BOĞAZİÇİ’NDE DENİZ ULAŞIMI VE ŞİRKET-İ HAYRİYE

BOĞAZİÇİ’NDE DENİZ ULAŞIMI VE ŞİRKET-İ HAYRİYE

On dokuzuncu yüzyıldan itibaren yavaş yavaş yerleşim alanı olarak ilgi gören Boğaziçi ve semtleri, sahip oldugu imkanların darlığıyla birer köy hükmündeydi. Bunu Boğaziçi’nin bugün de kullanılan birçok semtinin adına bakarak anlamak mümkündür. Çengelköyü, Vaniköyü, Yeniköy gibi semtler, isimlerini rastgele almamışlardır. Sahile dizilmiş olan büyük yalılarla hemen onların arka sırtlarında yer alan bu köylerin yerli halkının evlerinden başka bir bina ve yerleşim birimleri olmayan, yolları gelişmemiş, semtlere ulaşımı ise tamamen deniz yoluyla gerçekleşmekteydi.

Boğaziçi’nin değişik semtlerinde varlıklı kişilerin aldıkları ya da padişah tarafından kendilerine ihsan edilen arazi, yalı, sahilhane gibi mekanlara gidiş gelişleri rastgele olmayıp, padişah iradesine tabiydi. Mevsimi geldiğinde ve mevsimi bittiğinde padişah iradesi çıkar ancak o zaman yerleşilir veya geriye dönmek mümkün olurdu.

Başlangıçta aristokrat sınıfa dahil olan varlıklı kişiler, deniz ulaşımında “Piyade” denilen kayıkları tercih ederlerdi. Bunlar özellikle hızlarıyla tanınmış olan kayıklardı. Halk ise yolculuklarını “Pazar Kayıkları” ile yapardı. Pazar kayıkları, 50-60 yolcu kapasitesinde, 13 metre uzunluğunda, 2,5 metre eninde olur yolcularla beraber sepet, küfe, sandık gibi eşyaları da taşırdı.[1] Bu kayıklar, Rumeli yakasında Sarıyer, Büyükdere, Yeniköy, Emirgan, Rumelihisarı, Arnavutköyü, Anadolu yakasında ise Beykoz, Kanlıca, Anadoluhisarı, Kandilli semtlerine seferler yaparlar, köprüde hususi iskeleleri, kendi köylerinde ise birer kayıkhaneleri bulunurdu.

İstanbul halkı, 1828 yılından itibaren buharlı gemilerle tanışır. Sultan II. Mahmut’un gemiciliğin geliştirilmesi isteği üzerine yurt dışına bir kısım gemiler sipariş edilir. Boğaziçi’ne yolcu ve yük taşıyan buharlı gemilerin varlığıysa 1837 yılından itibaren görülür. Rus ve İngiliz şirketlerinin kapitilasyonlardan yararlanarak kurdukları bu şirkete karşılık 1844 yılında hükümet “Fevaid-i Osmani”yi kurmuş yük ve yolcu taşımacılık inhisarını yabancılara bırakmak istememişti. Yönetimi Mustafa Pazıl Paşa ve Bogos Bey’e verilen Fevaid-i Osmani, teknik imkansızlıklardan dolayı tam manasıyla bir hizmet gerçekleştiremiyordu. Fevaid-i Osmanlı’nın en önemli gemilerinden biri “Hümapervaz” adını taşımaktaydı. Fevaid-i Osmani, Şirket-i Hayriye’nin kurulmasıyla birlikte çalışma sahasını Adalara ve dış hatlara kaydırmıştı.

Şirketi Hayriye’nin Kuruluşu

Şirket-i Hayriye’nin kuruluşu, Keçecizade Fuat Paşa’yla Ahmet Cevdet Paşa’nın büyük katkılarıyla gerçekleştirilmiştir. Romanya’da görevli olarak bulunan Keçecizade Fuat Paşa’ya birtakım talimat götüren Ahmet Cevdet Paşa, bir ay müddetle Bükreş’te kalmış, bu süre zarfında Tuna’da yaptıkları vapur gezintilerinde Boğaziçi’nde de bu tip vapurların çalışabileceğine dair düşüncelerini ilk olarak oluşturmaya başlamışlardı. Görevden dönüşlerinde bu iki dost, tedavi amacıyla gittikleri Bursa kaplıcalarında da kurulacak olan şirketin nizamnamesini birlikte kaleme almışlar ve Mustafa Reşit Paşa’ya arz etmişlerdir.[2] “Esbab-ı Mucibe Mazbatası” adı verilen bu nizamnamede başlıca şu hususlara dikkat çekilmişti:

  1. Boğaziçi’ne halen tersane vapurları sefer yapmakta, bu sefer sayısıysa sabah ve akşam olmak üzere ikiyi geçmemektedir. Bunun için de halk kayıkları tercih etmektedir.
  2. Boğaziçi’ne gidecek vapur sayısı çoğalacak olursa burada yerleşim de çoğalma imkanını bulacaktır.
  3. Boğaziçi’ne vapur çalıştırmak için bir şirket kurulması, hisselerinin ise herkese açık olması karlı bir teşebbüstür.
  4. Şirketin kurulması kayıkçı esnafının zararına gibi görünüyorsa da Boğaziçi’nin yerleşime açılması ve buraya olan rağbetin artmasıyla da bu zarar giderilmiş olacak kayıkçılar yine iş bulabileceklerdir.
  5. Tersane vapurları, iskele olmadığından açıkta bir yerde yolcu indirip bindirmektedirler. Buna mani olmak için şirket yeni iskeleler kuracaktır.
  6. Şirket kurulduktan sonra, artık tersane vapurları sefer yapamayacaklardır. Tersane vapurları, taşra sahillerinde çalışacaklardır.
  7. Boğaziçi’nde vapur işletme hakkı 25 seneliğine bu şirkete verilmelidir.
  8. Vapurları almak ve yeni binaları yapmak için şirkete 8000 kese sermaye gerekmektedir.

Bazı kişilerin hamam safaları esnasında meydana gelen böyle bir çalışmanın, Tanzimat hareketlerine getirilen bir laubalilik olarak kabul edilmesi gerektiğini düşüncesi Reşit Paşa’nın nazarında bir kabul görmeyerek, Reşit Paşa’nın teklifi ve dönemin padişahı Abdülmecit’in onayıyla 17 Ocak 1851’de Şirket-i Hayriye bir anonim şirket olarak kuruldu. Şirketin ilk etaptaki masraflarını karşılamak için bir tanesi 3000 kuruştan 1500 adet, daha sonra da 500 adet olmak üzere 2000 hisse satışa çıkarılır. Şirketin ilk hissedarları içinde dikkati çeken isimler şunlardır:

Padişah Abdülmecit 100 hisse, Bezm-i Alem Valide Sultan: 50 hisse, Reşit Paşa, Serasker Mehmet Ali Paşa, Tophane Müşiri Fethi Ahmet Paşa, Girit Valisi Mustafa Paşa, Yusuf Kamil Paşa, Sarraf Mıgırdıç, İsak, Mısır Sarrafı Hegork, Abraham, Mise Yani 25’er hisse.[3] Bu şekilde kurulan şirket, kendisine en uygun şartları getiren Baltacı Manolaki adlı bir komisyoncu vasıtasıyla Londra’ya sekiz vapur ısmarlanır. Vapurların inşaatına 1853 yılında başlanır. Bu vapurların dördü bir yıl sonra kalanı ise daha sonra gelerek seferlere başlanır. Gelen ilk vapurların isimleri ve numaraları şöyledir:

1 numaraya Rumeli, 2 numaraya Tarabya, 3 numaraya Göksu, 4 numaraya Beylerbeyi adları verildi. İlk sefer 1854 yılında dualar ve kurbanlarla Üsküdar’a yapıldı.

Şirketin yolcu sayısının hızla artması sonucu, 1857 yılında yeni vapurlar ısmarlanır. İlk vapurların İstanbul’a gelmesiyle birlikte işletmesi 10.500 Osmanlı altını karşılığı Andon Kalcıyan ile Agop Bilezikciyan’a altı yıllığına verildi. Bu kişilerin vapur işletmeciliğinde tecrübesiz olmaları ve şirketin hazırlayarak işletmecinin yerine getirmek zorunda olduğu tüzükteki kuralların ağırlığı neticesinde yapılan anlaşma bir yıl sonra yani 1855’te feshedildi. Yönetimi, Ali Hilmi Efendi’nin müdürlüğünde Pol Anyan, Hacı Kevork Bahçevanyan, Yakup Yakupyan ve Giritli Hüseyin Haki Efendi’den oluşan idare heyeti ele aldı.

Ali Hilmi Efendi’ye 1864 yılında işten el çektirilmesiyle boşalan müdürlüğe Nafiz Paşa’nın kethüdası Raşit Efendi getirildi. Biletçilerin zimmetlerine para geçirdikleri iddiasıyla başlayan kargaşalık neticesinde 1866 yılında müdürlük makamı Hüseyin Haki Efendi’ye geçti. 1875 yılında görevinden istifaya mecbur kalan Hüseyin Haki Efendi’nin yerine tekrar eski müdürlerden Ali Hilmi Efendi geldi. Ali Hilmi Efendi, ölünceye kadar bu makamda kaldı, onun ölümüyle de eski müdürlerden Hüseyin Haki Efendi yeniden eski görevine döndü. Onun ölümüyle de eski mesai arkadaşı olan Hafız Vehbi Efendi, 1895 yılında müdür olarak göreve başladı. Hafız Vehbi Efendi’nin 1909 yılında vefatıyla Ali Bey ve sırasıyla 1921’de Babanzade Hikmet Bey, 1923’te Hamdi Bey, 1924’te Emin Bey ve son olarak 1928’de Yusuf Ziya Bey müdür oldular.

Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birçok sektörde oldugu gibi Şirket-i Hayriye’de de ekonomik buhranlar üst seviyeye çıktı. Bogaziçi’nde oturan azınlıkların daha güvenli bir yer arama düşünceleri ile buradan taşınmaları ya da daha iç noktalara çekilmeleri, yolcu sayısında büyük düşüşlere neden oldu. Bundan başka silahlı kuvvetlerin isteği üzerine şirketin vapurlarının önemli bir kısmı ordu emrine verildi. Savaş sonuna kadar vapurların bazısının içleri sökülerek nakliye gemisi haline getirildi. Bazıları da çeşitli sebeplerden dolayı kullanılamaz hale geldi.

Birinci Dünya Savaşı’nın ardından milli mücadele yıllarının zorlukları, kıtlıklar, malzeme yoklukları da şirketin ekonomisini hayli zorladı.

Cumhuriyet’in ilanıyla başta ülke içindeki yabancı şirketler olmak üzere birçok şirket devletleştirildi. Şirket-i Hayriye’de 1 Temmuz 1944 günü bütün mal varlığıyla 2.5 milyon bedelle Münakalat Vekaleti            tarafından devletleştirildi. Vapurları ve diğer mal varlığı, Şehir Hatları Müdürlüğü’ne verildi. 15 Ocak 1945 tarihinde 4517 sayılı kanunla tamamen ortadan kalktı.

Araba Vapurları

Şirket-i Hayriye’nin en verimli yıllarının müdürü olan Hüseyin Hak Efendi, Umumi müfettiş İskender Efendi ve Hasköy Fabrikası Sermimarı Mehmet Usta’yla başbaşa vererek o güne kadar örneği olmayan bir vapur tipi tasarladılar. Araba, yük, otomobil aynı zamanda yolcu da taşıyabilecek olan bu yeni araba vapuru, 26 baca numaralı Suhulet Vapuru’na birtakım tadilatlar yapılması sonucunda gerçekleştirildi. İlk önce Sirkeci Üsküdar arasında çalışması düşünülürken daha sonra Kabataş Üsküdar arasında çalışmasına karar verildi. Bu yeni vapurun yolcu dışında yük ve malzeme götürecek olması mavnacıların büyük tepkisine sebep oldu. Hüseyin Haki Efendi, bunları duyup ilk sefer esnasında Seraskerlik’ten yardım isteyerek, iskelede bir topçu kıt’ası bulundurarak mavnacıları yıldırmayı başardı. Mavnacılar, birbirlerine zincirledikleri mavnalarının toplarla yok edileceğini anlayınca aceleyle zincirleri çözdüler. Bu başarı karşısında Sultan Aziz Hüseyin Haki Efendi’ye Rütbe- i Evvel-i Sınıfı Sanisi nişanıyla, üçüncü rütbeden Mecidi Nişanı ihsan etti. Bir süre sonra aynı amaçla kullanılmak üzere İngiltere’ye sipariş edilen diğer araba vapuru olan 27 numaralı Sahilbent de gelerek hizmete girdi.[4]

Vükela Vapurları

Şirketin kurulmasıyla birlikte çoğu Boğaziçi’nde oturan devlet ricalini taşımak üzere bir vapur tahsis edilir, “Vükela Vapuru” denilen bu vapur, sabahları Kanlıca’dan hareket eder ve Sirkeci’ye varır, akşamları yine Sirkeci’den kalkar vekilleri bıraktıktan sonra Kanlıca’ya demirlerdi. Vapurda teşrifata, rütbeye kıdeme son derece riayet olunur, vekillerin çubukları da vapura getirilirdi. Rahmetli Süheyl Ünver Hoca, üstadı Hoca Ali Rıza Efendi’den dinlediği güzel bir fıkra nakleder: Vükeladan biri, hoşsohbet, nükteci bir dostunu yalısına davet eder. Birlikte Vükela vapuruna binip yalıya gelirler. Sabah olunca tekrar vapura binecekleri sırada adet gereği bir vekilin vapura binişi sırasında çalınması gereken düdük, kaptan tarafından çalınınca vekilin nüktedan dostu irticalen şu beyiti söyler:

“öte git bunda çalınmaz boru
Düdügüm bu Vükela vapuru”
[5]

Hasköy Fabrikası ve İskeleler

1861 yılından itibaren Şirket-i Hayriye kendi vapurlarının bakımlarını ve tamirlerini gidermek için Haliç’te bir atölye kurdu. Hasköy Tersanesi’nin en önemli hizmetlerinden biri, açıkta bekleyen yolcuları bu azaptan kurtarabilmek için gerçekleştirdiği iskele yapımlarıdır.

Şirket-i Hayriye, kuruluşuyla gerçekleştirdiği hizmetler ve yeniliklere her zaman devam etmiş, bunların başında 1908 yılında çalışanlarının greve giderek diğer iş kollarında bulunanlara bu konuda örnek teşkil etmesi gelmiştir. Şirket makinistleri, tayfaları, memurları günlük 14 saat çalışmalarının karşılığını az bularak yönetime başvurmuşlar, ücretlerine zam istemişler, 14 Eylül 1908 tarihine kadar çeşitli süre uzatımlarıyla gelmişler ve yönetimce yeni belirlenen ücretlerini tatminkar bulmayarak greve başlamışlardır. Ancak 24 Eylül 1908 günü Sadrazam, Harbiye, Ticaret ve Nafia, Zaptiye nazırını makamına çağırmış ve grevle ilgili gereken önlemleri almalarını buyurmuştur. Bunun üzerine olay yerine askeri birlikler sevk edilerek grevciler dağıtılmıştır.[6]

Şirket-i Hayriye’den önce ve Şirket-i Hayriye Dönemi’nin ilk yıllarında yolcuların vapura rahatça binip inebilmeleri için iskeleler yoktu. Soğuk kış günlerinde yolcular ya açıkta bekler ya           da yakındaki bir kahveye sığınarak vapurları gözetlemek mecburiyetinde kalırlardı.[7]

Boğaz’ın Rumeli kıyısındaki ilk büyük iskelesi Beşiktaş İskelesi’dir. Şirket-i Hayrife’nin çıkardığı Salnamenin renkli kapağında da bu iskeleyi görmek mümkündür. Ahmet Tal’at Bey’in yaptığı bu bina 1913 tarihini taşımaktadır. Yeniköy iskelesi, Şirket-i Mayriye’nin aktarmalarını yaptığı iskele olması sebebiyle aynı bir önem taşımaktadır.

Şirket-i Hayriye’nin kuruluşundan beri ana iskele olma özelliğini taşıyan “Köprü” yani Galata İskelesi’nden birçok semte seferler düzenlenirdi iskelenin en uç tarafında bulunan birahanede, yolcular biralarına içerken aynı zamanda da seyrine doyum olmayan manzarayı seyretme imkanı da bulurlardı. Boğaz vapurlarının en çok uğradıkları iskeleler şunlardı:

Rumeli Yakası: Kabataş, Beşiktaş, Ortaköy, Kuruçeşme, Arnavutköyü, Bebek, Rumelihisarı, Mirgune, İstinye,Yeniköy, Tarabya, Kireçburnu, Büyükdere, Sarıyer, Yenimahalle, Rumelikavağı.

Anadolu Yakası: Üsküdar, Kuzguncuk, Beylerbeyi, Çengelköyü, Vanköyü, Kandilli, Küçüksu, Anadoluhisarı, Kanlıca, Çubuklu, Paşabahçesi, Beykoz, Anadolukavağı.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ