YUKARI KARABAĞ SORUNU VE TÜRKİYE-ERMENİSTAN İLİŞKİLERİ

YUKARI KARABAĞ SORUNU VE TÜRKİYE-ERMENİSTAN İLİŞKİLERİ

Giriş

Kafkas dağlarının güney doğusunda yer alan 4392 km2’lik Karabağ; Azerbaycan Cumhuriyeti sınırları içinde Kür, Aras nehirleriyle Gökçe Göl arasında batıda Ermenistan, güneyde İran sınırına yaklaşan kuzeyden güneye 120 km, doğudan batıya ise 35-60 km uzunlukta dağ ve ovalardan oluşan bir bölgedir. Bu coğrafyanın üst kısımları, dağlık bir bölge olduğundan Dağlık Karabağ veya Yukarı Karabağ olarak da adlandırılmaktadır. Bölge maden yatakları, mineral suları, orman ürünleri ve tatlı su balıkçılığı ile önemli bir merkezdir. 210000 hektar tarıma elverişli arazi bulunmaktadır. Alan olarak bütün Azerbaycan’ın %5’i kadardır.[1]

Tarih boyunca Türk boylarının yerleştiği bölgeler arasında yer alan Karabağ; Azerbaycan sahasında hüküm süren Türk devletlerinin de hâkimiyet alanı içerisinde olmuştur. Karabağ’ın da içinde olduğu Revan, Nahçıvan, Gence gibi Azerbaycan hanlıkları 1828’deki Türkmençay Antlaşmasıyla Rusların eline geçti.[2] Bu tarihten sonra Ruslar, İran ve Anadolu Ermenilerini, Kafkas sahasına getirerek Karabağ’a yerleştirdiler.[3] 1832 yılındaki ilk resmi Rus sayımına göre Karabağ nüfusunun % 64’ü Azerbaycan Türk’ü, % 34’ü Ermeni idi. Özellikle I. Dünya Savaşı sonrasında Ermeni göçlerinin çok olması ve bunların Karabağ’a yerleştirilmesi Ermenilerin oranını yükseltti.[4] Böylece Azerbaycan sahasında suni bir Ermeni bölgesi oluşturulmuştur.

Bölgenin nüfus yapısındaki değişim, çatışmalara da ortam hazırladı. Revan ve Karabağ civarına yerleşen Ermenilerin Türklere saldırmasıyla başlayan olaylar 20. Yüzyılın başlarında iyice arttı. 1905’ten itibaren Türklerle Ermeniler arasında Gence ve Tiflis dolaylarında çatışmalar yaşandı. Bu sırada Ermeniler Karabağ ve Tiflis’teki Rus askeri garnizonlarından destek gördüler.[5] Osmanlı arşiv kayıtlarına göre Karabağ Ermenilerinin hem bölgede hem de Van, Bayezid, Muş gibi Anadolu vilayetlerine gerçekleştirdikleri saldırıları Ruslar teşvik ederek desteklediler.[6] Bolşevik İhtilali’nden sonra da Ermenilerin Müslümanlara karşı yaptıkları saldırılar devam etti. Batum Antlaşması’ndan sonra Ermenilerin, Karabağ havalisindeki Müslümanlara yaptıkları zulümler nedeniyle binlerce hane Kars civarına göç etmek zorunda kaldı.[7] İhtilalden sonra Rus askerlerinin silahlarını dahi satarak Azerbaycan sahasındaki bazı toprakları boşaltması sonucunda, boşluktan yararlanan Ermenilerin, Azerbaycan’ın güney batı sahasındaki şehir ve kasabaları yakıp yıkarak halkın yüzde altmışına yakınını katletmeleri sonucunda zor duruma düşen Müslümanlar; Osmanlı askerlerinin yardımıyla güvenli bölgelere ya da İngiliz işgalindeki topraklara göç etmek zorunda kaldılar.[8]

Birinci Dünya Savaşı sırasında Ermeni zulümleri karşısında Azerbaycan Türklerine yardım eden Osmanlı Devleti; Mondros Mütarekesi’nden sonra, Güney Kafkasya’yı boşaltınca yerini İngiliz orduları aldı. İngilizler bu dönemde Karabağ’ın Azerbaycan’a ait olduğunu ilan ettiler. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra, 1919 yılında, İngilizler Kafkasya’yı boşalttılar. Azerbaycan ordusunun önemli bir kısmının Karabağ’daki Ermenilerin çıkardıkları karışıklıkları önlemeye çalıştığı bir sırada; Kızıl Ordu birlikleri 27 Nisan 1920’de Bakü’yü işgal ettiler. Azerbaycan’ın bağımsızlığını kaybetmesinden sonra Azerbaycan topraklarına yerleştirilen Ruslar ve Ermeniler, bölgenin zenginliklerinden Türklerden daha fazla yararlandılar.[9] Sovyet Döneminde Azerbaycan’a bağlı özerk bir cumhuriyet olan Yukarı Karabağ’daki Türk nüfusu giderek azalmış, nüfusun yüzde doksanına yakını Ermeni olmuştur.[10]

Sovyet döneminde uygulanan göç politikaları sonucunda etnik sınırlar ile siyasi sınırlar nadiren uyumlu hale gelmiştir. 1979 yılında Sovyetler Birliği’nde yapılan nüfus sayımında birbirinden farklı 104 ulus sınıflandırılmıştır. Değişik kökenli ulusların, belirli bir bölgede ve kesin bir siyasal sistemde yaşamaları, farklı kültürlerden gelmelerinin doğal bir sonucu olarak aralarındaki ilişkileri olumsuz etkilemiştir. [11] Sovyetlerin oluşturduğu bu yapı, Yukarı Karabağ örneğinde olduğu gibi Sovyet Rusya’nın çöküşü döneminde etnik çatışmaların yaşanmasına zemin hazırlamıştır.

Karabag0011

1. Sovyetlerin Çöküşü ve Yukarı Karabağ Sorununun Ortaya Çıkışı

SSCB’deki siyasi, jeopolitik, ideolojik ve sosyal sistemde meydana gelen hızlı değişim, mevcut tüm hukuki ve siyasi kriterleri ve normları tamamıyla alt üst etti. Sosyalist sistemin çöküşü, eski Sovyet topraklarında belirsizlik ve karışıklıklar ortaya çıkardı. SSCB’nin yıkılışı sonrası oluşan jeopolitik yapılar, geçici ve oldukça istikrarsızdırlar. Bu kanaat sadece Moskova’dan ayrılan cumhuriyetler için değil, öncelikle Rusya’nın kendisi için geçerlidir.[12] Sovyet sisteminin en fazla etkilediği coğrafyalardan biri de Kafkasya’dır. Kafkasya’nın genelinde Sovyetlerden sonra çatışmalar meydana geldi. Güney Kafkasya’da Azerbaycan ve Ermenistan arasında Sovyetlerin çöküşü sırasında başlayan mücadelelere hala etkisini sürdürmektedir.

Sovyet döneminde Yukarı Karabağ’ın Ermenistan’a bağlanması konusundaki Ermenilerin çabaları sonuçsuz kalmıştı. Ancak bölgenin nüfus yapısı Ermeniler lehine değişmişti. Gorbaçov dönemindeki glasnost ve perestroyka politikalarından da cesaretlenen Ermeniler, 20. Yüzyılın sonunda Yukarı Karabağ meselesini tekrar gündeme getirdiler. Sovyet Rusyası’nın çöküşünün hızlandığı bir zamanda, 1987 Ağustosunda, Yukarı Karabağ nüfusunun çoğunluğunu Ermenilerin oluşturduğu iddiasıyla bölgenin Ermenistan’a bağlanması için Moskova’ya başvuruda bulundular. Gorbaçov’un Sovyet Komünist Partisinin 19’uncu kongresinde Yukarı Karabağ sınırlarının değiştirilemeyeceğini bildirmesi üzerine Ermenilerin bölgedeki faaliyetleri arttı. 12 Temmuz 1988’de Yukarı Karabağ Ermenileri, özerk bölge olarak resmen Ermenistan’a bağlandıklarını ilan ettiler. Devlet kurumlarına Ermenistan bayrağı çektiler. Yukarı Karabağ’la birleşme planının son aşaması olarak 1 Aralık 1989 tarihinde Ermenistan Parlamentosu, Azerbaycan’a bağlı Yukarı Karabağ bölgesiyle birleşme kararı aldı. Moskova, Ermenistan Parlamentosunun aldığı bu karara tepki gösterdi. Ermenistan Parlamentosu, Azerbaycan’ın onayı olmadığından bu kararla Sovyet Anayasasının 78. Maddesini çiğnemiş oluyordu. Ermenilerin attığı bu adımlar, Azerbaycan’da büyük tepki yarattı. Ancak Ermenistan tutumuna devam etti. 9 Ocak 1990’da Karabağ bölgesi ekonomik ve sosyal gelişme planı ile Ermenistan planını birleştiren bir karar daha aldı. Bölgede yaşanan sürecin Azerbaycan Türkleri ile Ermeniler arasında çatışmalara dönüşmesi üzerine Azerbaycan hükümetinin Karabağ’da olağanüstü hal ilan etmesi, çarpışmaları durdurmaya yetmedi. Aksine çatışmalar Azerbaycan’ın diğer bölgelerine de sıçradı. Bakü ve Sumgait kanlı çatışmalara sahne oldu.[13]

Ermenilerin faaliyetleri, Azerbaycan’da milliyetçi hareketlerin artmasında etkili oldu. 1988 yazında Azerbaycanlı aydınlar Azerbaycan Halk Cephesi (AHC)’nin temellerini attılar. Ülke çapında aydınların önderliğinde yönetime karşı gerçekleştirilen eylemler Moskova’yı tedirgin etti. Bu gergin ortamda, 16 Temmuz 1989’da Bakü’de AHC’nin kuruluş kongresi yapıldı. AHC programında kendini “Azerbaycan’da bütün alanlarda köklü demokratikleşmeyi ve yeniden yapılandırmayı savunan toplumsal bir teşkilat” olarak tanımladı.[14]

Azerbaycan’da yaşanan bu gelişmeler, bağımsızlığa giden yolda önemli bir dönüm noktası oldu. AHC, kuruluşundan itibaren fiilen ülke yönetiminde söz sahibi olmaya başladı. AHC önderliğinde ülke çapında gerçekleştirilen eylemler; Sovyetler Birliği’nin yalnız Azerbaycan’da değil, bütün Güney Kafkasya’daki ekonomik ve siyasi kontrolünü zayıflatmaya başlattı.[15] Bu sırada Karabağ ve Nahçıvan’da Ermeniler ile olan çatışmaların artması üzerine Ermenilerin saldırılarına karşın Halk Cephesi’nin hazırlıklara başladığı bildirildi.[16] Ermeniler ise Karabağ’daki iki Türk yerleşim birimine saldırarak 12 kişiyi öldürüp 22 kişiyi rehin aldılar. Bu olaylar Azerbaycan’da halkın tepkisine neden oldu. 13 Ocak 1990’daki Bakü’deki Ermenistan’ı protesto mitinginden sonra Ermenilerin bulunduğu semtlere saldırılar oldu. Saldırıyı gerçekleştirenlerin; bir yıl önce Ermenistan’dan ve Karabağ’dan 200 bin civarında Azerbaycan Türk’ünün tehcir edilmesi sırasında yakınları katledilenler olduğu belirtilmiştir.[17]

Azerbaycan ile Ermenistan arasında meydana gelen olayları önlemek amacıyla Gorbaçov’un emriyle Kızıl Ordu birlikleri bölgeye gönderildi. Bu sırada Moskova Radyosu ve TASS ajansı Bakü’de Ermenilerin diri diri yakıldığı gibi haberler yayınlayarak Ermeni yanlısı tutumunu sürdürdü.[18] Sovyet Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Gennadi Gerasimov olayları; Azerbaycan Türklerinin silahsız Ermenileri katlettiği şeklinde açıkladı. Bu durum Batıda da Azerbaycan’ın tepki görmesine neden oldu. Halk Cephesi ise sanılanların aksine Ermenilerin saldırılardan korunması için çalıştı. Bakü’deki Ermeniler önce Türkmenistan’a oradan da uçakla Ermenistan’a gönderildiler. Olaylar 16 Ocak’a kadar sürdü. 16 Ocak’ta Halk Cephesinin de girişimiyle olaylar yatıştı.[19]

Karabag0031

SSCB Yüksek Sovyeti Başkanlık Divanı’nın 15 Ocak 1990 tarihli Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi ve bazı bölgelerde olağanüstü hal ilan etme kararı, özellikle de bu kararın 7. maddesinde Azerbaycan SSC Yüksek Sovyet’ine uygulamanın kapsamını Bakü ve Gence illerine genişletme önerisinde bulunulması; Azerbaycan halkı tarafından adaletsiz olarak değerlendirilerek tepkiyle karşılandı. SSCB’nin Azerbaycan’daki denetimini kaybetme ihtimali belirince SSCB Yüksek Sovyeti Prezidyumu, 19 Ocak’ta “Bakü Kentinde Olağanüstü Hal İlan Etme” kararı aldı. Sovyet ordusunun 20 Ocak’ta ateşli silah kullanarak Bakü’ye ve Azerbaycan’ın diğer bölgelerine girişi sonucunda resmi açıklamalara göre 133 kişi öldü, 611 kişi yaralandı, 841 kişi gözaltına alındı.[20] Kızıl ordu, Bakü’deki Azerbaycan Türkleri ile Ermeniler arasındaki çatışmadan 3 gün sonra 19 Ocak gecesi Ermenileri kurtarma bahanesiyle Bakü’ye girdi.[21] Ancak olaylardan 6 gün sonra girmesi bu bahanenin ne kadar gerçekçi olduğunun göstergesidir.

Bakü’deki olaylar sırasında Azerbaycan’a bağlı olan Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti bağımsızlığını ilan ederek SSCB ve Azerbaycan’dan ayrıldığını bildirdi. Nahçıvan, kendini müdafaa etmek için bütün dünyadan yardım isterken Türkiye’den de Kars Antlaşması gereğince askeri yardım talebinde bulundu.[22] Kars Anlaşması’nın 5. maddesine göre Azerbaycan’a bağlı Nahvçıvan’ın özerkliği Türkiye’nin garantisi altındadır.

Rus ordusu, Bakü’nün ardından Nahçıvan’a girdi. Gorbaçov, Azerbaycan topraklarına asker gönderirken olayların diğer tarafı olan, Gence ve Hanlar bölgesinde helikopter kullanarak saldırılarda bulunan Ermenilere karşı hiçbir askeri müdahalede bulunmadı. Gorbaçov’un bu politikası diğer Müslüman devletlere uygulanan politikanın da temelini oluşturuyordu. Hıristiyan Batı dünyasının tepkisini çekmek istemeyen Moskova, Ermenilere müdahale etmezken aynı tutumu Türk devletlerine karşı göstermemiştir.[23]

Azerbaycan Türkleri ile Ermeniler arasında yaşanan bu olaylar üzerine; barışın sağlanması için Baltık Devletlerinin girişimi ile Riga’da iki taraf arasında 2 Şubat 1990 tarihinde barış görüşmesi yapıldı. Ancak Ermeni temsilcilerinin olumsuz tutumu nedeniyle görüşmeler başladığı gün sona erdi.[24]

6 Şubat 1990 tarihinde gerçekleştirilen Komünist Parti Merkez Komitesinin toplantısında konuşan Azerbaycan Komünist Partisi Genel Sekreteri Muttalibov, Kafkasya’daki durumun bir iç savaş olduğunu, askeri tedbirlerden çok siyasi yollarla çözülebileceğini söyledi.[25] Sovyetler Birliği Yüksek Sovyet’inin 20 Şubat’ta Ermenistan ve Azerbaycan’ın durumunu görüşmek üzere yaptığı toplantıda Mihail Gorbaçov, Karabağ’ı 1923’ten beri Azerbaycan’ın bir parçası sayan kanunun korunması gerektiğini belirtti.[26]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ