TÜRK TARİHİ ARAŞTIRMALARI

CUMHURİYET DÖNEMİ KÜLTÜREL MİRASLARIMIZDAN 23 NİSAN ÇOCUK BAYRAMI

İffet ASLAN Gazeteci-Yazar

Kültürel miraslarımıza sahip çıkabilmenin temel koşulu, toplum olarak bunların bilincinde olmaktır. Bu yazının amacı, 23 Nisan Çocuk Bayramımızın tarihinden kaynaklanan değerini öğrenmek fırsatını bulamamış olanlara tanıtmak, bulmuş olanlara da yarınlara ilişkin olanaklarını anımsatmaktır. Bu olanakların en önemlilerinden biri, 23 Nisan’ın Dünya Çocuk Günü kabul edilmesi ve Türkiye’nin dışında da uluslararası düzeyde bizim çocuk bayramımız gibi kutlanmasıdır. Tüm ülkelerin hayrına olacağı ve her taraftaki çocuklara keyif vereceği kuşkusuz bu gelişme, gönül ister ki Türkiye’nin tüm dünya çocuklarına üç bin yıla ayak basma armağanı olsun. Bunun gerçekleşebilmesi için, ilgililerin hemen şimdi, 2000 Çocuk Bayramını yönetme yorgunluğunu üzerlerinden atar atmaz çalışmaya başlamaları, halkın desteğini de yanlarına almaları gerekir. Şimdiye kadar bu konuda yapılan çalışmaların ve 23 Nisan Çocuk Bayramımızın öyküsünü etraflıca öğrenen vatandaşlarımızın desteklerini esirgemeyecekleri inancındayım.

Dünyanın ilk ve bugüne değin resmen kutlanan tek çocuk bayramı olan Türk Çocuk Bayramı, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açıldığı 23 Nisan 1920’de, Atatürk’ün ülkesini ve ulusunu emperyalizmin saldırısından kurtarmak için başlattığı savaşın gerektirdiği özverilerin ürünü olarak doğmuştur. O gün yapılan törende, çocuklara en önde yer verilmiştir. Bu çocukların büyük çoğunluğu, uzun savaş yılları sırasında babalarını kaybetmiş; Atatürk’ün Çanakkale Savaşları sırasında düşmanı püskürtülebilmek için “Size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum” diyebildiği babaların yetim çocuklarıdır. Atatürk’ün kendine emanet edilmiş gözü ile baktığı ve büyüyüp yetiştiklerinde ‘En büyük eserim’ dediği, Cumhuriyeti kendilerine emanet edeceği çocuklar… Halkın, 19 Mayıs törenlerinde, gençlik olarak yeniden bağrına basacağı çocuklar.

1921 tarihli bir yasa ile kurulan Himaye-i Etfal’in, bugünkü adı ile Çocuk Esirgeme Kurumu’nun, kuruluş yasasının, Büyük Millet Meclisince kabul edilen ilk yasalar arasında olması rastlantı değil; o dönem yöneticileri kadar, millet vekillerinin de, kamuoyunun da, çocuklara ilişkin umurlarının çok yüksek olduğunun göstergesidir. Nitekim, hemen ertesi yıldan başlayarak 23 Nisanlar bu kurumun öncülüğünde, tüm ülke düzeyinde hep çocuk bayramı olarak kutlanmıştır.

İlk kuşak Cumhuriyet çocukları, bizler, bu kutlamaların coşkusu içinde büyüdük. Omuzlarımızda, okullarımızın sağladığı Çocuk Esirgeme Kurumu kumbaraları ile bir kız bir erkek, ikişer ikişer yollara çıktığımızda, ellerimizdeki rozetleri yakalarına takmak için yaklaştığımız yetişkinler önümüzde adeta kuyruk oluşturur, umut ve iftihar dolu bakışları ile bizleri sanki okşarlardı. Törenlere hakim olan sevgi idi, gurur idi. Şaşaa değildi. Çocuk Esirgeme Kurumu, bu tören için sahiplerinin sunduğu her türlü araca doldurduğu çocukları, kentlerin sokaklarında gezdirirken, yol boylarına dizilen halkın gözlerindeki sevgiyi, gururu, ancak şimdi yorumlayabiliyorum.

İki dünya savaşı arasındaki yıllarda, hükümetlerin ilerideki seçimleri düşünerek her fırsatta sağladıkları hizmetleri yüksek sesle sayarak sahip oldukları halk desteğini koruma çalışmaları, öteki iktidar adaylarının ise, halkın gözüne girebilmek için daha yüksek sesle yapılanların hiç birinin yeterli olmadığını haykırmaları âdeti henüz birçok ülkede yoktu. Hele hükümetleri gözden düşürmek için kendinde devleti yerden yere vurma hakkını gören hiç kimse yoktu. Bu huzur içinde, Türkiye Cumhuriyetinde her 23 Nisan Çocuk Bayramı’nda çocukların görünümünün, daha da gelişip güzelleştiğini izleyen bütün halkın göğsünü kabartıyor ve çocuklara yarınların umudu olarak baktıklarını söyleyen devlet adamları ile bir cihat coşkusuyla çalışan öğretmenlere olan güvenleri tazeleniyor ve dolayısı ile de kendi geleceklerine olan güvenlerinin artması sağlanıyordu.

Öğretmenler, çeşitli bayram kutlama etkinlikleri geliştirmişti. Örneğin bir iki gün önceden hem çevreyi bayrama hazırlamak hem de çocuklara bu yörelerin sahibi oldukları duygusunu aşılamak için, onları yakınlardaki meydanları, anıtları ve halkın gezi ve dinlenme alanları gibi yerleri temizleyip, oraları çiçeklerle donatıp süslemeye çıkarırlardı. Çocuklar, bu uğraş sırasında, halktan çok sıcak ilgi görüyor, hatta etraftaki esnaf, kendilerine şeker, lokum, helva, boza veya şerbet (o yıllarda İstanbul’daki tatlıcı dükkânlarında bile, musluklu büyük cam kaplar içinde rengârenk sergilenen, çeşitli meyve sularından yapılan nefis şerbetler satılıyordu) gibi ikramlarda bulunuyordu. Ayrıca, okullar o gün öğleden sonra yahut ertesi gün için düzenledikleri izlencelerde, müsamerelere ve sergilere yer verir, çocukların yıl boyu edindikleri becerileri ana babalarına ve halka gösterip başarılarını ödüllendirirlerdi. Ayrıca, o gün, kamu ulaşım araçları çocukları gidecekleri yere bedava taşır, tiyatrolar ve kimi sinemalar kapılarını çocuklara bedava açardı. Devlet örgütünün yöredeki temsilcileri de, o gün çocukları makamlarında kabul eder ve aralarından birini kendi yerlerine oturtarak, bir gün o yerlerin sahibi olmaya özenmelerini sağlardı.

23 Nisan Çocuk Bayramı’nın Dünyanın İlk ve Resmen Kutlanan Tek Çocuk Bayramı Olduğu Nasıl Ortaya Çıktı?

1979 uluslararası çocuk yılı idi. UNICEF’in başkanlığında tüm gelişmiş ülkelerin katılımı ile 1977 ortalarından 1979 sonuna kadar Cenevre’de yapılan, önceleri hazırlık, sonra etkinliklerin yönlendirilmesi ve değerlendirilmeleri toplantılarının ilkinde, herkesin ayrı ayrı cevaplandırmaları istenilen, ‘yılın amacı ne olmalıdır? Bu amaç nasıl gerçekleştirilebilir?’ soruları karşısında, yaşadığım çocuk bayramlarının anılarına dayanan görüşümü dile getirerek, ‘Yetişkinlerin dikkatini çocuğun önemi üzerine çekmek ve çocukların yarınlardaki sorumluluklarına daha iyi hazırlanabilmelerine yardımcı olmak, olmalıdır;’ dedim. Bu amaca ulaşma yolu olarak da, Türkiye’deki 23 Nisan Çocuk Bayramları’nı anlattım. Sözlerimin gördüğü ilgi şaşırtıcıydı. Soruların ardı arkası kesilmiyordu. Sonunda, toplantıya katılan ülkelerin hiç birinde bir çocuk bayramı olmadığı ortaya çıktı.

Bunun üzerine, Ankara’ya döndüğümde, özellikle Büyük Millet Meclisi’ndeki gazete koleksiyonlarından yararlanarak ve o yayınlarda adı geçenlerden hâlâ hayatta olanları bulup görüşerek, çocuk bayramının tarihçesini araştırmaya koyuldum. Gördüm ki, çocuk bayramı kutlamalarını başlatıp o günlere getiren Çocuk Esirgeme Kurumu idi. Ayrıca 1921’de kurulan Çocuk Esirgeme Kurumu 2. Dünya Savaşı sırasında ana babaları yitirildiğinden Avrupa’da ortada kalmış birçok çocuğa sahip çıkılabilmesi için, 1946’da Birleşmiş Milletler’in bir yan kuruluşu olarak kurulan UNICEF’in prototipi idi.

Edindiğim bilgileri bir yandan Tarih Kurumu’nda sunduğum bir bildiride derleyerek belgelerken, öte yandan da, Atatürk’ün yetişkinlerin sürgit dikkatlerinin çocukların önemine çekilebilmesi için Türk çocuklarına armağan ettiği bu bayramı, o sırada hâlâ hemen her yerde iş başında bulunan ilk kuşak Cumhuriyet çocukları olarak bizlerin de, artık ortada 2. Dünya Savaşı yoksulu ana babasız Avrupalı çocuk kalmadığı için, Birleşmiş Milletler tarafından dağıtılacağına, dünya çocuklarının sorunlarına çözüm aramaya yönlendirilmesi kararlaştırılan UNICEF’in, yeni kimliğinin tanıtılması için düzenlenen 1979 Uluslararası Çocuk Yılı vesilesi ile, bu bayramı dünya çocuklarına armağan edebileceğimizi düşündüm. 17 Nisan 1978 günü, o dönemin cumhurbaşkanının eşi, Sayın Emel Korutürk’ün onursal başkanlığında, devlet örgütünün Ankara’daki en üst düzey temsilcilerinin hemen hemen hepsinin katılması ile yapılan ilk, ‘1979 Uluslararası Çocuk Yılı Türkiye Millî Komitesi’ toplantısında, ‘Dünyanın ilk ve resmen kutlanan, tek çocuk bayramı 23 Nisan’ın tarihçesini anlattıktan sonra, uluslararası kuruluşlarca birçok ilke tanınan hak uyarınca, 23 Nisan gününün de ‘Dünya Çocuk Günü’ kabul edilerek bu bayramın evrenselleştirilmesini önerdim.

Öneri, salondakilerin büyük coşkusu ile karşılandı. Uygulamada ilk destek TRT’den geldi. Hemen o yıl bağlı olduğu Uluslararası Radyo/Televizyon Birliği üyelerine çağrıda bulunarak çocuk bayramını kutlama izlencelerinin altı ülkenin katılımı ile uluslararası nitelik kazanmasını sağladı. TRT’nin 1979’da düzenlediği etkinliklere pek çok ülke katılmakla kalmadı, Türkiye de çocuklara bayram olarak armağan edilen günün, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılış günü olmasının içerdiği derin anlam uyarınca, Türkiye’nin bütün illerinden gelen çocukların da katılması ile dünyanın ilk çocuk parlamentosunun da Ankara’da toplanmasına vesile oldu.

Başka çevrelerin de çocuk bayramımızın evrenselleşmesine yönelik çalışmaları oldu. Örneğin UNESCO Türkiye Milli Komitesi’nin o sıradaki başkanı Profesör Bedrettin Tuncer ve üyesi Rauf İnan 1979’da UNESCO katındaki girişimleri sonucu 23 Nisan’ın her ülkede Dünya Çocuk Günü olarak kutlanması için tavsiye kararı alındığını bildirdiler.

Ancak, çok geçmeden, önerinin UNlCEF’i tedirgin ettiği görüldü. 17 Nisan 1978 toplantısından sonra, o sırada UNICEF Türkiye temsilcisi olan Donald W. Shields bana “nice zamandır kendilerinin de aynı gayenin peşinde olduklarını bildiren” bir mektup gönderdi. Eklediği belgelerden UNICEF merkezinin, örgütün temsilciliklerine mektuplar göndererek bürolarının bulunduğu ülkelerde bir çocuk günü kutlanmıyor ise, UNICEF-hükümet işbirliğinin her yıl halka duyurulabilmesi için yerel olarak uygun bir günün bu işe ayrılmasını istediği, gelen cevaplardan da, o tarihe kadar, hiç bir ülkede bir çocuk bayramı kutlama geleneğinin bulunmadığı anlaşılıyordu. Böylece, 1979 Uluslararası Çocuk Yılı çalışmaları için gelişmiş ülkeler temsilcilerinin Cenevre’de yaptıkları toplantılar gibi New York’da toplantılar yapan gelişmekte olan ülkelerin hiç birinde de, bir çocuk bayramı geleneği olmadığını öğrenmiş olduk. Oysa bizde, 1920’lerin başından beri 23 Nisanların çocuk bayramı olarak kutlandığını belirten sayısız belge vardı. 1924 tarihli, üzerinde ‘Bu gün Çocuk Bayramı’ yazılı posta pulu bile bulunmaktaydı. Biz ayrıca, Uluslararası Çocuk Yılı vesilesi ile, ülkenin 1920’lere kıyasla genişlemiş olan olanaklarından yararlanarak, geleneksel çocuk bayramını kutlama etkinliklerimizi, özlerine dokunmadan, günün ihtiyaçlarına daha iyi cevap verir şekilde geliştirmiş ve buna göre sergilediğimiz etkinliklerin ‘yetişkinlerin dikkatinin çocuğun önemine çekilmesi ve çocukların yarınki sorumluluklarına daha iyi hazırlanması’ amacına hizmet açısından, o yıl dünyanın öteki ülkelerinin tümünde düzenlenen etkinliklerden, çok daha üstün olduğu görülmüştü. Ek olarak, bunların uluslararası düzeyde gerçekleştirilmesinin dünya çocukları arasında sevgi bağları ve barış ağları oluşmasına nice yaradığı da ortaya dökülmüştü. Ama, Donald W.Shields’in önerimizi desteklemek niyeti yine de yoktu.

Çocuğa hizmet götürmek aracı olarak UNICEF merkezince saptanan yoksul ülkelerde aşı kampanyaları ve temiz içme suyu sağlanması gibi çalışmaların yanı sıra aile plânlanması adı altında pazarlanacak nüfus artışının frenlenmesi politikalarının yürütülmesi, gelişmiş ülkelerde ise, bu eylemler için parasal destek toplamak amacını güden değişik etkinlikler düzenlenmesi politikasının dışına hiçbir gerekçe ile çıkılmaması görüşünün o yıl, etkinliğin tüm yöneticileri ve denetçileri çevrelerinde ağır bastığı görülüyordu. Nitekim uluslararası çocuk yılı vesilesi ile UNICEF merkezinin Türkiye’ye sağladığı tek destek, aile plânlamasına ilişkin bir filmin yapım masraflarının karşılanması oldu.

1979 Uluslararası Çocuk Yılından Sonraki Gelişmeler:

Başta TRT olmak üzere, Milli Eğitim Bakanlığı, Çocuk Esirgeme Kurumu ve çok sayıda derneğin katkıları ile, her şeye rağmen, Türkiye’de çok başarılı geçen 1979 Uluslararası Çocuk Yılı sona ererken, bu vesile ile çocuğa hizmet götürmek duygusuna sahip gönüllülerin katılımı ile oluşmuş bulunan yurt düzeyindeki örgütün dağılmaması ve başlatılmış olan geliştirilmiş kutlama etkinliklerinin nitelik kaybetmeden sürdürülebilmesi, ayrıca da, 23 Nisan Çocuk Bayramı’nın dünya çocuklarına kazandırılması çalışmalarının devam edebilmesi için, bu bayrama işlevlerinin tümüyle sahip çıkacak bir kuruluşun oluşturulması gereği duyulmuş ve ‘Çocuk Esenliği Vakfı’ adında bir vakıf kurulması için girişimlerde bulunulmuştur. Çünkü Cumhuriyet Dönemi kültürel miraslarımızdan çocuk bayramı bu işlevleri dolayısıyla çok önemlidir. Çünkü,

  1. Yarınlarımız olan çocuklarımızın önemine yetişkinlerin dikkatinin her yıl yeniden yoğun olarak çekilmesine yarar.
  2. Tüm ilgililerin, tüm kamu ve sivil toplum örgütlerinin dolan dönem boyunca çocuğa götürdükleri ve doğan dönem boyunca götürmeyi planladıkları hizmetleri açıklamaya; böylece geçmişte üstlendikleri yükümlülüklerin hesabını kamuya vermeye ve geleceğe ilişkin vaatlerini duyurmaya vesile teşkil eder.
  3. Tüm çocuklara hiç değilse bu bayram boyuncu çocukluklarını doyasıya yaşama fırsatını sağlar.
  4. Çocukların, yarınlardaki sorumluluklara daha iyi hazırlanmalarını öngören kimi uygulamaların gerçekleştirilmesine yarar.

Bu bayramın dünya çocuklarına kazandırılmasının hem dünya hem de bizim için önemi ise, beşinci maddede açıklamıştır.

  1. Dünyanın ilk ve hâlâ resmen kutlanan tek çocuk bayramı olan 23 Nisan Çocuk Bayramı’nın dünya çocuklarına kazandırılması halinde ‘Yurtta barış dünyada barış’ ilkesinin tüm dünya çocuklarına sürekli aşılanmasının yolu açılacak, dolayısı ile de, Atatürk’ün vasiyeti çağdaş uygarlığa yetişip katkıda bulunmamız ülküsü doğrultusunda bir adım atılmış olacaktır.

Öngörülen vakfın, silahlı kuvvetler vakıfları niteliğinde olması, yani millet ile devletin, sivil toplum örgütünü oluşturacak gönüllüler ile örneğin Milli Eğitim Bakanlığı’nın işbirliğinin sağlanması düşünüldüğünden, senedinin hazırlanması konusunda yardımları için başvurulan, o günün, Genel Kurmay Başkanlığı, Hukuk Dairesi Başkanı Sayın General Muzaffer Başkaynak’ın içtenlikli ilgisi sonucu, 1980 yazı ortalarında bu da sağlanmış, ancak, 12 Eylül olayı öngörülen kurucular ile teması engellemiştir.

Daha sonra Muzaffer Başkaynak, Millî Güvenlik Kurulu Başkanı Sayın Kenan Evren’in baş hukuk danışmanı olarak ‘Eğitim Vakfı’ adını verdiği bir vakıf kurmuştur.

Yurdun her yerinde ülkenin yarınları açısından eğitimin öneminin bilincinde olan bir çok hayırsever vatandaşın hâlâ okul yaptırıp bu vakfa, yada doğrudan Milli Eğitim Bakanlığı’na bağışladığı görülmektedir. Halk arasında böyle bir hevesin yaygınlaştırılması hiç kuşkusuz, hizmettir. Ancak, ufku çok sınırlı tutulmuş olan bu vakıf, 23 Nisan Çocuk Bayramı’nın işlevlerine sahip çıkamadığı gibi, çocuk esenliğine daha ayrıntılı bir şekilde hizmet iddiası da yoktur. Çocuk Esirgeme Kurumu ise, zamanla sadece muhtaç çocuklar ile ilgilenen bir kuruluş hâline dönüşmüştür. Dolayısı ile önerdiğimiz ‘Çocuk Esenliği Vakfı’ gibi bir kuruluşa yine de çok büyük ihtiyaç olduğu ortadadır. Aradan geçen 22 yıl içinde meydana gelen gelişmeler de bunu doğrulamaktadır. Zira, hâlâ belirtilen işlevlere topluca sahip çıkan bir sivil toplum kuruluşu olmadığı gibi, cumhuriyet dönemi kültürel miraslarımızın en önemlilerinden biri 23 Nisan Çocuk Bayramımız da hâlâ sahipsizdir. Bu yüzden bu bayramımızın giderek yozlaşması, hatta unutulması tehlikesi bile vardır.

12 Eylül ile gündeme gelen, Türkiye’deki resmî tatil günlerinin azaltılması eğilimi uygulanmaya konulurken, 23 Nisan Çocuk Bayramı’nın da resmî tatil olmaktan çıkarıldığı görülmüştür. Ama, Sayın Kenan Evren’in bu bayramın önemine dikkatinin çekilmesi sonucu, bu hatadan dönülmekle kalınmamış, Millî Egemenlik Günü kabul edilen 23 Nisan’ın, öteden beri olduğu gibi, çocuk bayramı olarak kutlanacağı ilk kez bir yasada yer almıştır.

12 Eylül olayı süresini doldurup Türkiye Büyük Millet Meclisi 1985’te yeniden çalışmaya başladığında, ilk açılışının 65. yıl dönümünü kutlama hazırlıklarını yürüten ‘TBMM Kültür, Sanat ve Yayın Kurulu’nun izlencesine, gelenekselleşmiş çocuk bayramını kutlama törenlerimizin, bir yandan, 1979 Uluslararası Çocuk Yılı vesilesi ile geliştirilen ve hazırlık yılı 1978’den başlayarak 1979 ve 1980 yıllarında uygulanan biçimde her yıl tekrarlanmasında rehber olarak kullanılması, öte yandan da, 23 Nisan’ın Dünya Çocuk Günü kabul edilmesi önerimizin gerekçesinin, tüm ilgililere duyurulması amacı ile, bir çocuk kitabı olarak, ama ‘kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla’ ilkesi uyarınca hazırlanan, ‘23 Nisan Çocuk Bayramı’na Çağrı’ adındaki kitapçığın ve kimi yabancı dillere yapılan çevirilerinin alınması sağlanmıştır.

Ancak, TRT 1978’de başlattığı şenliği devam ettirmiştir ama, çocuk bayramı bu kitapçıkta anlatıldığı gibi bir daha hiç kutlanamamıştır. Hatta, uluslararası çocuk yılı çalışmaları sırasında kazandığı ivmenin yaşatılması şöyle dursun, TRT’nin televizyondan yayınladığı şenliğin gölgesinde kalan yurt düzeyindeki geleneksel etkinliklerin giderek sanki solduğu, sanki söndüğü görülmüştür. Bu TRT’nin suçu değildir. Milli Eğitim Bakanlığı’nın ve Çocuk Esirgeme Kurumu’nun ve kimi yerel ilgililerin, merkezi bir güdüm odağının yokluğunda, TRT’nin düzenlediği şenlik yayınlarının görkemi yüzünden rehavete sürüklenip, bayramın bu yayınların izlenmesi ile kutlanmış olacağı düşüncesine kendilerini kaptırmaları buna yol açmış olabilir. Oysa, çocuk bayramımızın yozlaşmaması, sözde kalmaması, bir cümbüş gösterisinden ibaret hâle düşmemesi için, önlenmesi gereken tehlikelerin başında, gerçekte, çocukları bayramın etken unsurları olmaktan çıkarıp edilgen hâle indirgeyen, çocuğu bayramı bizzat yaşamaktan yoksun bırakan, dolayısı ile de, kökü 1920’lere dayanan geleneksel çocuk bayramı etkinliklerimizin temel amacına ters düşen, bu tür gelişmeler gelir. Bunların önlenmesi de ancak önerdiğimiz “Çocuk Esenliği Vakfı” gibi, bayramın bütün işlevlerine sahip çıkacak bir sivil toplum kuruluşun oluşturulması ile mümkündür.

Öte yandan, bu kitapçığın Sayın Mürşide İçmeli’nin resimleri ile, hazırlanıp Türkçe ve İngilizce olarak 23 Nisan 1986’ya yetiştirilen 2. baskısı New York’taki Atatürk İlkokulu’na ulaştırıldığında başlayan girişimler sonucu, 1987’de, 23 Nisan’ı izleyen ilk Pazar günü, (ABD gelenekleri uyarınca, iş günü kaybı olmasın diye, bu tür kutlamalar hep en yakın Pazar günleri yapılmaktadır) Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda, uluslararası düzeyde, Dünya Çocuk Günü kutlanmaya başlamış; hatta daha sonraki yıllarda BM’lere üye bazı başka ülkelerin ve ABD’deki kimi eyaletlerin bayramı benimseyip kutladıkları görülmüştür. Bu gelişmelerin gerçekleşmesinde büyük payı olduğu anlaşılan, UNICEF’in artık hayatta olmayan o sıradaki başkanı ve daha önce bir kaç yıl görevli olarak Türkiye’de bulunmuş olan James Grant, Dünya Çocuk Günü çalışmaları ile ilgilenecek gelen kuşaklarca da, hiç kuşkusuz, saygı ile anılacaktır.

Ancak, şimdi tüm ayrıntıları ile ortaya çıktığı üzere, Birleşmiş Milletler’deki uygulama yanlış bir temele oturtulduğundan Türkiye’den kaynaklanan bir eylem olduğu, Türk çocuklarının dünya çocuklarına kazandırmak istedikleri bir bayram olduğu açıkça, hatta vurgulanarak belirtileceğine, büyük olasılıkla, buna şiddetle karşı çıkan kimi UNICEF alt yöneticilerinin baskısı sonucu bir Türk çocuğunun yazdığı bir sınıf ödevinde dile getirdiği Dünya Çocuk Günü’ne ilişkin özlemine sahip çıkan bir Türk hanımı ve eşinin, (büyük olasılıkla oyuna getirildiklerinin ayırdına dahi varmadan) kendi adlarına kütüğe kaydettirdikleri (World Children’s Day Nonprofit Organization) ‘Dünya Çocuk Günü Kâr Gütmeyen Ortaklık Kuruluşu’nun eylemiymiş gibi tanıtılması, ama bu vasıfta bir eylemin masraflarının sürgit Türkiye tarafından karşılanmasının olanaksız olması yüzünden-1994’te bıçak ile kesilir gibi son bulmuştur.

Oysa, önerdiğimiz ‘Çocuk Esenliği Vakfı’ vaktinde kurulmuş ve bayramın dünya çocuklarına kazandırılması önerisi sivil toplum kuruluşu niteliğindeki böyle bir vakfın öncülüğünde Birleşmiş Milletlere götürülmüş olsaydı, UNICEF belki resmi mazereti olan, Birleşmiş Milletlere üye ülkelerden birini kayırıyormuş durumuna düşmek korkusunu yenip, bayramın evrenselleşmesini destekleme konusunda onca çekingen davranmazdı.

Resmî mazeretin dayandırıldığı nokta, 23 Nisan’ın Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılış günü olması, dolayısı ile de, kutlamaların sadece millî bir zafere mal edilmesi gayretidir. Çünkü, böylece, Donald W. Shields’in dile getirdiği gibi ‘Dünya sizin bir millî zafer gününüzü niye kutlasın?’ mantığı yürütülerek, o günün çocuklara bayram olarak armağan edilmesinin derin anlamını, insanlığın uygarlık yürüyüşünde gerçekleştirilen yeni bir basamağı oluşturduğunu, görmezlikten gelmek mümkün olmaktadır. Batı, kendisi ile özleştirdiği çevrelerin dışında gördüğü toplulukların uygarlığa katkısını kabul etmekte, cömert değildir, çok zorlanır. UNICEF’in tutumu herhalde batının bu temel direnci ile ilgilidir. Küsüp kabuğumuza çekileceğimize, ya da batının kendini beğenmişliği karşısında yenilgiyi kabul edeceğimize, nicedir, ‘yurtta barış, dünyada barış’ bayrağını açmış bir millet olarak batının bu zaafını yenmesine yardımcı olmamız gerekir, kanısındayım. Dünyada ilk kez çocuklara bayram olarak armağan edilen günün, Türkiye parlamentosunun açıldığı gün olmasının, bu bayramın evrenselleştirilmesine ters düşen bir yanı yoktur.Zira dünya kamu oyunca evrenselleştirilmeye layık görülen her bilincine varılmış değer, bir olay ile ilgilendirilerek kutlana gelmiştir. Örneğin, ilk grevin yer aldığı 1 Mayıs tarihi, işçi haklarının aranması bilincinin canlı tutulması çalışmalarına vesiledir. ‘Cennet anaların ayakları altındadır’ özdeyişine sahip olacak kadar ana değerinin bilincinde bir milletin çocukları olan bizler bile, bu duygumuzu, ilk kez bir ‘anneler günü’ kutlanması önerisini dile getiren Amerikalı hatunun annesinin öldüğü gün sergilemeyi benimsemiş bulunuyoruz. Geleneğin örnekleri çoğaltılabilir.

Şu hâlde, batıda, gerçekte sadece ‘parasını sağladığım kamu hizmetlerinin hesabını sormak hakkımdır’ ilkesini savunan kimi çevrelerin, yani vergi yükümlülerinin, bastırması sonucu ilk kez İngiltere’de oluşan parlamentonun; bizde ise, kuruluşunda bile ‘egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ ilkesini temsil eden, dolayısı ile bilincine varılmış ve gelecekte varılacak olan tüm insan haklarının kaynağı ve güvencesi kabul edilen bir kurumun açıldığı günün bayram olarak çocuklara armağan edilmesinin derin anlamı, gelen kuşaklar insan haklarına sahip olarak doğsun ve büyüsün dileği göz ardı edilerek, sırf o kurum Türk parlamentosu olduğu için bu bayramın dünya çocuklarına kazandırılmasına karşı çıkmanın savunulur yanı olabilir mi.? Hem de eylemin kendisinin, bayram etkinliklerinin, olumluluğu teslim edilmiş olduğu hâlde. Zira başka türlü Dünya Çocuk Günü’nün Birleşmiş Milletler’in gündemine alınması bile söz konusu olamazdı.Birleşmiş Milletler genel kurulunda başlatılmış olan kutlamalar sürdürülememiş ise, hiç bir değirmen taşıma su ile döndürülememiş olduğundan sürdürülemediği, artık açıkça görülmektedir. Yine de, Birleşmiş Milletler genel kurulunda 7 yıl boyunca kutlanan ‘Dünya Çocuk Günü’nden’ geriye bir şeyler kaldığı söylenebilir. Örneğin, New York eyaletinde, çocukları çalışma hayatına özendirme ilkesi uyarınca, belediye tarafından 23 Nisan günü veya bir gün sonrası ya da bir gün öncesi (Take Your Children To Work) ‘Çocuklarınızı İş Yerinize Getirin’ uygulamasına ayrıldığından, okullar da o gün tatil edilmektedir (ABD’de kamu okullarının sahibi belediyelerdir). Yetişkinlerin dikkatinin çocuğun önemine çekilmesi açısından bu uygulamanın bile yararı yadsınamaz olmakla beraber, ne çocuğun yarınki sorumluluklarına daha iyi hazırlanması bakımından, ne de, bizim çocuk bayramlarımızın işlevlerinden biri olan her çocuğun anıları arasında çocukluğunu doyasıya yaşadığı günler olarak, hiç değilse çocuk bayramlarının bulunması açısından yeterlidir. Demek ki çocuk bayramımızı dünya çocuklarına kazandırma çabamızı ilk iki girişimimizde sonuç alamamış olmamıza rağmen sürdürmeliyiz. Nitekim, NewYork’ta bile bu fikirde olan bazı örgütlerimizin bulunduğu anlaşılmaktadır. Empire State Building’in tepesindeki, her gün önemli bir olayın anısına saygı gösterisi olarak, o olay ile ilgili renklerde ışıklandırılan bölümün, New York’taki kimi Türk kadın derneklerinin gayreti sonucu, geçen 23 Nisan gecesi boyunca, Türk bayrağının renkleri, kırmızı-beyaz olarak ışıldaması sağlanmıştır. Daha doyurucu başarılar sağlamanın koşulu ise, hiç kuşkusuz, bu cumhuriyet dönemi kültürel mirasımız, 23 Nisan Çocuk Bayramımızı, yurt içinde nasıl değerlendirdiğimize, ne ölçüde temel işlevlerini gerçekleştirerek kutlamayı sürdürdüğümüze bağlıdır.

TBMM 1985’te yeniden açıldığında TRT yenilenen bir coşku ile çocuk bayramını uluslararası düzeyde kutlamağa önem vermiş ve bütün zorlukları göğüsleyerek düzenlediği uluslararası çocuk şenliğini bu yıl 22. yaşına ulaştırmayı başarmıştır. TRT sağladığı devamlılık dolayısı ile hem hepimizin içtenlikli kutlamalarına layık, hem de bütün vatandaşlar için övünç kaynağı bir kurum olduğunu bu vesile ile bir daha sergilemiştir. TRT’nin Çocuk Bayramı dolayısı ile düzenlediği çocuk şenliğine ilişkin hiç mi kusuru olmamıştır? Bir önemlisini, tekrar edilmemesine özen gösterilmesi dileğiyle, hemen belirteyim: Düzenlenen şenliğin giderek, Türk çocuklarının, belki bir iki halk oyunları takımı dışında, etkinlikleri yalnız izleyebildikleri, hem de çoğunlukla ancak televizyondan izleyebildikleri, yabancı çocuklar ağırlıklı bir cümbüşe dönüştüğü görülmüştür. Hatta, kimi yıllar, yabancı çocuklara ev sahipliği yapan, onları evlerinde ağırlayan Ankaralı çocukların bile, etkinliklere katılmaları sağlanamamıştır. Bunun, Türk çocukları açısından burukluklara, yabancı çocuklar açısından da misafir oldukları eve ısınamamaları duygusuna yol açması doğaldır. Bu da ancak düzenlenen etkinliğin amacına hizmet değil, amacını baltalamak olarak değerlendirilebilir.

Bu tür hatalara düşülmesinin bir sebebi de hiç kuşkusuz, düzenlenen etkinliklerin masraflarını mümkün olduğunca kısmak zorunluluğu olmuştur. Uzun zamandır bu sorunun baskısı altında çalışan TRT’nin birkaç yıldan beri sağlanan çözüm ile, Koç Firması’nın düzenlenen şenliğin parasal destekleyicisi (sponsoru) olmayı üstlenmesi ile, ferahlamış olması gerekir. Bu çok yerinde bir gelişmedir.

Ancak, asıl çözümlenmesi gereken sorun TRT’nin izlencelerinden biri için para sıkıntısı çekmesine çare bulunması değil, 23 Nisan çocuk bayramımızın sahipsizlikten kurtarılmasıdır. Çünkü, tekrarlayacak olursak, uzun yıllar büyük başarılar ile çocuk bayramının başını çeken Çocuk Esirgeme Kurumu’nun uğraş alanın çoktandır muhtaç çocuklar ile sınırlandırılmış olması, öte yandan çocuk esenliğine her açıdan hizmet etmek olan bir sivil toplum kuruluşunun hâlâ oluşturulamamış bulunması yüzünden, ortada çocuk bayramının bir bütün olarak sorumluluğunu taşıyan bir kuruluş yoktur. Görünen, değişik ve birbirlerinden kopuk kuruluşların çocuk bayramına kendilerince katkıda bulunmaya çalıştıklarıdır. Sayıları da artma eğilimindedir. Bu duruma ivedilikle son verilmez ise, korkarım, çocuk bayramımızı dünya çocuklarına kazandıralım derken, cumhuriyeti kuran kuşakların hayranlık uyandıran bir ileri görüş ile geliştirdikleri, günümüz evrensel çocuk haklarının ilkelerini kapsayan işlevleri yansıtan bayram etkinliklerinin, giderek ihmal edilip unutulduğunu, hatta çarpıtılıp yozlaştığını görebiliriz. Dahası, bunların kimilerini sonradan dışarıdan ithal eder duruma bile düşebiliriz. Özbeöz bir Türk kurumu olan, Fatih Sultan Mehmet yadigarı, kapalı çarşıyı şimdilerde ‘galerya’ adı altında ithal etmiyor muyuz? Dikkat etmez isek ayni şey çocuk bayramımızın da başına gelebilir. Böyle bir ihtimalin kokusu şimdiden alınabilmektedir. Örneğin; yukarıda sözünü ettiğim, ‘Dünya Çocuk Günü Kâr Gütmeyen Ortaklık Kuruluşu’ İstanbul’da bir şube bile açmış. Ama bu davranışı dolayısı ile yalnız bu kuruluşun yerilmesi hak severlik olmaz. TRT bile yıllarca, çocuk hakları bildirgesinin kabul edildiği günü, ikimi yayınlarında Dünya Çocuk Günü olarak tanıtıp kutladı. Çünkü, kültür emperyalizminin sinsi saldırıları karşısında pek çoğumuz boş bulunabilmekteyiz. Kültür miraslarımızı bu tür tehlikelere karşı korumanın tek yolu, tarihleri ve değerleri konusunda geniş halk kitlelerini bilinçlendirmektir. Bu yazının amacı da budur.

Çocuk Bayramımızı Yarınlara Taşımak ve Dünya Çocuklarına Kazandırmak İçin:

Tekrarlayalım: Her şeyden önce değerinin yaygın olarak bilinmesi lâzım, görüşündeyim. Bunca ayrıntıyı 22 yıldır bu konu ile araştırmacı olarak ilgilenen bir kimse sıfatı ile bunun sağlanmasına katkıda bulunmak için yazdım. Umarım meslektaşlarım arasında dava ile ilgilenen olur da, sorunun geniş kitlelere duyurulması ve kitlelerin davayı desteklemesi sağlanır.

Buna ilişkin çalışmaları çocuk bayramımızın sahipsizlikten kurtarılması izlemelidir. Bu konuda benim önerim, yirmi küsur yıl önce olduğu gibi yine, kuruluş senediyle çocuk bayramının bütün işlevlerini üstlenecek bir vakfın, çocuk esenliğine hizmet edecek bir vakfın bir an önce kurulmasıdır. Çocuk bayramımızın tüm ülkede bütün işlevlerini yansıtan bir şekilde kutlanması ancak bu takdirde süreklilik kazanabilir.

Ayrıca, Birleşmiş Milletlere çocuk bayramımızın dünya çocuklarına kazandırılması için yeniden bir karar tasarısı sunulacak ise, bunun bir sivil toplum örgütünün çalışmalarına dayanılarak yapılması öngörüldüğüne göre, bu fırsatı 2000 yılı genel kurulu sırasında kullanabilmemiz için de, böyle bir vakfın bir an önce kurulması gerekmektedir.

Üzerinde durulması gereken bir başka konu da, çocuk bayramımızın dünya çocuklarına kazandırılmasının bizim için öneminin doğru kıvranılmasıdır.

Çocuk bayramımız bu ivmeyi, uluslararası çocuk yılı vesilesi ile kendi gizilgücünün bir tezahürü olarak kazanmıştır. Öteki ülkelerin hemen hepsi, değişik ülkelerden çağrılı erişkinlerin gelip sorunu tartıştıkları, bir anlamda, ‘ahkâm kestikleri’ toplantılar düzenlerken, biz çocukları çağırdık, onları hem kendi bağrımıza bastık, hem birbirleri ile kaynaştırdık; gönüllerine sevgi ve barış tohumları serptik. Bu uygulamayı 22 yıldır sürdürüyoruz: Çünkü biz sahip olduğumuz ve doğruluğuna iyiliğine, güzelliğine inandığımız her şeyi çevremizle paylaşmasını bilen, paylaşmasını seven, bir milletin çocuklarıyız.

Bu tutumumuz aynı zamanda Atatürk Türkiye’sinin temel ilkesi ”Yurtta barış, dünyada barış’ın gerçekleştirilmesi doğrultusunda bir davranıştır.

UNICEF’in çocuğa hizmet konusunda öncelik tanıdığı aşılama kampanyaları, yoksul çevrelerin temiz suya kavuşturulması, hatta ailelerin bakabilecekleri kadar çocuğa sahip olmaları konusunda eğitilmeleri gibi eylemler, önemlidir elbette, ama 3. bin yılın eşiğinde, örneğin Azerbaycanlıların, eski Yugoslavya halklarının ve Çeçenlerin başına gelenler, ‘yurtta barış, dünyada barış’ sağlanmasına yarayacak eylemlerin, daha az önemli olmadığını göstermektedir. Dolayısı ile, dünyanın ilk çocuk bayramı 23 Nisan’ın, er geç, Birleşmiş Milletler öncülüğünde ‘Dünya Çocuk Günü’ kabul edileceğinden ve bizde geliştirilmiş törenler ile, kimisinin kökü yirminci yüzyılın başlarına dayanan etkinlikler ile kutlanacağından, kuşku duymamız gerekmez. Yeter ki, hakkımızı; uygarlığa katkıda bulunmak hakkımızı, aramasını bilelim. Bunun koşulu da bu Cumhuriyet dönemi kültürel mirasımızın değerini anlayıp, gereken savaşımı yürütebilecek bir sivil toplum örgütünün oluşturulmasını sağlamak ve çocuk bayramımızın giderek ‘23 Nisan Çocuk Bayramına Çağrı’ adındaki kitapçıkta anlatılan etkinlikler ile ve ülkedeki her çocuğun katılımını sağlayacak şekilde yaygınlaştırılarak gerçekleştirilmesidir. Çünkü, başarının bir koşulu da, önce kendi çocuklarımıza sağladığımız hizmet ile dünyaya örnek olabilmemizdir. UNICEF dahil, dostun düşmanın, belki sadece kendi uygarlıklarının dışından kaynaklanan bir öneri olduğu için, zaptedemedikleri tedirginliklerini yenip, Çocuk Bayramımızın çocuk esenliğine katkısı bakımından değerini teslim etmelerinin koşulu da budur.

Cumhuriyet çocukları, bu konuda başarı sağlamayı. başarı sağlanıncaya kadar çabalarını sürdürmeyi Atatürk’e borçludur. Unutulmamalıdır ki, Atatürk, Cumhuriyet kuşaklarına kazandırdıklarının karşılığında, kendilerinden yalnız bir tek şey istemiştir: Yetişip dünya uygarlığına katkıda bulunabilecek düzeye erişmelerini.

Çocuk bayramımızı dünya çocuklarına kazandırmak bu fırsatlardan biridir. Ola ki ilkidir.

İffet ASLAN Gazeteci-Yazar

(G.Ü. Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Merkezi olarak, dünyada ilk ve tek çocuk bayramı olan 23 Nisan Çocuk Bayramı ile ilgili, İffet Aslan’ın yapmış olduğu çalışmayı yayımlıyoruz)

Kaynak: Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Velî Araştırma Dergisi Sayı 13 (2000)

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ