DANİŞMENDLİLERDE KÜLTÜR VE SANAT

DANİŞMENDLİLERDE KÜLTÜR VE SANAT

Danişmendlilerin kültür ve tarihleri siyasî, tarihlerinden daha fazla karanlık içindedir. Şimdiye kadar sadece siyasî tarihleri yapılan bazı araştırmalarla ortaya konulmaya çalışılmasına rağmen, onların kültür tarihleri ve izledikleri politikalar ile ilgili bir çalışma yapılmış değildir. Bunun en önemli nedeni de kaynak yetersizliğinden dolayıdır. Burada Danişmendlilerin Anadolu’da izledikleri kültürel politikalar ve devlet teşkilatı ile ilgili bir çerçeve çizilecektir.

I. Danişmendlilerin Kültürel Politikaları

A. Danişmendlilerin Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslâmlaşmasındaki Rolü

Malazgirt Zaferi’nden sonra Anadolu’da ilk kurulan devletlerden birisi olan Danişmendlilerin (1071-1178) Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslâmlaşmasında çok önemli rolleri ve hizmetleri vardır.[1] Yaklaşık bir asır tarih sahnesinde kalan Danişmendliler, takip ettikleri askerî, siyâsî ve özellikle kültürel politikalarla Anadolu Türk tarihinde önemli bir yere sahip olmuşlardır.

Devletin yıkılışından sonra bile, uzun asırlar Anadolu’da onlardan kalan kültürel geleneğin Anadolu Selçukluları ve Osmanlılar döneminde devam etmiştir. Bu durum Danişmendliler Dönemi’ndeki kültürel mirasın ne kadar etkili ve kalıcı olduğunu göstermektedir.

Onların izledikleri genel politikaları Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslamlaşmasını gerçekleştirecek şekilde plânlanmış olduğu fark edilmektedir. Bu kültürel politikanın temel esaslarını şöylece belirlemek mümkündür:

Bunlardan birincisi askerî ve siyasî fetihlerdir. Bu yolla bazı yöreler fethedilerek devlet kurulmuş; bir yandan bu fethedilen yerlerdeki şehir, kasaba ve köylere Türkmenler iskân edilirken, diğer yandan da yeni yerleşim yerleri kurularak, iskân işlemi plânlı bir şekilde gerçekleştirilmiştir. Böylece Türkleşme faaliyetlerinin alt yapısı oluşturulmuş oluyordu.

İkincisi de, imar faaliyetleridir. Danişmendlilerin ele geçirdikleri yerlere camiler, tekke ve zaviyeler, imaretler vs. gibi dinî ve sosyal kurumlar inşa edilmiştir. Bu kurumlar sayesinde, İslâmlaşma faaliyetlerinin alt yapısı hazırlanmış ve daha sistemli bir şekilde gerçekleştirilmesi düşünülmüştür. Bu kurumlardan özellikle tekke ve zaviyeler, mutasavvıf, şeyh, derviş, alp erenler (Horasan erenleri) tarafından bir merkez olarak kullanılmak suretiyle, Anadolu’nun İslâmlaşması sağlanmıştır.

Üçüncüsü ise bilimsel faaliyetlerdir. Özellikle Anadolu’nun ilk bilimsel kurumları olan medreselerin Danişmendliler tarafından kurulmasıyla[2] buralardan çok sayıda bilim adamı yetişmiştir. Devletin kurucusu Danişmend Gazi’nin bilimsel çalışmalara çok önem vermesi ve bilim adamlarını himaye etmesi nedeniyle[3] Anadolu muhitinde ilk bilimsel faaliyetler Danişmend İli’nde başlamış[4] ve ilk bilimsel eserler yine bu bölgede yazılmıştır.[5] Bunun sonucunda ilmî ve kültürel seviye yükselmiş, ayrıca bir takım medenî ve dünyevî ihtiyaçlar karşılanmıştır.

İzlenen bütün bu politikalar sonucu Danişmendlilerin hakim olduğu Orta Anadolu Bölgesi (Danişmend İli) belli bir kültürel karakter kazanmış ve Anadolu’da ilk defa Türkleşen ve İslâmlaşan bölge olmuştur.[6]

B. Danişmend İli’ndeki Kültürel Yapılanma

“Danişmend İli” denilen Orta Anadolu’nun, Anadolu Türk tarihinde ayrı bir yeri vardır. Çünkü bu bölge, Malazgirt Zaferi’nden hemen sonra Anadolu’da kurulan ilk Türk devleti olan Danişmendlilerin kuruluş sahasıdır. Bundan dolayı, Malazgirt Zaferi sonrası ilk Türkleşme ve İslâmlaşma hareketi de Danişmend İli’nde başlamıştır. Ayrıca Danişmendlilerin takip ettikleri kültürel politikalar bu bölgede ayrı bir kültürel alt yapının oluşmasını sağlamıştır.

Danişmendliler, gazilerden oluşan ve gazilik ülküsüne bağlılık geleneğini ön plâna alan bir gaza devleti şeklinde ortaya çıkmıştı.[7] Onların bu gazilik mefkûresine bağlı olarak Anadolu’da cihad ve gazalarda bulundukları görülmektedir.

Danişmendlilerin, gazilik yanında Türk kültürüne ve Türkmencilik ülküsüne de büyük önem verdiği müşahede olunmaktadır. Onlar bu ülküyü kendi ülkelerinde de hakim kılmaya çalışmışlardır.[8] C. Cahen,[9] Anadolu Selçuklularının İran kültürünün etkisinde kalmalarına rağmen Danişmendlilerin kültürel yapısının kesinlikle bunlara benzemediğini ve tamamen farklı olduğunu ifade etmek suretiyle buna işaret etmiştir.

C. Anadolu’da İlk İlmî Faaliyetlerin Başlatılması

Anadolu’da ilmî faaliyetlerin ne zaman, kimler tarafından ve nasıl başladığı ile ilgili bir takım görüşler öne sürülmüşse de,[10] aslında Anadolu’daki ilk ilmî faaliyetlerin Danişmendliler tarafından, Danişmend İli’nde başlatıldığı anlaşılmaktadır. Bunun da başlıca nedeni, Danişmendli hükümdarların kültürel alt yapılarının kuvvetli olmasından kaynaklanmaktadır. Nitekim, Danişmend Ali Taylu ve oğlu Danişmend Gazi bilge kişiliği olan şahsiyetlerdi. Bu özelliklerinden dolayı onlara “danişmend” unvanı verilmiş ve gene bu yüzden kurdukları devlete de “Danişmendiye” Devleti denmiştir. Yukarıda belirtildiği gibi, Anadolu’da ilk medreseler XII. yüzyılın ilk yarısında, Danişmendli ülkesinde ve Danişmendliler tarafından kurulmuştur.[11]

  1. İlk Eser Telifi

Anadolu’da ilk ilmî faaliyetler meselesiyle beraber, burada te’lif edilen ilk eser konusu da gündeme gelmektedir. Şu andaki bilgilerimize göre Anadolu’da te’lif edilen ilk eser İbnü’l-Kemal İlyas b. Ahmed’in Keşfu’l-akabe adlı eseridir.[12] Bu eser, Kayseri Şehir Muhafızı olan İbnü’l-Kemal İlyas b. Ahmed tarafından, Malazgirt Zaferi’nden (464/1071) 25 yıl sonra Danişmend İli sınırları içindeki Kayseri’de te’lif edilmiş ve Danişmend Gazi’ye (ö. 498/1105) sunulmuştur. Böylece “sanıldığı gibi Anadolu’da ilmî ve edebî eserlerin, XII. asrın ikinci yarısında değil XI. asrın sonlarında” Danişmend ülkesinde ve onların himayesinde yazılmaya başladığı ortaya çıkmaktadır.[13]

  1. İlk Türkçe Eser Telifi

Bilindiği gibi Anadolu Selçukluları zamanında resmî dil Farsça idi. Bu nedenle Anadolu’da te’lif edilen eserlerin çoğunluğu Farsça olarak kaleme alınmıştır. Ayrıca Anadolu’da Arapça eserler de yazılmıştır. Ancak burada Türkçe eser yazma geleneğinin ne zaman, nerede ve kimler tarafından başlatıldığı konusunda farklı görüşler öne sürülmüştür.[14]

Araştırmalar göstermiştir ki, Anadolu’da bilinen ilk Türkçe eser Hakim Bereket’in kaleme aldığı Tuhfe-i Mübarizî[15] adlı tıp ilmine dair eserdir.[16] Hakim Bereket, bu eserinin önsözünde bildirdiğine göre, eserini önce Lubabü’n-nuhab adıyla Arapça olarak kaleme almış, bilahare Tuhfe-i Mübarizî adıyla Farsçaya çevirerek Emir Mübarizüddin Halifet Gazi’ye sunmuştur. Halîfet Gazi’nin bu eserini çok beğendiğini ve bu eserin Türkçe olması halinde çok daha değerli olacağını ifade etmesi üzerine, onu Türkçeye çevirdiğini ifade etmektedir.

Bilim adamlarını Türkçe eser yazmaya teşvik eden Halîfet Gazi, Danişmendlilerin yıkılışından sonra Anadolu Selçuklularının hizmetine giren Danişmendli emirlerinden idi. Anadolu Selçuklu Sultanı I. İzzüddin Keykâvus’un Sinop fethine katılmış (1214) ve Kuzey Sahilleri Komutanlığı’na atanmıştır. I. Alâüddin Keykubad Dönemi’nde ise Amasya valiliğine atanmış ve sultanın Gürcistan seferinde şehit olmuştur.[17]

Sonuç olarak Anadolu’da Türkçe eser yazma geleneği XIII. yüzyılın ikinci yarısında değil, bu yüzyılın başından itibaren Amasya’da (Danişmend İli’nde) ve Danişmendlilerin soyundan gelen Emir Mübarizüddin Halîfet Gazi tarafından başlatılmıştır.

  1. Felsefe ve Pozitif İlimlere (Tıp-Astronomi) Önem Verilmesi

Yukarıda Anadolu’da ilk ilmî faaliyetlerin Danişmend İli’nde ve Danişmendliler tarafından başlatıldığı ifade edilmişti. Bu amaçla Danişmendliler ülkesinde bir taraftan Anadolu’nun ilk medreseleri kurulurken, diğer taraftan da değişik yerlerden Anadolu’ya bir çok ilim ve fikir adamı celb edilmiş ve bunların ilmî faaliyetlerde bulunmalarına imkân sağlanmıştır.

Danişmend İli’ndeki bu ilmî faaliyetlerde belli başlı bir takım özellikler göze çarpmaktadır. Bu cümleden olarak felsefe, tıp ve astronomi gibi pozitif bilimlere büyük ilgi duyulduğu dikkat çekmektedir. “Selçuklular zamanında (Anadolu’da) teşekkül eden Türk-İslâm medeniyetinin ilk bir buçuk asrında felsefe ve pozitif ilimlere büyük bir ilgi duyulduğu dikkati çekmektedir. Bunun da en önemli sebebi, Anadolu’da kurulan ilk Türk devletleri yöneticilerinin ilim ve fikir adamlarını bu alana yönlendirmeleri ve müsbet ilimlerle mücehhez ilim adamlarını himaye edip, onların çalışmalarına imkân vermeleridir”.[18]

Harezm kültür muhitinden gelen Danişmend Ali Taylu, oğlu Danişmend Gazi’yi de aynen kendisi gibi Harezm ilmî geleneği ile yetiştirmiş olmalıdır. Danişmend Gazi’nin icraatları, babasından aldığı bu kültürel geleneğe göre hareket ettiğini göstermektedir. Bunun sonucunda İbnü’l-Kemal İlyas b. Ahmed tarafından Danişmend Gazi’ye hey’et (astronomi) ilmine dair olan Keşfu’l-akabe adlı eser sunulmuştur.[19] İbnü’l-Kemal, bu eserinde Danişmend Gazi’nin astronomi ve felsefeye ilgi duyduğunu belirterek: “O yüce zatı iltizam edenler çoğunlukla fazıl ve filozoflar (Hükema) dır. Dünyanın her yanından bilge kişiler o hazrete yöneldiler. Her biri ilmini yayması nisbetinde itibar görüp, o hazretin cömertlik denizinden paylarını aldılar”[20] demektedir. Bu ifadeden, Danişmend Gazi’nin Anadolu’da gerçekleştirdiği ilmî faaliyetlerin mahiyeti anlaşılmaktadır.

  1. Dinî İlimlerle İlgili Çalışmalar

Bilindiği gibi Anadolu’da Türkleşme ve İslâmlaşma hareketi, Malazgirt Zaferi’nden sonra ve Danişmendliler tarafından Danişmend İli’nde başlatılmıştı. Ancak buradaki İslâmlaşma hareketi daha ziyade tekke ve zaviyeler kullanılarak avama yönelik basit dinî bilgilerin öğretilmesi şeklinde olmalıdır. Çünkü daha çok göçebe, konar-göçer durumda olan Türkmenler dinî bilgi ve ihtiyaçlarını eren kişileri dinleyerek, örnek alarak karşılamaktaydılar. Yerleşik hayata geçtikten sonra okumaya ve te’lifata dayalı dinî bilgilerin, geniş halk kitlelerine sunulması hareketi kendini göstermektedir. Nitekim bu durumu XII. yüzyılın sonlarında Anadolu’ya gelen Ömer b. Muhammed b. Ali’nin: “Diyar-ı Rum’a (Anadolu) geldim. İnsanların astronomiye rağbet ettiklerini fakat dinî ilimlerden bîhaber olduklarını gördüm”[21] ifadesi açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

Harezm kültür muhitinden olanların aklı ön plâna alan Mutezile Mezhebi’nin etkisiyle daha ziyade pozitif bilimlere önem verdikleri görülmektedir. Yukarıda Danişmend Gazi’nin Harezm ilmî geleneği ile yetiştiği ifade edilmişti. Nitekim Keşfu’l-akabe’de[22] “ehl-i’ukûl” olan ilim ve fikir adamlarının Danişmend Gazi’nin himayesine girdikleri ve bu ilim adamlarının çalışmalarına imkân verildiği anlaşılmaktadır. Ömer b. Muhammed b. Ali’nin yukarıdaki ifadesi de bunu teyit etmektedir.

Bütün bunlar göz önüne alındığında Anadolu’da pozitif bilimlere ait eserlerin telifi daha erken dönemlerde başlamıştır. Ancak aradan belli bir süre geçtikten sonra dinî eserler yazacak ilim adamlarının yetişmesiyle dinî ilimlerle ilgili eserler de yazılmaya başlanmıştır. Öyleyse, Anadolu’da dinî eserler yazma geleneğinin bilimsel eserler yazma geleneğinden daha sonra ortaya çıktığı sonucuna ulaşılmaktadır.

D. Melhemecilik (Menkabecilik-Mitolojik) Geleneği

Danişmend İli’ndeki kültürel yapılanmanın özelliklerinden birisi de bu bölgede melhemecilik geleneğinin yaygın olmasıdır. Menkabecilik, destan kültüründen gelen insanların vazgeçemeyeceği bir bilgilenme yoludur. Bu gelenek ile, dinî kahramanlar efsaneleşmektedir. Böylece bu dinî kahramanlara duyulan sevgi muhabbet zihinlere yerleştirilmeye çalışılmaktadır. Dinî şahsiyetler etrafında bir menkabe halesi oluşturulmuş ve onlar destanî-efsanevî bir kişiliğe dönüştürülmüş olmaktadır. Bu menkıbecilik geleneğinin Danişmend İli’nde bir kültürel anlayış, duyuş ve düşünüş şekline geldiği görülmektedir.


ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al