ALTIN ORDU

Altın Ordu, Cengiz Han (ölümü 1227) tarafından oğlu Coçi’ye verilmiş olan Batı Avrasya bölgesinde, 13. yüzyılın başlarında Coçi’nin oğlu Batu tarafından kurulmuş olan devlete atfen kullanılan ve günümüz uluslararası bilim çevreleri tarafından kabul gören bir terimdir. Bu devlete, hala gizemini koruyan bazı sebeplerden dolayı 14. yüzyılın ortalarında anarşi hakim oldu. “Altın Ordu” ismi günümüz bilim çevreleri tarafından, Büyük Ordu, Nogay Ordu ile Kazan, Kasım, Kırım, Astrahan ve Sibirya hanlıkları da dahil olmak üzere Altın Ordu devletinin yıkılmasından sonra ortaya çıkan devletler için de kullanılmaktadır. 15.-18. yüzyıllar arasını kapsayan bu dönem, önceki dönem ile karıştırılmaması için “İkinci/Geç Altın Ordu” olarak da isimlendirilebilir.

Bizim “Altın Ordu” olarak bildiğimiz, Sibirya’ya kadar uzanan ve üzerinde göçerlerin, ziraatla uğraşan köylülerin ve yerleşik hayata geçmiş olanların yaşadıkları uçsuz bucaksız bir ülkedir: Bu devlete ait step arazisi, bugünkü Moğolistan ve Kazakistan’dan, Kafkasya’dan Tuna nehrinin ağzına kadar batıya uzanan Karadeniz kıyıları da dahil olmak üzere Moldova’nın berisine kadar olan Kuzey Kafkasya’ya; Transkafkasya’nın kendisi, Orta Asya’daki Harezm; Ural Dağları; İdil Nehrini’nin aşağı bölgeleri ve İdil-Kama’nin birleştiği yerleri kapsamaktaydı. Bu devletin en eski yerleşim merkezi İdil ile Kama nehirlerinin birleştiği bölge boyunca uzanan Bulgar’dır, fakat daha sonra başkent İdil Nehri’nin aşağı ucunda kurularak geliştirilen “Saray” (ya da Saray Batu) olmuştur ve bunu da nehrin daha yukarılarında kurulan “Yeni Saray” (ya da Saray Berke) takip etmiştir. Bu devlet, Venedik, Cenova ve Piza gibi denizcilikle uğraşan ve Kırım ile Karadeniz kıyısı boyunca başka yerlerde ticaret kolonileri bulunan İtalyan cumhuriyetleri ile yaptığı yoğun ticaretle zenginleşerek büyümüştür. Altın Ordu, 14. yüzyılda yükselen Türk-İslam kültürüne de ev sahipliği yapmıştır.

Bu devletin tanıtımına başlamadan önce, 13.-14. yüzyıllara ait olup “Altın Ordu” adıyla bilinen bu devletin, 13.-14. yüzyıllara ait kaynaklarda bu isimle asla geçmediğini önemle kaydetmek gerekmektedir. “Altın Ordu” ismi büyük olasılıkla ilk kez 16. yüzyılda ya da daha sonra tartışmalı ve muhtemelen de güvenilir olmayan bir Rus kaynağı olan Kazan Tarihi’nde kullanılmıştır. Söz konusu bu kaynakta Kazan Hanlığı “Altın Ordu”’nun (Zlataya orda) devamı olarak tanıtılmaktadır. Bu yüzden çağdaş bir terim olan “Altın Ordu” tarihsel anlamda doğru değildir!

Bugün bizim “Altın Ordu” diye adlandırdığımız devlet esasında, her biri kaynaklarda farklı bir isimle tanımlanan iki farklı kısmı kapsamaktadır. Modern bilimsel çevrelerde “Altın Ordu” terimi, Cengiz’in büyük oğlu Coçi’nin (Moğol ulusu) kontrolü altında bulunan ve 1227 yılında erken yaşta ölümü ile bölünen iki bölgenin biri ya da her ikisine atfen kullanılmaktadır. Bu iki kısım için en yaygın kullanılan isim, özellikle de Moğolların kendileri tarafından görevlendirilen yazarlar tarafından Farsça yazılmış olan resmi tarihlerde, doğu isimlendirmesi (mirası) için “Orda patrimonisi” olarak ve batı isimlendirmesi olarak da “Batu Patrimonisi” şeklinde idi. “Coçi Patrimonisi” terimi ise batı patrimonisine ya da iki patrimoninin birleşiminden oluşan tüm topraklara atfen kullanılmaktaydı. Raşididdin’e göre, Orda’nın geçmişi daha eskilere dayanmasına rağmen, Coçi’nin batı patrimonisi (ki Batu tarafından yönetilmekteydi) daha yüksek bir statüye sahipti. Tercih edilecek yoruma göre, bunlar ya aynı devletlerin iki bölümü idi ya da her biri bağımsız bir devleti temsil etmekteydi.

Coçi’nin topraklarının bu pay edilmiş iki parçası için kullanılan diğer bir grup ismin, yani “Mavi Ordu” (Türkçe’de Gök Orda) ve “Beyaz Ordu” (Türkçe’de Ak Orda) doğru tanımlanması konusunda da tarihçilikte bir uzlaşma sağlanamamıştır. Rusça kaynaklarda bu isimlere sık sık rastlanmaktadır, Batu’nun batı patrimonisine atfen Belaya Orda “Beyaz Ordu” ve Orda’nın doğu patrimonisine atfen ise Sinyaya Orda “Mavi Ordu” denmektedir. Pek çok bilim adamı (Grekov ve Yakubovskiy’i müteakip) Gök Orda’nın batıya ve Ak Orda’nın ise doğuya yerleştiğini yazmaktadır. Benim görüşüme göre, Ak Orda Batu’nun batı patrimonisi, Gök Orda ise Orda’nın doğu patrimonisiydi. Burada, geleneksel tarih çalışmalarında aşırı şekilde atıflarda bulunulan bir gerçeğe, yani Altın Ordu’nun edebi eserlerinin birisinde Kutb’un Hüsrev ve Şirin’i bulunan ve Tinibek Han’ın hanımı Melike’ye atfen “Ak Orda devleti tahtının güzelliği” atfına dikkat çekeceğim. Değişik kaynaklarda bahse konu olan iki kısım için kullanılan isimler en iyi şekilde aşağıdaki tabloda temsil edilmektedir:

BATI                                                  DOĞU
Sağ el ordusu                                  Sol el ordusu
Coçi’nin patrimonisi (Batu)        Orda’nın patrimonisi
Ak Orda                                           Gök Orda
Harezm ve Kıpçak
Berke Soyu
Özbek Soyu

Açıklığa kavuşturulması gereken diğer bir isim grubu ise “Moğol” ve “Tatar” isimleridir, çünkü Orta Çağ’a ait pek çok kaynakta Moğollar aynı zamanda “Tatar” olarak da adlandırılmaktadır. “Tatar” isminin, Doğu Moğolistan’da güçlü bir kabile konfederasyonunun ismi olarak sekizinci yüzyıl gibi erken bir tarihte kullanıldığı ispatlanmıştır. Öte yandan, “Moğol” isminin 11. yüzyılın sonlarında varlığını sürdüren bir konfederasyon için kullanıldığı görülmektedir. Bu gruplar 13. yüzyılın başlarından itibaren birbirlerinin rakipleriydiler ve bu “Tatarlar”ın nihai bir şekilde Moğollar tarafından mağlup edilmesine kadar sürdü. Aslında, Latin seyyahlar, Cengiz soyundan gelenlerin “Tatarlar” olarak çağrılmak istemediklerini gözlemlemişlerdir. Ancak, biz de 13.-14. yüzyıllarda “Moğol” isminin kullanımından vazgeçilerek “Tatar” ismi lehine bir gelişmeyi gözlemleyebiliriz. Nihayetinde, bu terim Altın Ordu topraklarına ulaşan Moğol ve Türk halkları için ve bunların yerli Kıpçak Türkleri ile yaptıkları evlilikle oluşan yeni bir etnik grup için kullanılan genel bir isimdi. Yine de, “Umari”ye göre, Batı Avrasya’nın orijinal Kıpçak Türk nüfusundan bazıları, 14. yüzyılın sonlarına kadar Kuman ya da “Kıpçak” olarak bilinmeye devam etti.

Daha sonraki yüzyıllarda, “Tatar” ismi, pratik bir şekilde, Rus İmparatorluğundaki Slav olmayan bütün halklara atfen kullanılmaya başlandı. Daha sonra ise, 19. yüzyılda modern ulus kimliklerinin yaratıldığı dönem sırasında, “Altın Ordu”nun eski toprakları üzerinde yaşayan Müslüman Türk halkları bu ismi yeniden canlandırdı.

Prof. Dr. Uli SCHAMİLOĞLU

Wısconsın Üniversitesi Madıson / A.B.D

ALTIN ORDU

TAM SAYFA GÖRÜNÜMÜ

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.