AZERBAYCAN HANLIKLARININ RUSYA TARAFINDAN İŞGAL EDİLMESİNDE İRAN'IN İKİLİ İLİŞKİLER SİYASETİ

14.05.2015
2.951
A+
A-
AZERBAYCAN HANLIKLARININ RUSYA TARAFINDAN İŞGAL EDİLMESİNDE İRAN'IN İKİLİ İLİŞKİLER SİYASETİ

Gabil CAMALOV

Tarih boyunca Azerbaycan önemli coğrafi konumu, doğuyla batı, kuzeyle güney arasında pek duyarlı bir arazide yerleşmesi, doğal kaynağa sahip olması, eski İpek Yolu üzerinde yerleşmesi nedeniyle kuzeyden Çarlık Rusya, güneybatıdan Osmanlı Devleti ve güneydoğudan Safevi Devleti için çok büyük stratejik ve ekonomik önem taşımaktaydı.[1] Diğer yandan ise, Çarlık Rusya için Doğu’ya ve sulara çıkış kapısı görevini yerine getiren Azerbaycan, İran için batı ve kuzey arasında bir kapı ve tampon bölge oluşturmaktaydı.

Rusya Devleti’nin Kazan (1552) ve Heşterhan (1556) Hanlıklarını işgali sonrası Hazar Denizi’ne çıkış yolu kazanmış oldu. Fakat Rusya Devleti gerek kendi iç siyasî durumuna, gerek Osmanlı Devleti ile Kırım Hanlığı üzerine savaş durumunda olduğuna göre, gerekse Polonya ve İsveç’le savaş yaptığı için XVl-XVII. yüzyıllarda kazandığı imkanları kullanamadı ve Kafkasya’da kendi işgalcilik siyasetini geçici olarak durdurmak zorunda kaldı.

Sosyal ve siyasal düzeninde baş gösteren köklü ve önemli değişiklikler, ekonomi hayatında manifaktür sanayinin yerleşmesi Rusya Devleti’nin çevre ülkelere ekonomik açıdan ilgisini daha da artırmıştı.

I. Şah Abbas Azerbaycan Safevi Devleti’nin başkentini Tebriz’den İsfahan’a göçürmesi sonrası Azerbaycan’ın Safevi Devleti’nin himayesinde bulunduğu dönemde bile Safevi Devleti dahilinde kendi ekonomik ve siyasal önemini koruyabilmiştir.[2] Yedi beylerbeylikten oluşan Safevi Devleti’nin hazinesine Azerbaycan beylerbeyliklerinin sağladığı gelir diğer beylerbeyliklerden gelen gelirin iki katını oluşturmaktaydı. Fakat diğer taraftan ise Şırvan, Karabağ, Tebriz ve İrevan gibi Azerbaycan beylerbeylikleri Osmanlı ve Rusya Devletlerine karşı mühim stratejik önem taşımaktaydılar. Azerbaycan beylerbeyliklerinden Şirvan Beylerbeyliği daha büyük iktisadi ve siyasî güce ve etkinliğe sahipti. Aynı dönemin başlıca dışsatım mallarından petrol, tuz, zanaat mamulleri, ipekli kumaşlar ve kıymetli ender köy ekonomi ürünleri zaten Şirvan Beylerbeyliği’nde üretilmekteydi. Bakû Limanı dış ticaret ilişkilerinin geliştirilmesinde önemli katkıya sahipti. Safevi Devleti Şamahı şehri aracılığıyla Rusya, Osmanlı Devleti, Suriye, Hindistan ve Batı Avrupa ülkeleri ile ticari ilişkilerin sürdürülmesinde büyük önem taşımaktaydı. Şirvan’da üretilen ipekli kumaşlar Rusya’ya, İsveç’e, Hollanda’ya ihraç edilmekteydi. XVII. yüzyılda Şirvan Beylerbeyliği Doğu ile Batı arasında transit ticaret ilişkilerinin gelişmesinde önemli rol oynuyor, Rusya ile Safevi Devleti arasında ekonomik ve siyasal ilişkilerin geliştirilmesinde aracılık yapıyor; doğal olarak Şirvan Beylerbeyliği’nin siyasal otoritesini ve önemini daha da arttırıyordu.

XVII. yüzyıldan başlayarak Rusya, Safevi Devleti’nin çıkarlarını göze almadan Şirvan Beylerbeyliği ile direk olarak karşılıklı ilişkiler kurma çabası içinde olmuştur. Bu yönden ilişkilerin kurulması Rusya Devleti’nin uzakgörüşlü dış siyasetinin gerçekleşmesine büyük olanaklar sağlamaktaydı. Çünkü, Rusya Devleti ile Azerbaycan beylerbeylikleri arasında direk ilişkilerin kurulması, Rusya için Güney Kafkasya bölgesinde gerek Osmanlı Devleti’ni, gerekse Safevi Devleti’ni saf dışı bırakmaktaydı.[3]

Safevi Devleti bölgede başlıca siyasî rakibi olan Osmanlı Devleti’nin bölgedeki siyasî etkinliğini zayıflatmak için ikili dış siyaset yürütmeye başladı. O, bu ikili dış siyasetle Azerbaycan beylerbeyliklerinin siyasî bağımsızlığını kaldırmaya, diğer taraftan da Rusya ile daha sıcak ilişkiler kurmak için çaba harcamaktaydı. XVII. yüzyıl başlarında Osmanlı Devleti tarafından yenilgiye uğratılan Safevi Padişahı Hüdabende (1578-1587) askeri yardım almak için Rusya’ya baş vurdu. Bu amaçla da kendisinin yakınlarından olan Hadı Bey’i Rusya’ya elçi olarak gönderdi. Hüdabende’nin resmi elçisi Hadı Bey’in Rusya Devleti ile görüşmelerinin başlıca konusu, Osmanlı Devleti’ne karşı savaşta eğer Rusya Safevilere askeri yardımda bulunur, Derbent ile Bakû’yü Türklerden temizlerse, bu şehirlerin ve civar toprakların Rusya Devleti’nce işgal edilmesine tepki göstermeyeceğiydi. Doğal olarak bu teklif, Rusya’yı cezbetmekteydi. Rusya, Safevi Devleti’ne O. Vasiliçkov’un başkanlığında heyet gönderdi. Rusya büyükelçisi daha yoldayken, darbe vuku buldu ve Hüdabende hakimiyeti devrilerek oğlu tahta oturtuldu. Bu yüzden Rusya Devleti’nin diplomasi misyonu esas amacını ve plânlarını tam şekilde gerçekleştiremedi.[4] Safevi padişahı Rusya temsilcileriyle görüşmeler sırasında, Rus ordusunun yardımı ile Türklerden kurtulacakları takdirde Bakû ve Derbent’in Rusya’ya verilebileceğini belirtmiştir.[5] Bununla da, I. Şah Abbas Rusya’yı Osmanlı Devleti’yle savaşa sokmaya çalışıyordu. Rusya Devleti ise kudretli Osmanlı Devleti’yle askeri münakaşalara girmekten sakınıyor ve her ne olursa olsun, bu meseleyi diplomatik yollarla çözmeye çalışıyordu. XVII. yüzyıl başlarında İran-Osmanlı (1603-1607) savaşında Osmanlı Devleti yenildi ve Azerbaycan beylerbeylikleri tekrar İran’ın işgaline uğradılar.

1607 tarihli İstanbul Barış Antlaşması sonrası I. Şah Abbas Safevi Devleti’nin daha da kuvvetlenmesi için kendisi bizzat Şirvan Beylerbeyliği’ne gelmiş ve Şamahı şehrinden komşu beylerbeyliklere ve hanlıklara fermanlar göndererek, onları kendisine tâbi etmeye başlamıştı. Böylece bağımsızlığa kavuşmak isteyen Karabağ ve Şirvan beylerbeylikleri güneyden Safeviler, kuzeyden ise Rusya’nın baskısıyla bu fikri gerçekleştirememişlerdir.

I. Şah Abbas, Osmanlı Devleti’nin ve Kırım Hanlığı’nın Kuzey Kafkasya’da siyasî etkinliğinin artmasına engel olmak amacıyla yeni görüşmeler yaparak, askeri kale inşa etmek için Rusya’dan maddi yardım isteğinde bulunmuştur. Safevi Devleti’nin dış siyasetinde bu ikili siyaset Osmanlı Devleti ile Kırım Hanlığı’nın bölgede siyasî-askeri etkinliğini azaltmanın yanı sıra, Rusya Devleti’nin güneye doğru işgalcilik siyasetinde başarı kazanmanın başlangıcı olmuştur. Rusya’nın gelecekte büyük bir tehlike olacağını anlayan II. Şah Abbas (1642-1647) Azerbaycan beylerbeyliklerine, Rusya’yla ilişkileri kesinlikle yasaklamıştır.[6]

Bu dönemde İran-Rusya ilişkileri birçok Batı Avrupa ülkesinin siyasî ve iktisadi çevrelerinin dikkatini çekmekteydi. Hatta onlardan bazıları bu ilişkileri bozmaya yelteniyor ve bu iki ülkenin sürekli savaş koşullan durumunda bulunmasını istiyorlardı. Örneğin, Brugeman İran’da Rusya Büyükelçisi Romançukov’a Hazaryam eyaletlerin plânını sunmuştu. Bu plân Rusya Devleti’nce aynı eyaletlerin işgal olunmasının yanı sıra Batı Avrupa ülkeleri için yeni bir pazar, hammadde kaynağı oluşturmaktaydı. Aynı zamanda Rusya’nın dikkatini güneye çekmekle, Doğu Avrupa’da onun etkinliğini azaltmanın yanı sıra Osmanlı Devleti’yle de askeri münakaşalara çekmeye çalışıyorlardı.

XVII.   yüzyıl sonu ve XVIII. yüzyıl başlarında Rusya Devleti ile Safevi Devleti arasında ekonomik ve ticari ilişkiler büyük hızla gelişmeye başlamıştır. Şirvan Beylerbeyliği’nden Rusya’ya 15 türden fazla mal ihraç olunmaktaydı. Rusya Devleti ise Hazar Denizi vasıtasıyla tüm Hazar kıyısı vilayetlerle ve Orta Asya’yla ticari ilişkiler kurma olanağı kazanmış, İpek Yolu’na kavuşmuştur.[7]

XVII.   yüzyıl sonu XVIII. yüzyıl başlarında Azerbaycan beylerbeylikleri, özellikle Şirvan Beylerbeyliği ile Rusya arasında ekonomik ve ticari ilişkilerin gelişmesi Safevi Devleti tarafından pek hoş karşılanmamaktaydı. Azerbaycan beylerbeylikleri Safevi Devleti ile hesaplaşmadan Rusya’yla bağımsız ilişkiler kuruyor, Safevi Devleti şahlarınca verilen fermanları yerine getirmiyor ve bu fermanlara tepki göstermekten bile çekinmiyorlardı.

XVII. yüzyılın sonundan başlayarak XVIII. yüzyılın başlarında Safevi Devleti çökmeye başladı. Azerbaycan beylerbeylikleri merkez hakimiyete tâbi olmak istemiyorlardı. XVIII. yüzyılın başlarında tüm Azerbaycan beylerbeyliklerinde köylü isyanları çıkmıştı. 1707-1711 tarihinde Şirvan’da çıkan köylü isyanları Safeviler sarayında tedirginlik yaratmıştır. 1709 yılından itibaren Afgan kabilelerinin İran arazisine saldırması, Afgan kabilelerine karşı savaş vermek gücünden yoksun Safevi Devleti’nin çöküşünü daha da hızlandırdı.

Bu zor koşullarda Safevi Şahı Sultan Hüseyin (1694-1722), hakimiyetini kuvvetlendirmek amacıyla 1713 yılında Rusya ile dostluk ve ticari antlaşmalar imzalamak için Fazlullah Bey’i Petersburg’a gönderdi.[8]

Azerbaycan hanlıklarının Rusya tarafından işgal olunmasında bu “ticaret ve dostluk antlaşması”nın önemli rolü olmuştur. Bu dönem köylü isyanlarının lideri Hacı Davut Safevi Devleti’ne karşı savaşmak için Rusya’dan yardım istemiş, fakat Safevi Devleti’yle ticaret ve dostluk antlaşması imzalayan Rusya, bu yardım isteğine iki yönden yaklaşıyordu: Birincisi, Rusya ile Safevi Devleti arasında imzalanmış antlaşmaya dayanarak, Safevi Devleti’ne askeri yardım göstermek adı altında ordu yerleştirmek ve Hazar, kıyısı eyaletlerini işgal etmek; ikincisi ise, köylü isyanı lideri Hacı Davud’un başvurusu uyarınca Azerbaycan arazisine ordusunu sokarak, onlara yardım adı altında bu arazide Safeviler hakimiyetine son vermekti. Bundan dolayı I. Petro’nun emriyle Hacı Davud’a yazdığı cevap mektubunda, Rusya’nın himayesi ve desteğini kabul etmek veya Safeviler hakimiyetine son vermek amacıyla mı askeri yardım istediğinde bulunduğu açıkça sorulmaktaydı. Hacı Davud da bu soruya cevap olarak, Rus ordusunun yardımıyla Safeviler hakimiyetine Azerbaycan’da son vererek, bağımsız Şirvan Devleti kurmak istediğini bildirmiştir. Rusya yerli halklarla savaşın zor olacağından sakınarak birinci yaklaşımı tercih etti ve I. Petro Azerbaycan seferinin ilk şartı olarak Şamahı’da konsolosluk açmak için Safevi Devleti’ne başvuruda bulundu. Bu başvuru Safevi Devleti’nden red cevabı alsa da, uzun görüşmeler sonucu İsfahan’da konsolosluk ve Şamahı’da da yardımcı konsolosluk açılması kararlaştırıldı. A. Baskakov konsolos yardımcısı olarak görevlendirildi.

A. Baskakov 1719 yılında Rusya’dan Şamahı’ya hareket etse de, Şirvan Beylerbeyliği’nde Hacı Davud’un isyanı geniş boyutlar aldığından Şamahı’ya giremedi. Bu sırada Safevi Devleti’nin başkenti İsfahan da Afganlar tarafından kuşatıldığından, Rusya Devleti tarafından konsolos olarak görevlendirilmiş S. Abramov 1722 yılında Rus ordusu Reşt’i işgal ettikten sonra konsolosluk görevine orada başladı.[9]

Bu olayı takiben Rusya, Şirvan Beylerbeyliği üzerine hareket etti. 1721 yılında Hacı Davut isyancı birlikleriyle beraber Şamahı’ya dahil olarak, kendisini Şamahı hakimi ilân etti. Hacı Davut Rusya Devleti’nin kendisine karşı tutumunu öğrenince Osmanlı Devleti’ne kendisini himayesi altına alması ve askeri yardım ricasında bulundu. Hacı Davud’un bu ricası olumlu karşılandı ve Aralık 1722’de Osmanlı Devleti onu kendi himayesine alarak bu ricasını yerine getirmiş oldu.

Şirvan Beylerbeyliği’nin Osmanlı Devleti’nin himayesine geçmesi bu arazilerin Rusya tarafından işgalinin durdurulmasıyla kalmayıp, aynı zamanda Şirvan Beylerbeyliği’nin ticari ilişkilerinde Rusya’yı saf dışı bırakıyordu. Bundan dolayı I. Petro güneye doğru seferi arefesinde İran’daki Konsolos S. Abramov’a ne pahasına olursa olsun Hazar kıyısı eyaletlerin Rusya’ya verilmesi konusunda İran’ı ikna etmekle görevlendirmiş, aksi takdirde Rusya Osmanlı Devleti’ni Hazar kıyılarına bırakmamak için aynı araziler Rusya tarafından silâh gücüyle alınacaktı. Rusya, Azerbaycan arazilerini, özellikle de Şirvan Beylerbeyliği’ni işgal etmek için 1723 yılında askeri harekat başlama hazırlığı içindeydi. Fakat Hacı Davud’un Osmanlı Devleti’ne askeri yardım isteği, Afganların da Safevilerin başkenti İsfahan’ı kuşatmaları, I. Petro’nun güney seferini hızlandırdı. Rus ordusu 1722 yılında harekete başlamış ve aynı yılın 23 Ağustosu’nda Derbent’e girmiştir. Rus ordusu güneye doğru kendi seferlerini sürdürmek istiyorlardı. Fakat onların bu yürüyüşü yerli hanlar tarafından hoş karşılanmadı ve I. Petro’nun bu seferi Bakû Sultanı Muhammed Hüseyin Han ve birçok diğer saray adamlarının kesin tepkisiyle beraber Osmanlı Devleti’nden büyük tepki gördü. Rus ordusu 1722 tarihinde Bakû’yü ve Şamahı’yı işgal edemeden Derbent’e geri döndü.[10] O sırada Derbent’te bulunan I. Petro, İsveç’in Niştad Barış Antlaşması’nı bozmaya kalktığı haberini alınca ordusunu geri çekmek zorunda kaldı. Rusların Hazarkıyısı eyaletlere seferi Osmanlı Devleti’nin bu eyaletlere karşı münasebetinde kesin bir dönüş yarattı. Osmanlı Devleti 1722 yılı Aralık ayında Hacı Davud’a ferman göndererek, kendisine Han unvanı verilerek, Şirvan ve Dağıstan hakimi ilân edildiği bildirildi.[11]

I. Petro’nun Hazarkıyısı eyaletlere sefer etmesinin temel etkenlerinden biri ve başlıcası Safevi Devleti’nin ikili dış siyasetiydi. Ekonomik ve siyasî durumu istikrarsız olan ve doğudan Afganların saldırısına uğrayan Safevi Devleti hakimiyetini koruyabilmek ve Osmanlı’nın bölgedeki otoritesini zayıflatmak için, XVI. yüzyıldan başlayarak Osmanlı Devleti’ne düşman olan ve Karadeniz’e çıkmak için çabalayan Rusya’dan askeri yardım isteğinde bulunmaktaydılar.

Bundan dolayı Afganlar İsfahan’ı kuşatmada tuttukları sırada Şah Sultan Hüseyin, İsmayıl Bey’i askeri yardım ile ilgili antlaşma imzalamak üzere Rusya’ya göndermişti. Rusya’nın Safevi Devleti’ne yapacağı askeri yardım karşılığında Hazarkıyısı eyaletlerin Rusya yönetimine verileceği vaadedilmekteydi.

Fakat İsmayıl Bey İran’ı terk etmeden, Afganlar İsfahan’ı ele geçirmişlerdi. Şah Sultan Hüseyin’in Astrabad’a kaçan oğlu II. Şah Tahmasip kendisini Safevi Devleti’nin şahı ilân etti ve o da tekrar İsmayıl Bey’i aynı görevle görevlendirdi. Ekim 1722’de İsfahan’ı işgal eden Afganlar Gilân’a saldırma hazırlığı içinde oldukları haberini alan I. Petro Rus ordusuna İran’a yürüme emrini vermiştir. Rus ordusu Aralık 1722’de İran’da hiçbir direnişle karşılaşmadan Enzeli Limanı’na girmiş ve Reşt’i işgal etmişlerdi.

Rusya, Safevi Devleti’nin zayıflamasından yararlanarak, İran’dan Derbent’ten Gilân’a kadar Hazarkıyısı eyaletlerin Rusya’ya verilmesi talebinde bulunmuştur. II. Şah Tahmasip’in Petersburg’daki elçisi İsmayıl Bey 12 Eylül 1728’de İran-Rusya Antlaşması’nı imzaladı. Bu antlaşmaya göre, Derbent’ten başlayarak Gilân ve Mazendaran eyaletleri Rusya’ya verildi.[12] Buna karşılık ise Rusya, Safevi şahlarının hakimiyetini korumak için askeri yardımda bulunacağını vaadetti. Fakat Safevi Şahı Tahmasip Antlaşması’nın şartlarını kabul etmemiş ve İsmayıl Bey’i vatana ihanetle suçlamıştır.

Osmanlı Dvleti bu sırada Rusya Devleti’nin işgalcilik siyasetinin yaygınlaşmasına engel olmak için Azerbaycan’a girerek, doğuya taraf hareket etmeye başladı. Osmanlı ordusu ile karşılaşmaktan kaçınan Rusya, Osmanlı Devleti’ne aynı arazileri bölüştürmeyi teklif etmiş ve bunun üzerine 12 Temmuz 1724’te İstanbul’da Osmanlı Devleti ile Rusya arasında antlaşma imzalanmıştır. Bu antlaşmaya göre, Hazarkıyısı eyaletler ve Şirvan Hanlığı hariç, Kafkasya’nın batı kısmı Osmanlı Devleti’ne verilmiştir.

İstanbul Antlaşması’ndan sonra Osmanlı ordusu Arif Ahmet Paşa kumandasında Azerbaycan’a hareket etti. Osmanlı ordusu Revan’ı ele geçirdikten sonra, Merend, Sufiyan, Tebriz’de yerli halkın direnişiyle karşılaşsalar da, toplumsal-siyasî dengesizliklerden bıkmış Nahçıvan, Ordubad, Kazah ve Borçalı vb. bölgelerin halkı gönüllü olarak Osmanlıların himayesini kabullendiler.

Osmanlı Ordusu Köprülü Abdullah Paşa’nın kumandanlığı altında Mayıs 1725’te Tebriz’i, Sarı Mustafa Paşa’nın kumandasında da Ağustos 1725’te Karadağ Beylerbeyliği’nin Erdebil şehrini ele geçirdiler. Böylece, Osmanlı ordusunun bu başarısı Rusya ordusunun Güney Kafkasya’da işgalcilik plânlarının suya düşmesine neden oldu. Rusya, Hazarkıyısı eyaletleri işgal ettikten sonra burada komendan rejimi koyuyor, yerli toprak sahiplerinin topraklarına, petrol kuyularına el koyarak, oraya Hıristiyanları yerleştirmeye başladı. Bu sırada Kafkasya’nın çeşitli bölgelerinde ve Osmanlı Devleti’nde yaşayan Ermeniler, I. Petro’ya başvurarak Hazarkıyısı eyaletlerde, (Derbent, Şirvan, Bakû ve Azerbaycan’ın diğer verimli arazilerinde) onlara daimi yaşam yeri sağlanması isteğinde bulundular. Onların bu isteği I. Petro’nun işgal ettiği arazilerde kendisine dayanak, yardım edebilecek önemli bir fırsattı. Nitekim bu istek I. Petro’nun plânları ile örtüşmekteydi. Bundan dolayı I. Petro 14 Kasım 1724’ten başlayarak Hazarkıyısı eyaletlerdeki ordu komutanlarına şu konuda emirler göndermeye başladı: “Ermeni halkı bizden onları kendi himayemize alarak, yaşamaları için onlara toprak vermemiz için ricada bulunmuşlardır. Bundan dolayı sizi uyarıyorum, eğer Ermeni halkı beğendikleri yerlerde yaşamaları için onlara yardım edin, şereflerini koruyun ve size karşı şikayetçi olabilecekleri davranışlarda bulunmayın, çünkü biz burada Ermeni halkını imparatorluk kaygısıyla sarıp, kendi himayemize almışızdır… her tür vasıtayla Ermenileri ve diğer Hıristiyanları Rus ordusunun bulunduğu eyaletlerde-Gilân’da, Mazenderan’da, Bakû’de, Derbent’te vb. yerlerde hoşgörüyle karşılayın. şehir ve köylerde boşaltılmış evleri onların üstesine verin. Hoşagitmez, yahut şüphe doğuran Müslümanları kovun ve onların yerine Hıristiyanları alın.”

I. Petro’nun çarlık döneminde Safevi Devleti’nin dış siyaseti, Rusya’nın dikkatini Güney Kafkasya’ya yöneltmek, bu bölgede Osmanlı Devleti’nin önünü kesmek ve bu iki etkin devleti her zaman savaş durumunda tutmak, bağımsızlık mücadelesi veren Azerbaycan beylerbeyliklerinin ekonomik ve siyasî gücünü zayıflatmak, bölgede istikrarsız şartları kullanarak, kendi devletini kuvvetlendirmek ve Afganların askeri akınlarına karşı koyabilecek duruma gelebilmek gibi üç temel amaç gütmekteydi.

I. Petro’nun ölümünden sonra Azerbaycan’da yerleşen ordunun masraflarının karşılanmasına Rus halkının tepkisi artmaya başladı. Rusya, askeri birliklerini işgal edilmiş arazilerden geri çekme kararı aldı. Hazarkıyısı eyaletlerin Osmanlı Devleti tarafından tekrar işgal edilmesinden korkan Rusya, orayı boşaltmadan önce 1726 yılında Şamahı’nın Mahur köyünde Osmanlı Devleti temsilcileri ile görüşerek, işgal olunmuş arazilerde sınırları kendi aralarında belirlediler. XVIII. yüzyılın 20’li yıllarından başlayarak Safevi Devleti güçlenmeye başladı. Afşar kabilesinden Tahmasipkulu’nun (Nadir’in) iktidara geçmesi ile İran tarihinde çok büyük değişiklikler oldu.

İran’la Osmanlı Devleti arasında savaş başladı ve Azerbaycan beylerbeyliklerinin arazisi savaş alanına çevrildi. Osmanlı Devleti’ni kendisine koyu düşman bilen Rusya, Osmanlı Devleti’ni yenemezse bile, her fırsatta İran’ın siyasî ve ekonomik açıdan daha karlı çıkması için çalışıyordu. Bunun için Rusya İran diplomatlarıyla görüşmelere başladı. Bu görüşmeler sonrası Rusya ile Safevi Devleti arasında 21 Ocak 1732 tarihinde Gilân eyaletininin Reşt şehrinde 8 maddeden oluşan bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşmaya göre Rusya, ordusunu Kür nehrinin Hazar Denizi’ne döküldüğü yere kadar geriye çekecek ve İran, aynı arazilere Osmanlı ordusunun girmesini engelleyecekti. Osmanlı Devleti’nin kendi ordularını Azerbaycan beylerbeyliklerinden çektikten sonra Rusya kendi ordusunu Kür nehrinin güneyindeki topraklardan çekerek nehrin kuzeyine çekilmek zorundaydı. Buna karşılık İran Rusya’yla ebedi bir dostluk ilişkileri kuruyor ve Osmanlı Devleti dahil, onun düşmanlarına düşman kesiliyordu.[13]

Azerbaycan beylerbeylikleri Safevi Devleti’nin istikrarsız dış siyaseti sonucu Rusya Devleti’nin işgali altında parçalansa da, Osmanlı Ordusu’nun denetimi altında bulunan toprakların bütünlüğü korunup sağlandı.

XVIII.  yüzyılın birinci çeyreğinden sonra Safevi Devleti, Afganları ülkeden çıkarması sonrası baş gösteren olaylar, örneğin, Rusya’da I. Petro’nun ölümü (1725), Türkiye’de III. Sultan Ahmet’in tahttan indirilmesi (1730) ve Osmanlı’ya karşı savaşta Rusya’nın İran’a dost bir ülke olarak rağbet beslemesi, İran Devleti lehine siyasî koşullar yarattı. I. Şah Tahmasip Osmanlı Devleti’yle savaş başlattı, fakat yenilerek Kazvin’e çekildi. 16 Ocak 1732 tarihinde Kirmanşah’ta İran’la Osmanlı Devleti arasında antlaşma imzalandı. Bu barış antlaşmasına göre Revan, Tiflis, Gence şehirleri Şirvan ve Dağıstan Osmanlı Devleti’ne, Tebriz, Erdebil, Kirmanşah şehirleri İran’a verildi. Aras nehri ise iki ülke arasında sınır olarak tespit edildi. Nadir Şah, 1732 yılında I. Şah Tahmasip’i tahttan indirip, onun 8 aylık erkek çocuğu Abbas Mirza’yı III. Şah Abbas ismi ile şah, kendisini ise onun vekili ilân ederek, iktidarı ele geçirdi. Nadir şah II. Şah Tahmasip’le Ahmet Paşa arasında imzalanmış antlaşmanın şartlarını kaldırdı ve Şubat 1733 tarihinde Bağdat’ta Nadir Şah’la Ahmet Paşa arasında askeri operasyonların durdurulması üzerine antlaşma imzalandı. Bağdat Antlaşması’na göre, 1639 yılı antlaşması şartları uyarınca Osmanlı Devleti’nin son yıllarda zaptetmiş bulunduğu arazileri İran’a geri iade etmesi gerekiyordu. Fakat bu antlaşma Osmanlı Devleti tarafından kabul edilmedi. Osmanlı Devleti ile İran arasında yeniden savaş başladı.

Nadir Şah Mart 1736’da Muğan’da bir toplantı düzenleyerek kendisini İran şahı ilân etti. Nadir Şah kendisini şah ilân etmesi sonrası kendisine karşı ayaklanan güçlü Azerbaycan hanlarının idaresinde olan mahalleri parçalamaya başladı. 1735 yılı 21 Mart’ta Rusya ile “Gence Antlaşması” adı ile tarihe geçen antlaşma imzaladı. Bu antlaşmanın şartlarına göre, Rus ordusu Hazarkıyısı eyaletlerinden bütünlükle çekildiler ve aynı yerlerde eski yönetim sistemi uygulanmaya başlandı. Kacarlar kabilesine bağlı Karabağ hanlarını (Ziyadoğlulları, Otuzikiler, Kebirli, Cevanşir) ve kabilelerinin boybeylerini Horasan’a, Serahs’e sürdü. Karabağ Beylerbeyliği’nin Kazah, Borçalı ve Gence’nin batısında bulunan birçok mahalleyi Gürcistan’a verdi. Şirvan, Karabağ, Tebriz ve Revan beylerbeyliklerini birleştirerek, yeni idari bölge kurdu ve Azerbaycan arazisinde kudretli hanlıkların meydana gelmesini engelledi.

Ruslar Hazarkıyısı eyaletlerinden çekildikten sonra İngilizlerin bölgeye olan ilgileri daha da arttı. İngiltere, 1734 yılında Rusya ile imzaladığı ticaret antlaşmasına göre Hazarkıyısı eyaletler de dahil, İran’la ticaret yapma hakkı kazanmıştı. İngiltere’nin başlıca amacı Hazar-Volga-Rusya-İngiltere hattı üzerinde “ticaret” ilişkileri kurmaktı. Gerçekte ise bu ticaret ilişkisinin kurulmasının ilerde belli olacağı gibi, çok önemli siyasî hedefleri bulunmaktaydı. Bakû petrolü kokusu ile başlatılan bu siyaset İngiltere’nin Hindistan, Afganistan, Orta Asya politikasının temel taşlarıydı, çünkü Rusya Hazar Denizi vasıtasıyla ticaret ilişkilerinin kurulmasından çok büyük ekonomik ve siyasî yarar sağlayacaktı. Çok geçmeden İngiliz Yüzbaşı John Elton, Nadir Şah’ın itibarını kazandı ve İngiltere İran’ın askeri ve stratejik müttefiğine çevrildi. Kaptan John Elton, Nadir Şah tarafından İran’ın Hazar Denizi’ndeki filosunun baş kumandanlığına atandı. İngiltere Hazarkıyısı eyaletlerine yerleşmiş İran askerlerine cephane ikmali yaptı-onlara gıda maddeleri, giysi sağlandı ve İngiltere’nin askeri danışmanları, Hazar Denizi’ndeki filonun personel kadrosuna denizcilik eğitimi vermeye başladılar. Devletlerarası antlaşmalara dayanarak, İngiltere’nin Hazar Denizi’nde yüzmesi için 34 arşın uzunluğunda birkaç gemi hazırlaması gerekiyordu. Nadir Şah, dış siyasetinde atmış bulunduğu bu yeni adımla İngiltere’nin yardımıyla kendi potansiyel rakipleri olan Rusya’yı ve ilk önce Osmanlı Devleti’ni etkisiz hale getirmek, Hazarkıyısı eyaletlerde ve Güney Kafkasya’da hakimiyetini güçlendirmek niyetindeydi. Fakat Rusya, İngiltere ile imzalamış olduğu 1734 tarihli ticaret antlaşmasını 1746 yılında ihlal ederek, İngiltere’nin Rusya üzerinden Doğu ülkelerine gitmek hakkını elinden alarak İran’ın bu başarılı dış siyasetini engelledi.

XVIII. yüzyılın 40’lı yıllarından başlayarak Azerbaycan eyaletlerinde İran’a karşı silâhlı isyanlar başladı. Bu silâhlı isyanlara sahte şahzadelerden biri olan III. Sam Mirza önderlik ediyordu. Azerbaycan nüfusunu kendi tarafına çekerek silâhlı birlikler kurmuş ve Şah yönetiminin tüm temsilcilerini Azerbaycan eyaletlerinde katletmiş, hakimiyeti ele almıştı. Bu sırada Nadir Şah hakimiyetinin çöküş dönemi başlamıştı ve Azerbaycan eyaletlerinde başlamış silâhlı isyanları yatıştırmak gücünden yoksundu. Nadir Şah’ın 9 Mayıs 1747 tarihinde öldürülmesiyle devlet çökmüş oldu. Azerbaycan eyaletlerinde hanlar, bağımsız hanlıklar kurarak, kendi hanlıklarının mevkilerini ve bağımsızlıklarını koruyabilmek için kuvvetlenmeye çalışıyorlardı.

Bu dönemde Azerbaycan arazisinde Zengezur Dağlarından Aras nehrine kadar Nahçıvan Hanlığı, Karabağ Beylerbeyliği arazisinde Murov Dağı’ndan Kür nehrine kadar Gence ve Karabağ Hanlıkları, Şirvan yaylasında Şamahı Hanlığı, Hazar Denizi’nin kıyısında Kuba ve Derbent Hanlıkları, Apşeron Yarımadası’nda Bakû Hanlığı, buradan güneye doğru, Astara şehrine kadar olan arazide Salyan, Cevat, Talış Hanlıkları oluştu.

Bu hanlıkların yanı sıra Gutkaşen, Gebele, Eres, Kazah ve İlisu bölgelerinde bağımsız sultanlıklar meydana geldi. Şeki Hanlığı’nın kuzey kısmında hiçbir hanlığa tâbi bulunmayan Car- Balaken cemaati vardı. Eski Karabağ Beylerbeyliği’nin dağlık kısmında Verende, Haçın, Gülüstan, Dizak, Cerabert meliklikleri mevcuttu.

Karabağ Hanı Penah Ali Han, Nadir Şah’ın ölümünden sonra Karabağ Hanlığı’nı, Karabağ Hamse meliklerini (Verende, Dizak, Cerabert, Gülüstan, Talış), Zengezur, Kafan, Mehri, Tatev ve Sisyan mahallarını, Nahçıvan Hanlığı’nın bir kısmını hakimiyeti altına alarak, hanlığın arazisini daha da genişletti ve 1750-1751 yıllarında hanlığın merkezi Şuşa şehrinin temelini atarak, onu ilerde alınmaz, yenilmez kaleye dönüştürdü. Penah Ali Han döneminde Güney Azerbaycan hanlıklarına pek özenle davranıyordu. İran’ın merkez hakimiyetine karşı, özellikle Güney Azerbaycan hanlıklarına karşı mutedil bir siyaset izliyor, kimi zaman da yabancı işgalcilere karşı savaşlarda onlara destek veriyor, yardımda bulunuyordu. Bunun da birçok nedeni vardı. Bu nedenlerin en başlıcası Penah Ali Han, Nadir Şah’ın en mümtaz kumandanlarından biri olan, kendisinin amcazadesi, Nadir Şah’ın ölümünden sonra kendisini (1748) Tebriz Hanı ve tüm İran’ın hakimi ilân eden Amiraslan Han’ın üvey kardeşi olmasıydı.[14]

Karabağ Hanlığı Penah Ali Han’ın varisi İbrahim Halil Han’ın hakimiyeti yıllarında (1763-1806) daha da güçlendi ve Azerbaycan hanlıkları arasında en güçlü hanlığı durumuna geldi. Böylece, XVIII. yüzyılın ortalarında Azerbaycan arazisinde büyüklü küçüklü 20 Hanlık (Bakû, Karabağ, Karadağ, Guba, Derbent, Erdebil, İrevan, Gence, Lenkeran, Maku, Merağa, Nahçıvan, Salyan, Serap, Tebriz, Urmiye, Cevat, Hoy, Şemahı ve Şeki Hanlıkları) mevcuttu.

XVIII. yüzyıl ortalarından sonra, Azerbaycan hanlıklarının birleştirilmesi zarureti ortaya çıktı. En güçlü hanlıklar ve onların hakimleri, örneğin Guba Hanı Feteli Han, Şeki Hanı Hacı Çelebi, Urmiye Hanı Feteli Han, Karabağ Hanı Penah Ali Han vb. hanlar bu yeltenişlerde bulunsalar da, onların çabaları Hanlar arasındaki münakaşalardan dolayı sonuçsuz kaldı. Diğer taraftan da, Azerbaycan hanlıklarını birleştirmek uğruna mücadele güçlü ekonomik ve politik kudrete sahip hanlıklarının karşı gelmelerine neden oldu. Bu dönemde Guba Hanlığı ile Karabağ Hanlığı arasındaki savaş her iki Hanlığı zayıf düşürdü. Bu dönemde İran Şahı Kerim Han Zent Azerbaycan hanlıklarını işgal etme çabası içindeydi. O, hakimiyetini güçlendirmek için Rusya’yı yeniden Azerbaycan’ın kuzey kısmını işgal etmeye tahrik ve teşvik ediyordu. Azerbaycan hanlıkları arasındaki çekişmeler, Osmanlı Devleti’nin bu yerlerdeki etkinliğinin azalması ve İran’ın Azerbaycan hanlıklarına karşı sürdürdüğü ikili siyaset, Rusya’nın bölgede yürüttüğü aktif işgalci siyasetinin gerçekleşmesini kolaylaştırmaktaydı. Georgiyevsk’ta Rusya ile Kartli-Kahet Çarlığı arasında 24 Haziran 1783 tarihinde antlaşma imzalandı ve Kartli-Kahet Çarlığı Rusya’nın himayesini kabullendi. Rusya’nın Kafkasya’daki temsilcisi Knyaz V. S. Potyomkin Azerbaycan hanlıklarına uyarı ve tehdit dolu mektuplar göndererek, Kartli-Kahet Çarlığı’nın Rusya’nın himayesinde bulunduğunu ve bu yüzden onlara saygılı davranılmasını talep ediyordu. Bundan esinlenen Karabağ’ın Ermeni melikleri de II. Katerina’nın Kafkasya’daki temsilcisi P. S. Potyomkin’e, eğer Rusya’nın yardımıyla burada İbrahim Halil Han’ın hakimiyeti devrilirse, o zaman onlar Rusya’nın himayesini kabul ederek burada Ermeni-Hıristiyan Devleti kurabileceklerini bildiriyorlardı. İbrahim Halil Han Ermeni meliklerinin ihanetini duyarak, onları hapsetti ve siyasî adım atarak Rusya Çarı II. Katerina’ya Rusya Devleti’nin himayesini kabul etmeye hazır olduğunu belirtti.[15]

İbrahim Halil Han’ın böyle bir adım atmasının bir çok nedeni vardı. O, Georgiyevsk Antlaşması’nın imzalanmasından sonra II. Katerina’nın izlediği işgalci doğu siyasetinin iç yüzünü anlamıştı. Azerbaycan hanlıkları arasında birlik yoktu. Osmanlı Devleti Rusya ile savaş yaptığından onunla ittifak kurmak imkansızdı. Rusya Azerbaycan hanlıklarını paylaşmak için İran’la gizli görüşmeler yapıyordu.

İbrahim Halil Han’ın Rusya Devleti’ne başvurusu iki nedenden dolayı cevapsız kaldı. Birincisi, İbrahim Halil Han’ın teklifi II. Katerina’nın doğu siyasetinin içeriği ile uyuşmamaktaydı. İkincisi de, Şuşa Kalesi’nde İbrahim Halil Han’ın tutukladığı Ermeniler hapishaneden kaçarak, Tiflis’e gitmiş, II. Katerina’ya İbrahim Halil Han’a yardım edilmemesi talebinde bulunmuşlardı. Bunun üzerine II. Katerina Tiflis’te S. Burnaşov’un kumandalığı altında bulunan birliklerine Karabağ’a yürüyüş yapmalarını emretmiş, fakat 1787 tarihinde Rusya-Osmanlı Savaşı’nın başlaması bu yürüyüşü engellemiştir.

1779 tarihinde Kerim Han Zent öldü. İran’da şahlık tahtı uğruna çekişmeler yeniden şiddetlendi. Kerim Han Zent’in kardeşi Ali Murat Han 1782 tarihinde tahta çıktı. Osmanlı Devleti’nin Azerbaycan hanlıkları üzerindeki otoritesini azaltmak için Rusya Çarı II. Katerina’ya başvurmayı kararlaştırdı.

Ali Murat Han’ın teklifi Rusya’nın Güney Kafkasya’daki stratejik çıkarlarına uygundu. Ali Murat Han’la Rusya arasında acele bir antlaşma imzalandı ve Azerbaycan İran’la Rusya arasında paylaşıldı. İran’la Rusya arasındaki bu ittifaktan haber tutan Guba Hanı Feteli Han, 1784’ün ilkbaharında Güney Azerbaycan hanlıklarını birleştirmek için İran üzerine yürüyüş yaparak, Erdebil’i ve Meşkin’i işgal etti. Feteli Han’ın başarıları İran ve Rusya’nın tüm plânlarının suya düşmesine neden olabilirdi. Diğer yandan da Kuzeydoğu Azerbaycan Hanlıklarının birleşmesi ve kudretli vahit Azerbaycan’ın kurulması Rusya’nın bu eyaletlerdeki işgalci siyasetini tehdit etmekteydi. Rusya yönetimi Rus devletinin Tiflis’te resmi temsilcisi P. S. Potyomkin’e Rus hükümeti adına Feteli Han’ı bu seferinden geri dönmesi üzere uyarsın, vazgeçmezse, Han’a karşı çıkmak isteyen Hanları onun üzerine kışkırtmasını gizlice emretmişti. Rusya’nın ve İran’ın mekirli, tahripçi dış siyasetinden haber tutan Feteli Ali Han zeki davranarak Rusya’nın bu talebini yerine getirdi.[16]

1783 tarihinde Rusya’yla Georgiyevsk Antlaşması imzalandıktan sonra II. İrakli Rusya’yı Azerbaycan hanlıkları ve Dağıstan üzerine yürümeye tahrik ediyor ve dolayısıyla da büyük uzak görüşlülükle hazırladığı plânın gerçekleşmesi için uğraşıyordu. II. İrakli, Rusya Devleti’ne bildirdiği plân üzerine II. Katerina’nın gözde sevgililerinden General Zubov’un önderliğinde Rus ordusunun Azerbaycan hanlıkları üzerine saldırısı başladı. 1796’nın ilkbaharında Valeri Zubov’un 30 bin kişilik ordusu, başka bir Rus komutanı Gudoviç’in ordusu ile birleşti. Rus orduları Derbent, Bakû, Gence ve Talış kalelerini işgal etmek için harekat başlattılar. Böylece Ruslar kısa süre içinde Hazar Denizi’ni, Terek nehri ve Kür nehri arasındaki araziyi işgal ederek, Kür nehri boyunca Gürcistan’a kadar olan toprakları ele geçirdiler.

Fakat 1796 yılının Kasım ayında II. Katerina’nın ölümü bu işgalin yarım kalmasına neden oldu. I. Pavel tahta çıktı ve işgal olunmuş arazilerden ordusunu geri çekti. Bu sırada İran Şahı Ağa Muhammet Han bu fırsatı kullanarak tekrar 1796 yılının Mart ayında Kafkasya’ya sefer düzenledi ve Şuşa’yı ele geçirdi. Karabağ Hanı İbrahim Halil Han ise Car-Balaken’e kaçtı.

Fakat Ağa Muhammet Han’ın Şuşa’da katledilmesi sonrası İran’daki karışıklık iktidar savaşını da beraberinde getirdi. Bu sırada Hüseyinkulu Han Kacar’ın oğlu Babahan, kendi veziri İbrahim Kelenterli’nin, Tahran Beylerbeyi Mirza Muhammet Han’ın ve Sadrazam Mirza Şefi’nin yardımıyla Tahran’da Feteli Şah’ı tahta çıkarttı. Feteli Şah hakimiyeti İran’ın kudretini genişletip artırsa da, dış siyasette ve sürekli İran’ı parçalamaya çalışan Çarlık Rusya’ya karşı başlattığı operasyonlarda başarıya ulaşamadı.

1801 yılında I. Pavel’in katlinden sonra iktidara gelen I. Aleksandr, I. Petro’nun siyasetini gerçekleştirmeye başladı. İran ile Rusya arasında resmî şekilde savaş ilân edilmemesine rağmen General Sisyanov’un kumandasında Rus ordusu İran’a doğru harekete geçti.

İran-Rus Savaşı’nın I. döneminin (1802-1812) ilk kanlı savaşlarından sonra yenilgiye uğrayan Ruslar geriye çekilerek İrevan’ı kuşattılar. 1804 yılının Kasım ayında yerli halkın ve İran ordusunun güçlü direnişi sonucu General Sisyanov İrevan’ı kuşatmaktan vazgeçti ve İrevan İran ordusu tarafından işgal edildi.

General Sisyanov’un geri püskürtülmesi Derbent, Bakû, Karabağ ve Şirvan’da silâhlı isyanlara neden oldu. Rusya’ya karşı Osmanlı Devleti’nin çabaları, yerli Hanlıkların maddî ve askerî destekte bulunmaları sonucu isyanlar başarıyla bitti. Bu sırada 1804 yılında Rus askerlerinin bir kısmı Gilân, Bender ve Enzeli kıyılarına çıktılar. Fakat Musa Lahıcı’nın komutası altındaki İran ordusunun direnişiyle karşılaştılar ve doğal-coğrafî zorluklar sonucu yenilgiye uğrayıp Bakû’ye döndüler. Diğer taraftan Bakû hakimi Hüseyin Kulu Han görüşmeler sırasında amcazadesi İbrahim Han’ın yardımıyla Rus Generali Sisyanov’u katletti. 1806 yılının Ocak ayında Kafkasya ordusu kumandanlığı General Gudoviç’e verildi. 1806 yılında Ruslar Azerbaycan’ın kuzeybatı eyaletlerine ve Aras nehri kıyılarına kadar ilerlemeyi başardı. Derbent, Bakû ve Şeki şehirlerini ele geçirdiler. Fakat Avrupa cephesinde Napolyon’un fetihleri Rus işgalinin duraklamasına neden oldu. Savaşa ara vermek zorunda kalan Ruslar, Stepanov’u Barış Antlaşması yapmak üzere Tahran’a gönderdiler. Fakat barış görüşmeleri sonuçsuz kaldı. Diğer taraftan 1807 yılının Ocak ayında Fransa ile Rusya arasında yapılan Tilzit Barış Antlaşması’nın imzalanmasıyla aralarındaki savaş tehlikesi durduruldu ve Rusya ordularını yeniden Azerbaycan’a sevketti.

İngiltere, Hindistan’ı Afganistan Padişahı Zaman Şah’ın saldırısından korumak için Hindistan’ın naib-i saltanası Mark Velzli’yi Hindistan’ın batı sınırlarının korunması için askerî yardım talebiyle Feteli Şah’ın sarayına gönderdi. Mark Velzli, Feteli Şah’ı Afganistan sınırlarına ordu çıkarması konusunda ikna etmeyi başardı. Bu savaşta tek bir İngiliz kampanyasının çıkarları sağlanılmış oldu. Feteli Şah ise bir şey kazanmadı. Azerbaycan hanlıklarını ise Rus devletinin saldırıları karşısında kaderlerine bıraktı. Dünya siyasetinde Napolyon’un, İran’ı kendi çıkarları için bir araç olarak kullandığını gören İngilizler, bu tedbiri önlemek için İran sarayında siyasî faaliyetlerini güçlendirdiler. İngiliz Yüzbaşı Malkolm 21 Ocak 1801 tarihinde İran’la siyasî ve ticarî antlaşma imzaladı. Bu antlaşmaya göre Feteli Şah, İngilizlere Afgan emirinin Hindistan’a saldırması durumunda onunla barışmayacağını vaadetti. Buna karşılık Afganistan veya Fransa Devletlerinden birisi saldırırsa, İngiltere İran’a silâhlı yardımda bulunmayı kabullendi.

1806 yılında Rus ordusunun saldırısı ve baskısı arttığı sırada Abbas Mirza’nın Bakanı Mirza Bozork (Mirza İsa Han Ferahani) Bağdat’ta İngilizlerin siyasî temsilcisi Serhar Fort Johns’a mektup yazarak, İngilizlerden yardım talebinde bulundu. Fakat o, İran’la Fransa’nın temasta bulunduğunu bildiğinden mektuba olumlu cevap vermedi. Daha sonra Rusya’nın saldırısından rahatsız olan Feteli Şah İngilizlerden yardım almak için tekrar Muhammet Nebi Han’ın başkanlığında temsilciler heyetini Hindistan’a gönderdi. Fakat Napolyon İngiltere-Fransa harbinde yenildiği için İran’la İngiltere arasında ittifakın bir önemi kalmamış olduğundan bu girişimler de sonuçsuz kaldı.

Feteli Şah’la Napolyon arasında sık yazışma ve karşılıklı elçi mübadelesi sonrası her iki devlet Finkeşteyn Antlaşması’nı imzaladılar. Bu antlaşma uyarınca Fransa, Azerbaycan ve Gürcistan da dahil İran’ın arazi bütünlüğünü tanıyor ve Ruslar tarafından Azerbaycan ve Gürcistan başta olmak kaydıyla İran’ın diğer işgal edilmiş topraklarının iadesine yardım edeceğini, gereken askerî gereksinimleri sağlayacağını ve İran ordusunun yeniden yapılanması için kendilerinin askerî danışmanlarını ve deneyimli subaylarını İran’ın emrine vereceğini vaadediyordu.

Feteli Şah ise İngilizlerle tüm ilişkilere son verecek, ona savaş ilân edip Afganistan’ın Afgan ve diğer kabilelerini İngiltere’ye karşı kışkırtmaya çalışacaktı. Keza Fransa ordusunun Hindistan için ayrılmış kara kuvvetlerinin ve deniz filosunun İran topraklarını ve sularını kullanmasına izin verecekti. Bu antlaşma sonrası General Gardon temsilciler heyeti ile İran’a gönderildi. Kendisine, İran’da anti- İngiliz propaganda ve Rusya’ya karşı da Fransa, İran, Osmanlı Devletleri arasında üçlü antlaşma imzalanması üzere hazırlıklar yapması emri verilmişti. Hemen Fransa askerî elçiliği 24 Eylül 1807 tarihinde Tahran’a geldi ve Finkenşteyn Antlaşması’nın ardından Fransa’nın İran’a 20000 tüfek vermesi ile ilgili antlaşma imzalandı.

Gardon’un başkanlığında askerî delege Tahran’a geldikten sonra büyük gayret ve ciddiyetle işine başladı ve kendi üstüne düşen görevleri yerine yetirerek İran-Rus savaş cephesi için 4000 asker hazırladı.

Tilzit paktı imzalandıktan sonra Osmanlı Devleti, Rusya’ya karşı savaşmak amacıyla İran savaş cephesini kuvvetlendirmeyi karara bağladı. Abbas Mirza ve Erzurum ordusunun kumandanı her biri ikişer 20 binlik ordu ile aynı zamanda Gürcistan’a girmek için harekete geçtiler. Fakat Abbas Mirza Osmanlı Devleti’ne karşı hile kullanmıştı. O, bilerek kendi hareketini geciktirerek Osmanlı ordusu ile Rus ordusunun birbirilerini yıpratıp zayıf düşürmelerini ve daha sonra her iki orduya da saldırarak onları yenmeyi düşünüyordu. Bu savaşta Osmanlı ordusu yenildi. Osmanlı Devleti 2 Eylül 1807 tarihinde Üçkilise Barış Antlaşması’nı imzalamak zorunda kaldı.[17]

İran’da Fransızların siyasî otoritesinden rahatsız olan Rusya Gudoviç’i General Gardon’un yanına delege göndermekle Rusya ile Fransa arasında dostluk kurulduktan sonra Rusya Devleti aleyhine müdahaleye gerek olmadığını bildirdi. Fakat Abbas Mirza’nın itirazına rağmen General Garden’in müdahalesi ve tekrar ricası sonucu İran’la Rusya arasında barış antlaşmasının imzalanması üzerine görüşmeler başladı. Fakat Tilzit Barış Antlaşması imzalandıktan sonra bu görüşmeler sonuçsuz kaldı.

İngiltere Devleti, duruma müdahalenin kendi lehine olacağını düşünerek Sercan Mülküm’ün ve Harr Fort Johns’un başkanlığında iki delege heyetini İran’a gönderdi. Bu sırada İngiliz temsilcileri Fransa delegesinin itibar ve otoritesini sarsmak amacıyla Gürcistan ve Azerbaycan hanlıklarını Rus ordularından kurtarabileceklerini iddia ettiler.

Fakat Abbas Mirza’nın itirazına rağmen Fransa’nın itimatsızlığı yüzünden savaş cephesi boşalmıştı. Gudoviç, bu olayları lehine kullanıp İrevan etrafında saldırılarını sürdürdü. İran ordusunda hizmet eden Fransız subayları Ruslar aleyhine harekatlardan vazgeçip kendi mevzilerinden çekildiler.

Bu sırada Ruslar geniş saldırı plânları hazırlayıp 1808 yılı Ekim ayında İran ordusuna saldırdılar. Rusların cephedeki askerî hazırlıklarından ciddî olarak rahatsızlık duyan İran, Finkenşteyn Antlaşması’na dayanarak Fransa’dan aracılık etmesi ricasında bulundu. Gardon vaatlerini yerine getiremedi ve Fransa’nın aracılığı da başarısızlıkla sonuçlandı. Tilzit Barış Antlaşması, İran’ın çıkarlarını ciddî surette zarara uğrattı. Fransa Devleti’nin ve temsilcilerinin bu davranışları İngiltere’nin yeniden siyasî aktifliğinin artmasına yol açtı.

Rus ordularının yeni saldırıları İran’ı, İngiltere’yle ittifak yapmak için yeni girişimlere itti. İngiltere Fransa’yla savaş içinde olmasına rağmen, her yıl İran’a 180 bin tümen tutarında yardım etmeyi ve İngiliz subaylarının İran ordusunu eğiteceği vaadinde bulundu. Böylece, Feteli Şah İngiliz temsilcilerinin tekliflerini kabul ederek General Gardon’u serbest bıraktı. Fort Johns 12 Mart 1809 tarihinde ilk antlaşmayı imzalatmayı başardı.

Gerçekte ise İran’ın İngiltere’yle ittifakı Ruslara karşı Fransa ile ittifaktan da rasyonel olmadı. Kuzeybatı ve Hazar Denizi kıyısı boyunca savaş sürse de, Ruslar önemli bir başarı kazanamadılar.

1809 yılında Osmanlı Devleti Balkan Savaşı ile uğraştığı için Kafkasya cephesindeki silâhlı kuvvetleri zayıfladı. Diğer yandan da Avrupa’da Fransa’ya karşı beşinci ittifakın kurulması Çarlık Rusyanın dikkatini çekti. Aleksandr acele surette İran ve Osmanlı Devleti ile savaşı bitirip Polonya’ya saldırmaya ve Napolyon’a karşı savaşa katılmaya çalışıyordu. Bu yüzden de Kafkasya’daki kumandanlarına İran ve Osmanlı Devleti ile barış antlaşması imzalamaları konusunda acele etmelerini emretmişti. Fakat İngiltere, Rusya’nın İran’dan emin olmasının Hindistan için tehlikeli olduğunu düşünerek temsilcilerine Rus-İran görüşmelerine engel olmaları konusunda emir verdi. Böylece de Harr Fort Johns’un girişimleri sonucu Abbas Mirza’nın ve bakanı Mirza Bozork’un General Tormozov ile Askeran görüşmeleri başarısızlığa uğradı.

Avrupa’da hızla değişen siyasî durumlar Rusya’nın Polonya’ya saldırısını kısa sürede gerçekleştirme zorunluluğunu beraberinde getirmekteydi. Bu nedenle 12 Mayıs 1812 tarihinde Bükreş Antlaşması’nı imzalayarak Osmanlı Devleti’yle barışı sağladılar. Böylece, Çarın Asya ordusu Osmanlı Devleti’nden emin olduktan sonra yeniden Azerbaycan hanlıkları üzerine hücum etti. Fakat nüfusun direnişiyle karşılaştı. Karabağ’daki isyan Gürcistan’ı da etkiledi. İran yanlısı İskender Mirza isyancıların başını çekmekteydi. Ruslar her yerde onların ve Müslümanların saldırılarıyla karşılaşmaktaydılar.

Napolyon’un Avrupa’daki başarılarından dolayı telaşa kapılan İngiliz siyasetçileri 16 Ocak 1812 tarihinde Rusya Çarı Aleksandr ile barış antlaşması imzaladılar. Bu antlaşma sonucu İngilizler ordularını İran’dan çektiler. Aslandüz Savaşı’nda İran ordusu zayiata uğradı. İngilizlerin Tahran’daki Büyükelçisi H. Oizli İran’ın çöküşünü önlemek amacıyla barış antlaşması imzalanmasına çalışıyordu. Böylece İran tekrar İngiltere’yle ittifaka girmekle aldatılmış oldu ve Aslandüz görüşmeleri sonuçsuz kaldı. 25 Ekim 1813 tarihinde Gülüstan Barış Antlaşması imzalandı. Bu antlaşma 13 yıl süren savaşın durdurulmasını sağladı.

Gülüstan Barış Antlaşması İran’ın iç ve dış siyasetine yeni bir boyut kazandırdı. Çünkü uzun süren savaş, İran’ın yenilgisi ile sona ermiş, İran’ın merkezî yönetimi zayıf düşmüş, oymak beylerinin merkezî hükümete karşı isyan çıkarmalarına ve itaat etmemelerine neden olmuştu. İran’ın, İngiliz ve Osmanlı Devletleriyle dış ilişkileri yeni bir şekil almıştır. 1812 yılının Mart ayında İngilizler, Harr Oizli’nin aracılığıyla dostluk ve iş birliği antlaşması imzaladılar. Gülüstan Antlaşması’ndan bir yıl sonra İngilizler 25 Kasım 1814 tarihinde Gülüstan Antlaşması’nda değişiklikler yaparak, 13 fıkradan oluşan (Tahran Antlaşması ile ün kazanmış) Tahran’da yeni antlaşma imzaladılar.

Böylece, İran, Gülüstan Barış Antlaşması’ndan sonra Azerbaycan arazisinin bir kısmını İngiltere’nin yardımıyla kendi topraklarına katabileceğini ümit ediyordu. Feteli Şah, kaybedilmiş toprakları dostluk ilişkilerini geliştirmekle geri alabileceğini düşünüyordu. Bundan dolayı Mirza Abülhasan Han’ı bu amaçla Rusya sarayına gönderdi, fakat olumlu bir antlaşma sağlanamadı.

Gülüstan Barış Antlaşması’nda iki ülke arasında sınırlar kesin olarak gösterilmemiş, bu çelişkilerin çözümü için kurulan komisyonunun çalışmaları başarısız kalmıştı.

Yermolov’un Azerbaycan’ın Balıklı ve Gökçay şehirlerini işgal etmesi İran veliahtının itirazına neden olmuştu. Feteli Şah İran’ın temsilcisi olarak Yermolov’a başvuruda bulundu. Görüşmeler yaptı ve Muafakatnâme imzalandı. Bu muafakatnâme gereğince Gökçay Rusya’ya, Kapan ise İran’a verildi.

Bu muafakatname Abbas Mirza tarafından kabul edilmedi. 1826 yılında Abbas Mirza’nın Rusya’ya hücumu ile İran-Rusya Savaşı’nın ikinci dönemi başladı ve işgal edilmiş bazı topraklar işgalden kurtarıldı. Diğer taraftan da Rusların zulmünden bıkmış Bakû, Şeki, Şirvan halkı ayaklandı. Dağıstan’da Rusların katliamları başladı. Üç hafta içinde İran ordusu Gülüstan barışına uygun olarak işgal edilmiş birçok araziyi kurtardı. Ama bu sırada Rusya ile Osmanlı Devleti arasında savaş sona erdi. Rusların yeni kuvvetleri, Albay Pskoviç’in kumandanlığı altında Kafkasya cephesine geldiler. 1827 yılında Mirza Muhammet Han’ın kumandanlığı altında savaşan İran ordusunu yenilgiye uğrattılar. Bu yenilgiyi kaldırmak için Abbas Mirza Gence’ye doğru yola düştü. Fakat ondan önce Pskoviç’in ordusu oraya ulaştı. Feteli Han’ın eski başkanı Allahyar Han Asefüd-Dövle’nin kumandanlığında bulunan İran askerleri arasında bir şaşkınlık çıktı. Abbas Mirza’nın bu şaşkınlığı kaldırma çabaları başarısız oldu ve İran ordusu yenilgiye uğratıldı. Bu sırada Güney Azerbaycan’a doğru hareket eden Ruslar, Hoy, Merent ve Tebriz’i işgal ettiler.

Türkmençay’da Ruslara karşı koymak için önemli bir askerî güçle harekete geçen Abbas Mirza, Pskoviç’in ordusu tarafından yenilgiye uğratıldı. Bu gelişmeler üzerine Abbas Mirza, Feteli Han ve Abülkasım, kaymakamı barış görüşmeleri yapmak üzere Pskoviç’in yanına gönderdi. Birçok görüşmeler sonrasında Rus kumandanlığı Rusya’nın İrevan, Nahçıvan, Ordubat şehirlerini geri vermeyeceğini ve Aras nehrinin iki ülke arasında sınır olarak kalacağını belirterek İran’dan Talış ve Muğan Sultanlıklarını vermesini ve savaş ganimeti olarak Rusya’ya 15 kuruş tümen (1 kuruş 10000 tümene eşitti-G.C.) ödemesini talep ediyordu.[18]

Rusya kumandanı tarafından teklif olunan bu şartlar Feteli Şah tarafından kabul edilmedi. Rus orduları cephede başarılarını sürdürüyorlardı. Onların en son hedefi Tahran idi. Rus ordusunun ilerleyişinin doğurduğu tehlike İngiltere temsilcilerini telaşlandırmaktaydı. İngilizler, bunu İngiltere Krallığı’nın sömürgesi olan Hindistan’ın güvenliği için büyük tehlike olarak görmekteydiler. Buna göre de Rusların ilerlemesini engellemek için iki devlet arasında aracılık yaparak İran’ın 200 bin tutarında savaş ganimetini ödemesi ve İran’la İngiltere arasındaki antlaşmanın 34. fıkrasının kaldırılması konusunda Feteli Şah’ı Barış Antlaşması’nı imzalamaya ikna ettiler. Barış görüşmelerinin Miyane kasabası yakınlarındaki Türkmençay köyünde yapılması konusunda taraflar antlaşmaya vardılar.

John Mah Donald, Pskoviç’in karar şartlarını yerine getireceğinden emin olunca, İngiliz elçiliğinin temsilcisi John Mah Nelli ve Mirza Abülkasım Gaim 1828 yılı Ocak ayında Türkmençay köyünde Pskoviç’le görüşmeye başladılar ve 16 bölümden oluşan Türkmençay Antlaşması’nı imzaladılar. Böylece Rusya Devleti’nin güneye yönelik Doğu siyaseti sona erdi ve Kuzey Azerbaycan hanlıkları Rusya tarafından işgal edildi. Bununla da İran’ın dış siyaseti sonucunda Azerbaycan Kuzey ve Güney Azerbaycan olarak Rusya ve İran arasında paylaşıldı.

Gabil CAMALOV

Azerbaycan Bilimler Akademisi / Azerbaycan

Alıntı Kaynağı: Türkler, Cilt: 18 Sayfa: 531-540


Kaynaklar:
♦ Abdullayev P. F. İz İstorii Russko-İranskih Otnoşeniy i Angliyskoy Politiki v İrane, Taşkent 1971. Asya-ye Merkezi ve Gafgaz, Tehran 1993, no. 7.
♦ Asya-ye Merkezi ve Gafgaz, Tehran 1994, no. 2.
♦ Asya-ye Merkezi ve Gafgaz,Tehran 1995, no. 3.
♦ Asya-ye Merkezi ve Gafgaz, Tehran 1996, no. 4-5.
♦ Azerbaycan Tarihi, I. cilt, Bakû, “Elm”, 1999.
♦ Azerbaycan Tarihi, III. cilt, Bakû, “Elm”, 1999.
♦ Butkov P. Materialı Dlya Novoy İstorii Kafkaza, I. bölüm, Sankt-Petersburg 1869.
♦ Çulkov M. İstoriçeskoe Otnoşenie Rossiyskoy Kommertsii, T. II. Moskva 1795.
♦ Garabağnameler, Bakû “Yazıçı”, 1991.
♦ İskender Münşi, Tarih-e Alem-aray-i Abbasi, Tahran 1314.
♦ İvanov S., İran. Moskva 1963.
♦ Köçerli T. Garabağ: Yalan ve Hegiget, Bakû, 1998.
♦ Köçerli T. Yaddan Çıhnıaz Garabağ. Negşi Cahan Nahçıvan, Bakû 1998.
♦ Kuznetsova İ. A. İran v Pervoy Polovine XIX Veka, Moskva 1989.
♦ Merkezi Devlet Askerî Tarih Arşivi. f. 77, f. 52, d. 331.
♦ Sbornik Materialov Dlya Opisaniya Mestnostey i Plemyon Kavkaza, Vıpusk 29, Tiflis 1901.
♦ Tarih-e Kamil-e İran, Tahran, 2535, Şehinşah tarihi.
♦ Turtsiya, Moskva 1984.
♦ Turetskaya Respublika, Moskva 1975.
♦ Fadeev F. Z. Russko-Dagestanskoye Otnoşeniye vo II Polovine XVIII-Naçale XIX vv., Mahaçkala 1971.
♦ Hüsameddin Garamanlı, Nahçıvan Sancağının Müfessel Defteri, Bakû 1997.
♦ Efendiev O. Azerbaydjanskoe Gosudarstvo Sefevidov, Bakû 1981.
Dipnotlar :
[1] O. Bfendiyev, Azerbaycanskoye Gosudarstvo Sefevidov, Bakü 1984, s. 81.
[2] İskender Münşi, Tarih-i Alem-ara-yi Abbasi, Tahran 1314, s. 304.
[3] Azerbaycan Tarihi, 1. cilt, Bakü 1999, s. 249.
[4] Merkezî Devlet Askerî Arşivi (MDATA), f. 77, s. 109.
[5] Merkezî Devlet Askerî Arşivi (MDATA), f. 77, s. 113.
[6] Asya-ye Merkezî ve Gafgaz dergisi, Tahran 1994, s. 332.
[7] M. Çulkov, İstoriçeskoye Opisaniye Rossiyskoy Komertsiyi, cilt II, Moskva, 1975, s. 597.
[8] Azerbaycan Tarihi, III. cilt, Bakü, “Elm” Neşriyatı, 1999, s. 349.
[9] Tarih-e Kamel-e İran, Tahran 2536. Şehinşah Tarihi, s. 374.
[10] Azerbaycan Tarihi, III. cilt, Bakü 1999 s. 360.
[11] Azerbaycan Tarihi, III. cilt, Bakü 1999 s. 360.
[12] S. İvanov, İran, Moskva 1963, s. 167.
[13] Azerbaycan Tarihi, III. cilt, Bakü, “Elm” Neşriyatı, 1999, s. 365.
[14] Garabağ-nameler, Bakü 1991, s. 424.
[15] P. Butkov, Materialı Dlya Novoy İstorii Kavkaza, I. cilt, Sankt-Petersburg, s. 235-236.
[16] Merkezî Devlet Askerî Arşivi (MDATA), f. 52, dosya 331, s. 32.
[17] Merkezî Devlet Askerî Arşivi (MDATA), f. 52, dosya 331, s. 32-34.
[18] Sbornik Materialov Dlya Opisaniya Mestnostey i Plemen Kavkaza, sayı 29, Tiflis 1901, s.111.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.