ZİNDANLAR – 3 : MAO ZİNDANLARI

Roza KURBAN

Yazarın şu ana kadar yazılmış 53 makalesi bulunuyor.

Roza_Kurban018

Çin denince akla gelen ilk şey totaliter Mao rejimi, zulüm ve zindanlardır. Mao Dönemi’nde 8 milyon insan tutuklanmış, onların 1,5 milyonu idam edilmiştir. Verilen bu rakam resmi rakamdır. Kayda geçmemiş tutuklamalar ve idamların gerçek sayısı bugüne kadar ortaya konulmamış ve konulamayacaktır. Çin’deki siyasi durumu kendi lehine çevirmiş olan Mao Zedung (1893–1976), 1949 yılına kadar süren iç savaşı yönetmiş, 1945’ten ölümüne kadar partinin, politbüronun ve askeri konseyin başkanlığını, 1949–1958 yılları arasında yeni halk cumhuriyetinin devlet başkanlığını yürütmüştür. Eski rejimin kusurlarına karşı “sürekli devrim” ilkesini benimseyen Mao, 1957 yılında zihniyetleri değiştirecek ve sosyal ekonomiyi ilerletecek  “İleriye Doğru Büyük Sıçrama” siyasetini başlatmıştır. Bu girişim başarılı olamamasının dışında 13 milyon kişinin açlıktan ölmesine yol açan bir kıtlık doğurmuştur. Daha sonra Mao, eski düşünce, eski kültür, eski alışkanlık ve âdetleri yok etmeyi hedefleyen “Kültür Devrimi”ni başlatmıştır. Kültür Devrimi milyonlarca insanın zindanlara atılmasına, idam edilmesine neden olmuştur. İnsanlık tarihinin en karanlık sayfalarından birisi olan bu dönem bugüne dek yeteri kadar araştırılmamıştır. Konuyla ilgili gerçek bilgileri, o dönemi bizzat yaşayan insanların anılarından öğrenmek mümkündür. 1980 yılında Türkiye’ye gelen İklil Kurban “Gerçekler ve Yalanlar: Anılar – Yansımalar: 1943–2007)” başlıklı kitabında Mao Dönemi’nde Çin’de gerçekleştirilen devrimleri, bu devrimlerin insanların hayatındaki etkilerini yalın bir dille anlatmıştır. İlk kez 20 yaşında “karşı devrimci” suçlamasıyla tutuklanan İklil Kurban’ın 24 yıllık ömrü Çin zindanlarında, çalışma kamplarında ve sürgünde geçmiştir. En verimli gençlik yılları Çin zulmü altında geçen İklil Kurban’ın anıları belgesel niteliğinde olduğundan önemli bir yere sahiptir. Mao zindanlarını, çalışma kamplarındaki hayatı, insanların ruh halini dönemin canlı şahidinden okumak, Mao zulmünün insanların hayatını nasıl mahvettiğini bir kez daha yaşamak anlamına gelmektedir. Okurken bile insanların kanını donduracak olaylar karşısında yaşam savaşımı verenlerin hikâyeleri bizi yaşanmış bir tarihe götürmektedir. İklil Kurban, Mao Devri’ni şu kelimelerle özetlemiştir: “Böylece, düşünmenin bile suç olduğu, insanlık tarihinin en karanlık devrini yaşamakta olduğumu, epey gecikmiş olarak, fakat erken yaşta anlayacaktım.” (Kurban 2007: 49). Kurban’ın 1953–1954 eğitim yılında Ürümçi Darülfünunu Tarih Bölümü öğrencisiyken, Çin tarihini okumaktan bıkmış arkadaşlarının da fikirleri olan “Uygur tarihi okuma” arzusunu dile getirmesi ile başlayan ve 4 Kasım 1955 tarihinde “karşı devrimci” damgasıyla zindana atılmasına neden olan olaylar zincirinin sadece bir halkasıdır. Kurban, ilk tutuklanma anını şöyle kaleme almıştır: “Yıl 1955, 4 Kasım Cuma günü, akşam saat 8 suları… Evde kimse yoktu, Özbek yazarı Aybek’in Kutlug Kan (Kutlu Kan) romanının derinliklerine dalmıştım. Bahçe kapısı şiddetli bir şekilde vuruldu. Kitabı olduğu gibi bırakıp dışarı çıktım ve emin halde kapıyı açıverdim. Ortalık iyice karanlık – göz gözü görmüyordu. Kapı açılır açılmaz birkaç kişi hızla içeriye dalmıştı. Ne olup bittiğini anlamak için, cebimdeki kibriti çıkarıp yaktım. Titrek ışığın aydınlığında karşımda polis takımı duruyordu. Hep beraber sessizce eve girdik. Polis ekibi 4 kişiydi. Aralarından biri: ‘İklil sen misin?’. ‘Evet benim.’ Ellerimi kaldırarak, ceplerimi aradıktan sonra: ‘Karşı devrimci olduğun için tutuklandın, şu belgeyi imzala,’ diye ekip başkanı olmalıdır ki, aralarından biri çantasından çıkardığı kâğıdı masanın üzerine koydu. ‘Ben karşı devrimci değilim, imzalamam,’ dedim. Ekip başkanı: ‘Sen bilirsin, şimdi imzalamazsan hapishanede imzalarsın ve bu davranışın için cezan daha da artar.’ Bu arada kapı çalındı, anne babam yakın bir akrabamızın kız düğününe gitmişti, onlardır, diye düşündüm. Bir polis çıkıp, babamla beraber tekrar eve girdi. Ekip başkanı babama: ‘Oğlunuz karşı devrimci olduğu için tutuklanmıştır,’ dedi. Zavallı babam, oturduğu sandalyeden inip, dirseğiyle tekrar sandalyeye yaslandı, gözlerini benden kaçırdı ve derin bir iç çekerek: “Oğlum senin ne narını, ne de ayvanı görebilmiştik” diyebildi.” (Kurban 2007: 71–72). Karanlık bir gecede tutuklanıp üçü Uygur, biri Kazak olmak üzere 4 silahlı polis eşliğinde Polis İdaresi’ne götürülen İklil Kurban’ın 24 yıl sürecek olan azap dolu günleri başlamıştır. Aralıksız olarak suren sorgulamalar, tehditler karşısında Kurban dik duruşunu korumuştur. İklil Kurban, “ben suçlu değilim” demesi sorgu memurlarının sinirlerine dokunmuş ve ağızlarından şu cümleler çıkıvermiştir: “Biz ulu dâhimiz Mao Zedung’un “Suçsuz kimseye dokumamak, suçlu hiç kimseyi bırakmamak” denilen ünlü vecizesine göre iş yapıyoruz. Sen aydın bir gençsin, bunları anlamalısın. Sen Pantürkistlere alet oldun…”(Kurban 2007: 75). Mao zindanlarının ve sorgu yöntemlerinin, işkencelerin, çalışma şartlarının diğerlerinden bir farkı olmamış, aksine bazı konularda diğerlerini geçmiş diyebiliriz. Hapishane koğuşlarını, tutuklu insanların ruh halini, hapishane yemeklerini, hapishane şartlarını – zindana girmeyenler bilemez. Konuyla ilgili yazılan romanlarda, çekilen filmlerde yazarlar ancak hayal güçlerini kullanarak bir şeyler yazabilirler. Yaşamayanların yazdıkları bir hayal ürünü olduğu gibi zindanların kalın taş duvarlarının arkasında kalan insanların anlattıkları gerçek bir hayat hikâyesidir. Mao zindanlarındaki koğuşları ve gördükleri karşısında düşündüklerini İklil Kurban şöyle kaleme almıştır: “Güneşin ilk ışıklarıyla aydınlanan hücreye şöyle bir göz gezdirdim: Boyu üç, eni iki metre kadardı. Seki köşelerinde rutubetten hâsıl olan kırkayak böcekleri geziyordu… Allah’ım, benim en iğrendiğim böcekler… Uyurken bunlar kişinin koynuna, kulaklarına girebilir, düşüncesiyle irkildim. Samanlı çamurla sıvanmış duvarların çimlenmesinden, yer yer filizlenen ince otlardan, bu hapishanenin eskileri yetmiyor gibi, bu sonbaharda acele yapıldığı anlaşılıyordu. Hayret, bu korku ve tedbirin sebebi nedir?!… Bir ay önce, Ekim’in biri, Şin Cang Uygur Özerk Bölgesinin kuruluşu, Çin Halk Cumhuriyetinin kuruluşunun altıncı yıldönümüyle beraber kutlanıp, Çin komünistleri halktan bu “sevindirici”(!) olay için müjde istemişlerdi. Acaba hükümet, kendi yaptığı işinden kendisi mi kuşkulu?” (Kurban 2007: 74). Tek kişilik hücreye kapatılıp aç bırakılan İklil Kurban’ın sorguları sürmüş, günler, haftalar, aylar geçmiştir. Kurban, hücredeki geçen zaman ile ilgili şu satırları yazmıştır: “Bu son sorgudan sonra “herhalde beni unuttular” denilebilecek bir ortamda günlerim birbirinden hiç farksız geçip gediyordu. Ayları tam olarak ayırt etmesem de, mevsimleri ayırt edebiliyordum. Kış, ilkbahar geçip gitmişti, yaz ayları da geçmekteydi. Sanırım hapishanenin en ağır ortamını yaşıyordum: Belirsizlik, yalnızlık ve son derece yavaş geçen yazın uzun ve sıcak günleri… Geçmeyen zamanla savaşmak, zamana karşı yarışmak değil, tam tersi. Keşke şu gündüz geçip yerine gece gelseydi, uykuyla uğraşsam… Gündüzleri çoğu zaman sırtüstü yatıp, demir parmaklıklar ötesindeki gökyüzünün sadece bana görünen dar alanından bir şeyler arıyordum. Bazen bulutları, bazen bir kuşu buluyorum, o da görünür görünmez hemen kayboluyordu. Demir parmaklıklar ötesindeki en sık rastlanan görüntü, ağır adımlarla yürüyen silahlı Çin askerinin gövdesidir. Onu hiç görmek istemiyorum, aradığım bambaşka bir şeydi, demin uçup gözden hemen kaybolan kuşun sahip olduğu şey – özgürlük. Ah özgürlük… Hiçbir karşılığı, hiçbir bedeli bulunmayan bir değer bu özgürlük. Onun gerçek değerini sahipleri değil, arayanları bilir.” (Kurban 2007: 82). Çar hapishanelerindeki gibi bir şeyler okumak, yazmak söz konusu bile olmamıştır Mao zindanlarında. Mao, zindanlara kapatarak insanları özgürlüğünden yoksun bırakmış, fakat onların düşünmelerine engel olamamıştır. Fikirler asla hapsedilemez. Konuyla ilgili İklil Kurban şunları yazmıştır: “Bazen anlamsız bu hapsi anlamaya çalışıyordum, beni düşünme suçundan dolayı buraya getirdiklerime göre, burada hiç düşünmemem gerekiyordu. Oysa en çok düşündüğüm yer burası olmuştu. Burada insanın aklına neler gelip neler geçmez ki… Yazarları, şairleri, bilginleri, siyasîleri, kısacası tüm düşünenleri olduğundan daha da olgun yapan ortam, bu ortam değil midir!?… Buradan sağ salim çıksam, buranın çektirdiği acılar, buranın aklıma işlediği olgunlaşmış düşünceler kolay kolay unutulur mu?!” (Kurban 2007: 82). Hayatının baharında 20 yaşında hapsedilen İklil Kurban’ı Mao zindanları olgunlaştırmış, rejime farklı bakmasını, yaşananları değerlendirirken gerçekçi olmasını sağlamıştır. En önemlisi Kurban, Mao zulmünden belleğinde biriktirdiği tarih bilgisi ile çıkmış ve bunları kitaplaştırmıştır. Bir de Mao Dönemi’nin çalışma kamplarına göz atalım: “Çalışma kampı, kişi yaşamının en çok horlandığı, aynı zamanda kişi yaşamının ümitsizliğe, ölüme karşı meydan okuduğu, yaşamın çelikleştiği istisna bir alandır. Burada çalışan kişiler kış soğuğundan, yaz sıcağından etkilenmez, bit ile iç içe yıllardır sürüp giden kirli yaşam hastalık çağırmaz. Bu yaşam, kişi vücudunun olağanüstü direniş gücüyle, gece gündüz çalışma süresindeki sadece 5 saatlik uykuyla, gece gündüz iki öğün olarak yediği toplam 300 gramlık mısır ekmeğiyle, Çinli polislerin “Jı-Ni-Ma-Dı-Pi, Sıng Ku!!! (Ananı… Hayvan!!!)  diye bağıran ağır hakaretlerini ve tüfek kundağıyla vuran şiddetini gülümseyip geçiştiren bir yaşamdır. Hapishane ve çalışma kampında uzun kalan bazı kişilerin, ömürlerinin de uzun olacağı gerçeğinin sırrı, oradaki yaşam koşullarına karşı gelişen kişi vücudunun ve ruhunun direniş yeteneğinde saklıdır. Bu olgunun kanıtı olarak örnek vereyim: Ünlü siyaset ve bilim adamı Burhan Şehidî (1894–1989) Çin hapishanesinde 16 yıl kaldığı halde, inat olsun diye 95 yıl yaşamıştır. Ünlü Tatar şairi Hesen Tufan (1900–1981) Rus hapishanesinde 16 yıl kaldığı halde, inat olsun diye 81 yıl yaşamıştır. Demek ki oradaki yaşam, yaşama dört elle sarılmış müstesna kişilerin, ölüme ve korkuya karşı meydan okuduğu bir yaşamdır.” (Kurban 2007: 106). Hapishane hayatını, yazgısı olarak nitelendiren İklil Kurban olumsuzluktan bile olumlu bir şeyler bulmuştur: “Ne olursa olsun gizliliği anlamak, bilinmeyeni bilmek ve daha çok bilgi edinmek gençliğimin en büyük zevki idi. Elbette gülü seven dikenine katlanır. Yazgım bana bu hapis hayatını da belki daha nice sırların içine dalmam için nasip etmiştir.” (Kurban 2007: 74).  Milyonları zindanlara atan, idam eden Mao Zedung 9 Eylül 1976 tarihinde ölmüştür. Mao’nun ölümünden sonra “suçlu” olan insanlar aklanmıştır. Başlangıçta “karşı devrimci” olarak suçlanan İklil Kurban’a soruşturmanın ileriki safhasında “yerli milliyetçi” damgası da eklenmiştir. Kendisini de kapsayan aklama konusunda İklil Kurban şunları yazmıştır: “En kapsamlı ve ayrıntılı aklama 1957–58 yıllarında “sağcı” ve “yerli milliyetçi” suç damgasıyla cezalandırılmış aydınlar üzerinde gerçekleşmişti. O günkü resmi ağızlardaki söylentilere göre, tüm Çin’de bu tip aydınların sayıca 400 000 civarında olduğunu duymuştum.” (Kurban 2007: 146). Mao’nun ölümüyle milyonların hayatına mal olan, insanların hayatında telafisi olmayan zararlar bırakan bir dönem kapanmıştır…

Sonuç

Sırasıyla, Çarlık Rusya’sı, Stalin ve Mao zindanlarına kısaca bir göz attık. Türk Birliği fikrinin ve Türkçülerin, Çarlık Rusya’sı, Stalin ve Mao Döneminin korkulu rüyası olduğu sonucuna vardık. Hapishanelerde yaşananlara tanıklık ettik, dönem ile ilgili bilgi edindik. İnsanlık tarihinin en karanlık ve kirli döneminin mağdurları, kurbanlarının gözüyle baktık geçmişe. Hapishanelerin, toplumun huzurunu bozanları cezalandırma yoluyla topluma yineden kazandırmayı amaç edinmiş olduğu bilinmektedir. Oysa söz konusu hapishanelerin amaçları dışında, rejim karşıtı olanları toplumdan ayıklayarak, uzaklaştırarak, arındırarak, insanları sindirerek, susturarak korku imparatorluğu yaratmak için kullanıldığını gördük. Çarlık Rusya’sının çöküşünden sonra yerine gelen Sovyetler ve Stalin zindanları, Çin’deki “Çin işkencesi” tabirini doğrulayan Mao zindanlarının hangi siyasi amaca hizmet ettiğini araştırdık. Boyun eğmeyen, biat etmeyenlerin – katledildiğini, hapsedildiğini, sürüldüğünü, fakat bu insanların zalimlere ve tüm zulümlere inat insan kalmayı, erdemli yaşamayı sürdürdüklerine tanıklık ettik. Bu erdemli insanlar, hakkın haksızlıktan yüce, sevginin nefretten üstün, aydınlığın karanlıktan güçlü olduğunu gösterdiler dünyaya…

1953 yılında Stalin’in, 1976 yılında Mao’nun ölümünden sonra, “siyasi suçlu”ların büyük çoğunluğu aklanmıştır. Bu iki diktatör ve yürüttükleri siyaset ölümleriyle birlikte tarih olmakla kalmamış, yaptıkları yanlışlar da ortaya konmuştur. Suçsuz oldukları halde “suçlu” gösterilen tutuklular salıverilmiş, daha sonra aklanmıştır. Fakat bu yapılan yanlışların bedeli bugüne kadar ödenmemiştir. İnsanların ruhunda bıraktığı tamir edilemez yaralar, kalplerindeki sancılar, yaşanan acılar halen unutulmamış ve asla unutulmayacaktır. Yalnız ailelerin yıkımı değil bir milletin elit tabakasının, asil insanların yok olmasının tarihidir Stalin ve Mao Dönemi. Bugün artık “tek tip Sovyet insanı” yaratmayı hedefleyen SSCB çökmüş, yerini Rusya almış, Mao’nun rejimi ise yapılan küçük değişikliklerle halen hayatını sürdürmektedir. Zindanlara atarak insanları susturmayı hedefleyen, rejime itaat etme, biat etmeye zorlayan rejim çoktan tarih olmuştur. SSCB yerine gelen Rusya’da ve yerinde sayan Çin’de bugün de değişen bir şey yoktur, zindanlar bugün de dolup taşmaktadır. Günümüzde “yerli milliyetçi” suçu “terörist”, “bölücü” gibi değişik adlarla karşımıza çıkmaktadır. Dönem, devir, suçların adı değişmişse de suçlular dün olduğu gibi bugün de vatanperver milliyetçilerdir.

İnsan olmanın, aydın olmanın yolu hapishaneden geçer, derler. Güneşin çıkışı ile şafağın sökmesinin görünmediği, günlerin, ayların, mevsimlerin, yılların birbirine karıştığı, kuşların 40 yılda bir uğradığı, açlık ve yalnızlığın hâkim olduğu hapishaneler insanlar için bir hayat üniversitesidir. Yukarıdaki örneklerde de, hayatta da gördüğümüz gibi hapishaneye girip çıkan insanlar hem fiziksel hem ruhsal açıdan daha da kuvvetlenerek başlamışlardır hayata. İnsanlık tarihindeki adaletsiz davalar daima ibretle anılır, adaletsiz yargılamalar lanetlenir. Haksız yargılananlar sonunda kahraman olurlar hem tarih önünde, hem de insanların kalbinde…

Kaynakça:
♦  Axis 2000, Büyük Ansiklopedi, Cezaevi Maddesi, s: 128–129, Cilt, İstanbul 1999.
♦  İshakıy, Gayaz, Zindan, Kazan 1991.
♦  İshaki, Muhammed Ayaz, Hayatı ve Faaliyetleri (100.Doğum Yılı Dolayısıyla), Ankara 1979.
♦  Gıylecev, Ayaz, Yegez, Ber Doğa! (Haydi, Dua Edelim), Kazan 1997.
♦  Kurban, İklil, Yaşlı Tarihin Yankısı: Bulgar-Tatar Tarihi ve Medeniyeti, İstanbul 1998.
♦  Kurban, İklil, Gerçekler ve Yalanlar (Anılar –Yansımalar: 1943–2007), Ankara 2007.
♦  Meydan Larousse, Büyük Lûgat ve Ansiklopedi, Cezaevi Maddesi, s: 882–883, Cilt, İstanbul 1987.
♦  Mostafin, Rafael, Repressiyelengen Tatar Edipleri (Cezalandırılan Tatar Edipleri), Kazan 2009.
♦  Möhemmediyev, Rinat, Sirat Küpere (Sırat Köprüsü), Kazan 1992.
♦  Salahov, İbrahim, Kolıma Hikeyelere (Kolıma Hikâyeleri), Kazan 1989.
♦  Salahov, İbrahim, Kolıma Mahkûmları: Bir Tatar Aydınının Sürgün Anıları (Türkçeye aktaran: Dr. Yusuf Özçoban), Konya 2013.
♦  Türkçe Sözlük, Türk Dil Kurumu, 10.Baskı, Ankara 2005.
YAZARIN SON YAZILARI
HAYATIN PROJESİ. - 7 Haziran 2017
GERİ KALMIŞLIK… - 22 Şubat 2017
İLKELİ DURUŞ - 1 Aralık 2016
ZULÜM ve DİRENİŞ - 31 Ekim 2016
MENFAAT… - 20 Eylül 2016
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ