ANADOLU VE BALKANLARDA SARI SALTUK

ANADOLU VE BALKANLARDA SARI SALTUK

Türk tarihinin ve Türk kültürünün önde gelen simaları yüzyıllar geçse bile milletimizin gönül dünyasında yaşamağa devam ederler. Dede Korkut’tan Nasrettin Hoca’ya, Hoca Ahmet Yesevî’den Yunus Emre’ye, Oğuz Kağan’dan Fatih Sultan Mehmet’e, Kanuni Sultan Süleyman’dan Gazi Mustafa Kemâl Atatürk’e kadar adları ciltlere sığamayacak kadar çok olan devlet ve kültür adamlarımız sadece yaşadıkları coğrafya parçasında değil, bütün Türk dünyasının gönlünde yaşamakta ve saygıyla anılmaktadır.

Bu şahsiyetlerden biri de Sarı Saltuk’tur. Ölümünün üzerinden yüzyıllar geçmesine rağmen Sarı Saltuk hâlâ Anadolu, Rumeli ve Balkan Türklerinin günlünde ve hafızasında yaşamaktadır.  En doğuda Diyarbakır ve Tunceli’den başlayıp Bor, İznik, İstanbul’dan Romanya, Bulgaristan, Arnavutluk, Makedonya, Bosna Hersek’e kadar uzanan çizgide bulunan Sarı Saltuk’a ait türbe ve makamların büyük bir saygıyla ziyaret edilmesi, menkıbelerin anlatılması Sarı Saltuk’un hatırasının canlı bir şekilde yaşamakta olduğunun birer delilidir. Sadece Müslüman Türkler arasında değil Ortodoks mezhebine bağlı Hıristiyan dinindeki Gagauz Türklerinin de Sarı Saltuk’u millî hafızalarında yaşatmaları, ondan saygıyla söz etmeleri ve onu bir Türk azizi kabul etmeleri dikkat çekicidir.

Peki kimdir Sarı Saltuk? Ne zaman yaşamış, neler yapmıştır?

Sarı Saltuk, Anadolu ve Rumeli’nin fethi esnasında gazalara katılan, kahramanlığı ve velayeti ile daha yaşarken efsanevî bir şahsiyet haline gelen bir Türk kahramanıdır[1].  Hayatı etrafında oluşan menkıbelere diğer gazi ve velilerin menkıbe­le­ri de karışmıştır. Bu sebeple Sarı Saltuk’un gerçek hayatı ile ilgili bilgileri elde etmek son derece güçleşmiştir. Tarihî kaynaklarda yer alan Sarı Saltuk ile ilgili bilgiler Sarı Saltuk’un gerçek hayatını ortaya koyacak nitelikte değildir. Gerçek hayat ile menkıbevî hayat birbirine karışmıştır. Üstelik tarihî kaynakların Sarı Saltuk hakkında verdikleri bu bilgilerin bazan birbiriyle çeliştiği de görülmektedir.

Sarı Saltuk’un destanî şahsiyeti ile ilgili bilgileri çeşitli menakıb-nâmelerde[2] ve velayet-nâmelerde[3] bulabilirsek de hiç şüphesiz bu konuda en önemli kaynak, doğrudan doğruya Sarı Saltuk’un hayatını konu alan Saltuk-nâme adlı eserdir. Ebülhayr-ı Rûmî adındaki bir yazar Cem Sultan’ın emri üzerine Anadolu ve Rumeli’yi adım adım dolaşarak Sarı Saltuk’a ait menkıbeleri toplamış ve üç ciltlik bir eser haline getirmiştir. Eser tahminen 1480 yılında tamamlanmıştır[4].

Saltuk-nâme’ye göre Sarı Saltuk’un asıl adı Şerif Hızır’dır[5]. Babasının adı Seyyid Hasan’dır. Şerif Hızır, üç yaşındayken babasız kalır. Şerif’in yetiştirilmesi işini Seravil adındaki bir lala üstlenir[6]. Kısa sürede ata binmeyi, ok atmayı, kılıç kullanmayı öğrenen Şerif Hızır, Türk destanlarındaki alp tipinin önemli bir örneğini teşkil eder.

Şerif Hızır’ın Saltuk adını alışı ise bir geleneğe dayanmaktadır. Bu gelenek, kişinin gösterdiği kahramanlık sonucu ad almasıdır. Dede Korkut Kitabı’nda örneklerini gördüğümüz ad alma-ad verme olaylarının[7] benzerleri Saltuk-nâme’de de yer almaktadır. Kahramanımıza Saltuk adını, savaşta yendiği Alyon adlı bir düşmanı vermiştir. Müslüman olan Alyon’a da Saltuk, İlyas adını verir[8]. Bu ad verme olayı dışında eserde geçen diğer ad verme olayları Saltuk’a yenilerek Müslüman olan kişilere Saltuk tarafından bir Türk adı verilmesi ile ilgilidir[9].

Sarı Saltuk, bir destan kahramanında bulunması gereken bütün özelliklere sahiptir. Son derece güçlüdür, yüreğinde korkunun zerresi bile yoktur. Tek başına düşman içine yanar od gibi girmekte, düşman kalelerini fethetmektedir. Aman dileyen düşmanına karşı ise merhametlidir. Saltuk-nâme’de, yiğitte bulunması gereken özellikler ok atmak, yazı yazmak, suda yüzmek ve yigitçe gezmek olarak sıralanırken, Sarı Saltuk’un bu dört hünerde mahir olduğu özellikle belirtilir.

Bu özellikler dışında Sarı Saltuk’un olağan üstü güçleri de olduğu Saltuk-nâme’de mübalağalı bir şekilde anlatılmaktadır. Çok uzaklarda aleyhinde söylenenleri işitebilmekte, oturduğu yerden bir kılıç darbesiyle bir başka diyardaki düşmanını öldürebilmekte, göz açıp kapayıncaya kadar bir diyardan bir başka diyara gidebilmektedir. Düşmanları bir türlü Saltuk’u öldürememektedir; ok atarlar batmaz, kılıç vururlar kesmez, büyü yaparlar tesir etmez, suya atarlar boğulmaz, ateşe atarlar yanmaz. Bütün cinler ve melekler Sarı Saltuk’un  yardımcısıdır. Hatta bu cinlerden birisi ile ahiret kardeşi bile olmuştur. Düşmanları ise kâfirler, zâlimler, cadılar, devler, canavarlar ve kötü cinlerdir. Bütün bu özellikler göz önünde bulundurulduğunda, Sarı Saltuk’un alp-eren kişiliğinin yanı sıra, bazı menkıbelerde bir masal kahramanı kimliğiyle karşımıza çıktığı da görülmektedir.

Saltuk-nâme’ye göre Sarı Saltuk 99 yıl yaşamış, sonunda düşmanları tarafından  zehirlendikten sonra hançerlenerek şehit edilmiştir. Ancak, son nefesini vermeden önce de  kendisini zehirleyen ve hançerleyen düşmanını öldürmüştür.

Sarı Saltuk hakkında bilgi veren bir başka önemli kaynak da Evliya Çelebi’nin meşhur Seyahat-nâme’sidir. Evliya Çelebi’ye göre Sarı Saltuk’un asıl adı Muhammed Buharî’dir. Muhammed Buharî Ahmet Yesevî’nin halifesidir. Ahmet Yesevî, Muhammed Buharî’yi şu sözlerle Hacı Bektaş-ı Veli’ye gönderir:

– Saltuk Muhammedim ! Bektaşım seni Rum’a göndersin, Leh diyarında  yoldan çıkmış olan Sarı Saltuk suretine girip o melunu, Dobruca’daki ejderi bu tahta kılıç ile öldür, Makedonya ve Dobruca’da yedi kırallık yerde ün sahibi ol.[10]

Dobruca’ya yetmiş adamıyla gelen Muhammed Buharî’nin, Kaligra mağaralarındaki ejderi öldürmesi üzerine Dobruca kıralı ve halkı Müslümanlığı kabul ederler. Leh ülkesindeki Sarı Saltuk namındaki papazı da öldürüp onun kılığına giren Muhammed Buharî Sarı Saltuk adıyla hüküm sürer ve bölgedeki halkları Müslümanlaştırır[11].

Evliya Çelebi, Seyahat-nâme’nin ikinci cildinde daha ayrıntılı bilgiler vermektedir. Muhammed Buharî, Kaligra’dan Kırım’a, oradan Rus ülkesindeki Haşdek kavmine, oradan Leh ülkesindeki Lapka kavmine en sonunda da yine Leh ülkesindeki Danska limanına gelmiştir. Burada Sveti Nikola – Sarı Saltuk adındaki bir papazla oturup epey sohbet etmiş sonra onu öldürüp cesedini yok ederek onun kılığına girmiştir.  Yıllarca «Ben Sarı Saltuk’um ! » diyerek Sveti Nikola kıyafetinde dolaşmış, binlerce insanı Müslümanlığa davet etmiştir. Bu ciltte Sarı Saltuk’un Dobruca’daki canavarı öldürmesi bu defa daha ayrıntılı olarak anlatılmaktadır[12].

Sarı Saltuk’un Anadolu’da Baba Sultan, Sarı Saltuk Sultan, Kilgra Sultan gibi adlarla anıldığını yazan Evliya Çelebi, Hıristiyanlar arasında ise Sarı Saltuk’un Sveti Nikola adıyla tanındığını belirtmektedir[13]. Evliya Çelebi, Hıristiyanlar üzerinde Sarı Saltuk’un çok büyük bir etkisi olduğunu yazar. Çelebi’nin döneminde dervişler def ve kudüm çalarak Sarı Saltuk’un yaşadığı bölgeleri dolaştıklarında Hıristiyanlar Sarı Saltuk’u hatırlayıp dervişlere bol bahşişler vermektedir[14].

Aslında Sarı Saltuk’tan söz eden en eski kaynak İbni Batuta Seyahat-nâmesi’dir.  Tanınmış Arap gezgini İbni Batuta, Sarı Saltuk’un ölümünden yaklaşık yarım yüzyıl sonra Baba Saltuk adlı bir yerleşim merkezine gelmiştir. Burada İbni Batuta’ya, Saltuk’un mükaşefe sahibi (Allah’ın sırlarını gören hakikat ehli) olduğu anlatılmıştır. Ancak, İbni Batuta bu anlatılanların İslâm inançlarına aykırı olduğunu belirtir[15].

Tarih kitaplarında da Sarı Saltuk ile ilgili çeşitli bilgiler bulunmaktadır.

Bunlardan Yazıcıoğlu Ali’nin Tevârih-i Al-i Selçuk adlı eserinde, II. İzzeddin Keykâvus’un maiyetindeki Sarı Saltuk’un Anadolu’daki Türk aileleri ile birlikte önce İznik’e oradan Üsküdar’a giderek Dobruca’ya geçişi anlatılmaktadır. Sarı Saltuk’un Dobruca’daki Baba Dağı kasabasına yerleşmesi ve Kırım seferinin yanı sıra İzzeddin Keykâvus’un Bizans sarayında bulunan oğlunu kurtarması da Tevârih-i Ali-i Selçuk’ta yer almaktadır[16]. Kemâl Paşazade’nin Tevârih-i Al-i Osman’ında ve Seyyid Lokman’ın Oğuz-nâme’sinde de bu olaylar benzer şekillerde anlatılmaktadır. Hatta Seyyid Lokman’ın eserinde yer alan bir dörtlükte Sarı Saltuk’un Dobruca’ya geçiş yılı (662 Hicri) da verilmektedir[17].

Bektaşî velayet-nâmelerinde yer alan Sarı Saltuk ile ilgili bilgiler çoğunlukla menkıbelere dayanmaktadır. Bektaşî şairleri de şiirlerinde Sarı Saltuk’tan övgüyle söz eder. Bu şiirlerde de Sarı Saltuk’un gerçek hayatına dair bilgiler yoktur.  Bu eserlerde Sarı Saltuk bir menkıbevi kişi olarak karşımıza çıkmaktadır.

Tarihî, edebî ve menkıbevî eserlerde yaşayan Sarı Saltuk’un Türk milleti üzerindeki tesirinin göstergesi türbe ve makamlardır. Yazımızın girişinde de söz ettiğimiz gibi Anadolu’nun doğusundan başlayıp Balkanlara kadar uzanan coğrafyada Sarı Saltuk’un türbe ve makamları varlığını sürdürmektedir.  Bu türbe ve makamların varlığı kaynaklarda da yer almaktadır.

Saltuk-nâme’de Sarı Saltuk’un on iki mezarı olduğu belirtilmektedir. Sarı Saltuk, beylerin ve kralların mezarına sahip çıkmak isteyeceklerini söyleyerek her isteyene verilmek üzere birer tabut hazırlamalarını vasiyet eder[18]. Sarı Saltuk’un mezarını kendi ülkesinde bulundurmak isteyenler, kendilerine verilecek tabutta Sarı Saltuk’un vücudunu görecektir. Vasiyete göre adamları Sarı Saltuk’u yıkayıp kefenleyip çerağının yanına getirirler. Ayrıca isteyen beylere verilmek üzere on bir tabut hazırlarlar. Çünkü Sarı Saltuk ölümünden sonra on iki yerde makamının olacağını kendilerine söylemiştir[19]. Çevredeki beylerden ve krallardan her isteyene bir tabut verilir. Tabutu alan, Saltuk’un cesedinin kendisinde olduğunu görür ve ülkesine dönerek cenazeyi defneder[20].  Saltuk-nâme’ye göre Sarı Saltuk’un tabutunu alarak ülkesine götüren krallar ve beyler şunlardır: Tatar Hanı, Eflâk, Boğdan, Rus, Üngürûs (Macar), Leh (Polonya), Çeh (Çek), Bosin (Bosna), Beravati (? Hırvat), Karnata (?). Baba’ya ve Edirne’ye gömülen tabutlarla mezar sayısı böylece on ikiye ulaşmaktadır. Saltuk-nâme’de Sarı Saltuk’un cenazesinin Baba (Babadağ/Romanya)’ya defnedildiği belirtilmekteyse de Sarı Saltuk’un cesedinin Edirne yakınlarındaki Eski Baba (Babaeski)’da gömülü olduğu yolunda bir rivayet bulunduğu da anlatılmaktadır[21]. Bu rivayete göre Edirne meliki, Saltuk’un cesedinin bulunduğu tabutu alarak Edirne’ye getirmek ister. Bunun üzerine bir tartışma başlar. Tartışma sırasında tabuttan Saltuk’un narası yükselir:

– Sizi helâk ederim, benim vasiyetime aykırı iş yapmayın, der. Herkes korkudan ne yapacağını şaşırır. Sonunda tabutu alıp Edirne yakınlarındaki Babaeski’ye defnederler. Ancak bu rivayetin hemen ardından Ebü’l-Hayr-ı Rûmî «Ve ammâ sahîh budur çerağı yanduğı yirde gömdiler.» diyerek Sarı Saltuk’un asıl mezarının Babadağ’da olduğunu tekrarlar[22].

Evliya Çelebi, Seyahat-nâme’sinde Sarı Saltuk için birden fazla tabut hazırlanması ve isteyen krala verilmesi olayını, küçük farklılıklarla da olsa benzer şekilde anlatmaktadır. Sarı Saltuk, adamlarına:

– Ölünce beni yıkayıp yedi tabut hazırlayın, çünkü benim için yedi kral cenk etmeli, der. Adamları ölümünden sonra Sarı Saltuk’u yıkarlar, yedi tabut hazırlarlar. İlk gelen Mosko (Moskova) kralıdır. Kendisine verilen tabutu açıp bakar ve Saltuk’un cesedini görür:

– Bre meded ! Bizim tabutta imiş ! diyerek ülkesine döner ve Mosko diyarına defneder. Daha sonra Leh (Polonya), Çeh (Çek), İşfet ~ İsfeç (? İsveç), Edrune (Edirne), Boğdan, Dobruca kralları gelerek birer tabut alıp ülkelerine defnederler. Her kral da kendisine verilen tabutta Sarı Saltuk’un cesedini görmüş ve asıl tabutun kendisine verildiğine inanmıştır[23]. Seyahat-nâme’nin üçüncü cildinde Babadağ’a gelişini anlatan Evliya Çelebi de Sarı Saltuk’un burada gömülü olması sebebiyle bu şehre Babadağ dendiğini yazmaktadır.

Hacim Sultan Velayet-nâmesi’nde ise Sarı Saltuk’un vasiyeti üzerine kırk tabut hazırlandığı ve bütün bu tabutlarda bedeninin görüldüğü anlatılmaktadır. Dobruca kralı kırk tabutu da kontrol etmiştir. Bunlardan yalnız birindeki cesedin elinin kımıldadığını görünce Sarı Saltuk’un gerçek bedeninin bu tabutta olduğuna inanmıştır. Otuz dokuz tabutu bir daire meydana getirecek şekilde, gerçek bedenin olduğu tabutu da bu dairenin ortasına gömmüştür[24]. Hacı Bektaş Velayet-nâmesi’nde geçen bir rivayette de Sarı Saltuk’un yerinde (Dobruca’da) ölümünden sonra yedi tabut yaptırıldığı ve bunların Saltuk’un müridlerince muhtelif şehirlere götürüldüğü şu şekilde anlatılmaktadır: Ölürken, bana muhip olanlarınız birer tabut yaptırsın, koyup gitsin; birbirinizle çekişmeyin, ben hepinizin tabutunda bulunurum, diye vasiyet etti. Gerçekten de hepsi birer tabut alıp gitti ve Sarı Saltuk her tabutta göründü, hepsi de sevindi, neşelendi. Fakat kale sahibi beye, ben asıl senin tabutundayım, demişti de bey, nereden bileyim deyince, tabut içinden sana elimi sunarım, buyurmuştu, ona da bu kerameti gösterdi[25].

Anlaşılan, daha o yüzyıllarda bile Sarı Saltuk’un birden fazla yerde makamı bulunmaktadır. Bu makamların varlığı da böyle bir menkıbe ile açıklanmaktadır. Gerek Saltuk-nâme’de, gerek Seyahat-nâme’de bu ülke/şehir adları içerisinde bugün Sarı Saltuk’un makamlarının bulunduğu bazı yerlerin adlarının geçmemesi dikkat çekicidir. Öte yandan Saltuk-nâme ve Seyahat-nâme’de adı geçen ülkelerin bazılarında da Sarı Saltuk’a ait olduğu belirtilen türbe ve makamlar günümüze ulaşmamıştır.

Sarı Saltuk’un türbe ve makamları üzerine yapılmış bazı çalışmalar bulunmaktadır. F.W. Hasluck Kaliakra (Varna/Bulgaristan), Babaeski (Türkiye), Babadağ (Romanya), Ohri (Makedonya), Kruya’daki türbe ve makamları araştırmış[26]; Ragıp Önen Bor’daki türbeyi tanıtmış[27]; Nazmi Sevgen, Sarı Saltuk ile Aiyos Spiridon arasındaki ilgiyi ele aldığı yazı dizisinde Babadağ (Romanya), Tunceli, Diyarbakır, Babaeski, Bor, Rumelifeneri’nde bulunan türbe ve makamları tanıtmış[28]; Machiel Kiel Babadağ’daki türbeyi ve bu türbenin tarihini incelemiş[29]; Grace M. Smith Babaeski, İznik, Bor, Diyarbakır, Babadağ (Romanya), Blagay (Bosna-Hersek)’da bulunan türbe ve makamlar hakkında genel bilgiler vermiş[30]; Nimetullah Hafız İpek’teki[31], Tacida Hafız Blagay’daki[32] türbeler hakkında bilgiler veren bildiriler sunmuşlardır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ