GERMİYANOĞULLARI BEYLİĞİ

05.08.2016
4.853
A+
A-
GERMİYANOĞULLARI BEYLİĞİ

1071’de meydana gelen Malazgirt Savaşı sonunda Anadolu, Türklere yeni bir vatan olmuştur. Bu savaşa katıldığını bildiğimiz Artuk Bey kendisine timar olarak verilen Diyarbakır, Mardin, Hasan Keyf gibi şehirleri kapsayan bölgede kendi adını taşıyan bir beylik kurmuş, Saltuk Bey Erzurum ve civarında; Mengücek Bey, Erzincan, Divriği, Şebinkarahisar taraflarında birer beylik kurmuşlardır. Danişmend Gazi, İç Anadolu’ya kadar ilerleyen Artuk Bey’in yerine geçerek Sivas, Kayseri, Niksar ve Malatya bölgelerini eline geçirmiş ve buralarda adını taşıyan beyliği kurmuştur. Bu birinci olarak adlandırabileceğimiz Türk Beylikleri bu ülkede birliği kurmak isteyen Türkiye Selçuklu sultanlarının birleştirme teşebbüsleriyle karşılaşacaklar ve 13. yüzyılın başına kadar da mukavemet edeceklerdir. I. Alaaddin Keykubad’ın bu bölgelere zaman zaman sığınan Türkmenleri uç teşkil etmek üzere yerleştirdiği görülmektedir. Bu suretle Anadolu’ya gelen Türkmenlerin Bozok ve Üçok grupları Alaaddin Keykubad tarafından iyi bir şekilde karşılanmış ve hemen hudutlara uç teşkil etmek üzere gönderilmişlerdir. Nitekim 1228’de Üçoklardan Karamanlılar, Ermenilerin teşkil ettiği uçlara yerleştirildikleri gibi, Bozokların bir kısmı da batıdaki Uç’u teşkil etmek üzere, Kastamonu, Eskişehir bölgelerine iskan edilmişlerdir. Sonradan Bozoklardan olan Kayılar aynı bölgeye gelerek ve daha da ileriye götürülmüş olduğu anlaşılan Söğüt, Domaniç ve Karacadağ civarına yerleşeceklerdir. Selçukluların Moğol hakimiyetine düştükleri sırada Uçlarda bulunan Türkmen gruplarının, kendi beylerinin etrafında toplandıkları ve birer beylik kurmak üzere faaliyete geçtikleri bilinmektedir. Selçuklu Devleti bunlara bazen unvanlar vermek ve aldıkları bazı yerlerin fetihlerini kabul etmek suretiyle teşvik etmiş, ve bazen de Moğollara dayanmak suretiyle cezalandırma yoluna gitmiştir. İşte Germiyanoğulları da 13. yüzyılın hemen başında beyliklerini kurmayı başarmışlardır.[1]

Germiyan bir aşiretin ismi iken sonradan bu ailenin ve beyliğin adı olmuştur. 1300-1429 tarihleri arasında Kütahya ve civarında hakimiyet kurmuşlardır. Kelime eski yazı ile harekesiz olarak yazıldığından gerek baştaki “kef” harfinin hangi sesle okunacağı ve gerekse kelimenin bütün olarak nasıl telaffuz edileceği güçlük göstermektedir. Bu kelimenin Germiyan olarak okunması gerektiği anlaşılmaktadır. Muhtasar Selçuknâme’deki kayıtlar Germiyan’ın aşiret ismi olduğunu göstermektedir. 1239’da Baba İshak İsyanı sırasında Selçuklu Devleti hizmetinde Malatya civarında bulunan Germiyanlılar Harezm Hükümdarı Celaleddin Mengüserti ile Doğu Anadolu’ya gelmiş olmalıdırlar. Germiyanlıların bu ismi nereden aldıkları kesin olarak belli değildir. Malatya civarında Germiyan diye bir yer isminin bulunması aşiretin ismi hususunda dikkat çekici bir delildir.[2] Germiyanlılardan ilk tarihi şahsiyet olarak Baba İshak isyanı sırasında Malatya’da Alişir oğlu Muzaferüddin’i görmekteyiz. Selçuklu saltanat mücadelelerinde de Germiyanlı Kerimüddin Alişir’in, 1264 yıllarında Selçuklu Veziri Muinüddin Süleyman Pervane’nin şikayetiyle Konya’da diğer Selçuklu emirleriyle beraber Moğollar tarafından öldürüldüğü bilinmektedir.

Germiyanlıların menşeinin Türk olmadığı konusundaki iddiaların gerçekle ilgisi olmadığı görülmektedir. Germiyanlıların hangi tarihte Batı Anadolu’ya geldiklerine dair kesin bilgiler yoktur. Ancak Kerimüddin Alişir’in 1264’te öldürülmesi ve 1277’de meydana gelen Cimri olayında bulunmaları bu tarihler arasında batıya geldiklerini göstermektedir. Selçuklu Sultanı II. Gıyaseddin Mesud’a karşı koyan Germiyanlılardan Alişir’in kızının oğlu Bedreddin Murad, 1288’de Denizli civarında Moğol- Selçuklu kuvvetleriyle giriştiği çarpışmada hayatını kaybetmişti. Daha 1276’dan önce Kütahya ve Denizli yöresinde kesin olarak gördüğümüz Germiyanoğulları, ellerinden alınmak istenen Denizli için Selçuklu veziri Sahip Ata ile yapılan uzun mücadelelerden sonra buraya sahip olmuşlardır. 1289 yılına kadar devam eden mücadeleler sırasında Germiyan aşiretinin reisi Alişir oğlu Hüsameddin idi.[3] Ankara’da Kızıl Bey Camii minberinin 699 (1299) tarihli tamir kitabesinden Germiyanlıların hakimiyetini Ankara’ya kadar uzattıkları ve Selçuklu hakimiyetini de tanıdıkları anlaşılmaktadır. Bu kitabede adı geçen Alişir oğlu Yakub’dur. Yakub ise Kermüddin Alişir’in oğludur. Bu tarihlerde Ankara ve civarında Selçuklu emiri bulunduğu zaman nüfuz sahasının Kırşehir’e kadar uzandığı ve bu bölgeye Yakub ili denildiği görülmektedir.[4] Daha sonra 1300 tarihlerinde Yakub Bey’in bağımsız olduğu anlaşılmaktadır. I. Yakub Bey Devri (1300-1340) beyliğin en kuvvetli dönemidir. 1314 tarihlerinde Germiyanoğulları Batı Anadolu’daki diğer beylikleri de nüfuzu altında bulundurmakta idi. Daha 1305 tarihlerinde Yakub Bey kendi subaşısı yani ordu kumandanı Aydınoğlu Mehmed Bey’i Ege denizine doğru fetihler yapmak üzere göndermiştir. Mehmed Bey daha sonra Birgi merkez olmak üzere İzmir ve yöresinin fethine teşebbüs ederek Aydınoğulları Beyliği’ni kurmuştur. El-Ömerî, seyyah Haydar Uryan ve seyyah Cenevizli Balaban’dan naklen Germiyan hükümdarının Türk emirlerinin en büyüğü olduğu, hepsinin memleketlerine hükmettiği, merkezinin Kütahya olduğunu bildirmekte, 700 şehir ve pek çok askere sahip bulunduğunu yazmaktadır. Haydar Uryan’dan naklen 40.000 atlı askere sahip olduğunu bildirir. I. Yakub Bey Dönemi’nde Bizans’tan her yıl 100.000 dinar vergi ve bazı kıymetli eşyaların geldiği be lirtil mektedir.[5]

I. Yakub Bey zamanında Bizanslılarla karşılıklı savaşlar meydana gelmiştir. 1304’te Menderes Nehri yakınlarındaki Tripolis’i alıp Simav yakınlarındaki Angir’i (Hisarköy) fethetmiş ve daha sonra 1306’da 30.000 kişiye yakın bir kuvvetle Alaşehir’i kuşatmıştı. Bu kuşatma Bizans İmparatoru’nun İspanya’dan getirttiği Katalan kuvvetlerinin yetişmesi üzerine sonuçsuz kaldı. Daha sonra Alaşehir üzerinde nüfuz tesis edildi ve Kütahya’da yaptırılan Vacidiye Medresesi’nin masrafları karşılandı. 1314 senesinde İlhanlı Hükümdarı Olcaytu Han’ın Veziri Emir Çoban, mühim bir kuvvetle Anadolu’daki beylikleri itaat altına almak istemiştir. Bunun üzerine Karamanoğlu’ndan başkası itaatlarını bildirmişlerdi. Daha sonra İlhanlıların Anadolu Valisi Çobanoğlu Timurtaş, Hamidoğlu Dündar Bey ile, Eşrefoğlu Süleyman Bey’i öldürüp Karamanoğlu’nu da zorla itaat altına aldı. Bu sırada Karahisar emiri, Germiyanoğlu Yakub Bey’e sığınmış olduğundan Timurtaş buna bir şey yapamamıştır. Bu olaydan sonra, Karahisar Emiri Yakub Bey’e damat olarak durumunu kuvvetlendirmiş ve Germiyanlılara tabi bir emir olarak valilik yapmıştır.

Mevlana Celaleddin Rumi’nin torunu Ulu Arif Çelebi, 1312’den önce Denizli ve Kütahya’yı ziyaret edip Yakub Bey ile görüşmüştür.[6] Germiyanlılarla Osmanlıların ilk dönemlerdeki münasebetleri beylikler üzerindeki hakimiyet politikası sebebiyle dostça olmadı. Her iki beylik de Anadolu birliği için kendisini lider görüyordu. Nitekim ilk Osmanlı kroniklerinde, Osman Bey’in 1313 yılında Leblebici (Leblüce) Hisarı’nı fethe giderken Germiyanlılardan çekindiği için oğlu Orhan Bey’i Köse Mihal ve Saltuk Alp ile birlikte Karacahisar’a (İnönü) göndermiştir. Germiyanlıların teşviki ile Çavdar Tatarlarının Orhan Gazi’nin Eskişehir’de bulunmasından istifade ederek, Osmanlı topraklarına hücum ettiğini, Karacahisar şehrini ve pazarını yağmaladığı bilinmektedir.[7]

Öte yandan İlhanlıların Anadolu Valisi Emir Çobanoğlu Timurtaş’ın 1325’e Eşref ve Hamidoğulları beylerini ortadan kaldırmasından sonra Germiyan, Denizli, Alaşehir ve Menteşe illerini zapt etmek üzere Eğridir’de hazırlık yapması yeni bir mücadelenin başlangıcını teşkil etti. Timurtaş Denizli’yi almak üzere o tarafa gitti. Karahisar-ı Sahib (Afyonkarahisar) tarafına da Eretna’yı gönderdi. Yakup Bey’in damadı olan ve himayesinde bulunan Karahisar Bey’i Kütahya’ya kaçtı. Yakup Bey ile Emir Eretna arasında bir savaş başlamak üzere iken Timurtaş’tan gelen bir emirle Eretna, kuvvetlerini geri çekerek 1327’de Sivas’a gitti. Yakup Bey’in 1340’ta Mısır ile mektuplaştığına dair kayıtlar[8] mevcuttur. 1307 tarihli Han-ı Germiyan unvanlı, isimsiz sikke tabii olarak Yakup Bey’e ait olmalıdır.[9] Yakup Bey’e ait 1321 tarihli bir vakfiye sureti mevcuttur.[10]

Yakub Bey’in 1340’tan hemen sonra vefat ettiği anlaşılmaktadır. Yerine oğlu Mehmed Bey geçti. Mehmed Bey Devri (1340-1361) hakkında kaynaklarda pek az bilgiye rastlanmaktadır. Mehmed Bey’in Türklerin elinden Katalanlar tarafından alınmış olan Kula ile Angir yani Simav’ı geri aldığı II. Yakub Bey’e ait Kütahya’da bugün hâlâ mevcut bulunan Türkçe Taş Vakfiye’de kaydedilmektedir. Mehmed Bey’in lakabının Çahşadan olduğu Şeyhoğlu Mustafa’nın Hurşid-nâme adlı eserinde yazılıdır. Şeyhoğlu Mustafa bu eserini Mehmed Bey’in büyük oğlu Süleyman Şah namına yazmıştır. Süleyman Şah’ın vefatı ile de eserini Yıldırım Bayezid’e takdim etmiş ve Süleyman Şah için yazdığı methiyeleri hiç değiştirmemiştir. Mehmed Bey’in Musa adında bir kardeşi daha olduğu 1363 tarihli bir vakfiye suretinden anlaşılmaktadır. Bu vakfiyeden Germiyan hakimiyetinin Hamidoğulları bölgesine giren Eğridir’e kadar uzandığı ve Hamidoğullarının Karamanlılara karşı Germiyan hakimiyetini benimsediği görülmektedir.

Mehmed Bey’in vefat tarihi kesin olarak belli değildir. Feridun Bey Münşeat’ında Dimetoka’nın fethi dolayısıyla, Orhan Gazi tarafından Germiyanoğlu’na gönderilen bir mektup sureti mevcuttur.[11] Orhan Gazi Mart 1362’de vefat etmiştir. Dimotoka’nın fethi Edirne’nin fethinden biraz önce meydana gelmiştir. Edirne’nin fethi 1361 olarak kabul edilmektedir. Bu mektup Orhan Gazi’den Süleyman Şah’a gönderilmiştir. Münşeat’taki mektuba dayanarak 1361 tarihinde Süleyman Şah’ın Germiyan Beyliği’nin başında bulunduğu ileri sürülebilir. Süleyman Bey’in lakabının Şah Çelebi olduğu kitabelerde ve arşiv belgelerinde kayıtlıdır. Süleyman Şah, Karamanoğlu Alaaddin Bey ile Hamidoğlu İlyas Bey’in mücadeleleri sırasında Karamanoğlu’na karşı Hamidoğlu’nu tutarak onun işgal edilen memleketlerini geri vermiştir. Bu hadise Germiyanlılarla Karamanlıların arasının açılmasına sebep olmuştur. Bir taraftan Karamanlılardan diğer taraftan durmadan genişleyen Osmanlılardan çekinen Süleyman Şah, beyliğin muhafazası için imkânlar aramıştır. Neticede Osmanlılarla sıhriyet kurma yollarını araştırmış ve kızı Devlet Hatun’u I. Murad’ın oğlu Bayezid’e vermek istemiştir. Süleyman Şah, önce oğlu II. Yakub Bey’i yanına çağırır, memleketlerinin Karamanlılardan korunmasının güç olduğunu, bunun için Osmanlılarla sıhri yakınlık kurmak istediğini, kızını I. Murad’ın oğlu Bayezid’e vermeyi düşündüğünü söylemiş ve vasiyette bulunmuştur.[12] Süleyman Şah, Osmanlılarla iyi münasebetler kurulmasını düşünürken, I. Murad, Anadolu’daki durumunu kuvvetlendirmek gayesi ile Süleyman Şah’ın kızını oğluna almak fikrinde idi. Bunun üzerine I. Murad, Bursa Kadısı Hoca Mahmud, Kapıkullarından Emir- i Alem Aksungur Ağa, Çavuşbaşı Demirhan, Bayezid’in dadısı ile Kadı Mahmud’un ve Aksungur’un hanımlarının Kütahya’ya kızı istemek üzere gönderdi. Buna karşılık cevabî bir mektupla Süleyman Şah da Cemaleddin İshak Fakih’i bir heyetle Osmanlılara gönderdi. İshak Fakih bu heyetle giderken yanında pek çok kıymetli hediyeler de götürmüştü. Bu hediyelerin içinde meşhur Germiyan atları, Denizli bezleri, altın ve gümüş gibi gayet kıymetli eşyalar bulunuyordu. Her iki taraf da memleketlerinde gösterişli bir şekilde düğün yapmışlardı. Süleyman Şah’ın kızının düğünü dolayısıyla Kütahya, Simav, Eğrigöz (Emet) ve Tavşanlı’yı çeyiz olarak Osmanlılara vermesi, Germiyan üzerinde Osmanlı nüfuzunun tesisi bakımından ilk ciddi ve önemli adımdır. Kütahya gibi bir merkezin Osmanlılara terkinin altında yatan asıl sebep tartışma konusudur. Osmanlı kroniklerinde bu durum Karamanlılarla, Germiyanoğulları arasındaki düşmanlığa ve Osmanlılar sayesinde topraklarının koruma altına alınması siyasetine bağlanır.[13] Düğün dolayısıyla cihaz olarak verilen bir kısım Germiyan topraklarını tapu tahrir defterlerinden de tesit etmek mümkündür.[14] 1381 tarihinde yapılan düğünden sonra Bayezid Kütahya’ya idareci olarak gönderilmiştir. Süleyman Şah’ın kızı ve Bayezid’in hanımı olan Devlet Hatun’un Mevlana’nın oğlu Sultan Veled’in kızı Mutahhara Hatun’dan doğma olduğu da bilinmektedir. Süleyman Şah’a ait Denizli’de bulunan 1368 tarihli kitabeden Denizli’nin bu tarihlerde Germiyan hakimiyetinde bulunduğu anlaşılmaktadır. Düğünden sonra Kula’ya çekilen Süleyman Şah, daha sonra burada vefat etmiştir. Şeyhoğlu Mustafa, Süleyman Şah’a takdim etmek üzere yazdığı Hurşidnâme adlı eserinin yarısını tamamladığı zaman onun vefat ettiğini bildiriyor. Hurşidnâme Nisan 1387’de bittiğine ve Süleyman Şah’ın vefatı ile Bayezid’e takdim edildiğine göre, Süleyman Şah’ın ölümü 1387 yılı başlarında olmalıdır.[15] Onun vefatı ile yerine oğlu II. Yakub Bey geçmiştir. Süleyman Şah’ın Yakub Bey’den başka Hızır ve İlyas adlarında iki oğlu daha vardı. Süleyman Şah, ilim adamlarıyla ve ilmi eserlerle yakından ilgilenmiş, Ahmedî, Şeyhoğlu Mustafa, Ahmed Daî gibi alim ve şairler onun meclisinde bulunmuşlardır. Şeyhoğlu, Süleyman Şah’ın emriyle Merzubannâme’yi Farsçadan Türkçeye çevirdiği gibi, Kabusnâme’yi de Farsçadan Türkçeye tercüme etmiştir. Süleyman Şah adına basılmış bazı sikkeler de mevcuttur.[16]

II. Yakub Bey’in 1387’den 1390 tarihine kadar olan devresi sükunet içinde geçmiştir. 1389 Kosova Savaşı sırasında Osmanlı ordusuna Kastamonu, Saruhan, Aydın, Menteşe, Hamid beylikleri kuvvet gönderdikleri gibi Yakub Bey de göndermiştir. Savaşta I. Murad’ın şehid olması üzerine başta Karamanoğulları olmak üzere diğer beylikler de harekete geçti. Yakub Bey de bu durumdan istifade ederek kız kardeşinin çeyizi olarak verilen yerlerden bazılarını geri aldı, bazılarını da almaya çalışıyordu. Bu arada Karamanoğlu da Beyşehri’ni ele geçirdi. Bu durumda Yıldırım Bayezid önce Rumeli taraflarını güvence altına alarak Sırplarla anlaştı ve Bizans’taki taht kavgalarını kendi istediği gibi neticelendirdi. Bundan sonra aleyhine ittifak yapan Saruhan, Aydın ve Menteşe beylikleri üzerine yürümüş ve hepsinin topraklarını zapt etmişti. Bu durumdan çekinen II. Yakub Bey, Yıldırım Bayezid’i hediyelerle karşılamaya çıktı ise de Bayezid, itimat etmeyip onu ve subaşısı Hisar Bey’i İpsala kalesine hapsettirdi. Böylece 1390 tarihinde bütün Germiyan memleketleri Osmanlılara geçti. 1399’da bir yolunu bulup kaçan Yakub Bey, Timur’un yanına gitti ve ondan yardım istedi. Ankara Savaşı sırasında Timur’un yanında Aydınoğlu ve Menteşeoğlu’nun ve bazı Anadolu beylerinin bulunduğu bilinmektedir. Savaştan önce Timur’un Bayezid’den istekleri arasında Anadolu beyliklerinden aldığı yerleri geri vermesi de vardı. Sonunda savaş yapılmış ve 1402’de Bayezid, Timur’a esir düşmüştür. Savaş neticesinde Bayezid’i görüp tanıyan ve esir olmasına sebep olan II. Yakub Bey’dir. Ankara Savaşı’ndan sonra Anadolu beyliklerinin memleketleri geri verilmiş, Osmanlılara çeyiz olarak verilen yerler de dahil olmak üzere Yakub Bey memleketine sahip olmuştur.[17] Timur, İzmir üzerine seferi sırasında Kütahya’ya gelip bir süre kalmış, İzmir’in alınışından sonra ülkesine dönmüştü. Yıldırım Bayezid’in esirliği sırasında ölümünden sonra Osmanlı tahtında şehzadeler mücadelesi başladı.[18]

Yakub Bey, Fetret Devri’nde Osmanlı şehzâdeleri arasındaki mücadelenin ilk yıllarında Osmanlılara karşı vaziyet aldı. Cüneyd Bey ve Şehzâde İsa Çelebi olayı sırasında Karamanlılarla bir ara işbirliği de yaptı. Daha sonra Çelebi Mehmed tarafına meyletti. Karamanoğulları bu yakınlığı hiç benimsememiş ve bu şekilde iki beyliğin arası açılmıştır. 1410-1411 yıllarında Karamanlılar, Germiyanlılara saldırmış ve Kütahya’yı eline geçirmiştir.[19] II. Yakub Bey, ikinci defa Taş Vakfiyesi’nde de açıkça kaydedildiği gibi, iki buçuk yıl memleketinin idaresini elinden kaçırmıştır.[20] Kütahya’yı aldıktan sonra Bursa üzerine yürüyen ve burayı 1413’te yakan Karamanlılara karşı harekete geçen Çelebi Mehmed onları buradan uzaklaştırdı. Yakub Bey de Osmanlı himayesi altında beyliğine yeniden sahip oldu. Taş Vakfiye’de kaydedilen Yakub Çelebi’nin imareti 1411’de tamam olmuş, beş ay işledikten sonra Karamanoğlu tarafından bütün Germiyan ili istila edilmişti. Bunu takiben iki buçuk yıl sonra Çelebi Mehmed’in Karamanlıları buradan uzaklaştırması ile 1414’te Yakub Bey ikinci defa memleketine sahip olunca, imareti tekrar açılmış ve adı geçen Taş Vakfiye dikilmiştir. Çelebi Mehmed’in 1421 yılına kadar olan süresi içinde Germiyan Beyliği sükunet içinde bir devir geçirmiştir.

II. Murad zamanında Osmanlı-Germiyan münasebetleri yeni bir safhaya girmiştir. II. Murad’ın kardeşi şehzade Küçük Mustafa Çelebi’nin sancak beyliği zamanında Karamanlılar, Hamid ilini de ele geçirmişti. Bu durumda Yakub Bey, şehzade Mustafa Çelebi’yi Murad’a karşı tutmak suretiyle memleketinin geleceğini teminat altına almak istiyordu. Karamanoğlu ile II. Yakub Bey’in teşvik ve tavsiyeleri üzerine Mustafa Çelebi harekete geçti. Mustafa Çelebi Bursa önlerine geldi, halk kendisine ilgi gösterdi ise de içeri almadı. Bunun üzerine İznik’i kuşatıp, teslim alarak hükümdarlığını ilan etti. İznik’te kalmayı kendileri için tehlikeli gören Karamanlılar ve Germiyanoğlu kuvvetleri geri döndü. II. Murad da İstanbul muhasarasından sonra Anadolu’ya geçerek İznik’i ele geçirip kardeşi şehzade Mustafa’yı bertaraf etti.

Bu durumda II. Murad ile iyi geçinmekten başka çare olmadığını ve beyliğinin hayatiyetinin bu şekilde devam edebileceğini anlayan Yakub Bey artık onunla dost olma yollarını aradı. Böylece iki hükümet arasında iyi münasebetler devri başladı. II. Murad’ın İsfendiyaroğlu İbrahim Bey’in kızını almak için yapılan düğün sırasında (1424) gelini almaya gidenler arasında Yakub Bey’in hanımı Paşa Kerîme Hatun da bulunmakta idi. Hünkar, ona Şah Ana der idi. II. Murad bu sırada Aydın ve Menteşe Beyliklerini tamamen Osmanlılara bağladığı halde Yakub Bey’e dokunmamıştır. Yakub Bey erkek çocuğu olmadığı için vefatından sonra kız kardeşinin çocuklarına da bırakmak istemediğinden, beyliğini Osmanlılara vasiyet etmiştir.[21] Yaşının ilerlediği bir sırada Edirne’ye giderek memleketini ölümünden sonra II. Murad’a vasiyet etti (1428). Edirne’de çok büyük bir ilgi ve merasimle karşılandı. Burada bir süre kaldıktan sonra yine büyük bir merasimle uğurlandı. Memleketine döndükten bir müddet sonra hastalanmış ve Osmanlılara yazılı bir vasiyetname göndermiştir.[22] Memleketinde bir yıl kadar kaldıktan sonra 1429’da vefat etmiş ve yaptırmış olduğu imaret mescidinin içine gömülmüştür. Yanında Paşa Kerîme Hatun da vardır. Edirne’de iken Şeyhî Sinan mihmandar olarak tayin edilmişti.[23]

Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde “Yakub Beg bin Süleyman bin Âl-i Germiyan”a ait Arapça bir vakfiye sureti mevcuttur.[24] II. Yakub Bey’e ait olması gereken bu vakfiyede Şuhud nahiyesinin Seydi köyü Sinanoğlu Şeyh Halil’e tahsis edilmiştir. Bu vakfiyenin içindeki bilgileri teyid eden diğer bir arşiv vesikası da mevcuttur.[25] Bu belgeden Afyon’a tâbi Şuhud kazasının Seydi adlı köyünde Yakub Bey’in vakfı olduğu zaviyedarlık tevcihi meselesi ile kadı siciline yazıldığı görülmektedir.

Yakub Bey’in 1392 tarihli Mevlânâ’nın oğlu Sultan Veled oğlu Bahaaddin oğlu Mehmed’e Afyonkarahisar’a tabi bulunan, vakfiyede adları ve sınırları ile zikrolunan beş yerdeki arazi ve akarları temlik ve gelirlerinin Mevlevi fakirlerine verilmesine dair bir belgesi vardır.[26] Yakub Bey’in 1422 tarihli bir vakfiyesinin orijinali yayımlanmıştır.[27] Bu vakfiyenin baş tarafında yer alan “Yakub” kelimesinin sağ tarafında “Murad Han bin Mehmed el-muzaffer daima” yazılı bir tuğra vardır. Bu vakfiyeden Germiyanlıların Osmanlı himayesinde olduğu kesin bir şekilde anlaşılmaktadır. Yakub Bey’in ölümünden sonra Kütahya sancakbeyliğine Timurtaş Paşazâde Umur Bey’in oğlu Osman Çelebi gönderilmiştir. Yakub Bey’in günümüze kadar gelen ve zamanının iktisadî ve sosyal hayatını anlattığı gibi, Türk dili tarihi bakımından da çok önemli olan, otuz satırı okunabilen Türkçe büyük bir taş kitabesi vardır. Sonradan imaret mescidinin duvarına getirilmiştir. Bu mescid bugün çini müzesi olarak görev yapmaktadır. Taş Vakfiye olarak bilinir. Taş kitabe büyük bir dikilitaş şeklinde olup, boyu 3.30 m. ve eni 2.10 m.’dir. Vakfiyenin muhtevasından mescid, medrese ve imaret şeklinde olduğu anlaşılmaktadır. 1414 yılında yapılmıştır. Bugün sadece mescit ayakta kalabilmiştir. Türk tarihinde eski Göktürk ve Uygur kitabelerinden sonra taşa yazılmış Türkçe vesikalar bakımından Timur’un Ulutav’daki Uygurca kitabesi ve daha sonra Yakub Bey’in bu Türkçe kitabesi ile Bursa’daki Umur Bey kitabesi baş sırayı almaktadır. Vakfiyenin birçok satırında “Çelebi Mehmed kabul tutup nişan verdi” diye yazılıdır. Bu durum imarete vakıf geliri olarak tahsis edilmiş yerlerin fiilen Çelebi Mehmed’e ait olduğunu ve himayeyi göstermektedir. Kütahya Müzesi’nden gelen ve halen İstanbul Arkeoloji Müzesi sikkeler kısmında bir dolapta muhafaza edilen bir sikke mevcuttur. Sikkenin ön yüzünde Murad bin Mehmed, arka yüzünde Yakub bin Süleyman yazılıdır. Basıldığı yer ve tarih yoktur. II. Murad’a ait Germiyan’da basılmış iki tip H. 825 tarihli sikke mevcuttur. Bunlardan bir tanesinin ön yüzünde Murad bin Mehmed Han, arka yüzünde Germiyan 825 yazılıdır. Diğer paranın ön yüzünde “Murad bin Mehmed Han duribe Germiyan”, arka yüzünde “hallede mülkehu 825” yazılıdır. Gerek 1422 (825) tarihli vakfiyede II. Murad’ın tuğrasının bulunması, gerekse II. Murad ile II. Yakub’un müşterek sikkeleri ile II. Murad’ın Germiyan’da basılmış sikkeleri Germiyanlıların Osmanlı himayesinde bulunduğunu açıkça ortaya koymaktadır.[28]

Teşkilat ve Kültür Hayatı

14. yüzyıl başlarında Batı Anadolu’da en güçlü beyliklerden biri olan Germiyanoğullarının teşkilâtı diğer Türkmen beylikleri gibidir. Beyliklerin devlet anlayışı da Orta Asya’dan gelen eski Türk âdet ve ananelerine uygundu. Germiyanoğullarının da teşkilâtı Büyük Selçuklular ve Türkiye Selçukluları teşkilâtının devamı şeklindedir. Beyliğin kurucusu I. Yakub Bey, ailenin en ileri gelen şahsiyeti olarak beyliğin reisi durumunda, yani “ulu bey” idi. İşte bu ulu beye bağlı diğer beyler de eski Türk adetine göre ailenin müşterek malı olan araziyi ülüşmüşler yani paylaşmışlar ve zamanla müstakil hale gelmişlerdir. Batı Anadolu’daki Aydın, Saruhan ve Menteşeoğulları da Germiyanlılara tabi birer beylik idiler. Aydınoğlu Mehmed Bey I. Yakub Bey’in subaşısı idi. Ulu Bey’e bağlı olan beyler ailenin ortak malı olan araziyi paylaşmışlar ve onun adına idare etmişlerdi. Süleyman Şah Devri’nde Yakub Bey’in oğlu Musa, Eğridir ve civarında valilik yapmakta idi. Selçuklularda da varlığını bildiğimiz bu anane devletin zayıf düşmesini ve parçalanmasını kolaylaştırarak yıkılışına sebep olmuştur. Osmanlılar bu ananeyi geliştirerek merkezî bir sistem kurup, büyük bir imparatorluk haline gelmiştir. Germiyanlılara ait kitabeler, bu zamanda bu beylere verilen unvanları açıkça göstermektedir. Sandıklı’da Çavuş Çeşmesi’nin iki tarafındaki kitabede “el-Emîrü’l-ecellü’l-kebîr Sultânü’l-Germiyaniyye Çelebî-i A‘zam azzema’llahu kadruhu” şeklindeki ifade I. Yakub Bey’e aittir, 1324 (725) tarihlidir. Yakub Bey’e ait 1299 tarihli Kızıl Bey Camii minber kitabesinin ikinci satırında şu şekilde yazmaktadır: “el-Emîrü’l- ecellü’l-kebîr Yakub bin Alişîr ceddela’llahu mecduhu”. Yakub Bey’in kumandanlarından Umur bin Savcı’ya ait Vacidiye Medresesi diye anılan medresenin kitabesinin ikinci ve üçüncü satırında şunlar bulunmaktadır: “el-Mevle’l-muazzam melikü’l-ümerâ ve’l-küberâ Mübarizüddin Umur bin Savcı”. Germiyanlılara ait gerek kitabelerde ve gerekse vakfiyelerde “Sultânü’l-Germiyaniyye” cümlesine sık sık rastlanmaktadır.[29]

Süleyman Şah Devri’ne ait kitabelerde yukarıdaki yazılanlara benzer unvanlar yer almaktadır. Denizli’deki Ulu Cami kitabesinde “es-Sultânü’l-muazzam el-Germiyaniyye Süleyman Şah bin Mehmed Beg” yazmaktadır. Başka bir kitâbede “Hazret-i el-emîrü’l-kebîr a‘delü’l-verâ Sultânü’l- Germiyaniyye Süleyman Şah bin Mehmed bin Yakub” şeklinde geçmektedir. I. Yakub Bey Devri’nde Tripolis’in muhasarası sırasında Alişîroğlu’nun nevbet çaldırdığı bilinmektedir. II. Yakub Bey Devri’ne ait vakfiyelerde de sultan unvanının kullanıldığı görülmektedir.

Germiyan beylerinin sarayı hakkında devrin kaynaklarında ayrıntılı bilgiler yoktur. Geç devir müellifleri Kütahya’daki sarayın Germiyanoğulları Dönemi’nden kalma olduğunu yazarlar. Mesela 17. yüzyılın meşhur seyyahı Evliya Çelebi, Kütahya’da bir saray olduğunu ve bunun Germiyanoğullarından kalma olduğunu kaydeder. Bu sarayın 360 tane odası bulunduğu, divanhaneleri, hamamları ve geniş bahçesi olduğu yazılmaktadır. Evliya Çelebi, sarayın bahçesinin Halep sarayının meydanı kadar büyük olduğunu üzerinin kiremit ile değil de toprak ile örtülü bulunduğunu anlatmaktadır.[30] I. Yakub Bey’in sarayında, emirleri, vezirleri, kadıları, kâtipleri, diğer memurları, köleleri olduğunu el-Ömerî haber vermektedir.[31] Süleyman Şah’ın kızı 1381 tarihinde Osmanlılara gelin giderken gelin ile birlikte çaşnıgir başı yani başaşcı Paşacık Ağa’nın da gönderildiğini kaynaklar belirtmektedir.[32] Germiyan sarayı, devrinde bir ilim ve kültür merkezi olmuştur. I. Yakub Bey’in hazineleri, büyük ahırları, matbahları, konakları, raht-ı mülûkî yani meliklere mahsus her şeyin mevcut olduğu, sultanlara mahsus görünüşü bulunduğu bildirilmektedir.[33] Germiyanoğullarının emirleri olduğu çeşitli kaynaklardan anlaşılmaktadır. I. Yakub Bey’in ilk zamanlarında Aydın, Menteşe, Saruhan beyleri Germiyanlıların uç beyleri idiler. 1324 tarihli Sandıklı’daki kitabede Hüsameddin Yakub bin Umur’un baş tarafında Emîrü’l-muazzam sıfatı bulunmaktadır. Bunun da Germiyanlıların kendi iç teşkilâtları içinde uç beylerinden ayrı olarak büyük emirleri olduğu anlaşılmaktadır. Vezir, divan işlerine bakmakla görevli en yüksek bir görevli olup, bunun mevcudiyeti divan teşkilâtının olduğunu göstermektedir.[34] Mesalikü’l-Ebsâr’da Germiyanlıların kadılarının bulunduğu yazılmaktadır. Bu durumda birkaç kadı ve bunların başkanı durumunda olması gereken birinin de bulunması icap eder. Nitekim İshak Fakîh’in vakfiyelerin hemen başında vakfın hukuka uygunluğunu tanzim ve tasdik eden yazısının varlığı bilinmektedir. Bu bakımdan büyük kadı olduğu anlaşılmaktadır.[35] “Nişancı” tabiri Şeyhoğlu Mustafa’nın Hurşidnâmesi’nde kendisi için geçmektedir.

Ayrıca nişancılık ve defterdarlık da yaptığı başka bir eserde yazılıdır.[36] Nişancı divanda arazi defterlerindeki toprak tevcihatını yapan dairenin başıdır. Defterdar da arazi vergilerini düzenleyen dairenin başkanıdır.

I. Yakub Bey zamanında Germiyan ordusunun miktarı 40.000 olarak belirtilmektedir. Diğer beyliklerin de bağlı oldukları zamanda 200.000’i aşkın yaya ve atlı asker bulunmaktadır.[37]

Germiyan toprak sistemi ve idaresi Selçuklu teşkilâtının devamıdır. Beylikler Devri’nin toprak idaresini bugün elimizde mevcut olan Osmanlı tapu tahrir defterlerinden tetkik etmek mümkündür. Bu defterlerin önemi daha önce yapılmış olan atîk veya köhne defterlerden yapılmış olan nakillerdir. Osmanlılar zamanında ilk alınan yerlerin tahriri yapılmış ve sonraları o memleketin durumu aynen muhafaza edilmiştir. Bu bakımdan bugün tetkik edilen elde mevcut tapu tahrir defterleri Beylikler Devri bilgilerini de ihtiva etmektedir. Bu defterlerdeki eskiye giden dağınık kayıtlar vasıtasıyla Süleyman Şah Devri’nden itibaren bilgi edinmek mümkün olmaktadır. Mesela, Kütahya’nın Altıntaş nahiyesine bağlı Saraycık köyündeki bir çiftlik eskiden beri vakıf olarak işlenirken, Şeyh Osman ve Şeyh Müsafir ve oğlu Dedebeli Germiyanoğlu Süleyman Şah’ın bitisiyle tasarruf etmişler; bu çiftlik sonra tebdil ve tağyir olup tımara verilmiştir.[38] Germiyanoğlulları tarafından vaktiyle verilen muafiyetlerin sürdürüldüğü, vakfiyelerin geçerli sayıldığına dair pek çok kayıt mevcuttur.[39] Germiyanoğullarının diğer beylikler gibi sistemli bir toprak teşkilatına sahip olduğunu ve bununla ilgili teşkilatın oluşturulduğunu görmekteyiz.

Germiyanoğullarına ait olup, Osmanlı kayıtlarına geçmiş belgeler vasıtasıyla sosyal ve iktisadi hayatı aydınlatmak mümkündür. Bu kayıtlardan en önemlileri vakfiyelerdir.[40] İktisadî hayatta ticaretin ve sanayinin de gelişmiş olduğu anlaşılmaktadır. Özellikle çeşitli pamuklu dokumaların imal edildiği ve bunların çok tutulduğu kaynaklardaki bilgilerden çıkarılabilmektedir. Mesela 1381’deki düğün sırasında Osmanlılara giden hediyeler arasında Denizli bezi gönderilmiştir. Ayrıca Germiyan askerlerinin süslü kırmızı atlastan elbiseleri bulunduğunu el-Ömerî zikretmektedir. Menderes nehri yoluyla Kütahya şapları ve çeşitli mallar, özellikle atlar ve pirinç sevki yapılmaktaydı. Gümüş madeni de bol miktarda çıkarılıyordu. Bursa-Kütahya arasında ticari bakımdan yoğun bir ilişki vardı. İç bölgelerden ve Ege’den gelen yabancı menşeli mallar Kütahya yolu ile Bursa’ya gidiyordu. Kütahya bölgesinde bulunan konar göçer teşekküller de hayvan ürünleri elde ediyorlardı. Germiyanoğulları zamanında edebî ve ilmî faaliyet oldukça canlıydı. Türk dili bu bölgede büyük bir gelişme gösterdi. Şeyhoğlu Sadreddin Mustafa, Şeyhî Sinan, Ahmedî, Ahmed-i Daî gibi müellifler ve şairler bu sahada yetişmişler, 15. yüzyıl Türk edebiyatının doğmasında önemli bir yere sahip olmuşlardı. Bunlar Germiyanoğulları adına eserler kaleme aldılar. Şeyhoğlu’nun Süleyman Şah’ın isteğiyle tercümeler yaptığı, Şeyhî Sinan’ın II. Yakub Bey’in musahibi ve tabibi olduğu, Ahmedî’nin İskendernâme adlı eserini Süleyman Şah adına yazmaya başladığı, Ahmed-i Daî’nin II. Yakub Bey’in emriyle Ta’birnâme’yi Farsçadan Türkçeye çevirdiği bilinmektedir.

Bu müelliflerin sonradan Osmanlılara intisap ettiği düşünülecek olursa Germiyanlıların Osmanlı ilim ve kültür hayatında önemli bir yeri olduğu anlaşılır. Şeyhoğlu Mustafa’nın Kenzü’l-küberâ ve Mehekkü’l-ulemâ adlı eserinde verdiği bilgiler devrinin sosyal hayatı bakımından da önemlidir. Kenzü’l-küberâ’nın ilk sahifelerinde tertip ve tanzim tarzı ile neleri ihtiva ettiği yazılıdır. Birinci kısım, padişahlar hakkında, ikinci kısım melikler ve ulu beyler hakkında, üçüncü kısım vezirler ve naibler hakkında, dördüncü kısım alimler, kadılar ve vaizler hakkında olmak üzere dört kısımdan meydana gelmekte olup bir siyasetname ve nasihatname tarzındadır.[41] 1314 tarihinde yapılmış olan Vacidiye Medresesi’nde İslamî ilimler yanında astronomi ilmiyle ilgili dersler de okutulmuştur. Bu medresenin müderrisi Abdülvacid astronomiye ait Çağminî’nin Mülahhas adlı kitabına bir şerh de yazmıştır.[42] Germiyanoğullarının Kütahya, Denizli, Afyon, Uşak, Kula, Sandıklı gibi şehir ve kasabalarda eserleri bulunmaktadır.

Prof. Dr. Mustafa Çetin VARLIK

Marmara Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi / Türkiye

Alıntı Kaynağı: Türkler, Cilt: 6 Sayfa: 774-780


Dipnotlar :
[1] M. Ç. Varlık, Germiyanoğulları Tarihi, Ankara 1974, XI-XV.
[2] Urfalı Mateos Vekayi-nâmesi, trc. Hrant Andreasyan, Ankara 1962, 257.
[3] İbn Bibi, Selçuknâme, nşr. Th. Hostma, IV, Leiden 1902, 323; İbn Bîbî, El-Avâmirü’l-Alaiyye fi’l- Umûri’l-Alaiyye, nşr. A. Erzi, Ankara 1956, 690; Yazıcızâde Ali, Tarih-i Âl-i Selçuk, Topkapı Sarayı, Revan ktp. nr. 1390, 504.
[4] el-Ömerî, Mesâlikü’l-Ebsâr fi Memâliki’l-emsâr, nşr. F. Taeshner, Leipzig 1929, 1-31.
[5] Germiyanoğulları Tarihi, 36.
[6] Eflâkî, Menakibü’l-Arifîn, nşr. T. Yazıcı, Ankara 1959-1961, II, 946.
[7] Germiyanoğulları Tarihi, 42 vd.
[8] Kalkaşandî, Subhu’l-A’şa, Kahire 1333, VII, 281.
[9] İ. H. Uzunçarşılı, Anadolu Beylikleri, 1984, 43.
[10] Germiyanoğulları Tarihi, 43-49.
[11] Feridun Bey, Münşeatü’s-selatîn, İstanbul 1274, I, 72.
[12] Ş. Tekindağ, “Karamanlılar”, İA, VI, 322.
[13] Feridun Bey, Münşeat, I, 89.
[14] Germiyanoğulları Tarihi, 66; Şeyhoğlu Mustafa, Hurşidnâme, Hamidiye Ktp. nr. 550, vr. 48a, nşr. H. Ayan, Erzurum 1979.
[15] Şeyhoğlu Mustafa, Hurşidnâme, vr. 48a.
[16] İ. H. Uzunçarşılı, Anadolu Beylikleri, 46.
[17] İdris-i Bitlisî, Heşt Behişt, Süleymaniye, Ayasofya Ktp. nr. 3541, vr. 274a.
[18] Şerefeddin Ali Yezdî, Zafernâme, Calcutta 1888, II, 449; Nizamüddin Şamî, Zafernâme, Praha 1937, I, 261; P. Wittek, Menteşe Beyliği, trc. O. Ş. Gökyay, Ankara 1944, 88; H. Akın, Aydınoğulları Tarihi, Ankara 1968, 67.
[19] Aynî, İkdü’l-Cum’ân, Türkçe trc. Topkapı Sarayı, III. Ahmed Ktp. nr. 2911/19, 217; Makrîzî, Kitabü’s-sülûk, Süleymaniye, Ayasofya ktp. nr. 3372/4, vr. 27b.
[20] Germiyanoğulları Tarihi, 147 vd.
[21] Hadidi, İstanbul Üniversitesi Ktp. Türkçe yaz. nr. 1268, 92; Germiyanoğulları Tarihi, 147.
[22] Aşıkpaşazâde, Tevârih-i Al-i Osman, Osmanlı Tarihleri, nşr. N. Atsız Çiftçioğlu, İstanbul 1949, 172; Hoca Saadeddin, Tacü’t-Tevârih, İstanbul 1280, I, 341.
[23] M. Ç. Varlık, “Germiyanoğulları”, DİA, XIV, 34.
[24] Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA), Ali Emirî Tasnifi, I. Murad Devri, nr. 12.
[25] Afyon Kadı Sicilleri, nr. A. 81, 59.
[26] Vakıflar Genel Müdürlüğü, Mücedded Anadolu Defteri, nr. 9, 103, sıra nr. 96.
[27] F. N. Uzluk, “Germiyanoğlu Yakub II. Bey’in Vakfiyesi”, Vakıflar Dergisi, VIII, 86.
[28] Germiyanoğulları Tarihi, 67-83.
[29] Germiyanoğulları Tarihi, 96, 97.
[30] Evliya Çelebi, Seyahatnâme, İstanbul 1935, IX, 19-20.
[31] el-Ömerî, Mesalikü’l-Ebsâr, 35.
[32] Aşıkpaşazâde, 130-131.
[33] el-Ömerî, Mesâlikü’l-Ebsâr, 35.
[34] İ. H. Uzunçarşılı, Osmanlı Devleti Teşkilatına Medhal, Ankara 1970, 138.
[35] Germiyanoğulları Tarihi, 100.
[36] Sehî Bey, Tezkire, İstanbul 1325, 55.
[37] el-Ömerî, Mesalikü’l-Ebsâr, 35.
[38] BOA, Tapu, nr. 369, 374; Başka misaller için bkz. Germiyanoğulları Tarihi, 103.
[39] BOA, Tapu, nr. 369, 54, 55, 61, 62, 9597, 374; BOA, Maliye Defteri, nr. 617, 74, 85.
[40] Germiyanoğulları Tarihi, 107.
[41] Germiyanoğulları Tarihi, 120; Kenzü’l-Küberâ, vr. 5a, nşr. K. Yavuz, Ankara 1991.
[42] Sayılı, The Obsorvatory in Islam, Ankara 1960, 254.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.