AZERBAYCAN’DA MÜSTAKİL HANLIKLAR DEVRİNE UMUMÎ BİR BAKIŞ

AZERBAYCAN’DA MÜSTAKİL HANLIKLAR DEVRİNE UMUMÎ BİR BAKIŞ

Ağa Muhammed Şah’ın kendisini öldürmesi girişiminden böylece kurtulan büyük şair, daha sonra bir düşmanlıktan dolayı, himayesine mazhar olduğu İbrahim Han’ın kardeşi Mihri Ali Han’ın oğlu Mahmud Bey tarafından, oğlu Ali Ağa ile birlikte öldürülmüştür. Bu öldürme olayının sebebi henüz tam olarak açıklanabilir durumda değildir. Mehmed Bey’in İbrahim Han’dan sonra han olduğu ve şair Vakıf’ın da hanlık müşavirliği (vezirlik) görevini yürüttüğü noktasından hareketle, vezir ile hanın birbirleriyle anlaşamadıkları ihtimal dahilindedir.[38]

Molla Veli Vedadi hakkında ise kısaca şunları belirtmekle yetineceğiz. XVIII. yüzyıl Azerbaycan kültür hayatında çok önemli bir yere sahip olan şair Vedadi, yüz yılı aşkın ömrü boyunca pek çok şiir yazmış, bu şiirlerinde bir yandan toplumu ilgilendiren sosyal meselelere temas ederken bir yandan da öz halk dili Türkçeyi kullanarak, Azerbaycan halkının özüne ve ruhuna hitap etmeyi başarmıştır.[39]

Hayatının akışı hakkında fazla ayrıntılı bilgilere sahip olamadığımız bu büyük şair, doğduğu yer olan Kazak’ın Şıhlı Köyü’nde ölmüş (1809) ve buraya gömülmüştür.[40]

Vakıf ve Vedadi, hanlıklar devrinde Azerbaycan’ın yetiştirdiği klasik ve orijinal şairlerdir. Heyecanları, zevkleri, dilleri, duyguları ve düşünceleriyle tamamen bu devrin Azerbaycan cemiyetini benimsemiş ve temsil etmişlerdir.[41]

VI. Hanlıkların Rusya Tarafından İşgal Edilmesi

XVIII. yüzyılın hemen başında Kafkasya’ya doğru sarkmaya yeltenen Rus kuvvetleri, ilk teşebbüslerinde Purut yenilgisi yüzünden amaca ulaşamadı. Fakat fırsat kollamayı da bırakmadı. Bu yenilgiden yaklaşık 10 yıl sonra Rus kuvvetleri, İran hükümetinin içinde bulunduğu karışıklıklardan yararlanarak, Kafkasya’da Osmanli nüfuzunun dışında kalan yerleri istila etti. Rusların kendi nüfuz alanına karşı oldukça riayetkar davranması, Osmanlı hükümetini onlarla Kafkasya’da bir tamsimat antlaşmasına yöneltti. İki devlet 1724 yılında İstanbul’da vardıkları mütabakata göre Güney Kafkasya topraklarını arlarında taksim ettiler. Bu hal bir müddet devam ettikten sonra, İran’daki kargaşaya Nadir Şah tarafından son verildi. Ülkesinde asayişi temin ettikten sonra Nadir, 1735’te Rus kuvvetlerini, 1736’da da Osmanlı kuvvetlerini Kafkasya’dan çıkarmayı başardı. Onun iktidar yıllarında İran’a tabi olmak zorunda kalan Azerbaycan’ın yerel hakimleri, şahın 1747 yılında ölümünün ardından, bağımsız hareket etme imkanına sahip oldular.

Fakat Rus kuvvetlerinin yeni bir fırsatta bu topraklar üzerine yürüyecekleri muhakkaktı, öyle de oldu. 1783 yılında Gürcü kralı ile bir antlaşma imzalayarak Tiflis’e yerleşen Rus kuvvetleri,[42] 1785 yılında da Astrahan’da yeni gemi tersanesi inşaa ederek, Hazar Denizi’ndeki donanmasını kuvvetlendirmeye başladı. Rus teşebbüslerinin ne demek olduğunu çok iyi bilen yerel hanlar, Osmanlı Devleti ile irtibata geçerek yardım temin etme çabasına girdi.[43] Bu tarihlerden itibaren Kafkasya’da, bölgesel güç olan Rusya, İran ve Osmanlı Devletleri arasında rekabet yeniden kızıştı. On yıl kadar devam eden bu rekabet ortamında, müstakil Azerbaycan hanları, bu üç büyük güçten birini tercih etmek zorunda kaldılar.

Fakat 1796 ve 1797 yıllarında ardarda Ağa Muhammed Şah’ın, Çariçe Katerina’nın ve Gürcü Kralı II. İrakli’nin ölüm olayları, müstakil Azerbaycan hanları için erken gelecek bir tehlikenin daha şimdilik kaydıyla bertaraf edilmesine vesile oldu.[44] Fakat hanlar dışarıdan kendilerine yönelen bu ağır tehditleri an be an yaşadıkları halde, ortaklaşa bir tavır sergilemeyi beceremediler. Hatta aralarında kıyasıya bir rekabete girerek, her biri diğerinin aleyhine büyük güçlerden yararlanarak üstünlük elde etmeye kalkıştı.

Çar Petro’nun ortaya koyduğu ilkeler doğrultusunda Kafkasya’ya mutlaka inme niyetinde olan Rus kuvvetleri, bir önceki asrın ilk yıllarına göre, XIX. yüzyılın başından itibaren çok daha avantajlıydılar. Bu üstünlüğünün farkında olan Ruslar, işe 1801 yılında Gürcistan’ın ilhakını tamamlamakla başladılar. Ertesi yıl bölgedeki kuvvetlerin başına Gürcü asıllı Tsitsianov adlı komutanı tayin ederek, istila planını yürürlüğe koydu. Rus serdarı önce gah tehditle gah iltifatla nüfuz alanını genişletmeye çalıştı. 1803 yılından itibaren de askeri harekata geçerek, hanlıkları birer birer istila etmeye başladı. Tek gerekçe bu olmamakla birlikte Ruslara karşı evvela Osmanlı Devleti savaşa girdi. 1806-1812 yılları arasında cereyan eden savaşlarda Türk kuvvetleri, Rusların Azerbaycan’a inmesine engel olamadı. Rusların Türklerle savaş halinde olmasından yararlanmak isteyen İran yönetimi, 1809’da Azerbaycan’da Rus kuvvetleriyle savaşa tutuştu. Şartlar tamamen lehine gibi gözükmekle birlikte İran kuvvetleri, Ruslara karşı bir türlü başarılı olamayınca, 1813 yılında taraflar arasında Gülistan Antlaşması imzalandı. Bu antlaşmaya göre, Azerbaycan topraklarının tamamen Ruslar tarafından işgal edildiğini İran kabul etmek zorunda kaldı. Ancak bu ağır yenilgi, İran idarecilerinin ilk fırsatta Ruslara karşı yeniden harekete geçmelerine sebep oldu. Gerçekten 1826 yılında Rus çarlık sarayında yaşanan bir iç çekişme, İran hükümeti tarafından bir fırsat olarak düşünüldü. İran kuvvetleri Azerbaycan topraklarında Ruslara karşı yeniden harekete geçti. Rusların 1827 yılında Osmanlı kuvvetleri ile de savaşa tutuşması İranlılar için iyi bir fırsattı. Ama İran kuvvetleri bu fırsatı da değerlendiremiyerek yenilgiye uğrayınca, taraflar arasında 1828 yılında, şartları İran hükümeti için bir öncekine göre daha da ağır olan Türkmençayı Antlaşmasını imzaladılar. Bu antlaşmayla İran hükümeti, Aras Nehri’nin kuzeyinde kalan toprakların kaderini tamamen Rusya’ya bıraktığını kabul etti. Aynı tarihlerde yürütülen savaşlarda Osmanlı kuvvetlerine karşı da üstünlük sağlanması üzerine, Rus hükümeti ile Osmanlı hükümeti arasında 1829 yılında Edirne Antlaşması imzalandı. Bu antlaşmayla Osmanlı Devleti de Kafkasya’daki son üslerini Ruslara bırakmak zorunda kaldı.

Yrd. Doç. Dr. Mehmet Ali ÇAKMAK

Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi / Türkiye

Alıntı Kaynağı: Türkler, Cilt: 7 Sayfa: 15-21


Dipnotlar :
[1] Safeviler devrinde Azerbaycan’da İran yönetimine sadık kalarak onlar adına yöneticilik yapan yüksek mevkili görevlilere tahsis edilen topraklara bu adlar veriliyordu. Geniş bilgi için bkz., H. E. Delili, Azerbaycan’ın Cenub Hanlıkları, Bakü1970, s. 8-9.
[2] H. E. Delili, a.g.e., aynı yer.
[3] V. F. Minorsky, Sazeman-i İdare-ye Hökümet-e Safevi, Tahran, 1334, s. 36.
[4] Delili, a.g.e., s. 9.
[5] G. B. Abdullaev, İz İstorii Severo-vostoçnoğo Azerbaydjana v 60-80 gg. XVIII. v Bakü, 1958, s. 14.
[6] F. M. Aliyev, XVIII. Asrın Birinci Yarısında Azerbaycan’da Ticaret, Bakü 1964, s. 5 vd.
[7] Mahmud İsmailov, Azerbaycan Tarihi, Bakü 1992, s. 177-179.
[8] R. İsmailov, Azerbaycan Tarihi, Bakü 1993, s. 71-73.
[9] B.O.A., A. DVN. DVE. (20), Dosya nr, 190, Vesika nr. 29 (Belge yıpranmıştır).
[10] Delili, a.g.e., s. 8-19.
[11] M. İsmailov, a.g.e., s. 179-180.
[12] Aslında Azerbaycan coğrafyası, Osmanlı Devleti ile İran arasında 1618 yılında varılan anlaşmaya göre, 1620’de İran Azerbaycanı ve Kafkas Azerbaycanı diye (Aras Nehri’nin akış yatağı sınır olmak üzere) ikiye ayrılmıştır (geniş bilgi için bkz. Cihangir Zeyneloğlu, Muhtasar Azerbaycan Tarihi, İstanbul 1924, s. 122 vd).
[13] Delili, a.g.e., s. 20-26.
[14] B.O.A., Cevdet Hariciye, nr. 1448/1, 2, 3.
[15] İ. A. Hüseyinov., Azerbaycan Tarihi, c. I, Bakü 1961, s. 357.
[16] B. O. A., Hatt-ı Hümayun, nr. 9932; Osmanlı Devleti İle Azerbaycan. I, s. 134-135.
[17] G. B. Abdullaev, Azerbaidjan v XVIII Veke i Vzaimootnopeniya Ego s Possiey, Bakü 1965, s. 870.
[18] G. Druvil, Sefername 1812-1813, Tahran, 1337, s. 80; M. İsmailov, a.g.e., s. 193.
[19] Delili, a.g.e., s. 30-31.
[20] M. Zeki Pakalın, Osmanlı Tarihi Deyimleri ve Terimleri Sözlü1ğü, C. 2, İstanbul 1983, s. 119-125.
[21] M. İsmailov, a.g.e., s. 194.
[22] B.O.A., Cevdet Hariciye, nr. 5898, 1475.
[23] İ. N. Brezin, Puteşestvie po Severnoyı Persii, Kazan 1852, s. 27.
[24] Delili, a.g.e., s. 32-33.
[25] Aliyev, a.g.e., s. 15.
[26] F. M. Aliyev, Şimali Azerbaycan Şehirleri, Bakü 1960, s. 14.
[27] Zeyneloğlu, a.g.e., s. 155-156.
[28] Aliyev, a.g.e., s. 17 vd.
[29] Balayev, a.g.e., s. 173.
[30] Zeyneloğlu, a.g.e., s. 155.
[31] Hüseyinov., a.g.e., s. 391-393; Zeyneloğlu, a.g.e., s. 144.
[32] H. Ziya Ülken, Farabi İstanbul 1940, s. 1 vd.
[33] M. Fuat Köprülü, “Azeri Mad. (Azeri Edebiyatının Tekamülü)”, İ. A., C. 2, s. 139-144.
[34] Caferoğlu, “Kuzey Azerbaycan”, TDEK, s. 1109-1110.
[35] Zeyneloğlu, a.g.e., s. 153.
[36] Feridun Bey Köçerli, Azerbaycan Edebiyatı Materyalleri, C. 1, Bakü 1925, s. 102.
[37] Baykara, a.g.e., s. 33.
[38] Mehmed Ağa Müctehid-zade Karabaği, Riyazü’l-Aşıkeyn, Dersaadet, 1328, s. 9.
[39] A. Vahap Yurtsever, Azerbaycan Edebiyatında Vedadi ve Vakıf’ın Yaratıcılığı, Ankara 1952, s. 1-45.
[40] Köçerli, a.g.e., C. 1, s. 138.
[41] Baykara, a.g.e., s. 43.
[42] Şinasi Altundağ, “Osmanlı İdaresinde Gürcüler”, IV. Türk Tarih Kongresi-Tebliğler, Ankara 1952, s. 322-324.
[43] BOA., Name-i Hümayun Defteri, nr. 9, s. 148; Hatt-ı Hümayun, nr. 94/a, c, e, i, h.
[44] M. Ali Çakmak, Hanlıklar Devrinde Azerbaycan-Türkiye Münasebetleri (1723-1829), Basılmamış Doktora Tezi, G. Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara 1996, s. 135-136.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ