AVARLAR

AVARLAR

Istvan ERDELYI

Rusçadan Çev.: Kürşat YILDIRIM

İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü. kursatyildirimtr@yahoo.com

Tarih arenasında ortaya çıkan halklar genelde kendilerine dair hatıralar, yazılı eserler veya dokümanlar bırakmazlar. Onların hayatını ortaya koymanın yolu sıklıkla arkeolojik çalışmalardan geçer. Bu araştırma yok olmuş esrarengiz bir halk olan Avarları işlemektedir.

Avarlar, Büyük Kavimler Göçü’nün Karpat Havzası’ndaki güçlü siyasî teşkilatlanmanın (daha sonra Tuna ardı, Merkezi Macaristan, Transilvanya[1]) hemen hemen iki buçuk asır süren macerası olarak görünmektedir. IX. yüzyılda tarihi arenadan çekilerek diğer halklara karışmışlardır. Macar kroniklerinde onlar hakkında hiçbir bilgiye rastlanmamaktadır. Bu halkın yayıldığı eski toprakları ve yaşamlarını Bizans ve Latin kronikleri ve arkeolojik veriler yardımıyla öğrenebiliyoruz.

Langobardların Çekilişi

1 Nisan 568 günü Langobardların Pannoniya’nın eski topraklarında geçirdiği son gün idi. Bir gün içinde Kuzey İtalya’ya aktılar, oraya yerleşip Langobard Krallığı kurdular (sonraki Lombardiya). Yerleri Tuna’nın her iki yakasındaydı; ta ki doğudan Avarlar gelene kadar.

Avarların gelişi hiç de barışçı olmadı. Bu dönem, V. yüzyılda Hun ülkesinin çöküşünden sonraya denk gelmekteydi, şimdiki Zatisya ve Transilvanya topraklarında Cermen kabilesi olan Gepidler yaşamaktaydı. Langobardlar onlarla savaşa girişti. Avarları yardıma çağırdılar, böylece gâlip oldular. Neticede on binlerce Gepid savaşçısı öldü; çoğu gâliplere esir düştü. Gepidlerin kralı Kunimund da savaşta ölenler arasındaydı.

Avarlar bu yerlerde nasıl ortaya çıktılar ve bu kavganın içine nasıl girdiler?

Bizanslı tarihçi Simocatta’nın belirttiğine göre, Doğu Avrupa halklarının büyük bölümünü hâkimiyeti altına alan Avarlar Uar ve Hunların takma adını taşıyorlar ve kudretli bir Asya halkı olarak kabul ediliyorlardı. Konuşulanlar içinde eleştirilere mukavemet edemeyen şey bu halkın kendisini daha sonraları Avar olarak adlandırdığı ve böyle kaldıklarıdır.

XVIII. yüzyılda ortaya atılan hipoteze göre Avarlar, Merkezi Asya’daki Juan-juan kabilelerinden neşet etmişlerdir. Bir diğer görüşe göre ise, Avarlar Orta Asya’dan gelmişlerdir. Bugün onların kökenleri konusundaki tartışma devam etmektedir.

Avar öncüleri Avrupa’da 558 yılında ortaya çıkmıştır. Avarlar, Bizans İmparatoru’nun imparatorluk topraklarına yerleşmek konusundaki vaatleri üzerine Alan hükümdarı Sarosiya’[2]ya hücum ettiler. Çok geçmeden Kandik adlı birinin başkanlığındaki Avar elçilik heyeti Konstantinopol’e geldi. Avarların Bizans başkentine gelişleri oldukça ilginç karşılandı. Erkeklerinin saçı renkli kurdeleler ile bağlıydı, giyimleri göçebeliği karakterize ediyordu.

İmparatorun huzuruna çıkan elçi şöyle dedi: “Halkların en büyüğü ve en güçlüsü olan Avar halkı sana geldi. O düşmana kolayca vurup onu ortadan kaldırabilir, bu yüzden Avarlar ile kuracağınız ittifak senin için kârlı olacaktır: Böylece sen muhafızlarına kavuşacaksın”.

VI. yüzyılda Bizans kudretli bir ülke idi ve birçok kereler Avrupa’daki hadiseler üzerine yürümüştü. Bizans İmparatorluğu’nun rakibi Franklar idi. Frank kralı Teodebert, Langobardlar ve Gepidler ile ittifak kurarak Bizans’a hücum etmek istiyordu. Bu öngörüsü Langobardlar ve Gepidler arasındaki düşmanlık nedeniyle gerçekleşmedi.

Bu esnadaki diğer önemli hadise, Karpat Havzası’na Slav kabilelerinin gelişidir ki Bizans için ciddî bir askeri tehlikeydi, bilhassa onların Karadeniz’in kuzey kıyılarındaki atlı göçebeler olan Kutrigurlar ile kurduğu birlikten sonra.

Avarlar ile kurulan ittifak Bizans İmparatoru için siyasî durumu daha da karmaşıklaştırmaktadır. Avarlarla anlaşma yapıldıktan sonra Utigurlann akrabaları Kutrigurlann ve Doğu Slavlarının üzerine gönderilmiş ve başarıyla savaşmışlardı. Bunun ardından imparator onları şimdiki Sırbistan topraklarına yerleştirmeyi önerdi. Fakat bu topraklar Avarların hoşuna gitmedi. Tuna’nın kıyısında uzanan Dobruca’yı istediler. Düzlük arazi göçebelerinin ihtiyacını büyük ölçüde karşılayacaktı. Fakat burada fazla kalmadılar. Langobardlar ile Gepidlere karşı ittifak kurdular, onları yendiler, bu ittifakın bir şartı olarak Pannoniya’ya yayıldılar. Langobardlar bu galibiyet neticesinde bu toprakları bırakmak zorundaydılar ve öyle de oldu. Bizans İmparatoru Gepidlerin mağlubiyetinde taraf idi. Onların düşüşünden sonra hemen uzun süre Bizans-Avar çekişmesine sahne olacak eski Sirmiya topraklarındaki başkentlerini işgal etti.

Avar Kağanlığı ve Onun Komşuları

Geldikleri yeni topraklarda Avarlar yeni bir devlet birliği kurdular: Avar Kağanlığı. İlk hükümdarı Kagan Bayan oldu. Burada yaşayan Slavlar ve Gepidler gibi birçok kabileyi hâkimiyeti altına aldı. Kaganın hâkimiyeti hemen hemen yüz yıl boyunca güney Rus bozkırlarına, göçebelere kadar yayıldı. Bunun dışında, VI. yüzyılın sonunda Avar Kaganlığı Kutrigur, Tarniah ve Zabender gibi Türk kabilelerinin peşine sürüklendi.

Bu sırada Bizans doğu tarafında Perslerle savaşa tutuşmuştu. Bu Avarların ortaya çıkışı için uygun bir hadise olarak görülmüştü: Slavlarla beraber VI. yüzyılın 70-80’lerinde Bizans’a âit olan Tuna’nın aşağı akımlarında uzanan toprakları tahrip ettiler. Bizanslılar Persleri mâğlup etmelerinden sonra Avarları Balkan topraklarından bir süreliğine defedebildiler.

Avarlar bu son Avar-Bizans çekişmesinde her an tersine döndürülebilir bir başarı elde etmişlerdi. Bayan’ın ordusu Konstantinopol’e ulaştı fakat Bizanslılar onları geri püskürttü, ayrıca kağanın savaşçılarından bir kısmı düşman tarafına geçti.

Avarların batıdaki komşuları da rahat durmuyorlardı. 595 yılında ittifak kurulan Slovenler ile Bavarsk kabilelerine ve sonraları Franklara karşı mücadele edilmişti.

VII. yüzyıl daha az ateşli olmadı. Avar topraklarının batı sınırında Slavlar, Frank tacir Samo önderliğinde uzun ömürlü olmayan bir devlet kurdular (623-658) ve Çekleri, Moravlan, Slovenleri ve diğerlerini birleştirdiler. Bunlar Avarlara karşı savaşta başarıya ulaştılar. Bundan sonra 631’de Frankları da yendiler; fakat Samo’nun ölümünden sonra aniden çöktüler.

Bu sırada Avar Kaganlığı Bayan sülâlesinin sonlanması nedeniyle ağır bir iç kriz geçiriyordu. Altın tahta oturmak maksadıyla Kutrigur-Bulgarlar ülke içinde Avarları bitap düşüren bir isyan çıkardılar. Bu hadiseden sonra Kutrigur-Bulgarlar, kaganlık topraklarından defedildiler.

VII. yüzyılın 70’lerinin sonlarında ön-Bulgarlar, Tuna’ya yerleştiler ve kendi devlet birliklerini kurdular. XI. yüzyıla kadar Avarlarla iyi geçindiler. Bundan başka Bizans kroniklerinden birinde aktarıldığına göre Bulgar Hanı Kubrat’ın oğullarından biri, güney Rus bozkırlarında Hazar Kaganlığı’nın ortaya çıkışından sonra kendi halkını Avar topraklarına yeniden yerleştirmek zorunda kalmıştır. Bu ise bazı temel varsayımları öne sürmeyi sağlamaktadır ki bunlardan biri de ön-Bulgarların Avarların değişikliğe uğramış etnik bir tipi olduğunun arkeolojik buluntularla öne sürülmesidir.

Avar Etnogenezi

Yukarıda ifade edilen faraziyelerden birine göre Avarlar, aynı zamanda içinde Türklerin de olduğu bir göçebe imparatorluğu kuran Juan-juanlann halefleridir. Diğer hipoteze göre ise Avarlar Orta Asya’dan gelmişlerdi ve ataları Varkhonitler idi; bu ikinci hipoteze göre güya Macaristan topraklarındaki bir kısım nüfus Varkon kökenine sâhipti. VI. yüzyılın ortalarında engin toprakları ele geçirmişler, Avarlar bizzat Karpatlara gelmişler ki bunun içinde diğer etnik unsurla da vardı: Povolje’den İranlılar, güney Rus bozkırlarından Kutrigurlar. Ayrıca Avarların kendileri de en baştan beri “saf’ değildiler, halkların etnik bir karışımından ibarettiler. Büyük mezarların yapılması geleneği, atların yabancıların arasında Mongoloidlere de rastlanan insanlardan ayrı biçimde ve ata âit sadece “parçacıkların” (sadece ayaklar ve kafatası) gömülmesi hususiyetleri İran gelenekleriyle alakalıdır[3].

Avar dönemine âit bazı mezarlardan çıkan kafatasları, Mongoloid olarak değerlendirilmektedir; fakat başka diğer mezarlarda bu tipe nadiren rastlanmakta, bu devire âit bazı mezarlarda ise hiç rastlanmamaktadır. Bu gömüler arasında istisnai olarak Evropeoidler bulunmaktadır (Kuzey Avrupa, Akdeniz, Doğu Baltık tipleri).

Merkezi Macaristan’ın kadim nüfusu içinde Sarmatların ve eski Roma illeri nüfusunun bakiyeleri Avarlar buraya geldiklerinde vardı ve aşağı yukarı tüm Avarlar bu nüfus ile izdivaç ettiler. Eğer buna Slav etkisi de katılırsa VI.- IX. yüzyılda Karpat Havzası’nda nüfusun kendilerinin adlandırdığı biçimde Avar ya da Obr etnik karışımı biçiminde zuhur ettiği görülebilecektir.

Varsayılan ortalama ömür ise düşüktür: Erkeklerde 38, kadınlarda 36. Özellikle iki yaşına kadar sıklıkla bebek ölümleri vardı.

Avar Toplumu

Avrupa’da Avarların ortaya çıkışı üç döneme ayrılmaktadır: Erken Avar Dönemi, VI. yüzyılın ortalarından yaklaşık olarak VII. yüzyılın sonlarına kadar; Orta Avar Dönemi, oldukça kısadır ve araştırmacılar için bu dönemin eserlerini ortaya çıkarmak fazlasıyla güçtür; VIII. yüzyılın başlarından IX. yüzyılın sonlarına kadar Geç Avar Dönemidir, büyük mezarlar, atların ayrı gömülmesi gibi İran-Moğol çizgilerinin yok olduğu dönemdir.

Macaristan topraklarında ve komşu ülkelerde Avar dönemine âit yirmi binden fazla gömü bulunmuştur. Arkeologların işi sistemleştirme, sınıflandırma ve tarihlendirmede belirginleşmektedir. Avar mezarlarında çıkan az sayıda para sayesinde gömü tarihlerini kesinleştirmek mümkün olmaktadır.

Mezarlardaki zenginlik kademeleri toplumdaki hiyerarşiyi yansıtmaktadır. Kaganlığın en üst seviyesinde kagan bulunmaktaydı. Onun ilk hanımı katun’dur. Kagandan sonra tudun gelir, bu ülkeyi ve yugurtu yönetir. Kaganlık vergilerini toplama işini tarhan yürütür. Tarhan’dan sonra hiyerarşik bir biçimde kabile ve âile reisleri gelir. Bu döneme âit kazılarda hepsinden çok kabile ve âile reislerine âit kalıtlar bulunmaktadır (Sentendrye, Bochye, Kunsentmiklosh- Babonye gibi).

Avar toplumunun büyük bir bölümü savaşçıydı. Gömülerde savaşçıların öbür dünyada kullanacağı çokça kadim silah bulunmaktadır. Bunların silahlarla birlikte gömülmesini, silahların pahalı olduğundan hareketle yorumlamak da mümkündür. Sıklıkla zengin işlemeli kılıçlar ve yelmeler sıradan savaşçıların sâhip olamayacağı ve babadan oğula geçen şeylerdi. Gömülerde tezyinatlı okları olan tam dolu sadaklara rastlanmamıştır (sadece kabile reisinin gömüldüğü Bochye’de görülmüştür). Ok sayısı ona ulaşmamaktadır. Galiba her bir ok onluk savaş düzeni ile alakalı bir semboldür; Avar toplum teşkilatı Asya’nın onluk sistemini benimsemişti.

Erken ve Orta Avar Dönemi’nden anlaşıldığına göre Macaristan’ın orta kesimlerinde zengin içerikli gömü yoğunlaşması vardır. Fakat Geç Avar Dönemi’nde durum değişiktir. Mezarlar daha yoksul içeriğe bürünmüştür ki toplumun zayıf düşmesini yansıtmaktadır; nüfusun gittikçe artışı ile özel mülkiyetin biricikleşmesi ve özgür niteliğe bürünmesi ve aynı zamanda kilisenin silah ve at ile gömülme biçimindeki pagan uygulamaları yasaklaması biçimindeki Hıristiyanlığın etkisi buna etki etmiştir. Yine de gömülerdeki ziynetler (küpe, bilezik, yüzük, halka), giysiler gömülerin toplumsal statülerini yansıtacak mahiyettedir.

Her büyük patriarkal âile mezarda kendi yerine sâhiptir. Fakat mümtaz kişiler kurganda âilenin geri kalan üyelerinden ayrı olarak gömülmektedir ve genelde yanına birçok altın eşya bırakılmaktadır.

Nadiren sağlam tahtalardan tabutlar ile ölü gömülmektedir. Görüldüğü kadarıyla yoksullar ölüyü hasıra veya bunun gibi hızla toprağa karışabilecek malzemeye sararak gömmektedir.

Mezarların şekilleri farklı tiplerdedir. Bilinen o ki her ne kadar nadir olsa da çuval mezarlar görülür: Esas çukur, ölü için çuval biçiminde derinleştirilir. Bazen bu kazma işlemi paralel biçimde atı gömmek için esas çukurun yanında gerçekleştirilir.

Görülen farklı mezar türleri Avarların diğer halklarla adım adım karıştığını, getirdikleri etnik unsurları belirginleştiren eski geleneklerin korunduğunu farklı türlerde görebilmekteyiz. Gömme adetleri mongoloid unsurlar taşımaktadır. Ölüyü ayakta duracak veya oturacak biçimde gömme geleneği taşıyan kurganlar Sarmatların halefleri veya Orta Asya’dan gelenlere âittir.

Çift halinde gömmeye de rastlanmaktadır: Ana kucağında bebeğiyle gömüldüğü gibi erkek de karısıyla gömülebilmektedir; bu, muhtemelen kocanın ölümünden sonra dul kalan kadını öldürmeyle alakalıdır. Eşlerin aynı zamanda doğal ölümleri bu konuda bir istisna teşkil etmemektedir.

Avarlar diğer göçebe halklar gibi gelişmiş kölelik kurumunu bilmiyorlardı. Sadece belli ev köleleri vardı ki bunları diğer kabilelerle savaşlarda ve ittifak halinde oldukları kabilelerin yok olması sonucu başıboş kalan üyeleri alarak elde ediyorlardı.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ