ERMENİ SOYKIRIMI ALDATMACASI VE 1919-1920 ADANA KATLİAMLARI

ERMENİ SOYKIRIMI ALDATMACASI VE 1919-1920 ADANA KATLİAMLARI

Muşeg Efendi aylar öncesi başlattığı isyan hazırlıklarını tamamlayıp, bir bahane ile Mısır’a gitti.[50] 9 Nisan 1909 Cuma günü İsfendiyar ve Rahim adındaki iki Müslüman gencin Ermeni Ohannes tarafından[51] Adana’da vurulmasıyla[52] ortam gerginleşti. Başkent İstanbul’da 13 Nisan 1909’da (31 Mart 1325) 31 Mart Vakası’nın patlak vermesini fırsat bilen Ermeniler tarafından aynı akşam birkaç Müslümanın öldürüldüğü söylentisinin[53] çıkması tarafları hareketlendirdi. Müslüman evlerine haç işaretleri çizen Ermeniler köylerinde, yollarda ve kasabalarda erkek ve kadınlara saldırıp, jandarma ve halkı katlederek[54] Türkleri karşılık vermeye zorladılar. Adana’nın önde gelen dava vekillerinden Gökdereliyan Karabet[55] ile Papaz Tatılyan[56] Adana’da, Papaz Deyr Sehak, Beyr Rupen, Dersak, Hınçak Karabet İskender[57] ve Bedros[58] Dörtyol’da katliama yönelik isyanları yönlendirdiler.

Akşam başlayan çatışmalar 14 Nisan 1909 Çarşamba günü Adana merkez ile Hamidiye kasabasına, Erzin’e, 15 Nisan’da Hasanbeyli’ye, Ocaklı’ya, 17 Nisan’da Nacarlı, Bahçe, Osmaniye, ve Payas’a[59] sıçradı. Zeytun, Haçın, Sis ve diğer merkezlerdeki Ermeniler önlerine çıkan Türkleri katlederek Dörtyol’daki[60] isyana katıldılar. Bu sırada çatışmalar Tarsus ve Mersin taraflarına sirayet etmeye başladı. İstanbul’daki olayın şaşkınlığını hemen atlatamayan Hükümet’in sevkettiği askeri kuvvetlerin tamamı bölgeye henüz ulaşmamış, İngiliz, Fransız, İtalyan, Alman ve diğer savaş gemileri 25 Nisan dolaylarında Mersin ve İskenderun’a gelmişlerdi.[61] Yerel kuvvetler ve redif taburlarının devreye girmesiyle bölgede kısmen sükunet sağlanmıştır.

Yabancı savaş gemilerinin varlığını fırsat bilen komiteciler sinsice bir plan uyguladılar. 25 Nisan 1909’da[62] Dede ağaçtan Adana’ya gelen Rumeli kuvvetlerine Komiteciler kurşun ve bomba yağdırdılar. Böylece Adana Olayı’nın ikinci safhası başlamış oldu.[63] Yabancı müdahalesini sağlamaya yönelik bu kanlı girişimden sonuç alamayan bu komitecilerin genişlettikleri olaylar 30 Nisan’dan itibaren[64] kontrol altına alındı. Bölgede göreli İngiliz subayı ve görevlilerin amirlerine verdikleri raporlar ile isyan mahalline gelen savaş gemilerinin dengeleyici dağılımı açık şekilde olaylara yabancı müdahalesini önlemişti. İstanbul ve Avrupa basınlarındaki Ermenilerin taraflı yayınlarına karşın,[65] Alman filo komutanın Avrupa basınına yatıştırıcı bilgiler vermesi[66] komitecilerin planlarını alt üst edecektir. Olayların yatışmasından sonra dış basın ve Meclis-i Mebusun milletvekilleri marifetiyle Ermeniler olaylarda mazlum taraf olduklarını, suçluların cezalandırılması[67] gerektiğini gündemde tuttular. 2 Mayıs 1909’da bölgede sıkıyönetim ilan edilmesi kararı alan Hükümet, Tekirdağ Millet Vekili Agop Babikyan, Kastamonu milletvekili Yusuf Kemal (Tengirşenk), Danıştay Başkatibi Arif Bey ve Yargıç Musdigyan Efendi’den oluşan bir soruşturma komisyonunu[68] görevlendirdi. Hınçak cemiyetibaşkanı Muradyan (Hamparsum Boyacıyan),[69] Babikyan’ı ölümle tehdit ederek[70] olayları ve ölü sayılarını çarptırmaya çalıştı. Dahiliye Nazırı Ferit Bey’in Müslümanlardan 1924 ölü, 533, yaralı Ermenilerden 1455 ölü 382 yaralı olduğunu Mecliste[71] açıklamasına rağmen, Ermenilerin sayı oyunlarına kanan Adana Valisi Cemal Paşa, toplam 1700 Ermeni ve 1850 Müslümanın[72] yaşamlarını yitirdiklerini belirtmiştir.

Osmanlı hükümetinin olaylarla ilgili resmi tespitlerine rağmen,[73] Cemal Paşa’nın Ermeni kayıplarını yüksek tutması, bazı yetkililerin bölgeye yabancı müdahalesinden kaynaklanan tedirginlik ve endişelerinden kaynaklanmıştır. Nitekim, tutuklanan[74] Müslüman sayısında büyük artışlar olması, Cemal Paşa tarafından astırılan 47 Müslümanın idam edilmesine hazırlanan dayanaktır. İdama mahkum edilen 29 suçlu Ermeninin cezalarının müebbet hapse çevrilmesi[75] ise İttihat Terakkicilerin[76] tarihi yanlışlıklarının[77] bir taraftan diğer halkasını oluşturmuştur.

Soruşturma Komisyonu üyesi Yusuf Kemal Bey tüm belgeleri İngiliz Konsolos Yardımcısı Doughty Wylie’ye vererek raporundaki gerekli gördüğü değişiklikleri yapmasını istemişti. İstanbul’a dönen Yusuf Kemal Bey Babikyan’a raporlarını yeniden yazıp Meclise sunmasını önermesine rağmen, Babikyan devamlı şekilde kaçamak yapıyordu. 1 Ağustos sabahı Doughty Wylie’nin sekiz sayfalık Fransızca raporunun bir suretini veren Yusuf Kemal Bey, ondan sonuç bölümü olan sekizinci sayfayı Türkçeye çevirerek imzalamasını önerdi. Ertesi gün raporunu bir zarf içerisinde Yusuf Kemal Bey’e iade eden Babikyan[78] sonuç bölümünü kasıtlı olarak kaybedecek, Yeşilköy’deki evinde şüpheli bir şekilde ölü bulunacaktır. Babikyan’ın raporlarının Meclise ulaşamaması nedeniyle Hükümet,

Şeyhülislam Hayri Bey, Hallaçyan, Zöhrap, Vartkes, Ali Münif Bey’in de aralarında bulunduğu sekiz kişilik heyeti olayların raporunu hazırlamaları için görevlendirdi. Heyetin hazırladığı rapor[79] Ermenilerle Türkleri karşı karşıya[80] getirdi. Her iki taraf olaylar nedeniyle birbirlerini sorumlu tutuyorlardı. Adana mebusu Ali Münif Bey’in Ermeni tanıkların ve Babikyan’ın olayları Ermenilerin başlattığını açıklamalarını alan Dahiliye Nazırı Talat Bey şu sonuca varmıştı: “Olaylardan maksat halkı kargaşa çıkartmaya kışkırtmak, Avrupa’nın dikkatini çekmek ve Çukurova’da özerk Ermeni Devleti’ni kurmaktı”.[81] Hükümetin bu yönündeki iddialarını geri çekmesini isteyen Ermeni Patriği Turiyan istifa tehdidinde bulunuyor, ardından Ermeni idamlarını engellemek amacıyla 7 Eylül’de istifasını Sadrazama gönderiyordu. Ermeni Ulusal Kurultayı da istifa tehdidinde bulundu.[82] Diğer etkenlerle[83] zaten bocalayan Sadrazam Hüseyin Hilmi Paşa, aksini vaat etmesine rağmen, Divan-ı Harplerde verilen idam kararlarını tasdik edince Talat Paşa görevinden[84] ayrılmak zorunda kalacaktır.

Böylesine ikilemlerin olduğu 1909 Adana Olayları, sonuçları itibariyle canlarını ve namuslarını müdafaa eden Türklerin cezalandırılmasına yönelik İttihat Terakkicilerin tarihi yanlışlıklarını ortaya koymuştur. Devlet ve millet ahengi yerine denge politikasının üstün tutulmasındaki yanlışlık, I. Dünya Savaşı sırasında da casusluk, ihanet ve katliamları görülen aynı Ermenilere güvenen İttihat Terakkicilerin sonlarını hazırlayan zincirin halkası olmuştur.

Ermeni Lejyonu ve Adana’da Yaptıkları Katliamlar

I. Dünya Savaşı öncesi kilise, kolej, azınlık ve yabancı okullardaki misyonerler marifetiyle Anadolu’daki Ermenilerin fikri ve fiili değişimleri sağlanmıştı. Daha önceleri ileri karakolu görevini yapmaya devam edeceklerdi. Ermenilerin Zeytun’da yapacakları isyan Dörtyol’dan başlatılacağı hükümet tarafından öğrenilmişti. İngilizlerin denetimindeki Mısır’da ermeni komitelerince yapılan toplantıda Adana ve çevresinde bir isyan yapılması kararlaştırılmış. Taşnak Sütyun Komitesi mensubu Sivaslı Gazaros 20 Mayıs 1914’te[85] bölgeye gelerek çalışmalarını başlamıştı. İtilaf Devletleri Yunanistan’dan silah, Kıbrıs’tan silah taşınmasını sağlayacaklar, Maraş Adana ve İskenderun’daki[86] ayaklanmayı çıkarma hareketi ile destekleyeceklerdi. Bölgedeki Ermeni isyanlarına destek amacı ile 23 Ocak 1915’te 60 kişilik müfrezeyi Adana’ya çıkaran İngilizler[87] ateşler karşılık görünce geri çekilmişlerdi. Bu olaylara 1915 Şubat ayı içerisinde Abraham Salcıyan, Artin, Bedros, Köşker Torosoğlu, Muallim Agop ve Dağlıoğlu Artin’in İskenderun Kıyılarında İtilaf Devletleri hesabına casusluk[88] faaliyetleri eklendi. Bölgede yapılan aramalarda ele geçirilen yüzlerce silah, bomba, dinamit ve barut[89] Ermenilerin direniş hazırlıkların göstergeleri idi.

Osmanlı Devleti bir çok cephede Çanakkale’de olumsuz şartlarda vatan savunması için çarpışırken Ermenilerin casusluk sabotaj, ihanet ve isyanlarıyla uğraşmak, kuvvet ayırmak zorunda bırakılmıştır. İsyanın genişlemesini önlemek isteyen Hükümet 24 Nisan ve 23 Mayıs 1915 talimatları ile Adana, Antakya ve İskenderun bölgesinde zararlı faaliyetleri tespit edilenlerin Halep’in Güneydoğusu ile Zor ve çevresine[90] sevk edilmesine karar vermek zorunda kaldı. Alınan sevk kararına uymak istemeyen bölge Ermenileri[91] Samandağı’na bağlı yedi köydeki isyancılarla birlikte Musa Dağı’na[92] çekilerek 41. Tümen kuvvetlerine direnmişlerdir. 21 Temmuz’da başlayan direniş, geceleyin sahile gelen Victor Hugo, Henri Quatre ve bazı İngiliz savaş gemileri 5000 yakın isyancıyı Mısır’ın Port Sait[93] Limanı’na kaçırmaları üzerine sona ermişti.

Ermeni göçmenleri Fransa’ya kaçınılmaz bir fırsat vermişti. İngilizlerin bilgisi içinde Fransa Savaş Bakanlığı 15 Kasım 1916’da Kıbrıs’ta bunlardan Legion d’Orient kurulmasına karar verdi.[94] Her biri 200’er kişilik altı bölükten kurulu bu Doğu Lejyonuna[95] 160 Suriyeli gönüllü Ermeniden oluşan bir bölük dahil edildi. Kıbrıs’taki Magosa yakınlarında bulunan askeri kampta sıkı bir disiplin ile eğitim Lejyon,1917’de Filistin’de[96] Suriye’de[97] Albay Allenby’ye göre hakkın ve Medeniyetin savunucuları (!) ile birlikte cephelerde.” dövüşen lejyona Fransızlar, Ermeni Lejyonu[98] adını vererek, I. Dünya Savaşı’nın galibi sıfatıyla, 1918 Aralık ayının ortalarında işgale başladıkları Çukurova’ya taşıdılar.

Haçlı seferlerinden itibaren Ermenilerle kültürel bağlarını sürdüren Fransızlar, Çukurova’nın zengin kaynaklarına sahip olmak için, onların 1915 tehcir olayından kaynaklanan intikam alma duygularından yararlanmak isteyeceklerdir.

Fransız hükümeti, Çukurova’ya 1918’de ve 1919 yılının sonlarına kadar Ermenistan adını vermişti. Başbakan Clemenceau, Suriye ve Çukurova için Suriye ve Ermenistan Yüksek Komiseri unvanı ile Georges Picot’u askeri idareci olarak atamıştı. Albay Bremond’un Ermenistan Baş Yöneticisi sıfatıyla seçildiği Çukurova’da sancak ve kazalara Gouverneur[99] denilen Fransız subayları tayin edilecektir. Posta, demiryolu, polis teşkilatlarında ise Ermeni asıllı memurlar görev başına getirilecektir. İşgalin ardından Fransızların çabalarıyla bölgeye Amerika, Mısır, Suriye, Kıbrıs ve Fransa’dan 120.000 civarında[100] Ermeni göçmen getirildi. Cezayir ve Tunuslu Müslüman askerler[101] de Fransa adına işgal hareketine dahil edildiler.

İngilizler, başlangıçta Rusya ile doğrudan komşu olmamak için Musul’u Fransa’ya bırakmıştı. 1917 Bolşevik İhtilali ile Rusya ortaklıktan çıktığına göre, Orta Doğu’da fedakarlık yapmaya gerek yoktu. İngilizler, Suriye,[102] Kilis ve Toros geçitlerindeki askerlerini geri çekmek tehdidinde bulundular. Petrol alanlarına yönelik görüşmeler sonunda 15 Eylül 1919’da Suriye İtilafnamesi taraflarca kabul edildi. Buna göre, 1 Kasım 1919 tarihinden itibaren İngiliz kuvvetleri Çukurova ve Suriye’den çekilecek, Şam, Hama, Humus ve Haleb Arap Devleti sınırları içinde kalacak, Sykes-Picot çizgisinin batısındaki garnizonlar Fransızlara bırakılacak; Filistin, Musul dahil olmak üzere Mezapotamya’nın[103] kontrolü İngilizlerde kalacaktı. İngilizler Suriye ve Çukurova’yı Fransızlara devrederken, Suriye’deki Arapları onların aleyhinde silahlandırmak[104] suretiyle sonuç alamayacakları bir maceraya itiyorlardı.

Adana’da 1919 Yılı Katliamları

Fransızlar Ermenilerden 70.000’ini Adana köylerine 12.000’ini Dörtyol’a 8.000’ini Haçın’a (Saimbeyli) diğerleriniz de Osmaniye, Kars (Kadirli) ve Sise (Kozan) yerleştirdiler.[105] Sömürgelerinden getirdikleri Müslüman askerlere, Türklerin İslamiyet’ten ayrılarak Bolşevik olduklarını ve halifeye karşı isyan ettiklerini[106] devamlı telkin ettiler.

Batılıların ve Komitecilerin tahrikleriyle şartlanmış Ermenilerden uysallık göstermeleri beklenemezdi. Adana’da Türklerin elindeki silahlar tehdit yoluyla toplanıyor, silahlandırılan Ermeniler tarafından her gün birkaç Türk katlediliyor, Ermenilere kurdurulan Tesviye-i Mesalih Komisyonları marifetiyle Türklerin emvaline el konuluyordu.

10 Ocak 1919’da Kahyaoğlu Çıvarında Abdo Ağa’nın Çiftliği’ni basan askeri kıyafetli 15 Ermeni, Abdo Ağa, kızı ve savunmasız 15 işçisini katlettiler.[107] Adana Emniyet Müdür Muavinliği’ne getirilen Kel Parsumoğlu Vahan marifetiyle Ermenilerin yağma ve katletme olaylarını[108] artırmaları üzerine, 19 Şubat’ta toplanan İngiliz-Fransız savaş komitesi Ermeni lejyonlarından bir kısmının[109] dağıtılmasına karar verdi. Adana Valisi Haşim Bey[110] Anadolu dışına sürgüne gönderildi. Adana bağlarında ve mahallelerinde adları tespit edilemeyen Türklerin katlinden sonra 25 Şubat 1919 Salı gecesi sarraf Vanlı Ahmet Efendi’nin Saracan Mahallesi’ndeki evi komşusu Agop ve 15 kadar Ermeni askeri tarafından basıldı. Ahmet Efendi katledildi. Çocuğu dipçikle yaralandı. Boğulmaya çalışılan karısının feryatları üzerine kaçan Ermeniler evden çok sayıda para ve mücevheri gasp ettiler. [111]

Adana 4 Mart’ta bağ evinde katledilen Dellal Ahmet’in[112] haberi ile çalkalandı. Şehrin saygın ailelerine dayak atılmak, ucu telli kırbaçlarla çarmıha germek suretiyle[113] gözdağı veren İngiliz- Fransız askeri yetkililerinin ve Ermeni zulmü nedeniyle Türkler, Ermenilerin semtlerine[114] gidemez oldular.

Kolonel Normand adlı İngiliz subayı, Kara Yusuf çetesini arama bahanesiyle avdan dönen Sislioğlu Ali Ağanın infazını Ermenilere yaptırdı. Kayıkçılar ve çiftliklerdeki Türklerden yakalananlar, çeteye yardım ettikleri iddiasıyla, Karşıyaka ve Kumluk meydanında[115] Ermeniler tarafından kurşuna dizdiriliyordu. Adana’da güzel sesiyle tanınan Dabağoğullarından Ragıp, Kızıl-dağ Yaylası civarında dönüş hazırlıklarını yaparken, Kuzucuoluk Ermenileri tarafından gözleri oyulmak suretiyle şehit edildi. Hafızın iki arkadaşı ise başları kesilerek[116] katledildi. Bremond, çete oldukları suçlamasıyla birçok Müslümanı kurşuna dizdirdi.[117]

Heyet-i Temsiliye Çukurova’da olanlardan haberdardı. Bölgenin milis kuvveti kullanılarak kurtarılması amaçlanmıştı. Bu yönde yayın yapan basında Fransızları tahrik edici ifadeler yer almazken, Ermenilerin yaptıkları mezalim için zaman zaman “vahşet”[118] yakıştırması yapılmıştır.

“Zavallı Adana daha ne kadar katil ellerde kalacaktır” diye yakınılan Adana’da hükümetin acizliği[119] Türk milletine şikayet edildi. Fransızlar Adana Vilayet bütçesine el koymuşlar,[120] silahlandırmaya devam ettikleri Ermenilere her gün sekiz on Türkü[121] kurşuna dizdirmeyi sürdürdüler. Halk can, ırz ve namusundan emin olmadan gün geçirmektedir.[122]

22 Aralık 1919 Pazartesi Adana’nın Eski İstasyon civarındaki Ermeni mahallesinde 14 yaşlarında parçalanarak öldürülmüş bir Türk çocuğunun cesedi bulundu.[123] Gülek Boğazı’nda 3 Türk jandarması da Ermeniler tarafından çok feci şekilde katledilmişti.[124] Fransızlar zulümde Ermenileri aratmıyorlardı. İloğlu Köyü’nü işgal ettikleri sırada İslam halkı bir eve toplanarak, çoluk-çocuk demeden 20 kadar nüfusu katletmişlerdi.[125]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ