ÇAĞATAY HANLIĞI

ÇAĞATAY HANLIĞI

Kebek Han (1319-1326)

Ağabeyi İsen-Buka Han’ın 1319 yılının ilk aylarında ölümü esnasında Kebek, Yasavur ile uğraşmakta idi. Nihayet onu perişan ederek İlhanlı ülkesine kaçmaya mecbur ettiği sırada Han’ın öldüğü haberini alarak Çağatay Hanlığı makamına gelecektir. Mu’iniddin Natanzi’nin ifadesine göre, Yasavur Müslüman idi ve hacca gittiği sırada orada bir fedai tarafından katledilmişti.[70] Böylelikle Kebek Han, Yasavur meselesinden kurtulmuş oluyordu. Kebek Han ağabeyi Künçük Han ve İsen- Buka Hanların zamanından beri şahsiyeti ile dirayet ve kumandanlık vasıfları ile temayüz etmişti. Çağataylılar tarihinde Kebek Han’ın önemi ilk defa adına para darbettiren hükümdar oluşudur. Çünkü o tarihe kadar kağanlık adına darbedilen anonim paralar mevcut idi. Yani Çağatay Hanlığı’nın resmen istiklali Kebek Han ile başlamıştır.[71] Kebek Han’ın bastırmış olduğu paralar o kadar meşhur olmuştur ki, Ruslarda para karşılığı kullanılan Kapik kelimesinin Kebekî’den (Kebek’in bastırdığı para) geldiği ifade edilir. Çağatay Han zamanında hanlık ordasının adı bilindiği üzere Uluğ-Ev adını taşımaktaydı. Uluğ-Ev’in olduğu yer de başkent sayılırdı. Kebek Han ise Saray manasına gelen Karşı adındaki hanlık makamını Kaşga-Derya havzasında yaptıracaktır. Burdan da anlaşılıyor ki Hanlığ’ın merkezi eski Nahşep yeni adıyla Karşı çevresine taşınmıştır. Kebek Han zamanı Çağataylıların huzura ve kudrete kavuştuğu dönem sayılmalıdır. Namına darbettirdiği paraların sonuncuları Semerkant 725 tarihini taşıyan gümüş sikkelerdir. Halefi İlçigiday Han’ın ilk parası 726 tarihini taşıdığına göre Kebek Han’ın hanlığının sonu 1326 yılının ilk aylarına kadar uzamaktadır.[72] İlçigiday Han, ağabeylerinden sonra 1326 yılı içinde hanlık yapmış, yalnız kaynaklardan anlaşıldığına göre bu kurultayın yapılacağı zamana kadar devam etmiştir. 726 yaz aylarında yapılan Toy’da Tarmaşirin Han, hanlık makamına getirilecektir. İlçigiday Han’ın namına darbettirdiği Ordu-yı Pazar 726 tarihli para dışında parası olmadığına göre bu hanlık takriben beş altı ay kadar sürmüştür.[73]

Alaeddin Tarmaşirin Han (1326-1335)

1326 yılında hanlık makamına gelen Tarmaşirin Han’ın ilk parası da 726 tarihini taşımaktadır.[74] Çağatay hanları içinde Mübarek-Şah ve Barak Han’dan sonra gelen üçüncü Müslüman handır. Onun zamanında zaten Müslüman Türk kitlesinin bulunduğu Türkistan coğrafyasında hanedanın mensupları da istisnaları bir tarafa bırakılacak olacak olursa İslâmiyet’e girmişlerdir. Alaeddin Tarmaşirin Han 1329 yılında yaptığı sefer ile güneyde hakimiyetini Delhi Sultanlığı hudutlarına ulaştırmıştı.[75] İbn Batuta’nın nakline göre Tarmaşirin Han, islâmiyeti kabul ettikten sonra Alaeddin adını almıştır. Tarmaşirin Han dindar ve Türkçe konuşan bir hükümdardı. Ancak İbn Batuta’nın kendisini ziyareti sırasında kış olmasına rağmen kendi çadırlı otağında kalmaktaydı. Bu durum başlangıçtan beri Çağataylıların ananeye sadık kalmalarının ifadesi olsa gerektir. Ancak Almalık bölgesinin ananevî merkez olması hasebiyle hanlar, toyu mutlaka bu bölgede yaparlardı.

Tarmaşirin Han’ın İslâmiyet’i kabulü Çağatay Ulusu ile islâm ülkeleri arasındaki bağlantının kurulmasını temin etmişti. Bu münasebetle ticaret bu devrede canlanmıştı. Ancak yukarıda zikretmiş olduğumuz husustan dolayı hanlığın merkezinin bulunduğu Maveraünnehir ile İli havzası ve Almalık bölgesi arasında ikilik ortaya çıkmış oluyordu. Yasa taraftarlarını sindirebilmek için oğlu Celâleddin Sencer’i Semerkant bölgesinde vazifelendirmişti.[76] Böylece İli bölgesini daha yakından kontrol imkânına sahip olacaktı. Ancak bu tedbir de yeterli olmamıştır. Nitekim İbn Battûta’nın da naklettiğine göre 1335 yazında Almalık yakınlarında yapılan kurultayda, Çenkşi ve Bozan-Oğul’un elebaşılığını yaptıkları muhalif grup, onun hanlıktan azledilmesini sağlamıştı. Daha sonra ise katledilmiştir.[77] Tarmaşirin Han’ın son parası Tirmiz 735: 1 Eylül 1334-20 Ağustos 1335 tarihini taşıdığına göre hadisenin tarihi doğrulanmış olmaktadır.[78] Mu’iniddin Natanzî de onun yasaya karşı olması dolayısıyla bu duruma düştüğünü kaydetmektedir.[79]

Hanlığın Çöküşü

Alâeddin Tarmaşirin Han’ın 1335 yılında azledildikten sonra katledilmesi Çağatay Hanlığı’nın süratle çökmesine sebep olacaktır. Bunun neticesinde idare tamamen Ulus Emîrleri olarak bilinen, kabilelerin hem askerî hem de irsî reisleri durumundaki kumandanların eline geçecektir. İdarenin emirlerin eline geçtiği bu devrede devlet tamamen sukut etmişti denebilir. Çünkü bu devrede emîrler çoğu zaman Ögeday neslinden gelme şehzadeleri han diye tayin ediyorlar ve onu kısa bir zaman sonra indirip bir diğerini han yapıyorlardı.

Tarmaşirin Han’dan sonra hanlık makamına gelen Çenkşi Han, Mu’iniddin Natanzî’nin nakline göre İslâmiyet’e karşı tavır almıştı. Tarmaşirin’in kardeşi Ebukan’ın oğlu olan Çenkşi Han, eski dinlerine dönüş yolunda gayret göstermekteydi. Mu’iniddin Natanzî iki yıl saltanattan sonra katledildi[80] demektedir. 736 ve 737 tarihli ve onun namına darbedilmiş olan paralar bu bilginin doğruluğunu göstermektedir.[81] Bu duruma göre Çenkşi Han 1336-1337 tarihinde hanlık etmiştir. Çenkşi Han’a halef olan Bozan Han’ın parasına rastlamıyoruz. Yalnız kendisine halef olan Yisun- Timur’un 739 ve 740 tarihli paraları olduğuna göre Bozan Han 1338 yılı içinde hanlık etmiş olmalıdır. Yisun-Timur Han’ın paraları 739: 20 Temmuz 1338-1340 tarihlerini taşıdığına göre onun hanlığı da 1338 yazı ile 1340 yazı arasındadır.[82] Yisun-Timur Han, emirler tarafından katledilmişti.[83] Yisun- Timur Han’a halef olan Kazan-Timur Halil (Halilullah) Yasavur’un oğlu idi. Çok şedîd olan Kazan- Timur, aynı zamanda dindardı. Bazı paralarında yalnızca Halilullah adını gördüğümüz bu hükümdar zamanında Karşı sarayına iki menzil mesafede olan Zincir-Saray yapılmıştı.[84] Çağatay hanlarının müstakil hareket eden son temsilcisi olan Kazan-Timur Halil Han’ın paraları 743, 744, 745 tarihlerini taşımaktadır. Bu duruma göre onun hanlığının sonu 1345 Mayısı’na kadar ulaşmaktadır.[85] Natanzî’nin nakline göre bu hükümdarı Emir Kazagan katletmişti.[86] 1345 yaz başından itibaren Emir Kazagan’ın hükümetinin devresi başlamaktadır. Emir Kazagan (1345-1358), ona halef olan Emir Abdullah (1358-1359) ve Kazagan’ın torunu Emir Hüseyin’in (1359-1370) hakimiyeti devreleri devam edecek ve 1370 yılında Emir Timur, yeni bir devreyi başlatacaktır. Her ne kadar bu emirler devresinde bazı hanların adları zikredilir ise de ancak bunların hepsi sembolik şahsiyetlerdir.

Bu arada Kaydu Han’a bağlanan Doğu Türkistan bölgesinde Duğlat emirlerinin yardımıyla Çağatay sülâlesinden hanlar getirmek gayreti olmuştur. Bunlardan Tuğluk Timur Han (1347-1362) ve onu takiben oğlu İlyas Hoca Han (1362-1389) ve Hızır Hoca Han 1389-1399 yılları arasında Çağatay Han’ı olarak ortaya çıkacaklardır.[87] Fakat bu hanlardan sonra Duğlat Emirleri, han sülâlesinden olanları şehir ve kasaba idarecileri gibi kullanmışlar ve kendileri aynen Batı Türkistan’da olduğu gibi söz sahibi olmuşlardır.

Devlet Teşkilâtı

Çağatay Hanlığı’nın en mühim devlet organı toy idi. Diğer uluslarda kurultay adı ile bilinen bu meclisin Çağataylılarda Türkçesinin kullanılması ilgi çekicidir. İbn Battuta bu kelimeyi harekeleyerek manasını yılda bir defa Almalık adı verilen yerde toplanan, hanedan ve devlet erkânının bir araya gelerek meseleleri görüştükleri ziyafetli toplantı demektedir.[88] Yine seyyahın nakline göre Tarmaşirin Han dört yıldır bu toplantıya gitmediği için ananeye ve yasaya karşı olmakla itham edilmiş ve bu münasebetle hanlıktan azledilmişti. Bilindiği üzere hanlığın kuruluşundan yüz sene sonra Kaşka ırmağı boyundaki Karşı (Nahşeb) şehri yakınına başkentin taşındığı bilinir. Han ve hatun toyun tabii başkanı idiler. Diğer uluslarda şehzadelerin adı oğlan diye ifade edilmektedir. Çağataylı sahasında yer yer oğlan kelimesi görülmekle beraber oğul kelimesi yaygındır.[89] Bunlardan başka damatlar küregen lakabıyla bilinmektedir. Ayrıca tarhan unvanlı hanın müşaviri makamında beylerin de varlığını görmekteyiz. Ayrıca vezir unvanlı bilinen vazifeli kimseler de var idi. Ayrıca Çağatay Hanlığı teşkilâtında en yüksek devlet vazifelileri arasında yasa emiri, bitigçi, al-tamgaçı ve barsçı adıyla bilinen kimseler de toyda yerlerini alırlardı. Al-tamgaçı ilmiyyeden bir kimse olup hanların yarlıklarına kırmızı renkli damgayı vurma işi bu zata ait idi. Diğer Türk devletlerinde görülen tuğracı veya nişancı vazifesinde bulunan vazifenin eş değerinde olan kimselerdi. İbn Battuta ve Tarmaşirin Han arasındaki konuşmaları bu zat tercüme etmişti.[90] Bitigçi, yasa ve barsçı emirleri Çağatay hanedanı şehzadelerine mahsus vazifelerdendi. Bitigçi emiri defterdar vazifesine, Yasa Emiri yasa ve yargı işlerine, barsçı ise her yıl yapılan sürek avlarının tanzim ve tertibine bakarlardı. Bu sürek avları günlerce sürerdi ve yasa gereği olduğu için çok mühim bir vazife durumundaydı. Aslında askerî talim mahiyetinde olan bu avlar neticesinde gıda temini de yapılmış oluyordu. Cengiz Han’ın av işlerini büyük oğlu Cuci’nin, yasa işlerini ise Çağatay’ın idare etmesi;[91] bu vazifelerin ehemmiyetini ortaya koymaktadır.[92] Çağatay hanlarından Barak Han (1266-1271), tahtından indirdiği Mübarek-Şah’ı kendisine barsçı tayin etmişti.[93] Barak Han aynı zamanda bitigçiliğine şehzadelerden Ahmet Börü’yü getirmişti.[94] Çağatay Hanlığı’nın şehirler dışında kurulan sade yapısında teşkilata dair başka unsur bulamamaktayız.

Askerî Teşkilât

Dört ulus teşekkül ederken Çağatay Han emrine verilen dört binbaşının adından bahsedilmektedir. Bunların Çağatay ulusu sahasındaki Barlas, Celâyir, Sulduz ve Arlat binbaşıları olduğu anlaşılmaktadır ve bu dört binbaşının içinde en kıdemlisi olan Barlas Karaçar Noyan baş emir durumundaydı.

Bilindiği üzere Karaçar Noyan, Emir Timur’un büyük atasıdır.[95] Ancak bu binliklerin daha sonra tümenlere geliştiğini görmekteyiz. Yani binlikler tümen haline gelmişlerdir. Tabii binliklerin tümen haline gelişinde Türkistan’daki bozkır Türklerinin onların bünyesine girmesinin de çok rolü olmuştur. Dolayısıyla bu durumun Türkleşmede ehemmiyeti büyük idi. Cengiz Han zamanından itibaren Türk askerî teşkilatındaki onlu sistem ihya edildiği için askerî rütbeler onbaşı, yüzbaşı, binbaşı ve tümen başı şeklinde ortaya çıkmıştı. Bu durum aynen Çağataylı yapısında devam edecektir. Orduların saf tutuşunda Sağ-Kol, Sol-Kol ve Öng-Kol (merkez) adlarıyla yerlerini almaktaydılar.[96] Gizli Tarih’te Çağatay Han’ın baş emiri durumunda olan Karaçar Noyan aynı zamanda Ulus Emiri durumundaydı. Bu askerî rütbeler başlangıçta Moğolcaları görülmekle beraber daha sonra kaynaklarda da görüleceği üzere Türkçeleri Moğolcaların yerini almıştır.

Malî, Adlî ve Posta İşleri

Çağatay Hanlığı’nın malî işlerinin ve vergilerinin neler olduğuna dair kaynaklarda malûmat yok denecek kadar azdır. Ancak diğer uluslarda mevcut olan vergilerin Çağatay ulusunda da aynıyla olduğunu düşünmek gerekmektedir. Esas itibarıyla kır hayatına ve hayvancılık yapısına dayanan Çağatay ulusunda vergilerin, şehir ve ziraî nüfusa ait olanların varlığı düşünülemez. Diğer uluslarda da olan vergilere kıyasla düşünülecek olursa mal ve talay, gayri menkul şehir mülkünden; kalan, 1/10 nispetinde ziraî mahsulden; tamga vergisi, ticaret mallarından ve kopçur 1/100 nispetinde hayvanlardan alınan umumi vergilerdi.[97] Bu vergiler içinde yalnızca kopçur vergisi, Çağatay Ulusu’nun şartlarına uymaktadır. Çünkü diğer vergiler, şehir şartlarının vergileridir. Yalnız galle[98] adı ile orduya erzak ve hayvan temini gayesiyle aynî olarak tahsil olunan vergi vardı ki bu verginin de Çağatay ulusunda tatbik olunduğunu düşünebiliriz. Çağatay hanlarının ancak kuruluştan 90 yıl sonra para darbettirmelerinde, siyasî hakimiyet ve istiklâl kazanmasının rolü olmakla beraber, bozkır şartlarında vergilerin aynî oluşunun ve ihtiyaçların para kullanmaya ihtiyaç duymadan temininin de tesiri olsa gerektir. Zira para, kır hayatından ziyade şehir hayatındaki tedavülde zarurettir.

Çağatay Hanlığı’nda adlî işlerin amiri bilindiği üzere Yasa Emiri idi. Ancak yargı işlerini yargucu adı ile bilinen hakimler icra ederlerdi. İbn Battuta, Harezm ülkesinde gördüğü bir mahkeme heyetini anlatmaktadır. “Hergün vazife görmek üzere kendilerine ait daireye giden kadı, yanında fakîh ve kâibi ile birlikte bulunurken, yargucu da sekiz kişilik maiyyetiyle yine bu dairede bulunmaktaydı. Yargucu ümeredan bir zat idi. Muhakeme anında her iki heyet de birlikte bulunurlar ve davanın şeriate ait olan kısmına kadı hükmeder, yasa ve töreye ait olan tarafına yargucu hükmeder; neticede karar birleştirilirdi. Onların verdikleri hükümlerin metin ve adil olduklarını gördüm”[99] demektedir.

Bütün dört ulusta yam adı verilen bir posta teşkilâtı kurulmuştu. Moğol Kağanlığı’nda, başkent Karakurum ile diğer uluslar arasında haberleşme ve posta işlerinin 1240 yılında, Ögeday Kağan’ın topladığı son kurultayda yeniden düzenlendiğini görmekteyiz. Bu kurultayda haberlerin geç ulaşması, yerleşik merkezler halkı ve idarecilerinin ölçüsüz külfetlerinden mutazarrır oluşları üzerinde durulmuş, neticede yeni esaslar getirilmişti. Ögeday Kağan, hatta bu hususların karara bağlanışında ağabeyi Çağatay Han’ın tasdik ve tasvibi ile belirli hükümlere bağlanmıştı. Aksayan hususların giderilerek ulaşım, haberleşme ve posta işleri yam adındaki teşkilât ile yürütülecekti. Bu yeni nizama göre, ulaklar fevkalade haller haricinde, katiyen gidilen istikamet boyunca şehir, kasaba ve köylere uğramayacaklardı.[100] Böylelikle o zamana kadar meskun yerler halkının mecbur oldukları mükellefiyet ortadan kalkacak; hem de yiyecek, ikmal ve dinlenmeyi yapabilmek uğruna ulaklar, şehirlere uğrayarak yolu uzatmayacaklardı. İmparatorluğun çeşitli istikametlerine, en kısa şekilde ulaşabilecek yollar üzerinde posta menzilleri kurulacaktı. Her ulus kendi bölgesindeki menzil teşkilâtını kurmakla mükellefti. Her menzilde bulunması lazım gelen 20 ulak ve seyis ayrıca bu bölgelerin askerî birliklerinden temin edilecekti. Ayrıca bu posta menzillerine lazım olan binek atları, yemek için koyunlar, sütünü içmek için kısraklar, gereğinde kullanılmak üzere arabalar ve diğer levazımatın sayıları ve miktarları ayarlanmıştı.[101] Yukarıda görülen hususlar diğer uluslarda da olduğuna göre Çağatay ulusunun ulaşım, haberleşme ve posta işlerinin de bu şekilde olduğu anlaşılmaktadır.

Prof. Dr. Mustafa KAFALI

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi / Türkiye

Alıntı Kaynağı: Türkler, Cilt: 8 Sayfa: 345-354


Kaynaklar:
♦ Abdullah b. Fazlullah eş-Şîrâzî, Tecziyetü’l-Emsâr ve Tezciyetü’l-A’sâr, I-V, Taşbasma, Bombay 1269/1853.
♦ ‘Alâeddin ‘Ata Malik-i Juweynî, Tarikh-i Jahân-Gushâ, Mirza Muhammed of Qazvin, London, I- 1912, II-1916, III-1937.
♦ Anonim, Monghol-un Niuça Topça’an, Moğolların Gizli Tarihi, Türkçe terc., Ahmet Temir, Ankara 1948.
♦ Barthold, V. V., Turkestan vi Epohu Mongolskavo Naşestviya, St. Petersburg 1900; Turkestan down to the Mongol Invasion, Translated by H. A. R. Gibb, London 1958.
♦ Barthold, V. V., Turkestan vi Epohu Mongolskavo Naşestviya, Metinler, St. Petersburg, 1898.
♦ Bretschneider, E., Mediaeval Researches, From Eastern Asiatic Sources, I-II, London 1967.
♦ Dawson, Christopher, The Mongol Mission, London-New York 1955.
♦ Ebu’l-Gazî Bahadır Han, Şecere-i Türk, Baron Demasions, I-II, St. Petersburg, 1871-1874; Rıza Nur neşri, İstanbul 1925.
♦ Hondmîr, Habîbü’s-siyer, Tahran 1853-1854; Histoire des Khan Mongols du Turkestan, M. C. Defremery, Paris 1852.
♦ İbn Battûta, Rıhle (Tuhfetu’n-nuzzâr fi garâibi’l-emsâr ve acâibi’l-esfâr), Türkçe terc., M. Şerif Paşa, I-II ve Fihrist, İstanbul 1333-1338.
♦ Kadı Ahmed Gaffâr-ı Kazvînî, Târîh-i Cihân-ârâ, Müctebâ Minovî neşri, Tahran 1343.
♦ Lane-Poole, Stanley, Catalogue of the Oriental Coins in the British Museum, VI, London 1881.
♦ Le Strange, Guy, The Lands of the Eastern Caliphate, London 1905.
♦ Marco Polo, The Book of Marco Polo, The Venetian, Translated by H. Yule, Edited by E. Cordier, I-II, London 1921.
♦ Markof, A, K. İnventarniy Katalog Müsülmanskih Monet Ermitaja, St. Petersburg 1892.
♦ Minhâc al-din al-Jawzjânî, The Tabaqât-i Nâsırî of Aboo Omar Minhâc al-din al-Jawzjânî, edited by W. Nassau Less, Mawlawis khadi Hossin and abd-al-Hai, Calcutta 1864; The Tabaqât-ı Nâsırî, Translated by M. Raverty, London 1881.
♦ Mirhond, Ravzatü’s-safâ, Tahran 1853-1857.
♦ Mirza Muhammed Haider Dughlat, The Tarikh-i Rashidi, N. İlias and E. Denison Ross, London 1898.
♦ Mu’in-al-din Natanzi, Muntakhab-al-Tavârikh-i Mu’inî, Publies Per Jean Aubin, Tahran 1956.
♦ Nizamüddin Şâmi, Zafernâme, Türkçe terc. Necati Lügal, Ankara 1948.
♦ Plano de Carpini, The Journey of Friar John of Plano de Carpini, W. Rockhill, London 1900.
♦ Reşidüddin, Fazlullah, Câmi’ü’t-tevârih, Behmen Kerîmî, I-II, Tahran 1338.
♦ Reşidüddin, Fazlullah, Şu’b-i Pençgâne (Neseb-nâme-i Mülûk), Topkapı Sarayı III. Ahmet Kütüphanesi, Yazma nu. 2937.
♦ Savalief, P. S., Moneti Cucidof, Çagataidof, Celairidof i druge, RAOVOT, III, 1858.
♦ Şerefüddin Ali Yezdî, Zafernâme, Bayezid Umumi Kütüphanesi, Yazma nu. 4975.
♦ Ulugh Bek, The Shajrat-ul-Atrak, Translated by C. Miles, London 1838.
♦ Vassâf-al-Hadra, Geschichte Vassaf’s, Wien 1856.
♦ Rubruck, The Journey of William of Rubruck, W. Rockhill, London 1900.
Dipnotlar :
[1] Cuveynî, Tarîh-i Cihân-Güşâ, Mirza Muhammet neşri, I, 226-227.
[2] Cihân-Güşa, I, aynı yer.
[3] Şerefüddin Ali Yezdî, Zafernâme Mukaddimesi, Bayezid Umûmî, Nu. 4975, s. 112, (Bu yazma, sahife esasına göre numaralandırılmıştır).
[4] M. Kafalı, Altın-Orda Hanlığı, s. 12.
[5] Markof, İnventarniy Katalog Müsülmanskih Monet Ermitaja, s. 547-566 arasındaki paralar.
[6] Moğolların Gizli Tarihi, Ahmet Temir neşri, s. 185.
[7] Cihân-Güşâ, II, 254.
[8] Cihân-Güşâ, I, 86, Zafernâme Mukaddimesi, s. 125-126.
[9] Cihân-Güşa, I, 85-90, Zafernâme Mukaddimesi, s. 126-127.
[10] Nizamüddin Şâmî, Zafernâme, Necati Lügal terc., s. 23.
[11] Gizli Tarih, s. 203-205.
[12] Gizli Tarih, s. 196-197.
[13] Cihân-Güşâ, I, 226-227.
[14] Cihân-Güşâ, II, s. 241-243, 272-273, III, s. 23, 56 ve 97.
[15] Reşidüddin, Câmi’ü’t-tevârih, Behmen Kerimî neşri, I, 541-549, Moğolların Gizli Tarihi, s. 162-163.
[16] Câmi’ü’t-tevârih, I, 541.
[17] Câmi’ü’t-tevârih, I, 534-535.
[18] Câmi’ü’t-tevârih, I, 542.
[19] Câmi’ü’t-tevârih, I, aynı yer.
[20] Câmi’ü’t-tevârih, I, 522-523.
[21] Gizli Tarih, 178-181, Câmi’ü’t-tevârih, I, 542.
[22] Câmi’ü’t-tevârih, I, 533.
[23] Câmi’ü’t-tevârih, I, 534-540.
[24] Cihân-Güşâ, I, 195-196, Tarih-i Vassâf, Hindistan tabı, s. 580.
[25] Câmi’ü’t-tevârih, I, 535, 539.
[26] Cihân-Güşâ, I, 210, Cami’ü’t-tevârih, I, 544.
[27] Cihân-Güşâ, aynı yer, Cami’ü’t-tevârih, aynı yer.
[28] Câmi’ü’t-tevârih, I, 77, 544.
[29] Cihân-Güşa, I, 210.
[30] Cihân-Güşa, III, 59. Câmi’ü’t-tevârih, I, 540, 544. Geschichte Vassaf’s, I, 154, metin 163.
[31] Cihân-Güşa, III, 54-66.
[32] Câmi’ü’t-tevârih, I, 540.
[33] Câmi’ü’t-tevârih, I, 544.
[34] Câmi’ü’t-tevârih, I, 540, 545. Geschichte Vassaf’s, I, 25, metin 23.
[35] Barthold, Turkestan, I, metin 148.
[36] Câmi’ü’t-tevârih, I, 539. Barthold, Turkestan, I, metin 148.
[37] Câmi’ü’t-tevârih, I, 536. Yisun-Tuva’nın Mümin, Barak ve Yasar-Baylı adlarındaki üç oğlundan ikincisi Barak Han’dır.
[38] Câmi’ü’t-tevârih, I, 546. Cengiz Han’ın Barsçısı Cuci Han olduğuna göre Mübarek-Şah’ın vazifesinin değeri yüksek bir mevki olduğu anlaşılmaktadır.
[39] Geschichte Vassaf’s, I, 128-130, metin 135-136.
[40] Geschichte Vassaf’s, I, 129-132, metin 135-138.
[41] Ahmed Gaffar-ı Kazvînî’ye göre 668 Zilhiccesi ilk günü 22 Temmuz 1270, Bk. Cihân-ârâ, s. 199. Ancak bu geçişin bahar aylarında olması daha akla yakın olsa gerektir.
[42] Geschichte Vassaf’s, I, 136-137, metin 143-144.
[43] Geschichte Vassaf’s, I, 146, metin 153.
[44] Shajrat ul Atrak, Miles neşri, s. 366.
[45] Cihân-âra, s. 199.
[46] Câmi’ü’t-tevârih, I, 536.
[47] Câmi’ü’t-tevârih, I, 539.
[48] Geschichte Vassaf’s, I, 146-147, metin 153-154, Cihân-âra, s. 200.
[49] Câmi’ü’t-tevârih, I, 548.
[50] Câmi’ü’t-tevârih, I, 548.
[51] Câmi’ü’t-tevârih, aynı yer.
[52] Cihân-âra, s. 200, 675 yılı 15 Haziran 1276-6 Mayıs 1277 olduğuna göre üç yıl kadar hanlık yapan Buka-Timur Han’ın 1277 baharında vefat ettiği anlaşılmaktadır.
[53] Câmi’ü’t-tevârih, I, 536, 548.
[54] Muntakhab-al-Tavarikh-i Mu’inî, Jean Aubin neşri, s. 106.
[55] Turkestan, I, metin 139.
[56] The Book of Marco Polo, I, 196.
[57] Muntakhab-al-Tavarikh-i Mu’inî, s. 106.
[58] Câmi’ü’t-tevârih, I, 678.
[59] Turkestan, I, metin 151.
[60] Cihân-âra, s. 198.
[61] E. Bretschneider, Medieval Researches, I, 109-156.
[62] Câmi’ü’t-tevârih, I, 548, 678, Reşidüddin, Duva Han’ın ölüm haberini vermemektedir.
[63] Cihân-âra, s. 200, Müneccimbaşı, Türkçe terc. II, 686.
[64] Muntakhab-al-Tavarikh-i Mu’inî, s. 106.
[65] Cihân-âra, s. 200, Câmi’ü’t-tevârih, I, 535-536.
[66] Cihân-âra, aynı yer.
[67] Cihân-âra, aynı yer.
[68] Cihân-âra, aynı yer.
[69] Cihân-âra, aynı yer, Muntakhab-al-Tavarikh-i Mu’inî, s. 107-109.
[70] Muntakhab-al-Tavarikh-i Mu’inî, s. 110.
[71] Markof, s. 555.
[72] Markof, aynı yer.
[73] Markof, s. 556-557.
[74] Markof, s. 557.
[75] Cihân-ârâ, s. 201.
[76] Celâleddin Sencer’in Semerkant’ta babasına niyabeten bastırdığı paralar 731, 732 ve 733 tarihlidir. Bk. Markof, s. 558.
[77] Ibn Battûta, I, s. 422-423
[78] Markof, s. 558.
[79] Muntakhab-al-Tavarikh-i Mu’inî, s. 111.
[80] Muntakhab-al-Tavarikh-i Mu’inî, s. 112.
[81] Markof, s. 558-559.
[82] Markof, s. 559.
[83] Muntakhab-al-Tavarikh-i Mu’inî, s. 113.
[84] The Tarikh-i Rashidi, s. 43.
[85] Markof, s. 559-560.
[86] Muntakhab-al-Tavarikh-i Mu’inî, s. 113.
[87] Muntakhab-al-Tavarikh-i Mu’inî, s. 114-115.
[88] Ibn Battuta, I, 422-423.
[89] Ibn Battuta, I, 424. Ayrıca Cihân-Güşâ, I, 229.
[90] Ibn Battuta, I, 420.
[91] Cihân-Güşâ, I, 29.
[92] M. Kafalı, Altınorda Hanlığı, s. 123.
[93] Câmi’ü’t-tevârih, I, 534.
[94] Geschichte Vassaf’s, s. 144, metin 151-152.
[95] Nizamüddin Şamî, s. 164.
[96] Gizli Tarih, s. 55.
[97] Cihân-Güşâ, I, 25; II, 256, 261.
[98] Z. Velidi Togan, Umumi Türk Tarihine Giriş, s. 302-303.
[99] İbn Battuta, I, 408.
[100] Gizli Tarih, s. 203.
[101] Gizli Tarih, s. 203-204; ayrıca bu hususlar Cüveynî’nin eserinde de aynıyla tekrarlanır, bkz. Cihan-Güşâ, I, s. 24-25.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ