BAHTİYAR VAHABZADE: HAYATI, ESERLERİ, TÜRKİYE’DE TANINMASI

BAHTİYAR VAHABZADE: HAYATI, ESERLERİ, TÜRKİYE’DE TANINMASI

Bahtiyar Vahabzade hakkında bu özel sayı çıkartılırken, amaca uygun olarak onun hâl tercümesini hazırlamak, eserleri ve fikirleri hakkında ana hatlarıyla bilgi vermek ve Türkiye’de ne zaman, nasıl tanındığı, eserlerinin kimler tarafından, nerelerde neşredildiğini ana hatlarıyla ortaya koymak yararlı olur, diye düşündük.

Hâl tercümesi, Azerbaycan’daki kaynaklardan mümkün olduğu kadar öz bir şekilde derlendi. Ayrıca bu konuda en önemli belge olan, Avtografiyam adlı eserine de bu özel sayıda özellikle yer verildi; çünkü şairin kendisi hayatının en önemli çizgilerini, nasıl bir muhit içinde yetiştiğini ve hangi şartlarla yüz yüze geldiğini, bazı eserlerini nasıl yazdığını otobiyografisinde etkileyici bir dille gayet güzel anlatıyordu.

Bahtiyar Bey’in Türkiye’de tanınması meselesi ise, ister istemez şahsımdaki bilgi ve belgelerle sınırlı oldu. Bu konunun ileride daha geniş bir şekilde ele alınması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü Türkiye’de de Bahtiyar Vahabzade hakkında ilmî araştırmalar epece erken başlamış, hatta bazı yüksek lisans ve doktora tezleri de yapılmıştır. Türkiye’de tanınması ve eserlerinin neşri konusunun, henüz gereği gibi ele alınmamış olması, önemli bir eksiklik olarak görülmelidir.

Bundan sonra Bahtiyar Vahabzade hakkında çok daha rahat ve çeşitli açılardan araştırmalar yapılabilme imkânı vardır; çünkü Prof. Ramazan Gafarlı, bizzat Bahtiyar Bey’in talimatlarıyla onun külliyatını 12 cilt hâlinde yayımlamış bulunmaktadır. Bu külliyat araştırmacılara büyük kolaylıklar sağlayacaktır.

Hayatı ve eserleri:

Sadece Azerbaycan’ın değil bütün Türk dünyasının önde gelen sanat ve fikir adamları arasında çoktan beri yer almış bulunan Bahtiyar Vahabzade 1925’te Şeki’de doğar. Bu dönemde Azerbaycan’da Sovyet rejimi iyi kötü yerleşmeye başlamış, sıra kolektifleştirmenin uygulanmasına gelmiştir. Azerbaycan’ın birçok yerinde olduğu gibi Şeki’de de halk kolektifleştirmeye sert bir şekilde karşı çıkar. Hatta 1932’de isyan eden halk; şehri ele geçirir. Durumu ancak bir hafta sonra kontrol altına alan Sovyet hükümeti, bazı isyancıları evinde sakladığı için Vahabzade’nin dedesini hapse atar. Bir yakınlarının kefil olmasıyla hapisten kurtulan dedesi, ailesini alarak Türkistan’a kaçar. 1934’te ortalık biraz yatışınca Bakü’ye dönerler.

Böylece daha küçük yaşlarından itibaren Sovyet yönetiminin sert ve acımasız yüzüyle karşılaşan Bahtiyar Vahabzade, 1942’de Bakü’de orta tahsilini tamamladıktan sonra Tıp Fakültesine girer fakat burada okumayarak 1947’de Bakü Devlet Üniversitesinin Filoloji Fakültesinde yüksek tahsilini tamamlar. Başarılı öğrenciliği sebebiyle asistan olarak üniversitede alıkonulur. Semed Vurğun’un Lirikası adlı teziyle “Filoloji elmler namzedi” (doktor, 1951), yine aynı şair hakkında yazdığı Semed Vurğun’un Yaradıcılıg Yolu adlı eseriyle de “Filoloji elmler doktoru” (doçent, 1964) unvanlarını alır, bir yıl sonra da profesörlüğe tayin edilir (1965).

Vahabzade bilim adamı olarak 1951’den emekli olduğu 1990’a kadar üniversitede öğretim kadrosunda değişik görevlerde çalışır. O hem şair hem de bilim adamı olarak gösterdiği başarılar sebebiyle çeşitli unvanlara, mükâfatlara layık görülür: “Azerbaycan Emekdar İncesenet Hadimi” (1974); “Leninle Söhbet” ve “Muğam” manzumeleri dolayısıyla “Azerbaycan Devlet Mükâfatı” (1976), Bir Geminin Yolcusuyuğ adlı kitabıyla da “Sovyetler Birliği Devlet Mükâfatı”na (1984) aynı zamanda “Oktyabr İnğilabı”, “Gırmızı Emek Bayrağı” gibi nişanlara ve “Azerbaycan Halğ Şairi” (1984) unvanına layık görülür. Azerbaycan’ın bağımsızlığına kavuşmasından sonra 1995’te millî mücadeledeki hizmetleri sebebiyle de “İstiklal” nişanıyla taltif edilir.

Vahabzade, 1980’de Azerbaycan İlimler Akademisine muhabir üye, 2001’de de hakiki üye olarak kabul edilir. 1981’de hem Sovyet Yazarlar Birliğinin hem de Azerbaycan Yazarlar Birliğinin yönetim kuruluna üye olarak seçilir.

Bahtiyar Vahabzade siyasi hayatta da yer almış, Sovyet döneminde X. (1980-85) ve XI. devre (1985-90) Azerbaycan Parlamentosunda milletvekilliği yapmıştır. Azerbaycan’ın bağımsızlığına kavuşmasından sonra da ömrünün sonuna kadar milletvekili olarak millî parlamentoda bulunmuştur (1991-2009).

Küçük yaşlarından itibaren sanata, şiire ilgi duyan Vahabzade’nin basılan ilk şiiri, yayınlandığında çok beğenilen “Yaşıl çemen, ağaç altı… bir de ki tünd çay”dır. Bu şiir, o zaman Azerbaycan Yazarlar Birliğinin başkanı Semed Vurğun’un dikkatini çeker ve şairi himayesine alır. Böylece Vahabzade’nin hayatının akışı değişir.

Yine Semed Vurğun’un tavassutu ile 1945’te Azerbaycan Yazarlar Birliğine kabul edilir. İlk şiir kitabı Menim Dostlarım’ı (1949), Bahar (1950) ve Dostluğ Neğmesi (1953) izler. Bu eserleriyle o daha çok belli bir konuya, bazen de hikâyeye dayanan, lirik, çoğu zaman da lirik-epik üslubuyla kendini gösterir; ama henüz olgunlaşıp şiirdeki karakteristik çizgilerini iyice belirgin bir şekle sokamamıştır. 1950’li yıllardan sonra asıl orijinal sanatkâr becerisini göstermeye başlar. Bu yıllarda sosyal, ahlaki konulu, basit insanların hayatlarından, duygu ve düşünce dünyasından esinlenmiş şiirleriyle dikkati çeker. 1960’lı yıllardan sonra -değişmeye başlayan siyasi hayatın da etkisiyle- başlangıçta biraz örtülü bir şekilde, sonraları daha da açık bir tarzda, millî problemleri dile getirir, insan ve zaman üzerinde düşüncelerini, duygularını derinleştirerek zamanla bilgece bir şiir kurmaya başlar.

Bahtiyar Vahabzade’ye halk arasında büyük bir şöhret kazandıran, geleneksel tahkiye tarzında, sade bir dille kaleme aldığı vatan ve millet sevgisi aşılayan, düşünce itibarıyla yoğun, büyük manzumeleridir (poema). O, 1958’de yazdığı, ama siyasi baskı sebebiyle ancak bir kaza gazetesinde yayınlatabildiği (Şeki Fehlesi, 23-26 Ekim 1960), Azerbaycan’ın Rusya’yla İran arasında ikiye bölünüp parçalanmasına sebep olan 1813 tarihli Gülistan antlaşmasını konu edilen “Gülüstan Poeması”ıyla halkın gönlünü fetheder. Azerbaycan Türklerinin kötü talihini, Azerbaycan’ın bütünlüğünü hürriyet ve bağımsızlık özlemlerini cesaretle dile getirdiği bu manzume, ülkede büyük yankılar uyandırır. Azerbaycan Komünist Partisi Merkezi Komitesi tarafından sorgulanır, bunun sonucu olarak 1962’de üniversitedeki işinden uzaklaştırılsa da 1964’te yeniden görevine iade edilir.

Karşılaştığı baskılara rağmen Bahtiyar Vahabzade, birçok şiirinde sosyal ve siyasi hadiselerin iç yüzünü, cemiyetteki haksızlıkları, ahlaksızlıkları üstü örtülü veya dolaylı bir şekilde ifade etmekten vazgeçmez. Baskı rejimlerinde sık sık görüldüğü gibi zaman ve zemini değiştirerek, asıl söylemek istediklerini, yüreğinden geçenleri, halka ulaştırmada büyük bir başarı sağlar. Nitekim 1970-1980’li yıllarda, şiir kitaplarının yüksek tirajla basılmasına rağmen kısa zamanda tükenmesi, onun halkın güven ve beğenisini sağladığını gösteriyordu.

Sovyetler Birliği çöktükten sonra eskiden yazıp da bastıramadığı şiirlerini Sandıkdan Sesler adı altında yayımladı.

Gorbaçov döneminde ortaya çıkan Karabağ problemi, 17 Kasım-4 Aralık 1988 tarihlerinde Bakü’de Azadlık Meydanı’nda başlayan, büyük halk yığınlarının katıldığı mitinglerle dünya gündemine oturdu. Birçok aydının korkup sustuğu bu dönemde cesaretle düşüncelerini açıklayan, halka yol gösteren “aksakallar” arasında Bahtiyar Vahabzade de yerini almıştı. Onun bu tavrı, yıllardan beri millî meseleler karşında gösterdiği büyük hassasiyetin doğal bir sonucuydu.

Vahabzade bu dönemde, Ermenilerin haksız istekleri ve Rus himayesine dayanarak gerçekleştirdikleri acımasız saldırılar karşısında, halkın sağ duyusunu cesaretle dile getirdi; makul ve uzlaştırıcı bir politika izleyerek Azerbaycan için önemli hizmetlerde bulundu. Gelin Açığ Danışağ (1988) adlı eserindeki yazılarını “açıklık, yeniden kurma ve demokrasi” siyasetinin oluşturduğu imkânlar çerçevesinde yazsa da döneminde birçok kimsenin söylemekten korktuğu, dile getirmekten çekindiği birçok problemi göz önüne serdi, halka yol gösterdi.

Daha sonraki hadiseler bilhassa Ermenilerin Rusları da arkalarına alarak yaptıkları saldırılar, toprak işgalleri, nihayet Rus ordusunun bir gece ağır silahlarla Bakü’ye girip halkın üzerine ateş açmakla sebep olduğu “Ganlı Yanvar” (19-20 Ocak 1990) trajedisi karşısında -birçok aydının tersine- cesaretle sesini yükselten aydınlar arasında Bahtiyar Vahabzade de vardı. Çeşitli haber ajansları bu hadiseyi dünyaya duyururken, korkmadan Rus vahşetini ızdıraplı sesiyle dünyaya anlatmaya çalışan Azerbaycan aydınlarının başında yine Vahabzade vardı. Şaşkınlığa düşen Azerbaycan parlamentosunu toplantıya çağıranlar arasındaydı ve korku bulutlarını dağıtan ilk oturumun başkanlığını yapan yine o olmuştu. Hatta o, bu vahşetle ilgili resmî toplantıların birinde hiç çekinmeden bir Rus generalinin üzerine yürümüş, onun suratına tükürmüştü. Araya giren nüfuzlu şahıslar Vahabzade’yi mutlak bir ölümden kurtarmış, Rus yetkililer de Bakü’nün Azatlık Meydanı’nda gittikçe büyüyen şiddetli halk tepkisi karşısında geri adım atmak zorunda kalmışlardı.

Bütün bu hadiselerde ön planda olması, milletinin dertlerini yürek acısıyla dile getirmesi, zaten sevilen bir şahsiyet olan Bahtiyar Vahabzade’yi halk arasında daha da yüceltmiş, ona duyulan güveni arttırmıştı. Bu sebeple de o, son yılların bütün kritik hadiselerinde, siyasi gerginliklerde, halkı sükûnete, sağduyulu olmaya davet ettiğinde, ne yapılması gerektiğini açıkladığında, amacına ulaşmış, halkı doğru yola sevk etmişti. Halk, ona duyduğu sevgi ve saygıyı Vahabzade’nin defin töreninde unutulmaz bir şekilde açığa vurdu.

Vahabzade bütün bu gelişmelerin etkisiyle “Şehidler” (1990) adlı manzumesini ve Türkiye’de neşredilen Tavşana Kaç Tazıya Tut: Azerbaycan Olaylarının İçyüzü, Moskovanın Siyaseti (Aktaran: Yasin Aslan, Ankara 1990) adlı eserlerini yazarak Rus siyasetinin, Ermeni oyunlarının içyüzünü açıkladı.

Bahtiyar Vahabzade Sovyet rejiminde yumuşamanın başlamasıyla ve özellikle 1991’de Azerbaycan’ın bağımsızlığını kazanmasından sonra, millî kimlik ve din anlayışının Azerbaycan’da yeniden oluşturulmasında ve olumlu bir şekilde gelişmesinde etkili olan şahsiyetlerin başında gelir. Şiirlerinde ve diğer eserlerinde İslamiyeti ve Türklüğü tarihî derinliği ve beşerî değerleriyle ele almış, ayrıca Türkiye- Azerbaycan kardeşliğini pekiştiren, Türk dünyası arasında siyasi, kültürel bağların kurulmasına hizmet eden eserler yazmıştır.

Bahtiyar Vahabzade’nin şimdiye kadar aralarında çeşitli dillerde tercümeler de olmak üzere 70 civarında şiir kitabı yayımlanmış, 2 monografisi ve 11 civarında da ilmî-popüler eseri basılmıştır.

Bakü Akademik Devlet Dram Tiyatrosunda Vicdan, İkinci Ses, Yağışdan Sonra, Yollara İz Düşür, Feryad, Hara Gedir Bu Dünya?, Özümüzü Kesen Gılınc, Cezasız Günah, Dar Ağacı gibi oyunları sahnelenmiştir. O aynı zamanda konularını tarihten ve çağdaş hayattan aldığı 20’den fazla büyük manzumenin-hikâyenin (poemanın) de yazarıdır.

Vahabzade’nin yazıldığı yıllarda büyük ilgiyle karşılanan bir başka manzumesi de Fuzulî’nin sanatkârlığını ele aldığı Şeb-i Hicranadır (1959). Azerbaycan klasik musikisinin makamlarına dayanarak felsefi düşüncelerini, Azerbaycan medeniyetinin özgün ve mümtaz yanlarını ifade etme imkânı bulduğu Muğam (1974) ve 1937’de iyice azgınlaşan Stalin dönemini, Sovyet devletinin baskı ve işkence günlerinin korkularını dile getirdiği İki Gorhu (1988) adlı manzumeleri, şairin en çok beğenilen eserleri arasında yer alır.

Vahabzade, Türkiye sanat, edebiyat ve fikir hayatına da daima ilgi duymuş, bu konularda da düşüncelerini birçok vesileyle dile getirmiştir. Onun özellikle İsmet Zeki Eyuboğlu’nun “Ölü Edebiyat” (Varlık, Ağustos 1972, Sayı: 779) başlıklı, klasik edebiyat hakkında kabul edilemez iddia ve hükümler taşıyan makalesine cevap olarak yazdığı ve aynı dergide yayımlanan “Yel Gayadan Ne Aparır” (Varlık, Şubat 1973, Sayı: 785) makalesi, Türkiye’de de ilgiyle karşılanır. Vahabzade’nin Türkiye seyahatinin intibalarını yansıtan yazıları “Ahtaran Tapar” başlığı altında Sadelikde Böyüklük (1978) adlı kitabında yer alır. Ayrıca yine Türkiye seyahatlerinin ilhamıyla yazılmış bazı şiirleri de vardır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ