BEYLİKLER DÖNEMİ MİMARİSİNDE FİGÜRLÜ SÜSLEME

BEYLİKLER DÖNEMİ MİMARİSİNDE FİGÜRLÜ SÜSLEME

Anadolu Taş süslemesinde oldukça zengin bir alan olan figürlü süsleme, hem süsleme hem de ikonografi araştırmalar için önemli bir kaynak oluşturmaktadır. Anadoluda’ki çeşitli kültürler ile, Anadolu dışı sanatın biçimlendirdiği, özellikle Orta Asya inançlarının yoğunluk kazandığı bir anlam zenginliği ve girift semboller dünyası ortaya çıkmaktadır. Orta Asya’da insan ve hayvan figürleri daima sembolik amaçlarla işlenmiş ve atlı göçebe kültürünün Şamanizme bağlı inanç dünyasının kozmolojik, astrolojik ve mitolojik simgeleri olmuştur. Avrasya göçebe kültürünün sentezi olan hayvan üslubu, Selçuklular’da halen yaşayan göçebe ruha aksetmiştir. 10. yüzyıldan itibaren kitle halinde İslamiyet’i kabul etmeye başlayan Oğuzlar’da Şaman kültürünün etkileri büyüktü. Bu nedenle Müslüman olan Türklerde Şamanizm geleneklerinin çoğu, günümüze kadar süre gelmiştir.

8. yüzyılda antik ve Sasani sanatı etkisi altında Emevi saraylarını süsleyen çeşitli heykel, insan ve hayvan figürlü süsleme, İslam sanatında daha sonra çok gelişecek olan ikonografik programı ortaya koymaktadır. Zengin figürlerin 9. yüzyıldan sonra Abbasilerle başlayarak daha çok el sanatlarının süsleyici öğeleri olduğu görülmektedir. Bu figürlerde Türk ve Orta Asya üslubu diyebileceğimiz yeni bir üslubun etkileri dikkati çekmeye başlar. Abbasilerin 9. yüzyılda Orta Asya’dan getirttikleri Türk askerleri için Bağdat’ın kuzeyinde kurulan “Samara şehri” yeni üslubun öncüsü olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu üslub, özellikle 12.-13. yüzyıl Büyük Selçuklu sanatına ait örneklerde karşımıza çıkmaktadır. Sarayla ilgili av, dans, müzisyenler, taht sahneleri ve saray ileri gelenleri, muhafızlar, hizmetkarlar, İran Edebiyatı’ndan alınan aşk ve kahramanlık konuları, gezegen burç tasvirleri, sfenks, siren, çift başlı kartal, ejder vb. fantastik yaratıklar, tavus, arslan, kartal vb. sembolik hayvanlar İslam dünyasının yarattığı belirli bir ikonografik programla, hatta belirli bir şema ile ahşap, seramik, metal, fildişi vb. el sanatlarının farklı dallarında ana süsleme öğesi olmuşlardır. Saray ve çevresine ait bu kullanım eşyalarına paralel sahnelerin bazen Gazne ve İran bölgesi Büyük Selçuklu ve İlhanlı saraylarında olduğu gibi, mimaride de süsleme olarak kullanıldığını görüyoruz. Bazı üslup ve ayrıntıdaki farklılıklara rağmen konu programındaki beraberlik, antik ve Sasani dünyasından uzaklaşarak, daha çok Orta Asya’dan gelen göçebe el sanatı (Avrasya) üslubunun etkileri, 9.-14. yüzyıllar arası İslam dünyasında Türkistan’dan İspanya’ya kadar uzanan çok geniş bir alanda kendini hissettirmektedir. Anadolu Selçuklu figür üslubunu etkileyen Avrasya figür üslubunun kökü M.Ö. 7. yüzyıldan başlatılan ve genellikle İskit adı altında toplanan, çeşitli Türk göçebelerinin sanatına dayanmaktadır. Karadeniz’den Çin’e, Altaylar’dan Kuzey Sibirya’ya kadar uzanan çok geniş bir alanda karşımıza çıkan Avrasya sanatı, göçebe oluşları nedeniyle büyük üslup birliği gösterir. Hun Devleti (M.Ö. 3.-M.S. 3. yüzyıl), İdil (Volga) ve Tuna Hunları (9.-10. yüzyıl), Karluk’lar (10.-11. yüzyıl) İslam öncesinde Avrasya hayvan üslubunu devam ettiren Türk devletleridir. Silahlarda, av araçlarında, tekstilde, at koşum takımlarında, çadırlarda en çok görülen süslemeler; maskeler, yırtıcı kuşlar, arslan, kaplan, geyik, kurt, ejder, hayali hayvanlar ve hayvan mücadele sahneleri olmuştur. Şaman dini, büyü ve tılsım bu figür sanatının besleyen ana kaynaklardır. Avrasya figürlü süsleme sanatını bütün bölge ve dönemlerde devam eden ortak özellikleri; stilizasyona gidiş, uzuvları geometrikleştirerek deforme etmek, spiraller ve düğümlerle süslemek, gövdede süsleyici beneklere yer vermek, “S” şeklinde kıvrılmalar olarak karşımıza çıkmaktadır. Figürler gerçeklikten uzaklaşarak dekoratif bir karakter kazanırlar. Genellikle bir hayvanın diğer bir hayvanla veya başka bir hayvana ait parçalarla birleştiği görülür. Hayvan ve insan figürlerinin bitkisel süsleme içine karıştırlması da yine bitkisel süsleme ve figürü süsleme birleşiminin başlangıcını Orta Asya’ya götürmektedir. Bu özellikler daha sonra Anadolu Selçuklu figür dünyasında kendini hissettirmektedir. Avrasya göçebe sanatında madeni, ahşap ve diğer el sanatı eserlerinde görülen “Eğri kesim” tekniği adını alan teknikte bazı örneklerde, Anadolu Selçuklu figürlü süsleme örneklerinde de uygulanmıştır. İslam dünyasında el sanatlarında yoğun olarak yer alan figürlü süsleme, Anadolu’da sivil ve dini mimariye aktarılmıştır. El sanatı örnekleri ise daha sınırlı kullanılmıştır.[1]

Anadolu Selçukluları Kösedağ Savaşı’ndan (1243) sonra siyasi üstünlüğünü kaybedip Moğollar’ın hakimiyeti altına girince, mimari eserlerde Şaman kültüyle ilgili sembollere dayanan figürlü kabartmaların çoğaldığı görülür.[2]

13. yüzyılın sonunda Anadolu Selçuklu Devleti’nin zayıflamasıyla birlikte 14.-15. yüzyıllarda Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde kurulan beylikler, Osmanlı Devleti’nin egemenliğine girene kadar kendi bölgelerinde kültür ve imar faaliyetlerinde bulunarak Beylikler Dönemi sanatını oluşturmuşlardır.

Beylikler dönemi süslemesinde çok yoğun görülmese de, figürlü süsleme gerek düzenleme, gerekse kompozisyon olarak Orta Anadolu’daki örneklerde Anadolu Selçuklu etkilerini sürdürmüştür. Beylikler dönemine ait 1300-1453 yıllarına tarihlenen yedi yapıda portal, kapı, eyvan ve çörtenlerde, şerit, pano ve kemer köşelikleri ile kemerlerde görülen figürler, I- Doğada bulunan hayvanlar (arslan, at, balık, boğa, fil, güvercin, kaz, kuş, oğlak, tavus kuşu ve tavşan) ve II- Hayali hayvanlar (çift başlı kuş -kartal-, ejder) olmak üzere iki gruba ayrılmaktadır. Her iki grup da kendi içinde; sadece figürün başından oluşan ve tüm vücuttan oluşan örnekler olarak iki gruba ayrılmaktadır.

Doğada Bulunan Hayvan Tasvirleri

Sadece Figürün Başından Oluşan Örnekler

Arslan; Niğde Sungur Bey Camii eyvanındaki şeritlerde üstten dördüncüsünde (Fotoğraf 1), kıvrık daldan çıkan arslan başı profilden gösterilmiştir. Açık ağızlı ve çekik gözlü arslanların başlarının üzerinde sivri kulakları ile boyunlarında yeleleri tasvir edilmiştir. Boynuyla yapıya birleşen, cepheden verilen başlı, köşeli oval yüzlü, dolgun yanaklı, patlak çekik gözlü, ince uzun burunlu, açık ağızlı, başın iki yanında birer kulağı bulunan arslan figürü, Taşkın Paşa Camii’nin batı cephesindeki çörtenlerde (Fotoğraf 2) görülür.

At; uzun çeneli, çekik gözlü, gemini ağzına almış, boynunda çizgilerle yeleleri belirtilmiş profilden gösterilen at başı tasviri; sadece Eretnaoğlu yapısı olan Niğde Sungur Bey Camii giriş eyvanında kuzey duvardaki şeritlerde (Fotoğraf 3’de üstten beşinci) karşımıza çıkar.

Boğa; kıvrık daldan çıkan hafif açık ağızlı, çekik gözlü, başının üzerinde hilâl biçimli boynuzları ile kulakları profilden gösterilen boğa başı tasviri; yine yalnızca Niğde Sungur Bey Camii giriş eyvanı kuzey ve güney (Fotoğraf 4’te üstten birinci) duvarlarındaki şeritlerde yer alır.

Fil; yalnızca Niğde Sungur Bey Camii giriş eyvanındaki şeritlerde, kıvrık daldan çıkan fil, kıvrık hortumu ve uzun sivri dişiyle (Fotoğraf 5’te üstten birinci) betimlenmiştir.

Oğlak; hafif açık ağzı, uzun çenesi, sakalları, çekik gözlü başının üzerindeki uzun boynuzuyla tasvir edilen oğlak başı; yine yalnızca Niğde Sungur Bey Camii giriş eyvanının kuzey duvarındaki şeritte (Fotoğraf 6’da üstten birincisi) görülür.

Tüm Vücuttan Oluşan Örnekler

Arslan; Eretnaoğlu ve Menteşeoğlu beyliklerine ait birer örneğinde de çift olarak gösterilmiştir. Turhal Gümüştop Zaviyesi kapısındaki tasvirlerin her ikisi de ayakta ve hareket halinde, kuzeydekinin başı geriye dönük, güneydeki ileriye bakan figürlerin kuyrukları rumi biçiminde sonlanır (Fotoğraf 7). Her iki figürün de kuyruk uçları ve başları tahribat nedeniyle belirlenememektedir. Peçin Ahmet Gazi Medresesi ana eyvan kemeri köşeliklerindeki arslan figürleri de karşılıklı olarak yerleştirilmiştir. Fakat diğer örneklerden farklı olarak, bunlar arka kısımları üzerine oturmakta ve birer sancak tutmaktadırlar (Fotoğraf 8). Örnekler diğerlerinden daha büyüktür. Fakat, batıdaki arslanın tuttuğu sancak üzerindeki küçük arslan figürü, ön ayaklarından biri havada, diğeri dizden kırık, arka ayaklarından biri önde ve diğeri arkada hareket halinde, küçük kulakları, hafif açık ağzı, kuyruğunun sırtının üzerinde ortada bitmesi ve küçük olmasıyla, Turhal Gümüştop Zaviyesi kapısındakilere benzemektedir.

Kuşlar; kendi içinde güvercin, kaz, tavus kuşu ile isimleri belirlenemeyen kuş figürleri olmak üzere dört türde karşımıza çıkmaktadır.

Güvercin; yalnızca Karamanoğlu Beyliği yapısı olan Karaman Hatuniye Medresesi portal kavsarasındaki mukarnasların sekizinci sırasında ortada yer alan güvercin figürü, başı profilden gösterilmiş, iki yana açık ayaklarının arasında yelpaze biçiminde kuyruğu, oval gövdesinin iki yanında açık kanatları ve gövdesi üzerindeki başı ile tasvir edilmiştir (Fotoğraf 9).

Kaz; yine yalnızca Karamanoğlu eseri olan Konya-Meram Hasbey Hamamı kapı kemerinin ortasındaki kartuş içinde (Fotoğraf 10), “S” biçiminde iki kaz figürünün boyunlarının çapraz kesiştiği ve gaga gagaya gösterilmiş kazların başları, sivri gagaları, yuvarlak gözleri ve tüyleri çizgilerle belirtilmeye çalışılmıştır. Gövdelerinden çıkan rumi biçiminde kanatları olan figürlerin gövdelerinin alt kısmından çıkan kuyrukları birleşerek yelpaze biçiminde sonlanır. (Fotoğraf 11)

Tavus Kuşu; Eretnaoğlu Beyliği’ne ait tek örneği olan Niğde Sungur Bey Camii giriş eyvanının kuzey duvarındaki şeritlerden üsttekinin ortasında, kıvrık dallara ayaklarıyla tutunan dikey yerleştirilmiş iki tavus kuşu görülür (Fotoğraf 12). Uzun kanatları ve kuyrukları çizgilerle belirtilmeye çalışılmıştır. Gövdelerinin üzerinde ince uzun boyun, tepelerinde ibikleriyle ve sivri gagalarıyla küçük başları yer alır.

Türleri Belirlenemeyen Kuş Figürleri; yine yalnızca Niğde Sungur Bey Camii giriş eyvanının güney (Fotoğraf 13) ve kuzey (Fotoğraf 14) duvarlarındaki şeritlerin üst köşelerinde, profilden gösterilen kuşlar kıvrık dallara basmaktadırlar. Oval gövdelerinin üst kısımlarında çizgilerle belirtilmiş kanatları, gövdenin arkasından çıkan kuyrukları ile gövdenin üzerinde hafif açık gagalı, küçük yuvarlak gözlü ve tepelerinde ibik ve tüyler yer alan başları dikkati çeker.

Tavşan; kıvrık daldan çıkan ön ve arka ayakları üzerine oturan tavşan figürünün alt kısmı tahrip olmuştur. Bugün sadece oval başı üzerinde sivri uzun iki kulağı görülür. Bu tasvir, Niğde Sungur Bey Camii giriş eyvanının güney duvarındaki şeritlerden batıdaki dikey parça üzerinde yer alır (Fotoğraf 15’da üstten dördüncü figür).

Balık; Eretnaoğlu ve Karamanoğlu beyliklerine ait birer örnekle temsil edilir. Niğde Sungur Bey Camii giriş eyvanının güney duvarındaki şeritlerden doğu üst köşeden ikinci figür olan balık (Fotoğraf 16) kıvrık dalın ucunda tasvir edilmiştir. Solungaç ve yüzgeçleri üçgenlerle belirtilmiş, pulsuz, küçük ve tek olarak gösterilmiştir. Konya Meram Hasbey Hamamı kapı kemeri üzerindeki balıklar (Fotoğraf 17), kaz figürlerinin başının çevresinde spiral yapmaları, başlarının aşağıda oluşu, açık ağızları, pulları ve yüzgeçsiz oluşlarıyla Niğde Sungur Bey Camii’ndeki örnekten ayrılmaktadırlar.

Hayali Hayvanlar

Sadece Figürün Başından Oluşan Örnekler

Ejder; Eretnaoğlu ve Karamanoğlu beyliklerine ait birer örnekte karşımıza çıkar. Niğde Sungur Bey Camii giriş eyvanının kuzey duvarının doğusundaki panoyu kuşatan şeritlerden doğudaki dikey şeridin kesişmesinden sonraki ikinci figür olan ejder (Fotoğraf 17), kıvrık daldan dışa taşan ve helezoni şekilde kıvrılan açık ağızlı, çatal dilli ve sivri kulaklı olarak tasvir edilmiştir. Figürün üst çenesi üzerinde çizgilerle belirtilmeye çalışılan burun, açık ağızda alt ve üst çenede görülen dişler, çekik gözler, sivri uzun kulaklar, kıvrık dal ile baş arasında bilezik biçiminde boyundan çıkan yüzgeç biçiminde kanat görülür. Karaman Arapzade Camii batı cephesindeki ejder biçimindeki çörten ise (Fotoğraf 18), diğerinden farklı olarak üç boyutlu olarak gösterilmiştir. Boynuyla yapıya bitişen baş ile boyun arasında kabaca işlenmiş bilezik biçiminde pullar, ağza doğru incelen baş, damla biçiminde pullarla yapılmış çekik göz, üst dudağı yukarı kıvrılarak volütle sonlanan açık ağızda sivri dişleri görülür. Çenesinin altında pullarının işlenmiş olmasıyla diğerlerinden ayrılır.

Vücudunun Tümü Gösterilenler

Çift Başlı Kuş (Kartal); yalnızca Eretnaoğlu eseri olan Niğde Sungur Bey Camii kuzey giriş kapısının üzerindeki geniş şeridin ortasında yer alan kare pano içindeki sekiz dilimli madalyon içinde (Fotoğraf 19), dört köşeye birer palmet işlenmiş, başlarda sivri kulaklar, kıvrık gaga görülür. Boyunlar ters kalp (yürek) meydana getirecek şekilde birbirine düğümlenmiştir. Kanatlar açıktır. Kuyruk yelpaze şeklindedir ve gövdeye hilâl motifi ile bağlanmıştır. Bu çift başlı kartal, sungur da olabilir ve büyük ihtimalle camiye Sungur Bey’in arması olarak yerleştirilmiştir (Öney 1972: 151-152; Ünal 1982: 106; Roux 1992: 88). Figürün kanatları ve kuyruğunun tüyleri çizgisel olarak verilmeye çalışılmıştır. Uzun boyunlarının ucunda yer alan başları, küçük gözleri, açık ağızlardan çıkan dilleri ile başlarının üzerinde kulakları ve ibikleri görülür. Ters yürek biçimindeki boyunların üzerinde eksende bir palmet yer alır.

İkonografik olarak baktığımızda; arslan figürü genellikle güneşin, aydınlığın, gücün ve üstünlüğün simgesidir. Gücün simgesi olması dolayısıyla hükümdarların işareti olmuştur. Ayrıca koruyucu özelliğiyle de dikkati çekmektedir. Arslan motifinin bu özellikleri hemen hemen her kültür çevresinde karşımıza çıkar.[3] Arslan, altını ve güneşi, her nesnede mevcut olan hareketlilik, yönelme ve yaratıcılık ilkesini temsil ettiği için tasavvufi inançlarda tefekküre karşı hareketi simgelemektedir.[4]

Boğa, genellikle tavşan ve diğer boynuzlu hayvanlar gibi karanlığın ve ayın simgesi olarak ele alınmakla birlikte farklı biçimde gücü de simgelediği bilinmektedir. Ayrıca burç ve gezegen tasvirlerinde de karşımıza çıkmaktadır.[5]

Geyik, daha çok Asya’daki çok tanrılı inançlarla ve tasavvufla ilişkili bir figürdür ve yol gösterici özelliğinden dolayı kutsal bir hayvan olarak kabul edilmektedir. İnsandan daha hızlı ve güçlü oluşu nedeniyle büyülü güçleri üzerinde toplamasına yol açmıştır. Geyik güçlü ve yırtıcı bir hayvan olmadığı için, insanların daha çok manevi dünyasında yer almıştır. Bu nedenle de geyik figürü, din adamlarının özellikle de dervişlerin kutsal hayvanı olarak önem kazanmıştır.[6]


ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ