ALTAY’DAKİ PAZIRIK KÜLTÜRÜ (M.Ö. VI-IV. YÜZYILLAR)

ALTAY’DAKİ PAZIRIK KÜLTÜRÜ (M.Ö. VI-IV. YÜZYILLAR)

Prof. Dr. Leonid MARSADOLOV

Hermitage Devlet Müzesi Sibirya Arkeoloji Bölümü / Rusya

Pazırık Kültürü Olgusu

Arkeolojik bir kültürün başka bir kültüre dönüşümünü açıklamakta karşılaşılan sorunlar, arkeolojik incelemelerin en kompleks olanıdır. Kesin tarihler ve arkeolojik materyaller, Altay bölgesinde çok büyük niceliksel ve niteliksel değişimler olduğunu gösteriyor. Bu değişimler, hayati nitelikteki sosyal faaliyetlerin bütün alanlarında ve kara sınırlarının doğuya ve kuzeye kadar genişlemesi de dahil siyaset alanında yaşanan “büyük Pazırık gelişmelerini” kapsıyor. Hatta bu değişiklikler, ölülerin büyük, orta ve küçük boyutlara sahip yığma tepe şeklindeki mezarlara (tümülüslere) gömülme biçiminde bile kendisini gösteriyor. Bölgede ekonomik ve demografik değişiklikler meydana geldi; büyük ölçekli göçebe ekonomisi, topluluğun nüfusunda dramatik bir artışa ve topluluğun dünya görüşünün değişmesine sebep oldu. Eskinin ritüel merkezlerinin fonsiyonları sona erdi ve geyik taşları” (“olenniye kamni”) dikme geleneği kayboldu; bundan dolayı taş sanatı önemini yitirdi.

Kültürel geleneklerin çözülüşü, Altay bölgesinde, M.Ö. 6’ncı ve 4’ncü yüzyıllar ila 8’nci ve 7’nci yüzyıllara ait anıtlar karşılaştırıldığında rahatlıkla gözlenebilir. M.Ö. 8’nci ve 7’nci yüzyıllarda kendi etnik yapıları içinde heterojen olan kabileler, genellikle ölülerini, antik zemin düzeyine veya daha ziyade derin olmayan mezarlara gömüyorlar ve cesedin başını da kuzeybatıya çeviriyorlardı. Onlar mezara ölüyle birlikte kilden yapılmış kaplar da koyuyorlardı. Atlar insandan ayrı olarak gömülüyordu. Bu dönemde Altay’daki kabilelerle Orta Asya ve Yakın Doğu halkları arasında istikrarlı ilişkiler kurulmuştu.

M.Ö. 6’ncı yüzyılın ilk yarısında, yeni bir ölü gömme biçimi, Bashadar Tuekta’nın büyük ve küçük tümülüslerinde de görüldüğü üzere, Altay bölgesinde benimsendi. Pazırık halkının ataları olan ve bölgeye dışardan gelen göçebeler, kendi geleneksel ritüellerini de Altay’a getirdiler. Bu gelenekler ve adetler, ölünün başının doğuya döndürülmesini; ölünün silahlarıyla birlikte gömülmesini; ölüyle birlikte atının da aynı mezara gömülmesini; tümülüs içindeki ahşap yapılar (çerçeve); yüksek boyunlu kaplar; her iki tarafın ucunda geniş yuvarlak parçayla ve iki deliğiyle atın ağzına tam olarak oturan gemleri; Yakın Doğu’nun hayvan motiflerini de (griffin denilen ve yarısı aslan, yarısı kartala benzeyen ejderha ve aslan) kapsıyordu. Antropologların, bu bölgede hem Yakın Doğu hem de Orta Asya tarzındaki Europoidlerin mevcudiyetine işaret ettikleri belirtilmelidir.

Yukarıda bahsedilen kültürel unsurların ve onların belirme biçimlerinin, erken döneme ait Altay anıtlarında veya Avrasya steplerinde herhangi bir kültürel veya genetik kökleri yoktur, buna karşılık benzer kültürel işaretlere ve kalıntılara, Türkiye’deki daha erken bir döneme tarihlenen Gordion tümülüslerinde rastlandı.

Yakın Doğu’daki Kimmerlerle İlgili Kısa Bilgi

M.Ö. 8 ila 7’nci yüzyıllarda Küçük Asya’da ve Yakın Doğu’da birçok bağımsız devlet kurulmuştu. Bunlar arasında Asurlar, Babiller, Urartu, Frigya, Lidya, Suriye, Filistin, Mana ve Media Devleti de bulunuyor. Bu devletler birbirleriyle sürekli savaşıyorlardı ve söz konusu devletler arasında o dönemin en kudretli süper devleti olan Asurlar, hakim bir konumda bulunuyordu.

Bu bölgenin yerli halkına ek olarak, M.Ö. 8’nci ve 7’nci yüzyıllarda bölgeye gelen ve sürekli hareket halinde bulunan Avrasya göçebelerinin nispeten küçük akıncı birlikleri de büyük bir rol oynadı: İlk olarak Kimmerler ve sonra da M.Ö. 7’nci yüzyılın 70’li yıllarında İskitler (Sakalar) ön plana çıktılar.[1] Bağımsız etnik bir grup olarak Kimmerler ve İskitlerin varlığı Asur[2] ve Yunan[3] yazılı kaynaklarınca da doğrulanıyor. Buna ek olarak Herodot, Kimmerlerle İskitlerin birbirleriyle savaştığını ve dönemsel olarak birinin diğerini bölgeden sürüp çıkarttığını yazıyor.

Daha sonra bu göçebeler, önce antik dönemin Yakın Doğu’daki egemenleri için ve daha sonra da Yunanlılar için çalışan zanaatkarlara ve cesur tüccarlara dönüştüler. Bu göçebelerin bir kısmı, çeşitli hükümdarların, hukuk ve düzeni sağlayan muhafız birliklerine katıldılar. Ayrıca onlar, küçük devletlerin müttefikleri olarak veya başka sebeplerle sınır muhafızı olarak da hizmet ettiler. Şüphesiz ki, Kimmerler ve İskitlerin tüccar olmalarının kendilerine özgü sebepleri vardı: Belki de onlar, doğudaki zengin egemenlerin aleyhine zenginleştirebilirlerdi.

M.Ö. 714 yılında Urartu Kralı I. Rusa, Trans Kafkasya’da bulunan Gamir(ra) ülkesinde Kimmerler tarafından bozguna uğratıldı. Kimmerler Urartu Devleti’ni yıkmadılar, fakat kısa bir süre için de olsa, Kimmerler Küçük Asya’nın doğusunda etrafa korku saçan bir güç haline geldiler. Yazılı kaynaklardan ve arkeolojik kalıntılardan, Kimmerlerin Frigya Krallığı’na karşı verilen savaşların aktif bir katılımcısı olduğu biliniyor. Gordion tümülüsündeki NN, W, Q, KIII adı verilenler ve diğer tümülüslerin en eski tarihli olanları, M.Ö. 750 ila 710 yılları arasında yapılmıştır.[4] Ölü gömme biçimi ve bu tümülüslerdeki ahşap yapılar, M.Ö. 7’nci yüzyıl olarak tarihlenen bu tarzdaki anıtmezarlara benziyor ve bu tümülüsler, Amerikalı arkeologların Kimmerler dönemi olarak tarihledikleri bir mezarlıkta bulunuyor. Kimmerlerin Gordion yakınlarını mekan tuttuklarını destekleyen kanıtları gözden ırak tutmamak kaydıyla, bu bölgenin göçebe kabilelerin birçok neslince de mekan tutulmuş olmasının mümkün olduğu söylenebilir. Bütün ihtimaller göz önünde bulundurularak, Gordion altkıtasına yerleştikten sonra Kimmerlerin, Frigya krallarıyla eşit bir statüde olduklarını göstermek için, kendi hükümdarlarının ölülerini tümülüs denilen büyük yığma tepelere gömmeye başladıkları ve tümülüslerin içine Friglere, İyonlara ve Asurlulara ait çanak çömlek koydukları söylenebilir. Hatta onlar usta Frig mimarlarıyla, tümülüslerin inşası için anlaşmış bile olabilirler (KY, B, Z ve J Tümülü).

Lidya tarihine dair öğrendiğimiz ilk olay, M.Ö. 7’nci yüzyılın başında, buraların Kimmerler ve Thracian kabilelerinin istilasıdır. Muhtemelen bu istila sebebiyle Lidya Devleti’nde yeni bir hanedanlık kuruldu. Yeni hanedanlığın ilk kralı olan Gygges (Guggu), krallığını, M.Ö. 692 yıllarında, Kimmerlere karşı inatçı ve şiddetli bir mücadeleden sonra ve Asur Kralı Asurbanipal’ın yardımıyla geri aldı. Lidyalılar Asur kralına, Kimmerlerden esir alınmış olan iki kişiyi hediye olarak gönderdi.

M.Ö. 7’nci yüzyılın ortalarında Kimmerler ve İskitler Küçük Asya’nın farklı bölgelerini işgal ettiler, fakat bu iki kavmin kendi arasındaki mücadele de devam etti. Kimmerler ağırlıklı olarak, Frigya’nın batı bölgelerinde (yani modern Türkiye’de) yaşadılar. M.Ö. 679 yılında Kimmerler düşmanlarına yani doğuda Asurlulara ve batıda da Lidyalılara karşı savaştılar: İskitler Kimmerlerden daha doğuda, Urmiya gölünün bulunduğu bölgede (modern İran) yaşıyorlardı ve Mana ve Media gibi Yakın Doğu’daki diğer devletlerle sık sık anlaşmalar yapıyordu. Bazen Asurlulara de destek veriyorlardı.

M.Ö. 650 ila 640 yılları arasında Kimmerler Lidya’yı iki kez işgal etti. Kral Gigges savaş meydanında öldürüldü ve zamanla Kimmerler Efes ve Lidya’nın başkenti Sard da dahil ülkenin büyük bir kısmını hakimiyeti altına aldı. Lidya’nın yeni kralı olan, Gigges’in oğlu Ardis’in hükümdarlık döneminde, göçebeler, şehri kuşatan surlar hariç Sard’ı tekrar ele geçirdiler. Muhtemelen bölgedeki Kimmer etkisinden dolayı, Sard ve Efes’te göçebe sanat üslubunu yansıtan objeler bulundu.

M.Ö. 615’de Kral Kiaxar’ın öncülüğündeki Medler Asur sınırı yakınlarına geldiler ve M.Ö. 614 yılında Asur illerine girdiler. M.Ö. 605 yılında Asur askerleri nihayet Karkamış yakınlarında, yukarı Fırat bölgesinde bozguna uğratıldı ve Asurlular yıllarca bozgun durumunundan kurtulamadılar.

M.Ö. 7’nci yüzyılın sonundan 4’ncü yüzyılın başına kadar olan dönemde tarih, Küçük Asya ve Yakın Doğu’da yeni süper devletlerin ortaya çıkışına tanık oldu. Bu yeni güçler, yani Medler ve Lidyalılar, yeni düzeni muhafaza edecek kadar kendilerini güçlü hissettiler ve bir zamanlar müttefikleri veya düşmanları olan kavimleri (militan Kimmerleri veya İskitleri) rahatsız etmemek için özel bir gayret gösterdiler. Medler Kimmerlere karşı İskitlerle ve Lidyalılarla ittifak kurdu.

M.Ö. 7’nci yüzyılın sonunda veya 6’ncı yüzyılın başında Lidya Kralı Alyattes, “Kimmerleri Asya’dan kovdu.”[5] “Kovmak” kelimesi, Kimmerlerin yok edildiğini göstermiyor, daha ziyade onların Küçük Asya’dan başka topraklara sürüldüğü anlamına geliyor.

Daha önce sözü edilmiş olan kültürel unsurların, Altay’ın en eski anıtlarında veya Avrasya steplerinde herhangi bir kültürel veya genetik kökü yoktur, fakat bu unsurlara, Türkiye’deki daha erken döneme ait Gordion tümülüslerinde rastlandı.

Altay ve Gordion Tümülüslerinin Karşılaştırılması

1950 ila 1969 yılları arasında, Gordion’da bulunan farklı boyutlarda, farklı yapılış tarzında ve farklı ölü gömme biçimine sahip 21 tümülüsde kazı çalışmaları yapıldı.[6] Ölülerin başlarının batıya çevrilmesi eğilimi, M.Ö. 750 ila 710 olarak tarihlenen en eski tümülüsler arasında (NNW, Q, KIII, vs.) hakim bir karakterdir. Ölülerin başlarının, kuzeye hafif bir sapmayla doğuya doğru çevrilmesi (ki bu durum, ölülerin başlarının, MM olarak adlandırılan en büyük tümülüse doğru çevrilmesiyle açıklanıyor), bir başka tümülüs grubunun (M.Ö. 696 olarak tarihlenmiş olan NNMM, KY; M.Ö. 680-650 olarak tarihlenmiş olan N; M.Ö. 650 olarak tarihlenmiş olan H; M.Ö. 630 olarak tarihlenmiş olan B ve M.Ö. 620-600 olarak tarihlenmiş olan J) hakim bir karakteridir. Bu son tümülüs grubu ile, M.Ö. 6’ncı yüzyıla ait Altay tümülüsleri arasında bir çok paralellikler vardır. NN, KY, B ve Z olarak adlandırılan tümülüslerin çapı 60 metre ve yüksekliği de yaklaşık 3.5 ila 7.5 metre arasındadır. Bu boyutlar Bashadar2 ve Tuektal’deki tümülüslerin boyutlarıyla benzeşiyor. Gordion tümülüsünde ölünün hangi tarafa döndürüldüğü bilinmiyor çünkü tümülüs feci bir şekilde yağmalanmış. Son tümülüs grubu M.Ö. 600 ila 540 olarak tarihlenmiştir (NN, S3, S2, KII, C) ve ötekilerden tümülüslerin daha küçük boyutta olmasıyla ayrılıyor.

Amerikalı araştırmacılar Gordion’daki tümülüs yapma tarzını, özellikle de Z tümülüsünün yapılış biçimini, Pazırık tümülüsleriyle karşılaştırıyorlar. Şu noktayı belirtmek gerekir ki, M.Ö. 455 ile 406 tarihleri arasında yapılan beş büyük Pazırık tümülüsünde görülen mimari ayrıntılar, M.Ö. 585 ile 570 yılları arasında Bashadar ve Tuekta’da yapılan büyük tümülüslerde de bulunuyor.[7] Gordion’daki (M.Ö. 750-600) paralel tümülüs geleneğinin, Altay’daki büyük tümülüslerde de (M.Ö. 585-500) bulunduğu burada belirtilmelidir (Şekil 2).

  1. Mezar Odalarının Mimari Özellikler; Genellikle tümülüsün ortasında, derin kazılmış dikdörtgen biçiminde geniş bir mezar çukuru açılır (mezar odası) ve bu çukurun tabanı ve tavanı ahşaptan bir çerçeve ile kaplanır. Mezar odasının tabanına ve odanın duvarlarıyla ahşap çerçeve arasına taşlar konur. Bazen bu mezar odasının köşelerine ve ortasına, ahşap çerçevenin tavanını desteklemek için düşey olarak dikmeler konur. Ölünün konduğu bu odanın üzerine kilden ve taştan bir tepe yığılır.
  2. Gömme Biçimi: Erkek cesedi, ahşaptan bir lahit içinde, odanın güneye bakan duvarı boyunca uzanan ahşap çerçevenin yanına konur; veya ölü lahitsiz olarak kuzey duvarı boyunca uzanan ahşap çerçevenin yanına konur. En temel özelliklerden birisi, ölünün başının doğuya doğru döndürülmesidir (Şekil 2: 10,11,13,14).
  3. Atlar: Atlar, ölüyle birlikte aynı mezar odasına konur ve odanın üzeri taşlarla örtülür.
  4. Kilden Çanak Çömlekler: Gordion tümülüsünde (W, G, H, B, J, S2) ve Bashadar tümülüsünde (NN 10,1; Şekil 2: 15; 7 ve Şekil 6) uzun boyunlu ve yuvarlak gövdeli kilden çanakçömlekler bulundu. Vysokaya mezarlığında[8] ve öteki mezarlıklarda bulunan Kimmerlere ait çanakçömlekler de bu üsluba sahiptir.
  5. X ve öteki tümülüslerde bronz at nalları ve yular ve gemler bulundu (Şekil 2: 8, 17). M.Ö. 620-600 olarak tarihlenen J tümülüsünde demir ve bronzdan yapılmış yuvarlak gem uçlarının kalıntıları bulundu. Bashadar2,10; Tuekta 1 ve Aragol’da (Şekil 2: 9,18) M.Ö. 6 yüzyıl olarak tarihlenen Altay tümülüslerinde de benzer gemler bulundu.
  6. Hayvan Motifleri: Ahşap nesneler hayvan üslubunda yapılmıştı, örneğin Gordion ve Altay’da geyik, aslan, griffin ve geometrik figür motifleri bulundu.[9]
  7. Küçük tahta tabletler: Altay’da bulunan ve M.Ö. 6’ncı ve 4’ncü yüzyıl olarak tarihlenen küçük tahta tabletlerin, Altay’daki daha erken dönemlere ait tümülüslerde bir örneği daha yoktur, fakat bunlara Gordion tümülüslerinde de rastlandı.[10] (Şekil 2: 7,16)

Bu paralellikler Altay ile Gordion halkı arasında derin bağlantılar olduğunu gösteriyor.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ