DEDE KORKUT KİTABI VE TÜRK TARİH ÖNCESİ

16.02.2018
204
A+
A-
DEDE KORKUT KİTABI VE TÜRK TARİH ÖNCESİ

Prof. Dr. Süleyman ALİYARLI

Dede Korkut kitabında prehistorik (tarih öncesi) çağlara ışık tutabilecek bir sıra bilgiler şimdiye kadar bilim alanında yeterince değerlendirilmemiştir. Bunlardan ikisi: “Kadın Ana” ve “Ana Hakkı” kavramları araştırma konusu olarak incelenecektir.

Kadın ana söylemi Dede Korkut kitabında bir kaç kez “kadınım ana” şeklinde bulunmaktadır.

“Berü gelgil ak sütün emdiğim kadınım ana” ve “Han babamın güyegisi, kadın anamın sevgisi” (1. Boy);

“Kadın ana karşım alub ne bögürürsün” (2. Boy);

“Han babamın güyegisi, kadın anamın sevgisi” ve “Kadın ana, beg baba deyü bozlatdın mı” (4.Boy);

“Beg babamın, kadın anamın yüzün görmeden bu gerdege girersem” (6. Boy).

Görüldüğü gibi, kelimenin okunuşu açık ama malesef son Dede Korkut Bilim Şöleni’nde (Ekim 1998, Konya) boylardaki “Kadın Ana” kelime grubunu “Kavun Ana (?)” şeklinde okumanın lazım geldiğini ısrarla söyleyen bilim adamları ortaya çıktı. Fakat yukarıda geçen “Kadın Ana” deyimi erkek (eş veya koca) tarafından değil, evlat ağzından kullanılmış bulunmaktadır. Oğul veya kız evladın ise ana için “kavunum” deyimini kullanması mantığa aykırı bir durumdur. “Kadın Ana” anlamı, Türk tarihinin ilk çağlarından gelen çok önemli bir gelenekle bağlıdır. “Kadın Ana”, anne için dile getirilen gelişigüzel bir söyleyiş olmayıp, apaçık bir unvandır. “Han”, “Beg” patriarkal (ata erkil) cemiyette ata (baba) için, “kadın” ise anne için, diğerleri tarafından kullanılmış olan unvanlardandır. Bu konu artık 80’li yıllardan beri bilim alanına getirilmiş bulunmaktadır. Fakat eski Türkçedeki “katun” sözünün Türklerde hakan eşi için bir unvan olduğunu belirten araştırmalar Türkoloji alanında önceki yıllardan beri de vardır.[1]

“Katun” kelimesi, bir unvan olarak sadece Dede Korkut kitabında değil, başka eserlerde de kullanılmıştır. Orhun Yazıtları arasında mazmunca en zengini olan Köl Tigin Yazıtı’nda da aynı durumla karşılaşıyoruz. Burada da baba ve ana unvanları birlikte ve birbirinin ardınca kullanılmaktadır: “Kanım kağanık ögim katunıg götürmiş Tengri”, “Ümay teg ögim katun”, “Ögim katun, ulayı öglerim…” vb.

Eski Türk kaynakları sisteminde her iki halde ata ve ana unvanlarının kullanılması göz önüne alındığında, Dede Korkut’ta geçen “Kadın Ana” ve Köl Tegin Yazıtı’nda geçen “Ögim Katun” söz gruplarının biri diğerinin çevirmesi veya aktarma şekli değildir. Galiba önemlisi, her iki halde unvanların eş anlamlı (sinonim), fakat bir nev’i “özgür” olarak kullanılmış olmasıdır. Şunu da belirtelim ki unvanın daha bir belgelenmiş şekli “anası katun”dur. Bu yazılış şekli, 1910 yılında Doğu Türkistan’da S. E. Malov’un bulmuş olduğu 10. yy.’a ait Altun Yaruk metnindedir. Atun Yaruk’ta baba ve ana unvanlarının belgelenmiş olması, yani onların tarihe mal edilmesi önemlidir. Baba için kullanılmış olan unvan çeşitli ve farklıdır, ana unvanı değişmez ve birdir: Baba için üç söz vardır: Han, beg ve hakan; ana unvanı ise yalnız kadın, Katun sözünden ibarettir.

Konu ile ilgilenmiş olan filologlarımızdan biri Eski Türkçe Sözlük (Leningrad, 1969) tertipçilerine dayanarak “kadın” sözünü yalnız hükümdar neslinden olan ana manasına yormak istiyor ve “bu deyimde hiçbir ana erkil devrinden kalma anlayış yoktur” diyor.[2]

En önemlisi eski Türk yazıtlarınca ana, sadece “ögim katun” (Korkut boylarında “kadın ana”) değil, “Umay benzerli”, yüce ve kutsal, Tanrı’ya eşit bir insandır.

Ana Hakkı: Değinmek istediğim bu konu mantıkça önceki konu ile sık bağlılıktadır. Ana Dede Korkut kitabında “Tanrı Hakkı” taşımakta olup hukuk açısından ilişilmez, el sürülmez, hiçbir biçimde eleştirilemez ulu varlıktır. Suç işlemiş olsa bile, hiç kimse üzerine kılıç çekemez.

Ana Hakkı Tanrı Hakkı değilmişse
Kara polad uz kılıcum tartaydım
Gafillice görklü başın keseydim
Alca kanın yeryüzine dökeydim.

Tepegöz konusunda olduğu gibi,[3] tarih bir daha, tekrar büyük bir gerçeği belirlemiş bulunuyor. Dede Korkut kitabı, Türk tarihi ve antik Yunan ve Roma tarihi için tarihsel ve kültürel öneme sahiptir.

Homer’in “Odisseya”sı ve Eshil’in “Oresteya”sında da Dede Korkut kitabında geçen “Ana Hakkı” anlamından söz ediliyor. Bu iki eski Yunan kitabında şöyle bir anlatı geçmektedir: Klitemnestra adlı bir kadın, Truva Savaşı’ndan dönüp gelen eşi Agamemnon’u öldürür, çünkü başka bir erkekle ilişki kurmuştur. Bu ihanet karşısında oğlu Orest annesini aslında öldürmek zorundadır. Fakat her iki Yunan metninde yazıldığı üzere “Ana Hakkı” koruyucuları olarak görev yapan Erinler (Yunan mitolojisinde efsanevi intikam melekleri) Orest’i acımasız bunalımlara uğratmışlardı. Acaba bu kötülüğü onlar niye yapmışlardır? Aynen Dede Korkut kitabında olduğu gibi, annenin öldürülmesinin “hiç bağışlanmayacak’’ bir cinayet sayılması görülmektedir.

Bu konuyuyu ilk araştıran Johan Jakob Bachofen olmuştur. 19. yy. ortalarında Bale (Basel) Üniversitesi Roma Hukuk Kürsüsü’nde uzmanlık yapan Profesör Bachofen, “Das Mutterecht’’ başlığı ile ayrıca bir kitap yayımlanmıştır (Stuttgart, 1861). Kitabın başlığını doğrudan doğruya yani hazır olarak, Eshil’in “Oresteya”sından almıştır. Bachofen, “Ana hakkı” (Das Mutterrecht) teriminin daha eski iki tarihi kaynakta: Dede Korkut Kitabında ve Homer’in poeminde (Odisseya) kullanılmış olduğunun farkında değildi. Fakat ortaya attığı konu günümüze dek yani üzerinden 140 sene geçmesine rağmen, bilimsel önemini kaybetmemiştir. En önemlisi, söz konusu terimi, artık “Ölmekte olan Ana Hukuku’’ cemiyetinin açıklanması yolunda bir anahtar olarak kullanması, Avrasya tarihi karşısında bilimsel bir hizmettir.

Dede Korkut kitabı, Homer ve Eshil eserleri ile birlikte “Ana Hakkı” anlamını günümüze kadar yaşatan, manevi değeri ölçülmez olan üç tarihi kaynaktan biridir.

Dede Korkut kitabında tarih öncesi çağlara uzanıp giden konulardan birisi de Türk Türeyiş Destanı’nın izleridir. Son 15 sene içinde yapılan araştırmalar ile Dede Korkut boylarında soykök (etnogenetik) karakterli bilgilerin bulunduğu açığa kavuşturulmuştur.[4] Baş kahraman Kazan Han’ın dilinden 11. boyda geçen şu söylem pek önemlidir: “Azvay kurt enügi erkeğinde bir köküm var…”

Kitabın ikinci boyunda da kurt kutsal bir varlık olarak geçmektedir. “Kurt yüzi mübarektir’’ diyen Kazan Han kurda şöyle seslenir: Ordumun haberin bilürmisin değil mana/kara başım kurban olsun kurdum sana. Kitapta Oğuz alpının kendi başını kurban vermek istediği, bu ölçüde saygı ve sevgiyle övülen ikinci bir mitolojik varlık bir daha geçmiyor.

Oğuznameler arasında Fazlullah Reşideddin, Yazıcı oğlu Ali ve Ebülgazi Han metinlerinde kurttan türeyişe ait mitolojik görüş ve inançları bakımından kayda değer bilgiler yoktur. Yalnız Uygur Oğuznamesi olarak da bilinen eski metin, Dede Korkut kitabına eşit sayılabilecek durumdadır.

Tipolojik açıdan Dede Korkut boylarında geçen Kazan Han’ın kurda seslenmesi, onunla konuşması konusu, Azeri Türklerinin Aslı ve Kerem Destanı’nda “Koyunları yiyen kurtlar, kurtlar, Aslı’mı gördünüz mü?” ve Rusların İpati yıllığında 1097 yılında vaki olmuş bir savaş tarihinde geçmektedir. Son olarak dile getirilen kaynakta Kıpçak Prensi Bonyak Burçeviç (bu kelime kanımızca eski Rusçada Buricik/Böricik, yani Dede Korkut’un II. boyunda olduğu gibi, “Kurt yavrusu’’ manasında okunmaktadır.) savaştan önce şöyle yapmış: “Gece yarısına doğru Bonyak (ata binip) askerden uzaklaştı ve kurt gibi ulumağa başladı. Bir kurt onun sesine cevap verdi, sonra pek çok kurt uluştu. Böylece Bonyak dönüp Vegler ile savaşta sabahleyin zafer kazanacağını David’e söyledi”.

Kurt gibi ulumak veya kurtlar ile konuşmak motifi de Dede Korkut boylarıyla birlikte M. Kaşgarlı’da (erenler uluşup börleyi), Köroğlu Destanı’nda “sürüsünden kuzu kaptım uludım”; “yeyip kurtlarınla uluştum, dağlar” veya: “aç kurt gibi düşman üste ulurım” ve Rusların İpati salnamesinde belgelenmiş bulunmaktadır.

Halkın etnotarihsel hafızasında Türk türeyiş inancının tarih boyunca yaşaması onun gerçek etnogenezinin araştırılması açısından bilim değeri yüksek olan bir konudur.

Binlerce yıl önce oluşmuş olan Türk türeyiş efsanesi gerek ilk dönemde “Oğuz zamanında” (Korkut kitabında geçen bu tarih, İslam’ın birinci yüzyılına denk gelmektedir), gerekse günümüzde Oğuz kökenli toplulukların etnotarihi hafızasında yaşamış ve yaşamaktadır. Bu toplulukların tarihini İran veya Kafkasİber dünyasına bağlamak için herhangi bir kaynak yok. Zira Oğuzların yarattığı Dedem Korkut kitabı, Oğuznameler ve Orhun yazıtları gibi ana kaynaklarda Kafkasİber mitolojisinden hiçbir kalıntı yok. İran kahramanlık destanlarında “Şahname”nin her sayfasında geçen devlerin ve Simurg kuşunun da, Huşeng, Keyumers, Cemşit, Feridun gibi şahların da isimleri hiçbir hikâyede yok. Eski Oğuzlar ve onlara halef olan günümüz Türkleri ile İran ve Kafkas İber halkları arasında binlerce yıl sürüp gelen tarihi ve kültür ilişkileri bilinmektedir. Fakat burda konu Oğuz Türklerinin hangi tarihi köklerden türemiş olması, bu türeyişte hangi köklerin ağırlıklı ve pek değerli rol oynamasıdır. Bu kökler esatiri Türk tarihindedir.

Z. V. M. Jurminski haklı olarak “Korkut kitabı, Oğuz Destanlarının repertuarını hiç de bütünlükle kapsamamaktadır”[5] der. Jirmunski’ye göre birkaç mevzu 12 boyun dışında kalmıştır. Jurminski ikinci, dördüncü ve on birinci boylarda verilen epik hal tercümelerini, Topkapı Kütüphanelerinde bulunan 65 satırlık Oğuzname’yi örnek olarak almıştır. Öyle ya, alplerden biri için: “Varıban Peygamber’in yüzüni gören, gelübeni Oğuz’da sahabesi olan. Bügdüz Emen” deniliyor. Fakat 12 boydan hiçbirinde böyle bir vak’a yok. Olay olarak hatırlatılsa da boylardan hiçbirinde yer almamış, başka sözle destana mal olmamıştır.

Bu tip olaylardan biri Alp Eren ismini taşıyan bir kahramanla ilgilidir. Bu isim kitapta yalnız bir kez, ikinci boyda geçiyor. Diğer Alpler; Karagüne, Deli Dündar, Kara Budak, Şir Şemseddin, Beğrek ve Yeğnek diğer belli boylarda da görülmektedir. Onların hal tercümesi ayrıca iki boyda geçmektedir. Korkutşinaslar Alp Eren’in kimliği üzerine bir söz söylememişlerdir. Dolayısıyla Alp Eren kitabın bütünü ile bilinmeyen en sırlı kahramanıdır desek, yanılmış olmayız.

Dede Korkut Alp Eren’i ile Topkapı (Yazıcıoğlu Ali Selçukname’si) Oğuznamesi’ndeki (41, 42 ve 43. satırlar) Etil Alp arasında kuşkusuz bir benzeyiş dikkati çekiyor. Her iki pasajı ele aldığımızda benzerlik açıkça götülmektedir.

Kitabı Dede Korkut:

“.ilden çıkup Aygır gözler suyundan at yüzdüren, elliyedi kalanın kilidini alan, Ağ Melik çeşme kızına nikah eden, Sufi Sandal Meliğe kan kusturan, kırk cübbe bürünüp otuzyedi kala beginin mahbup kızların çalup birbir boynın kucan. Elik Koca oğlı Alp Eren.”

Oğuzname:

“Demür Kapı Derbent’in delüp yıkan, toksan tokuz kalanın kilidin alan, Saru Sandal kızına nikah kılan, alımaduk yirlerden harac alan, yaşılmaduk düşmanı yaşan, gök kafir ellerin basan Etlerşe oğlı Edil Alp.”

  1. Her iki kaynakta kahraman bir çok kalenin kilidini almış.
  2. Kalelerin sayısı yüze yakındır: 94 (57+37) ve 99.
  3. Her iki kaynağa göre kahraman yabancı hükümdarlardan birinin kızına “nikah kıyar”. Dikkat edelim, nikah kıyıyor, ancak fiilen evlenmiyor.
  4. Her iki kaynakta söz edilen yabancı hükümdarlardan biri aynı ismi taşımaktadır: Sarı (Sufi) Sandal. Tek bir farkla: Korkut kitabında Sufi Sandal ile savaş oluyor, Ağ Melik adlı başka birisinin kızına “nikah ediyor,” Oğuzname’ye göre ise Sarı Sandalın kızına “nikah kılıyor”.

İlmi metodik açıdan metinlerin birbirine yakınlığı bence çok önemli. V. F. Miller, S. P. Tolstov, I. I. Tolstoy, D. Y. Rayevski gibi bilim adamları böyle bir yakınlıktan faydalanmaya çalışmışlardır.[6] Herodot Tarihi’nin IV. cildinde şöyle rivayet ediliyor: Heraklos (Targitay) bir kaç yere uğrayarak büyük bir bozkıra varır ve yorgunluktan derin bir uykuya dalar. Ayılırken atlarının kaybolduğunu gören kahraman bir yeraltı ayı yuvasına gelir. Burada yarı kadın, yarı yılan görünümünde bir mitik varlık atların kendisinde olduğunu belirtip Heraklos kendisiyle evlenirse atları vereceğini söylüyor. Bu evlilikten üç oğlancık doğuyor: Helonos, Agafirsos, Skutos.

Yukarıda adları geçen tarihçiler, sözü edilen efsane ile Firdevsi’nin Şahnamesi’ndeki diğer bir efsane arasında genetik yakınlık, hatta akrabalık olduğunu söylemektedirler: Rüstem avda uykuya dalmışken Turan erleri onun atı Rehşi çalıp kaçırırlar. Rüstem Semengan’a geliyor; Semergan hükümdarının kızı Tahmine, kendisiyle nikah bağlamak şartı ile atın Rüstem’e verileceğini söyler. Aynı izdivaçtan müşterek oğulları Söhrab dünyaya gelir.

Adlarını zikrettiğimiz tarihçiler, bu benzerlikten hareketle Herodot’ta geçen İskitlerin ve Şahname’de geçen İranlıların bir kökten geldikleri kanısına varmışlardır.[7]

Mamafih konu ile ilgili sorumluluğu İranşünaslara bırakalım. Korkut kitabı ile Oğuzname alıntılarının ise metot açısından daha yakın olduğu kuşkusuzdur.

V. M. Jirmunski’nin yazdığı gibi Dede Korkut kitabı ve Topkapı Oğuznamesi birbirine pek yakın destanlardır. Ancak daha küçük olan Oğuzname, Korkut kitabında olmayan bilgiler içermektedir. Örneğin Deli Domrul, Bekdüz Emen ve Aruz Koca gibilerin kimlikleri bir tek Oğuzname’de mevcuttur.

Peki, böyle olunca Etil Alp kimdir?

Topkapı Oğuznamesi’ne göre “alınmaduk yirlerden harac alan” erdir. Ancak bu metinde aynı sıfat Oğuz Kağan için de söylenmiştir: (kışlaklı) “kanlı kafir illerinden harac alan Oğuz”. İleride bu benzerlik konusuna döneceğiz. Oğuzların epik geleneklerinde bu tip sıfat eşitliği çok değildir. Ama Oğuzname metninde “Türkistan’ın direği, Tulu kuşun yavrusu” sıfatları da Oğuz Kağan’ın kendisi için kullanılmıştır. Buradan anlaşılıyor ki, Etil Alp içtimai seviye açısından epik baş kahramanlar olan Oğuz Kağan, Bayındır han ve Kazan han gibi yüksek bir yerde durur.

“Alınmaduk yirlerden harac alan” betimlemesi Reşideddin Oğuznamesi’nde Oğuz Kağan’la ilgilidir: Oğuz, üç oğlunu (Gün, Yıldız ve Deniz) tokuz bin atlı ile Rum, diğer üç oğlunu (Ay, Gök ve Dağ) ise Frenk üzerine göndermiştir.[8] Frenkler de (Rum adı ile burada Bizans, Frenk adı ile ise Batı Roma nazarda tutulmaktadır) Oğuz ordusu ile karşılaşmaktan çekinerek “kulluk arz etmek” için elçiler gönderir, “vergi vermemiz için şah ne tayin buyurur” derler.[9]

Fakat fethedilmeyen bir devletten haraç alınması yalnız Oğuz Kağan’ın değil, gerçek tarihi şahsiyet olan Atilla’nın (Etil’in) da Avrupa seferlerinden bilinmektedir. Müthiş bir savaştan sonra Atilla, Roma İmparatorluğu’nu, yani tabi olmayan bir devleti, ağır şartlarla barışa zorlar. Roma elçisi Anatolius, bir defalık olarak Atilla’ya 6 bin litre, her yıl ise 2 bin litre altın haraç vermek şartıyla barışı imzalar.[10]

Atilla’nın çağdaşları, sözü edilen olayı kralın başlıca tarihi hizmetlerinden biri sayarlar. 454’te Atilla’nın beklenmedik ölümü üzerine Latin tarihçisi lordanus şöyle yazar: “Tüm Hun aşiretlerinden olan” atlı savaşçılar onun tabutu karşısında ağıt yakıp şöyle dediler: “Ey Hunların ulu başbuğu… Şimdiyedek görülmedik bir kuvvettle İskit ve Cermen illerine sahip çıkan, şehirlerini almakla iki Roma İmparatorluğu’nu korkuya salan bir sen oldun; ve kalan kısmı yağmaya uğratılmasın diye arz edilen iltimaslardan vazgeçerek onlardan yıllık haraç almağa sen rıza gösterdin.”[11]

Kanaatime göre bu bilgi, Atilla henüz toprağa verilmeden haraç konusunun kesin olarak hangi tarihte folklora geçtiğinin belgelendiği, dokümanlaştığı demektir.

Etil Alp’ın 99 (Dede Korkut’ta 94) kaleyi alması konusu, Atilla savaşlarının coğrafyası ile uzlaşmaktadır. Bu Hun hükümdarı, Tuna’dan Lutetia (sonralar Paris) kentine kadar sayısız kaleler yıkıp yakmıştır. Bu listede Constanta, Mark (İllirya), Viminaki (İstr Nehri yöresinde), Odessos (Varna), Frakya Hersonesi, Metz, Strassburg (Argentorate), Speyer (Noviomagus), Worms (Borbetomagus), Mainz (Mogontiacum), Besonçon (Vesontio), Orleans (Aureliani), Trier (Trevorum) ve başka Galliya kentleri yer tutmaktadır.[12]

Galliya’da Katalaun düzlüğünde Vizigotları yenilgiye uğrattıktan sonra Atilla, Roma’ya yönelir ve Akviley şehrini alır. Sözü, savaştan yüzyıl sonra yaşayan tarihçi lordanus’a verelim: “Bunlardan sonra daha da kızmış, Romeylerin kanından gözleri hâlâ doymamış olan Hunlar Venet (Venedik) şehirleri üzerinde cehennem oyunu oynuyorlardı. Onlar Ligurya’nın bir zaman başkenti olan Medialan’ı da yağmaladılar; bu minvalla Titsin şehrini yeryüzünden silerek. nerede ise tüm İtalya’yı imha ettiler”.[13]

“Toksan tokuz” kale konusundan sonra “nikah etme” konusuna gelelim. Roma seferi “Papa Leo’nun kendisinin” (lordanus) barışa gelmesi ile sona ermişti. Fakat kısa süre sonra Roma ile olan münasebetler tekrar bozulur, yukarıda hatırlatılan 451 yılında Galliya Savaşı başlar. İmparator Konstantinus’un kızı Yusta Gratia Honoria bu savaşa sebep olur.

Kızın kardeşi Ill. Valentiniaus onu manastıra atmıştı. Roma sarayını Atilla’nın korkusundan kurtarmak için evli olmayan kız kardeşini kurban vermek amacını gütmüştü. Fakat 32 yaşına girmek üzere olan kız tabii kurban verilsin istemez. Kurtulmak için Honoria 451’de kızlık yüzüğünü lalası ile gizlice Atilla’ya göndererek ona nikah teklifinde bulunur. Teklifi Atilla tarafından kabul edilir. Tehditle Roma’dan “nişanlısını” ve İmparatorluğun batı eyaletlerinin çeyiz olarak kendisine verilmesini talep eder. Fakat nikah işi tutmaz. İmparator kız kardeşini acele doğu başkenti olan Kontantinopol’a getirterek isteğine aykırı olarak evlendirir. Kısa bir süre içerisinde Honoria orada ölür.[14]

“Sıkıntı” haline dönüşen bu nikahın tarihçesi buradan dünyaya yayılır. Yayılma nedenleri şunlar olabilir:

  1. Attilla’nın adı dünya tarihinde derin iz ve birkaç rivayetin ortaya çıkması için gelişme hazırlamıştır. Bu nedenle ölümünden 6 yüzyıl sonra Nibelungen Destanı’nda “barbar” Prens Etzel suretinde yeniden tarihe dönmüş oldu. Avrupa tarihçisi Tyerri şöyle yazıyor: “Atilla’nın adı beşer dehalarının tarihinde İskender (Makedonyalı) ve Sezar’ın adları ile beraber yer tutmaktadır”.[15] Hunoğlu Atilla suretinin en eski çağlardan Türk alplık (kahramanlık) destanlarına mal olduğu anlaşılan bir gelenektir.
  2. Türk boylarının Roma ve Bizans ile uzun süreli siyasal ilişkileri, özellikle Türklerin iki imparatorluk topraklarında yerleşik yaşamı, Atilla anlatılarını onların hafızasında sağlamlaştırmıştır. Yaşamının ilk yedi yılını ve bitimini başkentte geçirmiş olan Honoria’nın acı sonu kentte yaşayan Türk askeri toplumunun gözünden kaçamazdı. Olay üzerinden 100 sene geçtikten sonra (568569) Türk kağanlığından Konstantinopol’a büyük bir elçilik hey’eti gelmişti. Cevap olarak 576’da Bizans’tan Kağanlığa muvafık bir elçi hey’eti yola çıkarılmış, anlaşma sağlamak amacı ile Konstantinopol’da yaşayan 107 yerli Türk, Bizans elçilik heyetine dahil edildi. Eski Oğuzlara gelince, onların hem Atilla ile, hem de Bizans’la ilişkileri vardı. Atilla ile beraber Avrupa seferlerine katılan Onoğuz’lar (Onogur), Hun başbuğunun ölümünden sonra Kafkaslara döndüler. 463’te onlar akrabaları Oğur ve Saragur ile birlikte Bizans’a elçi göndererek direk diplomatik temasa girdiler. Bizans’ta köklü bir Türk kültür merkezi oluşmuştu: Hun kaftanı (Dede Korkut boylarında toy düğün günlerinde “kırmızı kaftan” giyerler), bol “Türk şalvarı”nın yaygınlaşması ve Türkler gibi saç kestirme adeti de Bizans başkentinin zenginleri arasında bir zaman moda olmuştur.[16]

Dede Korkut kitabında Alp Eren ve Topkapı Oğuznamesi’nde Etil Alp bir epik kahraman sayılabilmektedir. Tonga alp Er (Eren) biçiminde eskilerde Etil Alp Er (Eren) adını taşıyan bir destan kahramanı yaşadığı rivayet edilir. Destanlar yazıya geçirildiği zaman bir epik ad ikiye ayrılmış: Etil Alp ve Alp Eren.

İki ad ile iki destan yapısında karşımıza çıkan bu kahramanın epik hal tercümesinde Atilla ve Oğuz Kağan’ın epik tarihlerinin izleri görülür. Oğuz Kağan’ın epik modelinin oluşumunda Hun Hükümdarı Mete ile beraber (M.Ö. 2. yy) Atilla’da yer tutmaktadır. Alp ErenEtil Alp ismi yazılış açısından doğrudan doğruya Atilla (Etil/Edil) adı ile ilgilidir. Tarihsel olarak Atilla’nın ve Oğuz Kağan’ın oğullarından birinin ismi Deniz’dir yani aynıdır. Başka bir ifadeyle Oğuz Kağan da, Alp Eren/Etil Alp da sentetik destan kahramanları olarak karşımıza çıkmaktalar.

Bu yazıda yukarıda sözü edilen konulara değinmekle tekmil bir çalışma sunmak niyetinde değiliz. Buradaki amacımız, Dede Korkut’un tarihçilik problemlerini tümü ile, birer birer ortaya sermek değildir. Niyetimiz sadece bu problemlerin gerçek bilimsel değerini bir dah vurgulamaktı. Dede Kitabımız tarih açısından bir okyanus gibi ama, ne yazık ki, tarihçilerimizin birleştiği bölümlerde onunla ilgilenenler çok az.

Çalışmalarımızdan ortaya çıkan genel sonuç şu: Dede Korkut kitabı, bilim alanına Türk tarih öncesi (prehistoria) gibi yeni bir konu getirmekle, bu konuyu belgelendirebilecek kadar kudretli bir kaynaktır. Belgelenmemiş tarih ise bilimsel nitelik kazanamaz.

Prof. Dr. Süleyman ALİYARLI

Bakü Devlet Üniversitesi / Azerbaycan

Alıntı Kaynağı: Türkler, Cilt: 3 Sayfa: 801-805


Kaynaklar:
♦ Dr. Süleyman Aliyarlı’nın redaktesi ile, “Azerbaycan Tarihi,” Uzak geçmişten 1870 yılına kadar, 1. Cilt. Azerbn neşr, Bakü, 1996, 869 s.
♦ Aliyarov, Süleyman. “Dedem Gorgud” “kitabında Anaxaganlığ tarihinin izleri. Azerbaycan filologiyası meseleleri, 2. Kitap, Elm neşr., Bakü, 1984, s.185198.
♦ Aliyarov, Süleyman. Alp Eren’in epik hal tercümesi üzerine, Sovetskaya Tyurkologiya, 1987, No: 6, s. 1927 (rusça).
♦ Aliyarov, Süleyman. “Korkut Kitabı” TarihiFiloloji Araştırma Problemleri, Sovetskaya Tyurkologiya, 1989, No4, s.6275 (rusça).
♦ Aliyarov, Süleyman. Kurttan Türeyiş Efsanesinin Tarihi Coğrafyasına Dair, Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi, Prof. Dr. Bahaeddin Ögel’e Armağan, İstanbul, 1990, sayı 65, s.8399.
♦ Aliyarov, Süleyman. Kitabı Dedem Korkut kitab olmuş mu?, Prof. Dr. Muharrem Ergin’e Armağan, Ankara, 1991, s.81101.
♦ Aliyarlı, Süleyman. Dede Korkut Kitabı ve Türk Türeyiş Efsanesi, Elm, Azerbn Milli Bilim Akademisi yayını, 2000, 7 Nisan.
♦ Aliyarlı, Süleyman. “Anaxaganlık,” KitabiDedem Gorgud Ensiklopedyası (KDGE), 2. CİLT, Yeni Neşrler Evi, Bakü, 2000, s. 25.
♦ Aliyarlı, Süleyman. “Türeyiş Efsanesi,” KDGE, 2. CİLT, s.308309.
♦ Bernştam, A. N. Oçerk İstorii Gunnov, Leningr., 1951.
♦ Eremeev, D. E. Etnogenez Turok, M., 1971.
♦ Ergin, Muharrem. Dede Korkut Kitabı, cilt 12, TDK yayınları, Ankara, 1997.
♦ Ergin, Muharrem. Orhun Abideleri, 12. baskı, Boğaziçi Basım ve Yayınevi, İstanbul, 1988.
♦ Diez, H. F. Denkwürdigkeiten von Asien in Künsten und Wissenschaften, Berlin, 1815.
♦ Gökyay, Orhan Şaik. Dedem Korkudun Kitabı, İstanbul, 1973.
♦ İordan. O Proishojdenii i deyaniyah Getov, M., 1960.
♦ Jirmunskiy, V. M. Tyurkskiy geroiçeskiy epos, Leningr., 1974.
♦ Oğuz Destanı. Reşideddin Oğuznamesi, Terc. ve tehlili Prof. Dr. Zeki Velidi Togan, İstanbul, 1972.
♦ Ögel, Bahaeddin. Türk Mitolojisi, cilt 12, TTK Yayınları, Ankara, 1998
♦ Pulleyblank, E.C. The Hsiungnu language, Asia Mayor, New ser., London, 1962, vol. 9., pt 2
♦ Rayevskiy, D.S. Model mirg Skifskoy kulturı, M., 1988
♦ Schmiede, H. Achmed. “Kitabı Dedem Korkut” Destanlarının Dresden Nüshası, Türkiye Diyanet Vakfı yayınları, Ankara, 2000
Dipnotlar :
[1] Eski Türkçedeki Katun sözünün hakan eşi için bir unvan olduğu ilk kez E. Pullegblunk yazmış bulunuyor (bkz. E. C. Pulleyblenk: The Hsiungnu Language, Asia Mayor, New Ser., London, 1962, vol. 9, pt. 2). Aynı konudaki bizim ilk araştırmamız (bkz. Süleyman Aliyarov, “Dede Korkut” Kitabında Anahanlık Tarihinin İzleri, Azerbaycan Filologiyası Meseleleri, 2. kitap, Bakü, “Elm” neşr., 1984, s. 185201) yayınlanırken biz, Pullegblank’in adı geçen eseri ile tanışmamıştık. Fakat sonralar mutalli olmak imkanı bulununca yeni bir araştırmada biz adı geçen esere istinad etmiş ve öncülüğünü ayrıca vurgulamış bulunmaktayız (bkz. Süleyman Aliyarov, Kniga Korkuda: Problemi IstorikoFilologiçeskogo Issledovaniya, Sovetskaya Tyurkologiya, Bakü, 1989, 4. sayı, s. 6275, not 2930).
[2] Penah Halilov, Kitabı Dede Gorgudintibah abidesi, Bakü, “Genclik” neşr., 1993, s. 161.
[3] H. F. Von Diez, Denkwürdigkeiten Asien in Künsten und Wissenschaften, Berlin, 1815. Ünlü Almanya bilgini von Diez (1851 yılında, yani 250 yıl önce doğdu) dünya bilim alanında ilk kez Dede Korkut Tepegöz’ü ile Homer “Odisseya”sındaki Polifem’i karşılaştırarak, bu mevzunun Yunanlılara şarktan geçtiğini yazmıştı.
[4] Bkz., Azerbaycan Tarihi, Uzak Geçmişten 1870’li yıllara kadar; Süleyman Aliyarlı’nın redaktesi ile, Bakü, “Azerbaycan” neşr., 1996. ss. 189-203.
[5] V. M. Jurminski, Tyurkskiy geroiçeskiy epos, L., 1974, s. 605.
[6] Bkz. D. S. Rayevskiy. Model’ mira Skifskoy Kul’turı, M., 1985, s. 3738.
[7] Rayevski, yuk. gibi.
[8] Oğuz destanı, Reşideddin Oğuznamesi (Zeki Velidi Togan yayını), İstanbul, 1972, s. 3637.
[9] Aynı yayın, yuk. gibi.
[10] A. N. Bernştam, Oçerk istorii Gunnov, Leningrad, 1951, s. 155.
[11] İordan. O proisxoideni i deyaniyah Getov, M., 1960, s. 117.
[12] Bernştam, a.g.e., s. 154-164.
[13] İordan, s. 110.
[14] Bkz., Iordan, s. 110, 310.
[15] Bkz., Berştam, s. 64, 153.
[16] D. E. Eremeev, Etnogenez Turok, M. 1971, s. 56; S. S. Aliyarov, Kepiçeskoy biografii AlpErena, Sovetskaya Tyurkologiya, 1987, No: 6, s. 23.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.