ESKİ ÇAĞ VE ORTA ÇAĞ’DA TÜRKLERDE KURGAN YAPMA GELENEĞİ

ESKİ ÇAĞ VE ORTA ÇAĞ’DA TÜRKLERDE KURGAN YAPMA GELENEĞİ

Eserini 1355 yılında yazan Faslı gezgin İbn Batuta da, bir kağanın gömü töreninde şu ilginç bilgileri vermektedir: “.Ölü Kağan için kazılan mezar odası büyük bir ev gibiydi. Kağan silahları ile birlikte buraya yerleştirildi. Sonra evin kapısını kapatıp, üzerine toprak yığdılar. Öyle ki, yığılan toprak çok yüksek bir tepeye benzedi.”.[29] Hatta İbn Batuta’nın Kağan mezarının içini anlatırken vermiş olduğu bilgiler, sanki arkeolojik kazıya katılan bir arkeoloğun gözlemi kadar gerçekçidir: “.Yeraltındaki mezar odası, çok güzel halılarla döşenmiş bir eve benzemektedir.”.[30]

Çok sayıdaki yazılı kaynaktan öğrendiğimize göre, ölümden hemen sonra ceset bir çadıra konmaktadır. Hiç kuşkusuz bu çadır, ölenin hayatta iken sahip olduğu çadır değildir. Bu çadır genellikle cenaze törenleri için kullanılan ya da bu amaçla kurulan özel bir cenaze yeridir.[31] Çin yıllıklarından çadırın yaşlı Türkler için kurulduğunu öğrenmekteyiz.[32] Mandeville ölü çadırının Moğolların imparatoru ilk ve en büyük için,[33] 1768 yılında Orta Asya’da araştırma yapan Pallas ise yıldırım çarpan Buryatlar için kurulduğunu yazmaktadır.[34] Pallas özellikle bu çadırın yıldırımın insanı öldürdüğü yerde kurulduğunu belirtmektedir. Cengiz Han, Teb Tenggeri’yi (Kökücü) öldürttüğü zaman, cesedi için bir çadır kurdurtmuştur.[35] Jordanes ise Atilla’nın cenaze törenini şu şekilde anlatmaktadır “.Cesedini büyük bir gösterişle, herkesin onu seyredebilmesi için meydana kurulan ipekten bir çadır içinde sergilediler.”.[36] Kazakistan ve Kırgızistan’da yapmış olduğumuz arkeolojik araştırmalar sırasında, bu ilginç geleneğin hâlâ varlığını sürdürdüğünü gözlemledik. Ölümden hemen sonra, ceset üç gün yeni kurulan keçe çadırın içine konuluyor. Boş çadırda bekletilen cesedin tüm yakınları bu süre içinde gelerek ziyaret ediyor.

Kazakistan ve Kırgızistan’da yapmış olduğumuz arkeolojik araştırmalar sonucunda, Arap coğrafyacıları ile Avrupalı gezginlerin kurganların nasıl yapıldıkları ve biçimleri konusunda vermiş oldukları değerli bilgiler sanki günümüzdeki gömütlüklerdeki kurgan biçimli mezarlar anlatılıyormuş gibi gerçekçidir.

Örneğin Kazak Kırgızlar en azından 1000 yıldan beri mezarlarının üzerine yığdıkları toprakla, bunu bir kurgana benzetmektedirler. Aradaki küçük fark, mezarın üzerine yığılan tümseğin, kurganın bir minyatürünü oluşturmuş olmasıdır. Bunlardan da önemlisi, kurgan biçimindeki mezarın üzerine demir çubuklardan veya tuğladan yurt biçiminde bir ev yapılmaktadır. Yapılan bu ev, yüzlerce yıldan beri geleneksel olarak uygulanan ölümden sonra cesedin bir başka boş çadıra konulmasının tipik uzantısıdır. Hatta bazı zengin kişilere ait mezarlar üzerine tuğladan kule biçimli bir yapı yapılmaktadır. Bu tür yapılar ise Guillaume de Rubrouck’un gözlemlediği tuğladan yapılmış kule biçimli yapıların şaşılacak düzeyde benzerini oluşturmaktadır. Bu yüzden günümüzde yurt ve kule biçimli evlerle donatılan gömütlük alanlarına bakıldığında, sanki kule ve yurt biçimli konutlarla dolu bir kent görüntüsü elde edilmektedir. Hatta alacakaranlıkta bu farkın tümüyle ortadan kalktığı da görülmektedir.

Kırgızistan’da yapmış olduğumuz arkeolojik yüzey araştırmasında, gömütlüklerin dağlar ve sularla olan yakın ilişkisini gösteren çok sayıda örnek saptadık. Bunlardan en ilginci, Issık Göl ile kuzeyinde doğubatı doğrultusunda uzanan Alatav (Aladağ) Dağları arasında yapılan kurganlardır. Alatav Dağlarının güney eteklerinden başlayan ve Issık Göl’e değin uzayan arazi üzerinde, sanki birbiri peşi sıra dizilmiş sezisini uyandıran birçok kurgan bulunmaktadır. Bir başka ilginç örnek Song Göl çevresinde yer almaktadır. Deniz seviyesinden 3016 m. yüksekliğinde Song Göl’ün çevresini, yüksek dağlar çevrelemektedir. Song Göl’ün kuzeydoğusunda yer alan çok sayıdaki kurgana deniz seviyesinden 3400-3700 m. yüksekliğindeki dağ geçitlerini aştıktan sonra ulaşılabilmektedir. Yani kurganların yapıldıkları bu alana, ulaşılması oldukça zor olan dağ geçitlerini aştıktan sonra varılabilmektedir. Dağların eteklerinden Song Göl’e kadar uzanan bu kutsal alanda yer alan kurganlar içindeki cesetler, sanki mezar hırsızları tarafından rahatsız edilmeden sonsuza değin huzur içinde varlıklarını sürdürmek istemektedirler.

Bazı mezarların ise düşman saldırılarından ve define arayan insanların saldırılarından korumak için gizlendiği ve hatta izlerinin bile silindiği görülmektedir. Bu tür mezarlara en iyi örnek Moğol mezarları gösterilebilir. Plan Carpin, Moğol mezarlarının nasıl yapıldığını şu şekilde anlatmaktadır: “.Onlar gizlice bozkıra giderler, ölüyü gömecek çayırın otlarını kökleri ile birlikte kaldırarak orada büyük bir çukur açarlar. Çukuru doldurur ve çayırları eskisi gibi yerlerine yerleştirirler. Bunu o kadar başarılı yaparlar ki, mezarın yerini daha sonra hiç bir şekilde bulmak olası değildir.”.[37] Benzer gömü biçimi, Yuanlar döneminde de görülmektedir: “.Mezarın yerinin bilinmemesi için, cenaze töreni çok büyük bir gizlilik içinde yapılır. Mezar kapatılınca, yerin bilinmemesi için bir at sürüsü mezarın üzerinden geçirilerek geniş bir alan düzleştirilmektedir.”.[38] Mezar yerinin bulunabilmesi için, çok ilginç bir yöntem uygulanmaktadır: “.Ölen Kağan’ın mezarı üzerinde bir genç deve annesinin önünde öldürülmektedir; daha sonra kurban yapılacağı zaman, öldürülen devenin annesi serbebst bırakılır. O yavrusunun kurban edildiği yere gelerek, onu aramaya başlar. Mezarın yeri bu şekilde bulunduktan sonra, mezarın üzerinde anma kurbanının gerçekleştirilmesi mümkün olabilmektedir.”.[39]

Bazen kurgan yapılmasına karşın, düşmanların saldırısından ya da aç gözlü insanların yağmasından korumak için, mezar odasının saklandığı da olmaktadır. Bu yüzden sık sık sahte kurganlar yapılmaktaydı. Örneğin Song Göl’ün doğusunda yer alan birçok kurganın en büyük ve görkemli görünenlerin birinde 1998 yılında Türk ve Kırgız akeologların ortak olarak yaptıkları kazıda, tüm aramalara karşın mezar odası bulunamamıştır. Bazen de mezara konulan altın, gümüş ve değerli eşyaları başkalarına açıklamaya yeltenmesinler diye, mezar odasının ve kurganın yapılmasında çalışan usta ve işçiler öldürülmekteydi. Jordanes’in Atilla’nın cenaze töreninde söyledikleri, bunun en güzel örneğin oluşturmaktadır: “.Bu denli büyük bir serveti insanların açgözlülüğünden korumak amacıyla, cenaze törenlerinde çalışan işçiler öldürülüyorlar.”.[40] 16. yüzyılın başında Dominiken rahibi Jourdain Catalani de Severac ise şu ilginç bilgiyi vermektedir: “.Hükümdar öldüğü zaman, büyük bir servetle bir kaç adam tarafından belirli bir yere kadar götürülür. Buraya ceset yerleştirilir ve mümkün olduğu kadar hızlı bir şekilde adamlar buradan kaçmaktadır. ve diğerleri de aynı şeyi yapmaktadırlar. cesedin gömüleceği yere kadar bu şekilde devam etmektedir; mezar yerinin ve dolayısıyla servetin bulunmaması için bu şekilde hareket edilmektedir. ”.[41] Mezar yerinin gizli tutulması olgusu, 13. yüzyılda Selçukluların Dobruca’ya göçü sırasında kılavuzluk eden derviş Sarı Saltuk için de geçerlidir. Söylenceye göre, yedi kral silahlı olarak gelip cesedine sahip çıkmak isteyeceğinden, bizzat kendisi, cesedi için yedi ayrı tabut yapılmasını talep etmiştir.[42] 17. yüzyılda bile ünlü Türk gezgini Evliya Çelebi, Sarı Saltuk’un mezarının yedi ayrı yerde olduğunu belirtmiştir.

Prof. Dr. Oktay BELLİ

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi / Türkiye

Alıntı Kaynağı: Türkler, Cilt: 3 Sayfa: 927-931


Kaynaklar :
♦ I. MoskalevO. A. SoltobaevK. Ş. Tabaldiev, 1997 : “Ausgrabuen auf dem Gräberfeld von SüttüBulak, Raj. Koçkora”, Eurasia Antiqua, Zeitschrif für Archäologie Eurasiens 3, 514569.
♦ Atkinson, T. W., 1858 : Oriental and Western Siberia and Chinese Tartary, London.
♦ Barthold, W., 1947 : “Türklerde ve Moğollarda Defin Meselesine Dair”, Belleten 43, 515-539.
♦ Belli, O., 2001 : “Archaeological Surveys in Kazakhstan and Kyrgyzstan”, Istanbul University’s Contributions to Archaeology in Turkey (19322000), (ed. O. Belli), İstanbul, 427434.
♦ Chavennes, E., 1903a : Documents sur les Toukiue (Turcs) Occidentaux, St. Petersburg.
♦ Deny, J., 1913 : “Sari Saltiq et le nam de la ville de Badadaghi”, Mélanges E. Picot, Paris, 115.
♦ Dunlop, D. M., 1954 : The History of the Jewish Khazars, PrincetonNew Jersey.
♦ ElBiruni : Alberuni’s India III, (çev. ve Yay. E. C. Sachau), Londra 1910.
♦ ElMukaddesi : Le Livre de la Création et de L’Historie IIV, (çev. Huart), Paris 18991919.
♦ Gibert, L., 1934 : Dictionnaire Historique et Géographique de la Mandchourie, Hong Kong.
♦ Haenisch, E., 1937 : Die Geheime Geschichte der Mongolon, Leipzig.
♦ Herodotos : Herodot Tarihi, (çev. M. Öktem), İstanbul 1991.
♦ Ibn Batuta : Voyages d’Ibn Batuta, IV, (çev. ve yay. C. DefremeryB. R. Sanguinetti), Paris 18531858.
♦ Ibn Fadlan : Ibn Fadlan’s Reiseberciht, (çev. ve yay. Z. V. Togan), Leipzig 1939.
♦ Jordain Catalani de Séverac : Les Voyages en Asie ou XIV Siècele du Bienheureux Frère Odoric de Pordenone, Religieux de Saint François, (yay. H. Cordier), Paris 1891.
♦ Jordain Catalani de Séverac : Les Merveilles de I’Asie (yay. H. Cordier), Paris 1925.
♦ Jordane’s : Historie des Goths, (yay. P. Nisard), Paris 1849.
♦ Julien, S., 1877 : Documents Historiques Sur les Toukioue (Turcs), Traduits du Chinois, Paris.
♦ Marco Polo : La Description du Monde, (çev. ve yay. L. Hambis), Paris 1955.
♦ Mostaert, P. A., 1952 : “Sur Quelques Passages de I’Histoire Secrète des Mongols”, Harvard Journal of Asiatic Studies, XV, Cambridge, 285407.
♦ Palladius (Archimandrite) : “Elucidations of Marco Polo Travels in North China”, Journal of the North China Branch of teh Royal Asiatic Society X, 154.
♦ Pallas, M. P. S., 17831793 : Voyages en Différentes Provinces de l’Empire de Russie et Dans l’asie Septentrionalle, IV, Paris.
♦ Pallas, M. P. S., 1881 : Sammlungen Historischer Nachrichten über die mongolischen Völkerschaften, II, St. Petersburg.
♦ Parker, E. H., 1924 : A Thousand Years of the Tartars, London.
♦ Pelliot, P., 1929 : Neuf Notes Sur des Questions d’Asie Centrale, Toung Pao, Leiden.
♦ Pelliot, P., 1949 : Historie secrète des Mongols, restitution du texte mongol ed trad. Franc. Des chapiters l’à IV, Paris.
♦ Plan Carpin, J. du., : Historia Mongalorum Guos Nos Tartaros Appellamus (ed. D’avezac), Paris 1838.
♦ Roux, J. P., 1999 : Eskiçağ ve Ortaçağ’da Altay Türklerinde Ölüm, (çev. A. Kazancıgil), Kabalcı Yayınevi, İstanbul.
♦ Rubrouck, G. deRockhill, W. W. : The Journey of Rubruck to the Eastern Parts of the World as Narrated by Himself, London, 1900.
Dipnotlar :
[1] Roux 1999, 295-296.
[2] Herodotos IV/71.
[3] Herodotos IV/127.
[4] Visdelou 1870, 35.
[5] Barthold 1947, 524.
[6] Dunlop 1954, 97.
[7] Belli 2001, 433.
[8] İbn Fadlan, 99-100.
[9] ElBiruni, 168.
[10] İbn Fadlan, 265.
[11] Pelliot 1929, 236; Roux 1999, 249.
[12] Roux 1999, 250.
[13] Marco Polo, 81.
[14] Pallas 1783-1793, 99.
[15] Atkinson 1858, 142.
[16] Rubrouck, 54-55?.
[17] Belli 2001, 432.
[18] Anke et. all 1997, 517 vdd.
[19] Julien 1877, 28.
[20] Pelliot 1949, 231.; Roux 1999, 301
[21] Pelliot 1949, 246.; Roux 1999, 301-302.
[22] Chavennes 1903a, 178.
[23] Gibert 1934, 409.
[24] İbn Fadlan, 37.
[25] ElMukaddesi IV, 19.
[26] Plan Carpin, 234.
[27] Plan Carpin, 233-234.
[28] Rubrouck, 37-38.
[29] İbn Batuta, IV. 301.
[30] İbn Batuta, IV. 301.
[31] Roux 1999, 240.
[32] Parker 1924, 135.
[33] Letts 1953, I, 175.; II. 372.
[34] Pallas 1881, 283.
[35] Haenisch 1937, 83.; Mostaert 1952, 304.
[36] Jordanes, XLIX.
[37] Plan Carpin, 234.
[38] Palladius, 12.
[39] Palladius, 13.
[40] Jordane’s XLIX.
[41] Jordain de Séverac, 90.
[42] Deny 193, 115.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ