ÇAĞATAY HANLIĞI

ÇAĞATAY HANLIĞI

Prof. Dr. Mustafa KAFALI

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi / Türkiye

Cengiz Han (1155-1227), ölmezden önce Moğolistan dışında kalan batı bölgelerindeki fethedilen ülkeleri oğullarına tahsis ederken Türkistan ikinci oğlu Çağatay Han’ın hissesine düşmüştü. Kaynaklarda zikredildiğine göre ona tahsis edilen ülkenin hudutları, doğuda Beş-Balık bölgesini içine alacak şekilde başlıyor, batıda Ceyhun (Amu-Derya) ırmağına kadar uzanıyordu.[1] Kuzeyde İli havzası ve Yedi-Su bölgelerinin hanlık sahasına dahil olduğunu, Çağatay Han’ın yaylağının İli boyunda, kışlağının ise Yedi-Su havzasında Kayalık şehri yakınında oluşundan anlaşılmaktadır.[2] Zaten bu bölge hanlığın başkenti durumundadır. Ceyhun ırmağı hudut olduğuna göre hudutlar güneyde Horasan’ı dışarıda bırakmaktaydı. Ancak Ceyhun ırmağının başlangıcında yer alan Bedahşan, Belh ve Gazne bölgelerini, Şerefüddin Ali Yezdî, hanlık sahasına dahil etmektedir.[3] Ayrıca Ürgenç şehri ve Harezm ülkesinin esas bölümünün Cuci (Coçi) ulusuna ait olduğunu bilmekteyiz.[4] Ayrıca Çağatay hanları adına basılan paralarda devamlı olarak Otrar, Kenced ve Talas (Taraz) isimleri bulunduğuna göre, bu şehirler ve bölgeler de Çağatay Hanlığı sahasına girmekteydi.[5] Bu duruma göre Doğu Türkistan bütünüyle Batı Türkistan’ın Harezm ve Türkmenistan bölümleri hariç Çağatay Hanlığı sahasına girmekteydi. Çağatay ulusu bu saha içerisinde teşekkül etmiştir. Yalnız Çağatay Han’a tahsis edilen bu ülkede bütün şehirler Ürgençli Mahmut Yalavaç adında bir Türk umûmî vali tarafından Kağan namına idare edilmekteydi. Cengiz Han 1223 yılında Türkistan’ı terk etmezden önce, onu kendi namına bütün Türkistan şehirlerini idare etmek üzere vazifelendirmişti.[6] Bu vazife Ögeday Kağan zamanında da devam etmiş, bütün Türkistan şehirlerinin idaresi ve vergilerinin toplanması ve kağanlığa gönderilmesi onun idaresine bağlanmıştı.[7] Çağatay Hanlığı sahasındaki bütün şehirleri idare eden Mahmut Yalavaç, Hocent şehrinde otururdu ve ancak kağana karşı hesap vermekle mükellefti.[8] Bütün Türkistan şehirleri, ister mahalli hanedan mensupları ister tayin edilen Darugaçin ve Tangmaçi isimlerindeki idareciler olsun, hep umûmî vali Mahmut Yalavaç vasıtasıyla doğrudan doğruya kağanlık makamına bağlanıyorlardı. Dolayısıyla Çağatay ülkesindeki şehirler, Çağatay Hanlığı’nın hakimiyeti dışında kalmaktaydı. 1239 yılında Buhara ve yakınındaki Tarab kasabasında zuhur eden isyan ile Mahmut Yalavaç meşgul olmuştu. Bu isyanı vesile ederek Mahmut Yalavaç’ı vazifesinden tard eden Çağatay Han, kağana hesap vermek ve haddini aştığını kabul etmek mecburiyetinde kalmıştı. Ögeday Kağan, ağabeyisinin üzerine fazla varmamış, Mahmut Yalavaç’ı Çin’e vali tayin etmiş ancak onun yerine oğlu Mesut Yalavaç’ı aynı salahiyet ile umûmî vali yapmıştı.[9] Bu durum göstermektedir ki Çağatay hanları umûmî valiye müdahale hakkında sahip değildiler. Çağatay Han ve halefleri, daha sonra görüleceği üzere ancak bütün Türkistan’ın şehir dışı hayatına, yaylak, kışlak ve otlaklarına hakim olabilmişlerdir. Bu münasebetle Çağatay ulusu yalnızca şehir dışında yaylak ve kışlak hayatı yaşayan, hayvancılıkla meşgul olan kır nüfusunu ifade eden bir deyim olacaktır. Hatta şehir dışı kır nüfusundan olanlara Çağataylı, şehir nüfusundan olanlar için Maveraünnehirli tabirinin kullanıldığını daha sonraki devrelerde görebilmekteyiz.[10] Cengiz yasası ve Moğol ananesinin bu durumun meydana gelişinde esas olduğu muhakkaktır.

Zira yalnızca hayvancılıkla hayatlarını sürdüren Moğollar, bu hayat tarzının dışında yerleşik medeniyetin icaplarından olan ziraat, ticaret, el sanatları ve esnaflık ile katiyen ilgilenmiyorlardı. 1240 Kurultayı’nda Ögeday Kağan, ağabeyisi Çağatay’ın da tasvibi ile yaptığı ve muvaffak olduğu meselelerden iftiharla bahsetmektedir.

  1. Şehirlere valiler ve idareciler tayin ederek şehir dışı yaylak, kışlak ve otlakları millete tahsis etmek
  2. Toprağı Moğollara tahsis ederken susuz bölgelerde kuyular açtırarak milletine su ve otlak yeri temin etmek.

Ögeday Kağan, Çanay ve Uygurtay adındaki iki adamını sırf bu işleri tanzim etmek üzere vazifeli kılmıştı.[11] Hakikatte Kağan, bu işleri yaparak Moğol milletinin hayat tazına uygun bir şekilde hizmet etmekteydi. Çünkü Moğollar için şehir hayatı cazip değildi. Zaten hayvan sürüleri ve hayat tarzları onların şehirlerde oturmasına mani idi. Böylece şehir hayatından uzak kalarak hem cengaverliklerini koruyarak gevşemiyorlar ve hem de büyük nüfus içinde erimeyi önlemiş oluyorlardı. Şehirlerin idaresini ise mahalli hanedan mensupları veyahut da Mahmut Yalavaç’a bağlı Darugaçin ve Tangmaçinler ile temin ediyorlardı. Hatta değil şehirde oturmayı orada vali olmayı dahi Moğollar hakir bir vazife olarak görüyorlardı. Deşt-i Kıpçak seferi sırasında Ögeday Kağan’ın oğlu Kiyuk, Batu Han’a (1227-1256) karşı itaatsizlikte bulunmuştu. Ögeday Kağan, durumu öğrenince büyük bir hiddete kapılmış ve bu münasebetle suçlu oğlunu azarlarken, kendisini şehirlere Tangmaçi (vali) olarak tayin etmekten söz etmişti.[12] Bu durumdan anlaşıldığına göre şehre idareci olmak bir Moğol asilzadesi için hakaret manasına gelmekteydi.

Çağatay Han’ın ordası ilkbahar ve yaz aylarında İli Irmağı havzasında Almalık şehrine yakın bir mahal olan Kuyaş’da, sonbahar ve kış aylarında ise İli Irmağı’nın Yedi-Su havzasında ulaştığı yerde Kayalık şehrine yakın bir yerde bulunurdu.[13] Bu duruma göre Hanlığı’n bir yaylak başkenti bir de kışlak başkenti olmak üzere iki merkezi vardı. Tabiî Çağatay Han’ın ordası dediğimiz zaman ki kaynaklarda Uluğ-Ev adı kullanılıyordu-[14] onun Uluğ-Ev’i etrafında binlerce çadırın kurulduğu Çadırlı- Yurt manasında ve iki menzil arasında taşınılabilen bir merkez olarak düşünülmelidir. Yani hanlar da dahil kırlarda şehirlerin dışında yaşanılıyordu. Cengiz Han’ın ordusu Moğolistan’da iken Moğol kabilelerine dayanmakta idi. Daha sonra Uygur bakşılarının teklifi ile klasik Türk devlet yapısındaki onlu sisteme geçilmiş ve kabile askeri yerine bozkırlı Türklerin birliklere girmesi ile askeri birliklerin sayısının yer yer on hatta yirmi misline kadar arttığı görülmüştü. Dolayısıyla Moğolların Türkistan’a girişi münasebeti ile binlikler bir tümen veyahut iki tümene hatta bazen üç dört tümene erişecek şekilde artmış bulunuyordu. Bu vaziyet Moğolların şehre girmemesine rağmen kısa zamanda Türkleşmelerini hazırlayacaktır.

Çağatay Hanlığı’nın kuruluş döneminde Çağatay Han’ın emrine dört tane binbaşı verilmişti. Bunların Barlas, Celayir, Sulduz, Arlat kabilelerinin binlikleri ve binbaşıları olduğu anlaşılmaktadır. Daha sonra bu dört tane binliğin asgarî bir tümen hatta bazen iki tümen ve üç tümene kadar büyüdüğünü Çağatay Hanlığı yapısı içinde görmekteyiz.[15]

Cengiz Han’ın sağlığında Moğol örf ve adetine en riayetkar ananeyi en iyi bilen ve Cengiz Yasası’nın en iyi tatbikçisi olarak Çağatay Han ün yapmıştı.[16] Diğer kardeşleri ile birlikte babasının Harezmşahlar üzerine yaptığı sefere katılmış hatta en sevdiği oğlu Mu-Tekin, Bamiyan Muhasarası esnasında 1221 yazında maktul düşmüştü.[17]

Çağatay, Celaleddin Harezmşah’ı takip vazifesi verildiği için 1221/1222 kışını Hindistan hududunda geçirmişti.[18] Daha sonraki yıllarda Cengiz Han’ın 1226-1227 yıllarında Tangut üzerine yaptığı son sefer boyunca Çağatay, Uluğ Yurt’ta bırakılan birliklerin kumandanı olarak babasına vekaleten naiblik etmişti. Seferin sonunda Cengiz Han öldüğü için babalarının cenaze merasimini, seferden onunla beraber dönen Ögeday ve Tuli ile birlikte yapmışlardı.[19] Büyük kardeşleri Cuci Cengiz Han’dan altı ay önce öldüğü için bu seferde ve merasimde bulunamamıştı.[20] Daha sonra ertesi yıl yapılacak kurultayda buluşmak üzere kardeşlerinden ayrılarak yurduna dönmüştü. Zaten babaları hayatta iken kardeşler babalarının huzurunda Ögeday’ı kağanlığa halef olarak seçmiş idiler.[21] 1228 Sıçan yılında toplanan kurultayda Çağatay Han, kardeşlerin en büyüğü olarak Ögeday’ı elinden tutarak bizzat kendisi kağanlık makamına oturtmuştu. Bu merasimden sonra da kendi yurduna dönmüştü.

Çağatay Han’ın pek çok hanımı olmakla beraber bunlardan en muteber olanı ikisi idi. Bunlardan birincisi Yisülün Hatun’dur. Yisülün Hatun’un anası Börte-Füçin Hatun’un yeğeni idi. Yani o da Kongırat kabilesi noyanlarının soyundandı. Cengiz Han’ın Hatun’u Çağatay’ın anası Kongırat ümerasından Day-Seçen’in kızıydı. Day-Seçen’in oğlan kardeşi Dari-Tay’ın torunu ise Yisülün Hatun’dur. Çağatay Han’ın ikinci hanımı ise Yisülün Hatun’un kız kardeşi Tüken Hatun idi.[22] Çağatay Han’ın sekiz tane oğlu olmuştu.

Bunlar yaş sırasına göre 1-Muçi-Yebe, 2-Mu-Tekin, 3-Bilkişi, 4-Sarban, 5-Yisun-Müngge, 6- Baydar, 7-Kadakı, 8-Bayçu’dur.[23] Çağatay Han oğulları içinde en fazla ikinci oğlu Mu-Tekin’i severdi. Cengiz Han da bu torununu ziyadesiyle sever ve daima yanında bulundururdu. Cengiz Han sevdiği torununun Bamiyan’da ölümü üzerine gazaba gelmiş ve Bamiyan şehrini bütünüyle tahrip ettirmişti. Çağatay Han’ın vefatından sonra ona halef olan Çağatay hanları, istisnaları bir tarafa bırakılacak olursa umumiyetle Mu-Tekin’in neslinden gelmişlerdir. Ocak-Şubat 1242 yılında Ögeday Kağan’ın ölümünden birkaç ay sonra Çağatay Han’ın da öldüğünü kaynaklardan tespit edebiliyoruz.[24]

Kara-Hülâgü Han (1242-1246)

Çağatay Han, Yisülün Hatun’dan olan ikinci oğlu Mu-Tekin’i Bamiyan’da kaybedince üçüncü oğlu Bilkişi’yi veliaht yapmak istemişti. Ancak o da on üç yaşında vefat etmişti. Bunun üzerine Çağatay Han Mu-Tekin’in oğlu Kara-Hülâgü’nün veliaht olmasını istemiştir. Mu-Tekin’in, Bayçu, Börü, Yisun-Tuva, ve Kara-Hülâgü adlarında dört oğlu vardı. Kara-Hülâgü kardeşlerinin en küçüğü idi.[25] Çağatay Han ölünce onun vasiyetine uyarak Han’ın hatunu başta olmak üzere vezir Habeş Amîd ve Çağatay Sülalesi mensupları hep birlikte Kara-Hülâgü’yü hanlık makamına oturttular.[26] Bu sırada Kağan seçilemediği için vekaleten Ögeday Kağan’ın hanımı Tura-Kina Hatun niyabeten bu makamda bulunuyordu. Kara-Hülâgü Han’ın bu hanlığı 1246 yılında Kiyuk’un kağan seçilmesine kadar devam etmiştir. Kiyuk Kağan (1246-1248) bu makama gelir gelmez Kara-Hülâgü Han’ı azlederek onun yerine Çağatay Han’ın beşinci oğlu Yisun-Müngge’yi hanlık makamına tayin etmiştir.[27] Kara-Hülâgü Han’ın hanımı Organa Hatun, Çağatay Han’ın kız kardeşi Çiçakin hatun ile Oyrat Turalçi Küregen’in kızıydı. Dolayısıyla Çağatay Han gelininin dayısı olmaktaydı. Kara-Hülâgü Han’ın Organa Hatun’dan bir oğlu olmuştu. Mübarek-Şah adını taşıyan bu zat Çağataylı ailesi içinde ilk Müslüman olan şahsiyettir.[28]

Yisun Müngge Han (1246-1251)

1246 Kurultay’ında Kiyuk, kağan seçildikten sonra Çağatay ulusunun başında bulunan Kara- Hülâgü Han’ı tahttan azletmişti. Zira Kiyuk Kağana göre oğul dururken torunun tahta çıkması uygun değildi. Çünkü o sırada Çağatay Han’ın oğullarından Yisun-Müngge hayatta idi.[29] Çağatay Han’ın beşinci oğlu Yisun-Müngge kaynakların verdiği bilgiye göre devamlı sarhoş gezer, devlet işlerini hanımı Tayşi Hatun ve veziri Bahaeddin Merginani yürütürdü. Vezir Bahaeddin Merginani bir ilim adamı, alimleri ve ilmi koruyan muhterem bir zat idi. Babası Ferganalı bir alim, annesi ise Kara-Hanlı sülalesinden Togan Han’ın neslinden gelmekteydi. Çağatay Han’ın veziri Habeş Amid tarafından yetiştirilmişti. Hatta Çağatay’ın oğullarından Yisun-Müngge’nin yanına Bahaeddin Merginani’yi veren de Habeş Amid idi. 1251 yılına kadar Yisun-Müngge’nin hanlığı devam etti. Bu yıl içinde yapılan kağanlık seçiminde Müngge Kağan seçilince Kara-Hülâgü tekrar hanlığa iade edildi ve Yisun-Müngge katledilirken ciddi bir ilim adamı olan Bahaeddin Merginani de katledilenler arasındaydı.[30] Ancak hanlığına iade edilen Kara-Hülâgü, hanlığa oturamadan yolda ölecektir. Onun hatunu Organa Hatun hem Kara-Hülâgü’ye ve hem de ona halef olacak oğlu Mübarek-Şah’a vekâleten 1251 yılından 1261 yılına kadar Çağatay ulusunun başında idareci olarak kalacaktır. 1251 yılında Kara-Kurum’da Müngge Kağan’ın (1251-1259), kağan seçildiği kurultay Çağatay ve Ögeday nesli için çok büyük hadiseler ve neticeler meydana getirmişti. Çünkü Müngge Kağan’ın seçiminden sonra kağana karşı bir suikast hareketi ortaya çıkarılmış, Çağatay ve Ögeday sülâlesinin bütün yetişkin çağda olan mensupları ve devlet ileri gelenleri ile ümeradan bir kısmı yasa gereği katledilmişlerdi.[31] Kara-Hülâgü Han Müngge Kağan’ın taraftarı olduğu için bu hareketin dışında idi. Ancak o da Çağatay hanlığı makamına dönerken yolda vefat edecektir. Böylelikle Kara-Hülâgü Han’ın oğlu Mübarek-Şah küçük yaşta olduğu için hanlığa nasbedilmiş, fakat annesi Organa Hatun nıyabeten 1261 yılına kadar fiilen on yıl hanlık makamını idare edecektir. Yukarıda da söylediğimiz üzere Organa Hatun, Cengiz Kağan’ın kızı Çiçakin Hatun ile Oryat emirlerinden Turalçi Küregen’in kızı idi.

Bu bakımdan Moğol aristokrasisinde ve kurultaylarında iki taraftan Cengizli olduğu için yeri itibarlıydı. Hatta 1255 yılı yazında Hülâgü Han kağanlık yurdundan İlhanlı ulusunun başına giderken Çağatay yurdunda Organa Hatun tarafından misafir edilmişti. 1259 yılında Müngge Kağan’ın ölümünden sonra ortalık yine karışmış ve Müngge Kağan’ın kardeşleri Arık Buka ile Kubilay, kağanlık için mücadele ettiği dönemde de Organa Hatun’un oğlu Mübarek-Şah’a nıyabeten hüküm sürüşü devam edecektir.[32] 1261 yılında Çağatay’ın altıncı oğlu Baydar’ın oğlu Algu Han, Çağatay tahtı için ortaya çıkacaktır. Algu, Arık Buka tarafından Çağatay Hanlığı makamına gönderilmiş ve hanlık makamını ele geçirdikten sonra Arık Buka’ya erzak ve askerî malzeme göndermek için emir verilmişti.[33] Algu, Çağatay Hanlığı’nı istiklâline kavuşturmak arzusunda olduğu için silâh yardımını göndermekten imtina etmiş, Arık Buka ile Kubilay arasındaki mücadelede dışarıda kalmayı tercih etmişti. Bunun üzerine Arık Buka, Algu üzerine yürümek istemiş ise de 1262 yılında Sayram’a (Süt Göl) yakın bir yerdeki Polat mevkiinde muharebe etmişler ve bu muharebeyi Algu kazanmıştı. Ancak daha sonra Arık Buka tekrar zafer kazanmayı temin etmiş, fakat 1263 yılında Kubilay Kağan’ın ordularının üzerine geldiğini öğrenince Çağatay bölgesini terk etmişti.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ