DEDE KORKUT KİTABI VE TÜRK TARİH ÖNCESİ

DEDE KORKUT KİTABI VE TÜRK TARİH ÖNCESİ

Dede Korkut kitabında prehistorik (tarih öncesi) çağlara ışık tutabilecek bir sıra bilgiler şimdiye kadar bilim alanında yeterince değerlendirilmemiştir. Bunlardan ikisi: “Kadın Ana” ve “Ana Hakkı” kavramları araştırma konusu olarak incelenecektir.

Kadın ana söylemi Dede Korkut kitabında bir kaç kez “kadınım ana” şeklinde bulunmaktadır.

“Berü gelgil ak sütün emdiğim kadınım ana” ve “Han babamın güyegisi, kadın anamın sevgisi” (1. Boy);

“Kadın ana karşım alub ne bögürürsün” (2. Boy);

“Han babamın güyegisi, kadın anamın sevgisi” ve “Kadın ana, beg baba deyü bozlatdın mı” (4.Boy);

“Beg babamın, kadın anamın yüzün görmeden bu gerdege girersem” (6. Boy).

Görüldüğü gibi, kelimenin okunuşu açık ama malesef son Dede Korkut Bilim Şöleni’nde (Ekim 1998, Konya) boylardaki “Kadın Ana” kelime grubunu “Kavun Ana (?)” şeklinde okumanın lazım geldiğini ısrarla söyleyen bilim adamları ortaya çıktı. Fakat yukarıda geçen “Kadın Ana” deyimi erkek (eş veya koca) tarafından değil, evlat ağzından kullanılmış bulunmaktadır. Oğul veya kız evladın ise ana için “kavunum” deyimini kullanması mantığa aykırı bir durumdur. “Kadın Ana” anlamı, Türk tarihinin ilk çağlarından gelen çok önemli bir gelenekle bağlıdır. “Kadın Ana”, anne için dile getirilen gelişigüzel bir söyleyiş olmayıp, apaçık bir unvandır. “Han”, “Beg” patriarkal (ata erkil) cemiyette ata (baba) için, “kadın” ise anne için, diğerleri tarafından kullanılmış olan unvanlardandır. Bu konu artık 80’li yıllardan beri bilim alanına getirilmiş bulunmaktadır. Fakat eski Türkçedeki “katun” sözünün Türklerde hakan eşi için bir unvan olduğunu belirten araştırmalar Türkoloji alanında önceki yıllardan beri de vardır.[1]

“Katun” kelimesi, bir unvan olarak sadece Dede Korkut kitabında değil, başka eserlerde de kullanılmıştır. Orhun Yazıtları arasında mazmunca en zengini olan Köl Tigin Yazıtı’nda da aynı durumla karşılaşıyoruz. Burada da baba ve ana unvanları birlikte ve birbirinin ardınca kullanılmaktadır: “Kanım kağanık ögim katunıg götürmiş Tengri”, “Ümay teg ögim katun”, “Ögim katun, ulayı öglerim…” vb.

Eski Türk kaynakları sisteminde her iki halde ata ve ana unvanlarının kullanılması göz önüne alındığında, Dede Korkut’ta geçen “Kadın Ana” ve Köl Tegin Yazıtı’nda geçen “Ögim Katun” söz gruplarının biri diğerinin çevirmesi veya aktarma şekli değildir. Galiba önemlisi, her iki halde unvanların eş anlamlı (sinonim), fakat bir nev’i “özgür” olarak kullanılmış olmasıdır. Şunu da belirtelim ki unvanın daha bir belgelenmiş şekli “anası katun”dur. Bu yazılış şekli, 1910 yılında Doğu Türkistan’da S. E. Malov’un bulmuş olduğu 10. yy.’a ait Altun Yaruk metnindedir. Atun Yaruk’ta baba ve ana unvanlarının belgelenmiş olması, yani onların tarihe mal edilmesi önemlidir. Baba için kullanılmış olan unvan çeşitli ve farklıdır, ana unvanı değişmez ve birdir: Baba için üç söz vardır: Han, beg ve hakan; ana unvanı ise yalnız kadın, Katun sözünden ibarettir.

Konu ile ilgilenmiş olan filologlarımızdan biri Eski Türkçe Sözlük (Leningrad, 1969) tertipçilerine dayanarak “kadın” sözünü yalnız hükümdar neslinden olan ana manasına yormak istiyor ve “bu deyimde hiçbir ana erkil devrinden kalma anlayış yoktur” diyor.[2]

En önemlisi eski Türk yazıtlarınca ana, sadece “ögim katun” (Korkut boylarında “kadın ana”) değil, “Umay benzerli”, yüce ve kutsal, Tanrı’ya eşit bir insandır.

Ana Hakkı: Değinmek istediğim bu konu mantıkça önceki konu ile sık bağlılıktadır. Ana Dede Korkut kitabında “Tanrı Hakkı” taşımakta olup hukuk açısından ilişilmez, el sürülmez, hiçbir biçimde eleştirilemez ulu varlıktır. Suç işlemiş olsa bile, hiç kimse üzerine kılıç çekemez.

Ana Hakkı Tanrı Hakkı değilmişse
Kara polad uz kılıcum tartaydım
Gafillice görklü başın keseydim
Alca kanın yeryüzine dökeydim.

Tepegöz konusunda olduğu gibi,[3] tarih bir daha, tekrar büyük bir gerçeği belirlemiş bulunuyor. Dede Korkut kitabı, Türk tarihi ve antik Yunan ve Roma tarihi için tarihsel ve kültürel öneme sahiptir.

Homer’in “Odisseya”sı ve Eshil’in “Oresteya”sında da Dede Korkut kitabında geçen “Ana Hakkı” anlamından söz ediliyor. Bu iki eski Yunan kitabında şöyle bir anlatı geçmektedir: Klitemnestra adlı bir kadın, Truva Savaşı’ndan dönüp gelen eşi Agamemnon’u öldürür, çünkü başka bir erkekle ilişki kurmuştur. Bu ihanet karşısında oğlu Orest annesini aslında öldürmek zorundadır. Fakat her iki Yunan metninde yazıldığı üzere “Ana Hakkı” koruyucuları olarak görev yapan Erinler (Yunan mitolojisinde efsanevi intikam melekleri) Orest’i acımasız bunalımlara uğratmışlardı. Acaba bu kötülüğü onlar niye yapmışlardır? Aynen Dede Korkut kitabında olduğu gibi, annenin öldürülmesinin “hiç bağışlanmayacak’’ bir cinayet sayılması görülmektedir.

Bu konuyuyu ilk araştıran Johan Jakob Bachofen olmuştur. 19. yy. ortalarında Bale (Basel) Üniversitesi Roma Hukuk Kürsüsü’nde uzmanlık yapan Profesör Bachofen, “Das Mutterecht’’ başlığı ile ayrıca bir kitap yayımlanmıştır (Stuttgart, 1861). Kitabın başlığını doğrudan doğruya yani hazır olarak, Eshil’in “Oresteya”sından almıştır. Bachofen, “Ana hakkı” (Das Mutterrecht) teriminin daha eski iki tarihi kaynakta: Dede Korkut Kitabında ve Homer’in poeminde (Odisseya) kullanılmış olduğunun farkında değildi. Fakat ortaya attığı konu günümüze dek yani üzerinden 140 sene geçmesine rağmen, bilimsel önemini kaybetmemiştir. En önemlisi, söz konusu terimi, artık “Ölmekte olan Ana Hukuku’’ cemiyetinin açıklanması yolunda bir anahtar olarak kullanması, Avrasya tarihi karşısında bilimsel bir hizmettir.

Dede Korkut kitabı, Homer ve Eshil eserleri ile birlikte “Ana Hakkı” anlamını günümüze kadar yaşatan, manevi değeri ölçülmez olan üç tarihi kaynaktan biridir.

Dede Korkut kitabında tarih öncesi çağlara uzanıp giden konulardan birisi de Türk Türeyiş Destanı’nın izleridir. Son 15 sene içinde yapılan araştırmalar ile Dede Korkut boylarında soykök (etnogenetik) karakterli bilgilerin bulunduğu açığa kavuşturulmuştur.[4] Baş kahraman Kazan Han’ın dilinden 11. boyda geçen şu söylem pek önemlidir: “Azvay kurt enügi erkeğinde bir köküm var…”

Kitabın ikinci boyunda da kurt kutsal bir varlık olarak geçmektedir. “Kurt yüzi mübarektir’’ diyen Kazan Han kurda şöyle seslenir: Ordumun haberin bilürmisin değil mana/kara başım kurban olsun kurdum sana. Kitapta Oğuz alpının kendi başını kurban vermek istediği, bu ölçüde saygı ve sevgiyle övülen ikinci bir mitolojik varlık bir daha geçmiyor.

Oğuznameler arasında Fazlullah Reşideddin, Yazıcı oğlu Ali ve Ebülgazi Han metinlerinde kurttan türeyişe ait mitolojik görüş ve inançları bakımından kayda değer bilgiler yoktur. Yalnız Uygur Oğuznamesi olarak da bilinen eski metin, Dede Korkut kitabına eşit sayılabilecek durumdadır.

Tipolojik açıdan Dede Korkut boylarında geçen Kazan Han’ın kurda seslenmesi, onunla konuşması konusu, Azeri Türklerinin Aslı ve Kerem Destanı’nda “Koyunları yiyen kurtlar, kurtlar, Aslı’mı gördünüz mü?” ve Rusların İpati yıllığında 1097 yılında vaki olmuş bir savaş tarihinde geçmektedir. Son olarak dile getirilen kaynakta Kıpçak Prensi Bonyak Burçeviç (bu kelime kanımızca eski Rusçada Buricik/Böricik, yani Dede Korkut’un II. boyunda olduğu gibi, “Kurt yavrusu’’ manasında okunmaktadır.) savaştan önce şöyle yapmış: “Gece yarısına doğru Bonyak (ata binip) askerden uzaklaştı ve kurt gibi ulumağa başladı. Bir kurt onun sesine cevap verdi, sonra pek çok kurt uluştu. Böylece Bonyak dönüp Vegler ile savaşta sabahleyin zafer kazanacağını David’e söyledi”.

Kurt gibi ulumak veya kurtlar ile konuşmak motifi de Dede Korkut boylarıyla birlikte M. Kaşgarlı’da (erenler uluşup börleyi), Köroğlu Destanı’nda “sürüsünden kuzu kaptım uludım”; “yeyip kurtlarınla uluştum, dağlar” veya: “aç kurt gibi düşman üste ulurım” ve Rusların İpati salnamesinde belgelenmiş bulunmaktadır.

Halkın etnotarihsel hafızasında Türk türeyiş inancının tarih boyunca yaşaması onun gerçek etnogenezinin araştırılması açısından bilim değeri yüksek olan bir konudur.

Binlerce yıl önce oluşmuş olan Türk türeyiş efsanesi gerek ilk dönemde “Oğuz zamanında” (Korkut kitabında geçen bu tarih, İslam’ın birinci yüzyılına denk gelmektedir), gerekse günümüzde Oğuz kökenli toplulukların etnotarihi hafızasında yaşamış ve yaşamaktadır. Bu toplulukların tarihini İran veya Kafkasİber dünyasına bağlamak için herhangi bir kaynak yok. Zira Oğuzların yarattığı Dedem Korkut kitabı, Oğuznameler ve Orhun yazıtları gibi ana kaynaklarda Kafkasİber mitolojisinden hiçbir kalıntı yok. İran kahramanlık destanlarında “Şahname”nin her sayfasında geçen devlerin ve Simurg kuşunun da, Huşeng, Keyumers, Cemşit, Feridun gibi şahların da isimleri hiçbir hikâyede yok. Eski Oğuzlar ve onlara halef olan günümüz Türkleri ile İran ve Kafkas İber halkları arasında binlerce yıl sürüp gelen tarihi ve kültür ilişkileri bilinmektedir. Fakat burda konu Oğuz Türklerinin hangi tarihi köklerden türemiş olması, bu türeyişte hangi köklerin ağırlıklı ve pek değerli rol oynamasıdır. Bu kökler esatiri Türk tarihindedir.

Z. V. M. Jurminski haklı olarak “Korkut kitabı, Oğuz Destanlarının repertuarını hiç de bütünlükle kapsamamaktadır”[5] der. Jirmunski’ye göre birkaç mevzu 12 boyun dışında kalmıştır. Jurminski ikinci, dördüncü ve on birinci boylarda verilen epik hal tercümelerini, Topkapı Kütüphanelerinde bulunan 65 satırlık Oğuzname’yi örnek olarak almıştır. Öyle ya, alplerden biri için: “Varıban Peygamber’in yüzüni gören, gelübeni Oğuz’da sahabesi olan. Bügdüz Emen” deniliyor. Fakat 12 boydan hiçbirinde böyle bir vak’a yok. Olay olarak hatırlatılsa da boylardan hiçbirinde yer almamış, başka sözle destana mal olmamıştır.

Bu tip olaylardan biri Alp Eren ismini taşıyan bir kahramanla ilgilidir. Bu isim kitapta yalnız bir kez, ikinci boyda geçiyor. Diğer Alpler; Karagüne, Deli Dündar, Kara Budak, Şir Şemseddin, Beğrek ve Yeğnek diğer belli boylarda da görülmektedir. Onların hal tercümesi ayrıca iki boyda geçmektedir. Korkutşinaslar Alp Eren’in kimliği üzerine bir söz söylememişlerdir. Dolayısıyla Alp Eren kitabın bütünü ile bilinmeyen en sırlı kahramanıdır desek, yanılmış olmayız.

Dede Korkut Alp Eren’i ile Topkapı (Yazıcıoğlu Ali Selçukname’si) Oğuznamesi’ndeki (41, 42 ve 43. satırlar) Etil Alp arasında kuşkusuz bir benzeyiş dikkati çekiyor. Her iki pasajı ele aldığımızda benzerlik açıkça götülmektedir.

Kitabı Dede Korkut:

“.ilden çıkup Aygır gözler suyundan at yüzdüren, elliyedi kalanın kilidini alan, Ağ Melik çeşme kızına nikah eden, Sufi Sandal Meliğe kan kusturan, kırk cübbe bürünüp otuzyedi kala beginin mahbup kızların çalup birbir boynın kucan. Elik Koca oğlı Alp Eren.”

Oğuzname:

“Demür Kapı Derbent’in delüp yıkan, toksan tokuz kalanın kilidin alan, Saru Sandal kızına nikah kılan, alımaduk yirlerden harac alan, yaşılmaduk düşmanı yaşan, gök kafir ellerin basan Etlerşe oğlı Edil Alp.”

  1. Her iki kaynakta kahraman bir çok kalenin kilidini almış.
  2. Kalelerin sayısı yüze yakındır: 94 (57+37) ve 99.
  3. Her iki kaynağa göre kahraman yabancı hükümdarlardan birinin kızına “nikah kıyar”. Dikkat edelim, nikah kıyıyor, ancak fiilen evlenmiyor.
  4. Her iki kaynakta söz edilen yabancı hükümdarlardan biri aynı ismi taşımaktadır: Sarı (Sufi) Sandal. Tek bir farkla: Korkut kitabında Sufi Sandal ile savaş oluyor, Ağ Melik adlı başka birisinin kızına “nikah ediyor,” Oğuzname’ye göre ise Sarı Sandalın kızına “nikah kılıyor”.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ