YENİ BİR TÜRK İSLÂM DEVLETİ MODELİ OLARAK GAZNELİLER

YENİ BİR TÜRK İSLÂM DEVLETİ MODELİ OLARAK GAZNELİLER

Giriş

Gaznelilerin ortaya çıktıkları bölge Horasan, Tus, Nişabur, Nesa, Herat, Merv ve Belh civarlarıdır. Bu bölgelere İslâmî tebliğin ilk olarak Dört Halife zamanında geldiği, İran’ın tamamının bu dönemde İslâmlaştığı ve Emevîler Dönemi’nde bu faaliyetin daha da yayılarak Maveraünnehir ötesine yayıldığı malumdur. Ancak daha sonraki dönemlerde ötelere ulaşan fetihlere aynı şekilde devam edilemediği gibi, fethedilen her yerde de sürekli kalıcılık temin edilememiştir. Hemedân, Kazvîn, Rey, Azarbeycân, Merv, Belh ve Nişâbûr dahil bütün Horasan (641-642) ile Kirmân, Mekrân ve Sîstân Halife Ömer zamanında fethedilmiştir (643). Afganistan’a seferler Halife Osman zamanında başlamıştır (659). Afganistan ve Pencap 664 yılında fethedilmiş, akınlar Hindistan’a yönelerek 705-715 yılları arasında Buhara, Semerkand, Fergana dahil bütün Maveraünnehir, Kaşgar ile bazı Afgan ve Hint şehirleri fethedilip Multan içlerine kadar girilmiştir.

Fetih yılından (642) itibaren valilerle idare olunan Horasan eyaleti, önce Tâhirîler (821-875), sonra Saffârîler (867-1500) ve daha sonra da Sâmânîlerin idareleri altında yönetilmiştir. Pakistan (Sind), bir ara kısmen Hinduların eline geçtiyse de Karmatîlerin işgaliyle durum değişmiştir. Sind’e İlk İsmaîli Dâîsi 883 yılında gelmiş ve Fâtımî ‘Aziz’in bir miktar askerle gönderdiği İbn Şeyban, 977 yılında Multan’ı almıştır. Böylece hutbe, Multan’da Fâtımî Halifesi adına okunmaya başlamıştır.

Gaznelilerin Menşei

Karahanlılar, Sâmânîler vasıtasıyla Müslüman oldukları gibi, Gazneli Devleti’nin asıl kurucusu sayılan Sebüktegin de köle olarak Sâmânîlerin memleketine gelince Müslüman olmuştur. Milliyet açısından ise, Orta Çağ’da bir devletin Türk olup olmadığını anlamak için, bilhassa Orta Çağ dünyası “hakimiyet telakkisi”ne ve o bölgede “otoriteyi kullananlara bakılması gerektiği kanaatindeyiz. Yani o dönemde, “devlet idaresinde hangi halkın âdet ve töreleri câriyse, hakimiyet onların elinde sayılır” şeklinde bir telakki olmamakla birlikte, bir devletin milli kimliğinin idarecilerine göre isim almakta olduğu kabul edilmektedir. Gazneli Devleti’nin, bütünüyle Türk kültürünü kapsayan bir siyaseti olmamakla beraber, gerek devlet teşkilatında vazife alan Türklerin, gerekse devlet teşkilatı dışında kalan Türklerin, hemen tamamıyla Orta Asya’daki İslâm öncesi hayatlarını yaşamamaları, diğer bir deyişle eski kültürlerini tamamen muhafaza etmiş olmamaları için de hiçbir sebep yoktur. Ayrıca o zamanlar kültür asimilasyonu gibi faaliyetler takip edilmediği için, ister istemez günümüzden farklılık arz eden bir hürriyet, egemenlik ve insan hakları telakkisinin varlığı da göz ardı edilmemelidir. Bu bağlamda Roux; “…Gazne İmparatorluğu, güçlü bir İran tesirinde olmasına rağmen, Gazneliler özgün Türk niteliklerini terk etmemişlerdir. İslâm yazarlarının, Firdevsî, kendisine Şâh-Nâme’yi ithaf ettiğinde, Gazneli Mahmud’un bazı sakınımları ve eleştirilerini hâlâ anlayamamış olmalarına hayret edilebilir, zira kendisini de onlardan biri (Türk) olarak görüyordu.” diyerek kanaatlerimizi paylaşmaktadır.

Sebüktegin’in Pend-Nâme’sine göre, Emîr Sebüktegin Türkistan’da Barshanlılar denen kabiledendir. Kaynakların tamamı, Sebüktegin’in “Türk Köle” olarak Sâmânî Emîri Alptegin tarafından satın alındığını ifade ederek, Sultan Mahmud’a ait şu nesebi zikrederler: Mahmud b. Sebüktegin b. Cûk Kara Beckem b. Kara Arslan b. Kara Mellet b. Kara Yağmân b. Fîrûz b. Yezdicerd b Şehriyâr el-Fâris. Ebû’l-Gazi Bahadır Han ise, “Sultan Mahmud Gazneli’nin babası Sebüktegin kayı halkından olup, onu Türkmenler esir ederek tacire sattılar” derken, Sebüktegin’in nesebinin Osmanlılar gibi “Kayı Boyu”ndan olduğunu ifade etmektedir. Bu nesebin tam sıhhati tartışılsa bile, Sultan Mahmud, Sebüktegin ve seleflerinin Türk oldukları tartışılmamaktadır.

Gaznelilerden önce Hindistan ve civar bölgelerinde, tarihin ilk yıllarında hüküm sürmüş olan Sakalar, Kuşanlar, Eftalitler ve Akhunların bakiyesi olarak yaşayan Halaç ve Karluk Türklerinin mevcudiyetini biliyoruz. Hindistan’ın hakimiyeti ise, unvanlarına “Caypâl” veya “Rây” veya “Raca” denen Budist Hindûşâhî hanedanlığı elinde olup, Sultan Mahmud meşhur Hint seferlerinde bunlarla çarpışmıştır.

Bu hususta Köprülü de; “Samanoğullarının son devirlerinde ve Gazneliler zamanında İran’ın bilhassa şark mıntıkalarında, esasen oldukça kalabalık olan Türk unsuru bir kat daha çoğaldı. Bugünkü Afganistan, Sîstân ve Horasan sahalarında daha İslâm istilasından evvel mevcut olan, Halaç, Karluk, Oğuz ve Kûmiçi gibi muhtelif Türk unsurları, Eftalitlerin hakimiyeti zamanından beri buralarda yaşamakta idiler; daha Gaznelilerden evvel buralardaki birçok askerî faaliyete iştirak eden bu Türk kabilelerinin daha sonraki faaliyetleri hakkında da, tarihî kaynaklarda birtakım tafsilata tesadüf edilmektedir. Etrafı kesif Türk kabileleri ile meskûn olan Büst şehrinin Togan, Baytuz gibi Sâmânîlere tabi olan Türk Beyleri Simcûrîlerin asıl ıktâları, Halaçların asıl vatanı olan Kûhistan olup, Türk kuvvetine istinad ettiğini görüyoruz.” demektedir.

Bu bilgilerin bize, Gaznelilerin menşei ve tarih sahnesine çıktıkları bölgenin Türklüğü hakkında, yeterince anlatıcı fikirler verdiği kanaatindeyiz.

Gazneli Devleti Tarihi

Başkentleri Gazne’ye nispetle “Gazneliler” ismini alan bu hanedanın ilk emîri Alptegin, Sâmânîler Devleti’nde zamanda hâcibliğe ve ordu komutanlığı makamına yükseldi. Devlet işlerinde söz sahibi olarak Sâmânî Emîri Abdülmelik’e her istediğini yaptırabilen Alptegin’in emîrle arası bozuldu ve Horasan sipehsâlârı tayin edilerek merkezden uzaklaştırıldı (961). Daha sonra azledilince, Belh, Zâbulistân ve Gazne’yi ele geçirdi (963) ve vefatına kadar orada kaldı.

Alptegin’den sonra yerine oğlu Ebû İshâk İbrahim geçti. Hinduşâhî Levîk (Enûk) ile yaptığı mücadelede ona yenildi ve Gazne’ye gitti. Sonra Sâmânî Mansûr b. Nuh’dan yardım alarak onu yenip tekrar Gazne’yi ele geçirdi ve birkaç yıl sonra da (966) öldü. Ebû İshâk’tan sonra yerine Alptegin’in gulamlarından olan Bilgetegin geçti. Çok iyi ve adil bir kimse, iyi bir askerdi. 10 yıllık bir hükümdarlıktan sonra Gerdîz kalesi kuşatmasında öldü (365/975).

Bilgetegin’in yerine Alptegin’in diğer kölesi Böritegin emirliğe geçti. Beceriksiz ve halkı kendinden soğutan tavırları vardı. Bir grup halk Hinduşahî Levik’ten yardım istedi. O da Kâbûlşâhlardan yardım alarak harekete geçince Alptegin’in bir başka kölesi olan Sebüktegin 500 gulamla onları püskürttü, birçok kimseyi öldürüp birçoklarını da esir aldı, ayrıca iki de fil ele geçirdi. Onun bu başarısını gören Böritegin’den bıkmış herkes ittifakla Sebüktegin’i emirliğe getirip Gazne tahtına oturttular (977). Türklerdeki yönetim anlayışı açısından bu uygulamânın, dikkate değer bir vaziyet arz ettiğine dikkat çekmek istiyoruz.

Sebüktegin ilk olarak Büst’ü ele geçirip Tohâristan, Zemindâver, Doğu Gûr ve Kusdâr bölgelerine kadar hakimiyetini yaydı (978). Hindistan’a sefer açtı ve Hinduşâhî Hükümdarı Caypal’ı yenerek para, fil ve ordusuna yeni asker elde etti (986). Bu arada Horasan Sipehsâlârı Ebû Ali Simcûr ile komutanlardan Fâik, Sâmânî Emîri Nuh’u tahttan indirerek Horasan’a sahip olmayı düşünüyorlardı. Bunu haber alan Emîr Nuh, Sebüktegin’den yardım istedi. Gelen orduyla Nuh’un ordusu birleşerek daha büyük bir ordu halinde Ebû Ali ve Faik’in ordusunu yendi (994). Bunun üzerine Emîr Nuh, Sebüktegin’e “Nâsıru’d-Dünya ve’d-Din” lakabıyla beraber Belh, Toharistan, Bâmyân, Gur ve Garcistan idaresini; bu savaşta büyük yararlılıklar gösteren oğlu Mahmud’a da “Seyfu’d-Devle” lakabıyla beraber Horasan Sipehsalarlığını verdi. Sebüktegin her ne kadar güçlü ve bağımsız hareket ediyorsa da Sâmânîleri metbû kabul etmişti.

Karahanlılarla da sulh imzalayan Sebüktegin, yerine küçük oğlu İsmail’i veliaht bırakarak 20 yıllık bir hükümdarlıktan sonra öldü (997). Emîr İsmail’in tahta çıkmasına razı olmayan Sebüktegin’in büyük oğlu Emîr Mahmud, tahtın kendisine ait olduğu gerekçesiyle kardeşi İsmail’e karşı savaş açarak onu yendi ve hapsetti (998).

Emîr Mahmud, Horasan’ın idaresi yüzünden anlaşamadığı Sâmânî Ebû’l-Hâris II. Mansûr’un Bektuzun ve Fâik tarafından tahttan indirilmesinden sonra, Horasan’ı ele geçirdi ve o zamana kadar Abbâsî eski halifesi et-Tâî’ (974-991) adına okunan hutbeyi o dönemde halife olan Kâdir Billâh (991-1031) adına okuttu ve bunu Bağdat’a halifeye bildirdi. Halife de ona hil’at, tâç ve bayrakla birlikte menşûr göndererek “Yemînu’d-Devle ve Emînu’l-Mille” lakabını verdi (999). Artık bu tarihten sonra 44 yıllık Sâmânî metbûiyeti (955-999) sona ermiştir.

Emîr Mahmud ilk seferini, Gaznelilerin dahilî mücadelesinden istifade ederek Sîstân ve Kuhistan’ı işgal eden Saffarî Halef b. Ahmed’in üzerine yaptı. Mahmud onu yenerek anlaşmaya zorladı ve bölgeyi metbûiyeti altına aldı (1000). Bölge tam olarak 1003 yılında Gazneli hakimiyeti altına girmiştir.

Ceyhûn Nehri’ni sınır kabul eden Mahmud, Karahanlılarla “kendisi Hint kâfirleriyle, Karahanlılar da daha henüz Müslüman olmamış kâfir Türklerle savaşmak üzere” 1025 yılında imzaladığı dostluk anlaşmasıyla kuzey sınırlarını emniyet altına almış ve böylece meşhur Hint seferlerine başlamıştır. Sultan Mahmud, Hindistan seferlerinde asıl gaye olarak “cihad”ı gözetmiş ve oraya 17 sefer düzenlemiştir:

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ