1908 MECLİS-İ MEBUSANI’NDA TEMEL HAKLAR VE HAKİMİYET-İ MİLLİYE İLE İLGİLİ BAZI TARTIŞMALAR

11.02.2019
32
A+
A-
1908 MECLİS-İ MEBUSANI’NDA TEMEL HAKLAR VE HAKİMİYET-İ MİLLİYE İLE İLGİLİ BAZI TARTIŞMALAR

1908 hareketiyle ülkede tekrar Kanun-ı Esâsî’nin işletilmesine girişilmiş, 1909 Anayasa değişikliği ile de parlamenter bir sistemin ülkemizde yerleşmesi hedef alınmıştı. Bir anayasa hukukçusunun belirttiği gibi “Parlamenter rejim, anayasa hukukunda fert hak ve özgürlüklerini en iyi gerçekleştirip teminat altına alan rejim olarak görünür. Tamamen teorik olan bu görüşün gerçekleşmesi ise, sistemi uygulayan siyaset adamlarının demokrasi anlayışı karşılıklı saygı prensibine olan inançları ile doğru orantılıdır”.

İşte İttihat ve Terakki Cemiyeti/Fırkası, Abdulhamid’in istibdad yönetimine karşı hürriyetçiliğin sembolü olarak ortaya çıkmış, bu sebeple mevcut düzenden bıkmış, yaşanan sefaletten kurtulmak isteyen insanların umudu haline gelmişti. Fakat 1908’den sonra iktidara önce dolaylı, sonra yavaş yavaş doğrudan el koyan İttihat ve Terakki’nin kısa zaman içinde otokrat bir karaktere bürünmesi, hak ve özgürlükleri gerçekleştirip, teminat altına almak için kurulduğunu iddia etmesine rağmen, muhaliflerini sindirmek hususunda Abdulhamid ile yarışır politikalara girmesi, ülkeyi hiç de arzu edilmeyen noktalara getirdiği gibi, demokrasi tarihimiz için ilerki yıllarda da kendisini hissettirecek yanlış bir iktidar-muhalefet ilişkisi ve anlayışının doğmasına yol açmıştır. Çünkü demokrasilerin istikrarı ve devamı, yeşerdiği ülkelerdeki erdemli, sorumluluk sahibi, başkalarının hak ve hürriyetlerini kendilerinin imişcesine savunan ve onlar üzerinde titizlenen fertlerle sağlanabilirdi.

Bu cümleden olarak şunu belirtmekte yarar var: “Bir ülkeyi çöküşten kurtarmak için yapılan kurumsal ıslahatlar ve reformlar temelde insana, insanın dünya görüşüne inilmedikçe dayanaksız kalacaklar ve çoğunlukla uygulama şansı bile bulamayacaklardır. Şüphesiz Osmanlı Devleti tarihe karışırken kurumlarının ve insan karakteristiklerinin hepsini beraberinde götürmedi, Cumhuriyet’e bıraktı.

Osmanlı Devleti’nin son yüzyıllarından itibaren temel sorun, bu devlet nasıl kurtulur sorusu ve buna verilen cevaplar etrafında dönmüştür. Bu sorun Cumhuriyet’e de miras bırakılmıştır. Uzun zamandır yukarıdaki soruya verilen cevap, genellikle Batı medeniyetinin tamamiyle benimsenmesi şeklindedir. Bu sebeple kendisinden öncekiler gibi İttihat ve Terakki’nin ana kaygısı da bu soru olmuş, cemiyet/fırkanın bu soruya bulduğu cevap, onun bütün eylemlerini etkilemiştir. İttihat ve Terakki’nin eylemlerinde militarizmin önemli bir taban teşkil etmesi, devletin parçalanması tehlikesine verilen cevabın karakteristiğini de etkiliyordu.

Dolayısıyla İttihat ve Terakki’nin yasama faaliyetlerinde, ana amacı özgürlükler veya anayasal haklar olmaktan çok, devletin bekasının nasıl sağlanacağı olacaktır. Yasama faaliyetleri bunun için araç olarak kullanılmıştır. Belki de bunun doğal bir sonucu olarak “otoriteryen” eğilimler yasama faaliyetlerinde ağır basmıştır.

31 Mart hadisesi sonucunda ilan edilen ve uzun süre devam eden sıkıyönetim ve Meclis-i Mebusan’daki milletvekillerinin bu hadiseden duydukları ürküntü de otoriteryen eğilimlerin yasama faaliyetlerine yansımasını kolaylaştırmıştır. Aslında Osmanlı millet sistemi sayesinde adeta yarı özerk bir durumda olan Osmanlı unsurlarının durumu da İttihat Terakkilileri bu yönde tavır almaya iten nedenlerden biri olarak görülmelidir. Devletin çöküşe sürüklenmesi, kapitülasyonların ve nihayet 1838 Ticaret Antlaşması ile gelinen nokta, Osmanlı unsurları üzerinde oynanan oyunları da hızlandırmıştır. Bütün bunların etkisi ile, İttihat ve Terakki hem gayrımüslim unsurlara, hem de giderek bütün halka güvenmeyen bir tutum içine girdi. Bu durum geniş halk kitlelerinin siyasal katılımından ürkülmesinin de ana nedenidir. Halbuki cemiyet II. Meşrutiyet’in ilanı öncesinde ve seçimler sırasında, gayrımüslimlerin oluşturduğu çeşitli teşekküllerle ittifak çalışmaları içine girmişti. Özellikle Rumeli’de ve Anadolu’nun gayrımüslim nüfusunun nispeten yoğun olduğu yerlerde yapılan pazarlıklarla, gayrımüslimlerin belli sayıda mebus tarafından temsil edilmesi sağlanmıştı. Bu mebuslar da diğerleri gibi İttihat ve Terakki listesinden aday gösterilerek meclise girmişti.

II. Meşrutiyet öncesi ve sonrasının en gözde sloganı “Hürriyet”, buna benzer sebeplerle hayata geçmemiş boş bir slogan olarak kalmıştır. Aynı tutumu 1909’da ilan edilen ve uzun süre devam eden sıkıyönetim uygulamasıyla da, muhalefeti boğmaya yönelik girişimlerde de, nihayet yasama faaliyetlerinde de görüyoruz. Bu, çok özlenen Avrupalılaşmanın, bireyin önündeki engelleri kaldırmak olarak değil de, devleti kurtarmanın aracı olarak algılanmasının doğal bir sonucudur. Hatta hürriyeti, slogan olarak o kadar çok kullanan ve yığınlara mal eden cemiyet, bir süre sonra ondan nasıl kurtulacağının çarelerini araştıracak duruma düşecek ve verdiği yasa tekliflerinde de onunla ilgili müzakerelerde de bunun etkisi açıkça görülecektir.

Şunu da belirtmek gerekir ki, meclis içinde hepsi İttihad ve Terakki listesinden seçilmelerine rağmen, sosyalistlerden liberallere kadar farklı görüşlere mensup bir çok milletvekili vardır ve yasama faaliyetleri esnasında yeri geldikçe kendi dünya görüşlerini kabul ettirmeye çalışacaklardır.

31 Mart Hadisesi’nden sonra Mahmud Şevket Paşa, daha Hareket Ordusu İstanbul’a tamamiyle hakim olmadan 7 Nisan 1325 (20 Nisan 1909) günü hükümete verdiği bir ültimatomla, yapılmasını istediklerini sıralamıştı. İstekleri arasında sıkıyönetim ilanı yanında, Basın, Serseriler, Cemiyetler, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunları ile anayasa değişikliğinin bir an evvel çıkarılması konuları vardı. Paşa, bu kanun ve nizamnâmeler çıkıncaya kadar sıkıyönetim uygulamasının devam etmesini istiyordu.

İşte hadiseden sonra Hareket Ordusu’nun duruma el koyması, sıkıyönetimin ilanı, Abdulhamid’in halli, kabinenin değiştirilmesi sonrasında Meclis yukarıda belirtilen yasaların çıkarılması için çok yoğun bir yasama faaliyeti içine girecektir. Fakat bütün bu yasama faaliyetleri sırasında 31 Mart’ın gölgesi ve etkisi hep hissedilecek, zaman zaman da, özellikle hürriyetçi istekler belirdiğinde, İttihadçı bazı mebuslar ve hükümet yetkilileri tarafından hatırlatılacaktı.

Biz, bir makalenin dar sınırları içine girmeyecek kadar geniş ve bir o kadar da canlı olan bu müzakereler hususunda bazı seçmeler yaparak, Tatil-i Eşgal, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü (İçtimaat-ı Umumiye), Cemiyetler Kanunları ile anayasa değişikliği müzakereleri sırasında temel haklar alanında mebusların bazı görüşlerini kısaca vermeye çalışacağız. Burada belirtilmesi gereken husus, meclisin o günkü çalışma ortamı içinde bütün bu yasaların hemen hemen aynı tarihlerde müzakere edildiğidir.

Prof. Dr. Ayfer ÖZÇELİK

Pamukkale Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi / Türkiye

1908 MECLİS-İ MEBUSANI'NDA TEMEL HAKLAR VE HAKİMİYET-İ MİLLİYE İLE İLGİLİ BAZI TARTIŞMALAR

TAM SAYFA GÖRÜNÜMÜ

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.