AHMET YESEVÎ: HAYATI, ESERLERİ, FİKİR VE TESİRLERİ

AHMET YESEVÎ: HAYATI, ESERLERİ, FİKİR VE TESİRLERİ

Orta Asya ağırlıklı saha göz önüne alındığında öncelikle Seyhun nehri havzasında Taşkent ve çevresinde yerleşen Yeseviyye tarikatı, Hârezm ve özellikle Mâverâunnehir’de geniş bir kitleye yayılmıştır. Bunun yanı sıra Türkistan’ın kuzeybatı bozkırlarından Kıpçak lehçesinin hakim olduğu İdil- Ural bölgesine uzanan Yesevîlik, Horasan ve Azerbaycan’a kadar ulaşmıştır. Tarihi gelişim sonucu Nakşibendiyye tarikatının daha yaygın hale geldiği XV-XVI. yüzyıllara kadar Türkistan ve Horasan’ın hemen her tarafında hatta Keşmir, Kâbil, Temeşvar, Hicaz, Diyarbakır ve İstanbul’da Yesevî dervişlerine rastlanmıştır.[50]

Yeseviyye tarikatının bu bölgedeki yayılma döneminde, daha sonra Türkistan ve Anadolu’da gelişecek olan başta Nakşibendiyye olmak üzere Kübreviyye, Çiştiyye gibi diğer büyük tasavvuf ekollerini de derinden etkilemiştir.[51] Bunlardan Nakşibendiyye tarikatının Ahmed Yesevî ile irtibatı, Şâh-ı Nakşibend yani Muhammed Bahauddin Buhari’nin, Yesevî şeyhlerinden Kasem Şeyh ve devrin hükümdarı Halil Atâ ile bir süre birlikte olarak feyz almasına dayanır.[52]

Şâh-ı Nakşibend’den sonra Nakşibendiyye tarikatı Türkistan Türkleri arasında yayılarak Yeseviyye tarikatının nüfuz sahasını daraltmıştır.[53] Bununla birlikte, bir değerlendirmeye göre, kaynağı Yesevîlik olan Nakşîlik, zaman içinde yobazlık ve şekilciliğe kayarak Yesevîlik’ten ayrılmıştır.[54]

Hindistan sahasındaki yayılma konusunda fazla bir bilgiye sahip değiliz. Bazı yerli ve yabancı araştırmacıların tespitlerinde Yesevîlik’in doğrudan ve dolaylı olarak Hindistan ve Hind sûfîliği üzerindeki etkileri dile getirilmiştir. Araştırmalar ve eldeki bilgilere göre, öyle görünüyor ki Moğol istilası başladığında pek çok Yesevî şeyh ve dervişi Hindistan sahasını tercih etmiş ve XIII. yüzyılda Keşmir vadisinden başlayarak Hindistan içlerine nüfuz etmiştir. Fakat XIV. yüzyıldan itibaren Hindistan sûfîliğinde İran etkisi ağırlık kazanmıştır.[55]

Anadolu’daki yayılmasına gelince, Yesevîlik Moğol istilasından sonra XIII. yüzyılın ilk çeyreğinde Anadolu’ya girmiştir. Zira bu dönemde Anadolu insanı birçok sosyal, iktisadî ve siyasî buhranlarla karşılaşmıştı. Ayrıca Anadolu’da İslâm dini ile nüfus olarak oldukça güçlü olan Hıristiyanlık arasındaki mücadele ve İslâm dininin yayılmaya çalışılması yolunda çabalar da sürdürülüyordu. İşte bu ortam Anadolu’yu tasavvufî akımlar için uygun bir alan haline getirmişti.[56] Bu noktada, Yesevî dervişlerinin Hârezm, Horasan ve Azerbaycan yolu ile Anadolu’ya gelmelerinde, geniş fikirli ve hoşgörülü Anadolu Selçuklu sultanlarının idaresi ve rolleri de göz önünde bulundurulmalıdır.

Yesevî ve Haydarî dervişleri yoluyla Anadolu’ya giren Yesevîlik, ne var ki, daha XIII. yüzyılda, Kutbuddin Haydar adındaki bir Türk şeyhi tarafından Yesevîlik ile Kalenderîlik’i birleştirmek suretiyle kurulan Haydarîlik tarafından asimile edilmiştir. XVI. yüzyılda Bektaşîlik’in teşekkül ederek Haydarîlik’in yerini almasından sonra da Yesevîlik, Bektaşîlik tarafından temsil edilmeye başlanmıştır. Bugün artık Anadolu ve Balkanlar’da Yesevî geleneklerini daha çok Bektaşîlik temsil etmektedir.[57] Bir başka ifadeyle Yesevî geleneklerine tam anlamıyla Bektaşîlik vâris olmuştur.[58] Ancak bu konudaki bir değerlendirmeye göre kaynağı Yesevîlik olan Bektaşîlik, zamanla ibâhiye ve lakaytlığa kayarak Yesevîlik’ten ayrılmıştır.[59]

Yesevîlik ile Bektaşîlik arasındaki bağlantı konusunda, tarihi olarak Ahmed Yesevî ile Hacı Bektâş-ı Velî arasında, ölüm ve doğumları dikkate alındığında en az elli-yüz yıllık bir süre olması gerekirken, menkıbelerde ikisinin çağdaş olarak gösterildiği dikkat çekmektedir. Hatta Hacı Bektâş-ı Velî, Ahmed Yesevî’nin halifesi olarak takdim edilmiştir.[60] Durum böyle olmamakla beraber, Ahmed Yesevî’nin Hacı Bektâş-ı Velî üzerindeki etkisi tartışılmazdır. Nitekim vilâyetnâmelerde O’na gösterilen saygı ve sevgiye, başka hiçbir yerde rastlanmaz. Bu kitaplarda Ahmed Yesevî’den “doksan dokuz bin Türkistan pîrinin ulusu” ve “Pîrlerin pîri” şeklinde bahsedilmektedir.[61]

Bu noktada Ahmed Yesevî’nin Bektaşîlik yoluyla Yunus Emre üzerinde de etkili olduğunu belirtmek gerekir. Zira Anadolu’da gelişen tasavvûfî hareketin önemli şahsiyetlerinden Yunus Emre’nin şeyhi Tapduk Emre’nin, Bektaşî geleneğinde önemli bir yere sahip olduğu bilinmektedir.[62] Ayrıca Ahmed Yesevî, Hacı Bektâş-ı Velî ve Yunus Emre’deki “dört kapı-kırk makam”[63] ve hikmetler ile Yunus Emre’nin şiirleri arasındaki benzerlik,[64] bu etkinin en güzel delilidir. Bir başka ifadeyle hikmetler, Yunus Emre’nin sesiyle ilahi oldu ve günümüze kadar ulaştı.[65]

Hacı Bektaş-ı Velî ve Yunus Emre dışında, gerek Anadolu ve gerekse de Rumeli’de Yesevî dervişlerinin varlığı bilinmektedir. Ünlü Osmanlı seyyahı ve aynı zamanda Ahmed Yesevî’nin soyundan gelen Evliya Çelebi tarafından Seyahatnâme’sinde tespit edilen Yesevî tarikatı mensubu şahsiyetler, yani Yesevî dervişler şu şekilde belirtilmektedir:

Şirvan Niyazâbad şehrinde Avşar Baba; Bursa’da Abdal Musa; Karadeniz kenarında Batova’da Akyazılı Aziz; Bursa’da Geyikli Baba; Tokat’ta Gajgaj Dede; İstanbul Unkapanı’nda Horoz Dede; Bozok Sancağı Yozgat’ta Emir Çin Osman; Zile’de Şeyh Nusret; Merzifon’da Şeyh Pir Dede; Filibe yolu üzerinde Adatepe’de Kademli Baba ve Rumeli’nin fethinin manevi öncüsü Sarı Saltuk.[66]

Bugün Orta Asya’da Yesevîlik, XIX. yüzyılın yarısında Laçiler adıyla yeni bir yapılanmaya girmiştir. Heterodoks bir nitelik taşıyan Laçiler, 1870 yılında, Hokand hanı tarafından zındık olduğu gerekçesiyle idam edilen Sanivar adlı bir Yesevî şeyhi tarafından kurulmuştu. 1920’de Laçiler içinden bir başka Yesevî şeyhi olan Ebû Muttalib Gatibaldiev tarafından Saçlı İşanlar kuruldu. Gerek Laçiler ve gerekse de özellikle Kırgız, Özbek ve Taciklerin katıldığı Saçlı İşanlar hâlen varlıklarını devam ettirmektedir.[67]

Ahmed Yesevî ile onun yolunu takip eden ve Alp Erenler, Horasan Erenleri, Gâziyân-ı Rum, Abdalân-ı Rum isimleriyle bilinen gazi dervişler Anadolu, Batı Trakya ve Balkanlar’ın Türkleşmesi ve İslâmlaşmasında büyük rol oynamıştır. Kültür tarihimizde Kolonizatör Türk Dervişleri de denilen şahsiyetler, Ahmed Yesevî’nin fikirlerinden hareketle, kültürümüzün temel unsurlarını İslâm dininin esaslarıyla kuşatmışlardır. Fetihlerden önce söz konusu topraklarda kurdukları ve aynı zamanda ordunun birer karakolu durumunda olan tekkeler yoluyla, müslüman olmayan unsurları İslâm diniyle tanıştırmışlardır. Bu şekilde fetihlerin de hazırlayıcısı olarak, başta Anadolu olmak üzere, daha geniş anlamda Batı Trakya ve Balkanlar’ın Türk idaresi ve hâkimiyeti altına girmesiyle İslâmlaşmasını sağlamışlardır.[68]

Bu şekilde tarihimizde önemli bir yere sahip olan, fikirleriyle döneminde olduğu kadar kendinden sonra da etkili olan Ahmed Yesevî’nin doğumunun 900. yılına rastgelen 1993 senesinin “Ahmed Yesevî Yılı” olarak ilan edilmesi önemli bir gelişmedir.

Doç. Dr. Ahmet Turan YÜKSEL

Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi / Türkiye

Alıntı Kaynağı: Türkler, Cilt: 5 Sayfa: 545-551

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 3 YORUM
  1. Alptekin Doğan .B dedi ki:

    Horasan Melametine selam olsun.
    Büyük insanlar ancak nefislerini kendilerini bilerek doğru yola eriştiler…İlim en hakiki mürşiddir ve ilim kendini bilmektir. Selam olsun kendini bilenlere ve servere pir-i Türkistan’a. Ahmet Yesevi’yi hürmetle anıyoruz..

  2. İBRAHİM DOĞDAŞ dedi ki:

    Sayın hocam elinize yüreğinize sağlık ALLAH sizden razı olsun selam ve dua ile …

  3. Hoca Ahmet Yesevı çalısmalarında neleri esas almıstır bi bilgi yokmu koca dünyada ödevımı yetistiremıcmm.

BİR YORUM YAZ