27 MAYIS SONRASI TÜRKİYE’DE PARTİLEŞME

27 MAYIS SONRASI TÜRKİYE’DE PARTİLEŞME

Kapatılan DP’ li kesimi gerçekten temsil edemeyecek bu partinin kadro ve program olarak ifadesi olamayacaktı, fakat bütün bunlara rağmen bu kitlenin oylarını almaya aday partileşme çabaları, siyasi faaliyetin yasak oluşuna rağmen hoşgörü ile karşılanmış, 13 Kasım tasfiyesi sonrasında demokrasiye geçişin kesinlik kazanmasıyla, yeni yönetim; siyasi faaliyetleri gizliden, fiilen yönlendirmeye çalışmıştır. Öyle partilerin kurulup güçlenmesi gerekiyordu ki “ne eski devrin hesabı sorulsun, ne de İhtilale karşı durulsun idi.” Bunun için de 27 Mayıs’la olası bir hesaplaşmanın önlenmesi için bu kesimdeki partileşme etkisizleştirilmeye, denetlenmeye çalışılmış, bu durum partiler üzerinde sınırlandırma ve baskılar doğurmuştur. Bu fiili durumun dışında hukuki düzenleme olarak “Gezici İnkılap Mahkemeleri” kurulmuştur. Bu mahkemeler dönem boyunca fiilen faaliyete geçmemiş, sadece bir tehdit unsuru olarak kullanılmıştır. 27 Mayıs sonrasında kapatılan DP’nin siyasi yaşamdaki yerini alabilecek denge olmayan sivilleşmeyi temsil edebilecek bir partileşme olgusunun önemli sınırlılıkları vardı. Çünkü İhtilal, DP iktidarına karşı yapılmıştı. 29 Eylül 1960’ta DP kapatılıp yöneticileri yargılanmaya başlanınca bu siyasi ve sosyal koşullar altında DP’nin siyasi değerlerinin, dağılmış örgütünün bir uzantısı olabilecek partileşme çabaları açıktan açığa cereyan edemezdi.[24] Partiler üzerindeki sınırlayıcı girişimlere örnek olarak basından birkaç alıntı vermek, o dönemin atmosferini yansıtmak için yararlı olacaktır:[25]

“Siyasi faaliyetlere, zararlı akımlara engel olacak şekilde izin veriliyor.”

“Yeni partiler ismi ve bünyesi ile ne sakıt DP, ne de başka partileri ihya ve canlandırmak durumunda olmamalı

(Dönemin Ulaştırma Bakanı Sıtkı Ulay’ın demeci.) ”

“Bu memlekette din ve mukaddesat istismarına dayanarak oy avcılığı yapmayacak siyasi partiler arasındaki mücadele ve ilişkiler ancak Türk demokrasisini kurar ve salim yola çıkarabilir. Aksi halde siyasi yaşamımız son on yılda görüldüğü gibi bir buhrandan kurtulamaz. Bu bakımdan devrimleri anlamış siyasi partilerin kurulmasında ancak yarar vardır. (Tarık Zafer Tunaya’nın 3. Parti Konusundaki Görüşleri) ”

“Demokrat geçinenlerin çoğu şimdi bana içerliyorlar. Telefonlar, mektuplar, yazılar! Neden demokratların parti kurma hakları olmazmış? Ben öyle demiyorum. Yahu! Koskoca İhtilal şakadan mı yapıldı? Bu kadar zahmet, meşakkat, sefalet ve felaket boşuna mı gidecek? (Burhan Felek) ”

“Adı, yönü, rengi, tutumu ve akımları belli olmayan her partiye şahsen girip macera peşinde koşmaya niyetli değilim. Milletin on yıldan beri oy avcılıklarıyla doğan ıstırabını giderip normal düzene kavuşturmak baş görevimizdir. İnkılaplarımıza, rejimimize sadık, milletin güvenini kazanmış partiler dururken, denenip, denenipte başarılı olamamış kimselerden oluşan partilere, herşeyi çok iyi anlayan Türk milletinin inanacağına kani değilim. (Sıtkı Ulay) ”

Böyle bir ortamda, DP kapatıldığı zaman dört milyon yandaşının açıkta kalması yüzünden bu boşluğun doldurulması için bir yarış başlamış, DP’li kitleye sahip olmak amacıyla seferber olunmuş, birbiri ardına siyasi partiler kurulmaya başlanmıştır.[26]

Yeni partilerin kurulmasına 12 Ocak-13 Şubat 1961 tarihleri arasında izin verilmiş olmasına rağmen, yeni kurulan siyasi partiler son şekillerini bu dönemde kazanmışlardır. Partilerin kurulması süreci 27 Mayıs’ın hemen sonrasında başlamıştır.[27] Daha sonra askeri yöneticiler DP’nin ülkedeki seçmeni sorununun farkına varmaya başlamışlardır. MBK’nin bazı üyeleri, bu oy potansiyelinden yararlanmak için Bayar-Menderes grubundan, bağımsız eski DP’lilerle birlikte bir parti kurmayı önermişlerdir.[28] Türkeş anılarında[29] Gürsel’in de MBK’yı bir siyasi parti halinde organize etme düşüncesini benimsediğinden, bu amaçla kendisine bir siyasi parti hazırlama görevi verdiğinden, İnönü’nün sonradan acele seçim diye baskıya başladığından, Ekrem Alican ve birçok bakanlığın ve MBK’nın de çoğunluğunun bu görüşte olmadığından Gürsel’in İnönü ile görüştükten sonra düşünce ve görüşlerinde büyük değişiklikler olduğundan söz etmektedir. Böylece MBK, kendi partisini kurmaya karşı çıkmıştır.[30]

Kapatılan DP, oylarını toplayacak olan siyasi partiyi denetim altında tutma isteği, komitenin bu yeni partilerle olan ilişkilerinin temel nedenidir. Komite yeni partileri denetleyerek hem eski demokratların öcünü alacağını, hem de yeniden demokratik olmayan eğilimlerin ortaya çıkmasını engelleyebileceğini umuyordu.[31] Gerici kuvvetler, DP’den sıyrılınca nereye bağlanacaklardı? CKMP hangi oyları sinesinde toplayacaktı? Eleştiriyi, denetimi kim yapacaktı? MBK üyelerinin bütün bu sorunlar üzerine eğildikleri, kendileriyle temas edenler tarafından anlaşılmıştır.[32] General Sıtkı Ulay’ın ifadesiyle seçimlerde “halkın gönül arzusu ile oy vereceği birkaç siyasi partinin daha bulunması, çok partili yaşamda daha demokratik bir davranış olacaktı.” Bu nedenle, yeni parti kurmak isteyenleri desteklemek ve serbest bırakmak gerekiyordu.[33]

1960 yılının son günleri, orduda ve siyaset alanında hızlı bir faaliyet ve örgütlenme içinde geçmiştir.[34] Bu dönemde MBK, başta Cemal Gürsel olmak üzere bu girişimleri desteklemişlerdir.[35] Gürsel DP’nin kapatılmasından sonra, eski DP’lileri saflarında toplayacak, kendisi ve MBK’ne de yakın olacak bir parti kurma girişimlerini her zaman sürdürmüştür.[36] Böyle bir ortamda yeni partilerin kurulması için belirlenen bir ay içinde, 13 siyasi parti kurulmuş ve Türk siyasi hayatında hukuken varlığını sürdüren partilerin sayısı 21’e yükselmiştir. Ancak iktidar alternatifi olabilecek yeni partilerin kurluş hazırlıkları birbirinden kopuk olmamıştır. Bir İhtilal döneminde kuruluşlarını gerçekleştiren bu yeni partiler için belirlenmesi gereken en önemli nokta, halkın siyasetten dışlandığı bir ortamda sınırlı oluşumlar olarak ortaya çıkmış olmalarıdır.[37]

İhtilalden sonra kurulan partilerden biri olan Yeni Türkiye Partisi’nin (YTP) kurulması sırasında basında çıkan haberler böyle bir izlenimi yansıtmaktadır.

Nimet Arzık, yeni kurulacak partinin kimliğini şöyle ifade etmektedir:[38]

“Yeni kurulacak partide baraj ve kanalizasyon partisi olarak düşünülüyordu. Hani gençler kötü yollara sapmasın diye kulüpler kurulur. O cinstendi işte…”

Bu dönemde Gürsel, çok partili demokrasi düşüncesini benimsediği için CHP’nin karşısına muhalif bir parti çıkarmasını istemiştir. O, DP oylarını kanalize edip, güvene kavuşturabilecek kişi olarak deneyimli ve dürüst bir kişi olan Ekrem Alican’ı görmüştür. Alican, DP milletvekili olarak mecliste bulunmuş, bu süre içinde bütçe konuşmalarında bilimsel eleştirileri ile Menderes’in karşısına çıkmıştı. Kendisinden devrime ihanet beklenemezdi. Gürsel bu yüzden O’nu, DP tabanını etrafında toplayacak bir parti kurması konusunda teşvik etmişti, Alican olumlu bakmamasına rağmen buna razı edilmişti.[39] Alican’dan başka, MBK üyesi olan emekli general Fahri Özdilekde Adalet Partisi’ni (AP) kuracak olan Ragıp Gümüşpala’yı desteklemiştir. Böylece İhtilalden sonra İhtilalin kendi mantığı çerçevesinde güdümlü bir demokrasi hareketi başlamıştır.[40]

Sonuç

27 Mayıs İhtilalinden sonra DP’nin kapatılması ve MBK’nin yönetime el koymasıyla, siyasi yaşamımızda 1965’e kadar sürecek olan bir geçiş dönemi başlamıştır.

1950’lerde hızlanan sosyal, ekonomik, kültürel değişim süreci 1960’larda daha da genişleyerek yeni boyutlar kazanmış; bu ortamda İhtilalden sonra yapılan yeni anayasa, siyasi partiler ve seçim kanunlarının çizdiği bir siyasi sistem, geniş ve yoğun bir siyasi faaliyete imkan tanımıştır.

DP’nin kapatılmasıyla ona bağlı olan tabanın açıkta kalması bu boşluğun nasıl doldurulabileceği sorununu gündeme getirmiştir. Böyle bir ortamda MBK, DP oylarını toplayacak siyasi partilerin “Ne eski devrin hesabı sorulsun, ne de İhtilale karşı durulsun” anlayışı içinde gelişmesini istemiştir. Tekrar 27 Mayıs öncesi parti kavgalarına dönülmemesi, huzurlu bir geçiş döneminin yaşanması gerektiği düşüncesi, MBK’nin kurulacak yeni partileri denetleyerek onları kendi istediği yöne kanalize etme çabasını ortaya çıkararak, sınırlı bir şekilde demokrasiye adım atılmasına izin vermiştir.

Yrd. Doç. Dr. Melek ÇOLAK

Muğla Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi / TürkiyeYrd.

Alıntı Kaynağı: Türkler, Cilt: 17 Sayfa: 85- 89

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ