumun imkansızlığı, bizim orada ilk günlerde başlattığımız büyük çalışmaları sürdürmemizi Smirnov veya başkası belli ki, engellemeyi başarıyor.”[13]

M. C. Bağırov Sovyet Azerbaycanı görevlilerinin Güney Azerbaycan’da bulunmasından dolayı Moskova’ya yazdığı mektuplar bir sonuç vermedi. 29 Ocak 1942’de Tahran’da Sovyetler Birliği, İngiltere, İran arasında ittifak (birlik) anlaşması imzalandı ve İran’ın arazi bütünlüğüne güvence verildi. Büyük savaşın Sovyetler için gergin safhasında İran askeri sorumlulukları daha önemli idi. Güney Azerbaycan sorunu Sovyetler Birliği’nin siyasetinde arka plana geçti ve 29 Ocak Antlaşması’ndan sonra orada bulunan Sovyet Azerbaycanı görevlileri geri çağrıldı. Ama bu görevlilerin 6 ay süre içerisinde orada bulunması Güney Azerbaycan’da olayların sonraki durumu için önemli rol oynamıştı. Türk dilinin, edebiyatının, siyasi bakışların tamamen milli gelişimine güçlü etki yapmıştır.

İran hakkında üç taraflı antlaşmanın imzalanması onun uluslararasındaki durumunu olumlu yönde etkiledi, batıya yönelmesini epey güçlendirdi. 1942 yılının Ağustos ayında kurulan Gevam es Seltene hükumeti ABD ile ilişkilerinin güçlendirilmesine özellikle dikkat ediyordu. Onun davetiyle Amerika maliye heyeti İran’a gelmişti. 1942 yılının sonbaharında ise ABD askeri heyeti İran’a davet edilmişti.

1942 yılının sonbaharında Sovyet siyasi daireleri Güney Azerbaycan’dan Sovyet Azerbaycanı’nın görevlilerini geri çağırmakla yanlışlık yaptıklarının farkına vardılar. Ekim ayının sonunda Sovyet Büyükelçisi Smirnov Tahran’da bulunan Sovyet askeri ve diplomatik görevlilerini topladı. Toplantıda müzakeresi yapılan konu Sovyetler Birliği Dışişleri Bakanlığı’nın gönderdiği direktifte belirtmişti: “Bizim konsolosluğun görevlileri ve askeri arkadaşlarımız unutuyorlar ki, Kuzey İran’ın ahalisi esasen Azerbaycanlılardır… Asıl ve başlıca iş gibi tüm dikkat Azerbaycan halkının rağbetinin kazanılmasına yöneltilmelidir.”[14]

1944’te Güney Azerbaycan’da durum yavaş yavaş değişmeye başladı. 1943’te gizli yapılan jeoloji keşif çalışmaları sonucu belli oldu ki, Azerbaycan’da, Gilan’da, Mazardaran’da bulunan petrol rezervleri, İngilizlerin gözetiminde bulunan Güney İran’daki petrol rezervlerinden hiç de az değildir. Petrol ilgisinin yanısıra Sovyet ordusunun savaşta kazandığı zaferler Güney Azerbaycan’da arazi ilgisini yeniden gündeme getirmişti. 1943 yılının Ağustos ayından başlayarak XIV. dönem İran parlamentosuna yapılan seçimlerde Sovyetlerden yardım alan Tude Partisi Azerbaycan’da epey faal oldu. 1944 yılının ortalarında İran Halk Partisi’nin Tebriz il kurulu yeni kuvvetleri kendisine çekmesi nedeniyle güçlendirildi. Sonuçta Güney Azerbaycan’dan seçilen 21 milletvekilinden 8’i Sovyetlerle işbirliği yapmaya hazır olanlar, 3’ü Sovyetler Birliği’ne loyal ilgi duyanlar, 2’si ise kararsızlık durumunda bulunanlar idi. Ama yeni seçilmiş İran Parlamentosu 1944 yılının Haziran ayında yapılan toplantısında 16 bin Tebrizlinin oyunu kazanmış ve halk arasında nüfuz sahibi olan Seyid Cafer Pişeveri’nin seçimini çeşitli mazeretler göstererek iptal ettiler.

1944 yılının ilk başlarında uluslararasında ve İran’da oluşmuş durumla ilgili Moskova Güney Azerbaycan sorununa yeniden döndü. 6 Mart’ta Sovyetler Birliği’nin Halk Komissarları Kurulu V. Molotov’un tavsiyesi ile “Güney Azerbaycan halkına ekonomik ve kültürel yardımın güçlendirilmesi ile ilgili” sorunun müzakeresini yapıp, uygun bir karar kabul etti. Karara esasen Sovyet Azerbaycan’ı siyasi görevlilerinin Güney Azerbaycan’da ve İran’da bulunan Sovyet askeri birliğine 33, ticari idarelere 11, diplomatik dairelere 14 Azerbaycanlı, askerî, siyasi ve ekonomi görevlisi gönderildi. İlk olarak Tahran’daki Sovyet Büyükelçiliği ve Tebriz’de Sovyetler Birliği konsolosluğu Azerbaycanlı görevliler sayesinde sağlamlaştırıldı. Azerbaycan Komunist Partisi Genel Kurul Sekreteri Ehed Yagubov Sovyet Büyükelçiliği’ne danışman tayin edildi, kısa süre sonra geçici işler vekili gibi büyükelçilik görevini yaptı. Azerbaycan Komunist Partisi Genel Kurulu’nun diğer sekreteri Hasan Hasanov ise özel görevle Güney Azerbaycan’a gönderilen siyasi memurların genel başkanı görevine atandı. 1944 yılının Nisan ayında Tebriz’de “Vatan Yolunda” gazetesinin işi düzene kondu. Yalnız bu gazeteyi çıkarmak için 27 basın görevlisi Tebriz’e gönderilmişti.[15]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ