YAKIN DOĞU TÜRK-İSLAM TARİHİNİN AKIŞINI DEĞİŞTİREN BİR MEYDAN SAVAŞI: AYN CALUD

YAKIN DOĞU TÜRK-İSLAM TARİHİNİN AKIŞINI DEĞİŞTİREN BİR MEYDAN SAVAŞI: AYN CALUD

On üçüncü yüzyılın ilk yarısı Türk İslam âleminin en karışık olduğu bir devreyi ihtiva eder. Bu zaman dilimi içerisinde gelişen olaylar, daha sonraları Orta Doğu’nun siyasi haritasında yeni şekillenmelere sebep olacaktır. Bu zaman dilimi içerisinde 1260 yılında Moğollar ile Memlukler arasında cereyan eden Ayn Calut Savaşı, Malazgirt veya Miryakefalon savaşları gibi asker sayısı yüzbinlerle ifade edilen bir savaş değildir. Kaynakların verdiği bilgilere göre Moğol kuvvetleri 15 bin, Memluk kuvvetleri ise bunun iki katıdır. Ancak Ayn Calut savaşı cereyan tarzından ziyade netice itibariyle Moğol istila hareketinin durak noktası olması ve yeni güç dengelerinin ortaya çıkmasına sebep olmasının yanında Türk ve İslam tarihi açısından büyük önem taşımaktadır. Savaşın sebep ve sonuçlarını ele almadan önce bu devir Orta ve Yakın Doğu’nun siyasi durumuna kısaca temas etmekte fayda vardır.

Ayn Calud SavaşıXII. yüzyılın sonlarında, Eyyubi devletinin kurucusu Selahaddin Eyyubi’nin (1174-1193) ölümüyle halefleri arasında taht mücadeleleri başlamıştır. Zaman zaman bu mücadelelerden galip çıkan bazı Eyyubi hükümdarları otoritelerini tesis ettikten sonra Kuzey Suriye’de Anadolu Selçuklu devleti ile hâkimiyet mücadelelerine girişmişlerdir.[1] Bu durum 1249 yılında Eyyubi hükümdarı el-Melik el-Salih Necmeddin’in (1240-1249) ölümüne kadar devam etti. Onun ölümünü müteakip başlayan karışıklıklar son Eyyubi hükümdarı el-Melik el-Muazzam Turanşah’ın Memlukler tarafından katledilmesi (1250) ve Eyyubi devletinin yıkılarak yerine Türk Memluk devletinin kurulmasıyla son buldu.[2]

Bağdat Abbasi halifeliği bu dönemde ilk devirlerindeki azametli yıllarını kaybetmiş çeşitli İslam hükümdarlarının saltanatlarını tebrik ve tasdik etmenin yanında, ortaya çıkan anlaşmazlıklarda sulh için elçi ve rica heyetleri göndermekten başka bir fonksiyon icra edemez hale gelmiştir. Nitekim bunun bir göstergesi olmak üzere, Moğol istilasının Kuzey Suriye’ye dayandığı bir sırada Abbasi halifesinin Türk-İslam devletleri arasındaki anlaşmazlıkların sona erdirilmesi ve Moğollara karşı ortak güç oluşturulması yönündeki talepleri bölgedeki Türk ve İslam devletleri tarafından fazla ciddiye alınmamış ve rağbet görmemiştir.

Bu devir Orta Doğu’nun siyasi hayatında söz sahibi bir başka devlet olan Bizans’ta da durum pek farklı değildir. İslam âlemine karşı tertip edilen Haçlı seferlerinin dördüncüsünde Latinler Bizans’ın başkenti Konstantinapol’ü işgal ile büyük yağma ve tahribata girişmişlerdir. 1261 yılına kadar devam eden bu işgal ve karışıklık, Bizans’ta yıllardır mevcut olan otorite boşluğu ve güç kaybının artmasına neden olmuştur. Bu karışıklık ancak 1261 yılında VIII. Mihael Paleologos’un Bizans tahtını yeniden ele geçirmesiyle son bulmuş ve istikrar sağlanabilmiştir.[3]

Moğollar açısından durum biraz daha iyi görünmektedir. 1251 yılında Moğol idaresini ele alan Mönge (1251-1259), Cengiz Han (1167-1227) tarafından başlatılıp, Ögedey (1227-1241) zamanında da kısmen takip edilen fetih hareketlerini devam ettirmek istiyordu. Bu maksatla bir taraftan küçük kardeşi Kubilay’ı (1264-1294) emrine verdiği kuvvetlerle Çin’e gönderirken, öbür taraftan da, diğer kardeşi Hülagü’yu (Ölm. 1265) büyük bir kuvvetle İran ve Azerbaycan’ın fethi ile görevlendirdi.[4] Hülagü kısa zamanda Batınilerin merkezi olan ve daha önce Selçuklular tarafından ele geçirilemeyen Alamutu da yerle bir ederek bütün İran’ın fethini tamamladı. Artık Moğol istila hareketinde hedef sırası Anadolu ve Suriye’ye gelmişti.

Moğol tehlikesinin yaklaştığı bu dönemde Anadolu’da hâkim unsur olan Türkiye Selçuklu Devleti de, komşularına nazaran daha iyi bir durumdadır. Selçuklu Sultanı I. Alaaddin Keykubad (1220-1237) kısa zamanda takip ettiği siyasetle Türkiye Selçuklu Devleti’ne en parlak devrini yaşattı. Keykubad, batıya doğru süratle ilerleyen Moğol istilasının ülkesini de tehdit etmekte olduğunu fark ederek çeşitli tedbirlere başvurdu. Bir taraftan Konya, Sivas ve Kayseri başta olmak üzere Anadolu’daki pek çok şehrin surlarını tamir ve tahkim ettiren Keykubad, diğer taraftan da, Moğollara karşı mücadelede Harzemşahlar ve Eyyubiler ile ittifak kurma yoluna gitti.[5] Bu amaçla Celaleddin Harzemşah’ın Azerbaycan’da yerleşmesine müsaade etti. Bununla o, Moğollar ile kendisi arasına Celaleddin Harzemşah’ı tampon devlet olarak yerleştiriyordu. Ancak, kısa bir süre sonra Celaleddin’in Selçuklu topraklarına tecavüzde bulunması neticesinde, Moğollara karşı birlikte mücadele etmesi gereken iki Türk devleti karşı karşıya geldi. Taraflar arasında 1230 yılında Yassı Çemen’de cereyan eden savaşta, müttefik Selçuklu ve Eyyubi kuvvetleri karşısında yenilgiye uğrayan Celaleddin için bu mağlubiyet adeta bir son oldu.[6]

Alaaddin Keykubad, bir süre sonra da ittifakını temin ettiği Eyyubiler ile Kuzey Suriye toprakları için mücadeleye girişti. Uzun ve kanlı mücadeleler sonucunda Eyyubileri de kendisinden uzaklaştıran Keykubad, Anadolu kapılarına dayanmış olan Moğollar karşısında yalnız kaldı. Keykubad’ın 1236 yılında Eyyubiler üzerine yapacağı yeni bir sefer için hazırlıklara giriştiği esnada Moğol Hanı Ögedey’in (1229-1241) elçileri Selçuklu payitahtı Kayseri’ye geldi. Moğol elçileri, Keykubad’dan yıllık vergi vermesini ve Moğol hanına tabiyetini arzetmesini istediler. Üst üste yaptığı siyasi hatalar neticesinde bütün müttefiklerini kaybeden bu sebeple de, Moğollara karşı tek başına mücadele edemeyeceğini anlayan Keykubad, elçilerin bütün isteklerini kabul etti.[7] Böylece o, kısa bir süre için de olsa Moğol tehlikesini ülkesi sınırlarından uzaklaştırmış oluyordu.

Alaaddin Keykubad’dan sonra tahta geçen II. Gıyaseddin Keyhusrev’in (1237-1246) saltanat yılları Türkiye Selçuklu Devleti için adeta bir yıkım devresi oldu. Onun kötü idaresinin yanında Moğollar da, Baycu Noyan komutasında büyük bir ordu ile Anadolu’ya girerek fiilen istila teşebbüsünde bulundular. 1243 yılında Kösedağı ve 1256 yılında Sultan Hanı civarında yapılan her iki savaşta da Selçuklu ordusu büyük bir bozguna uğradı. Bunu müteakip bilhassa Sultan Hanı Savaşı’ndan sonra Anadolu’yu istila eden Moğollar, başta Sivas, Kayseri ve Erzincan olmak üzere pek çok şehri yağma ve tahrip ettiler. Böylece Anadolu, Alaaddin Keykubad’ın 1236’da Moğol tabiyetini kabul etmesiyle hukuken, 1243 ve 1256 yıllarındaki yenilgilerin sonucunda da fiilen Moğol hâkimiyeti altına giriyordu. Moğol istilası ve vahşeti karşısında Anadolu’da büyük bir karışıklık baş gösterdi. Halk panik halinde ya Bizans sınırına yakın uçlara sığınıyor veya Suriye ve Bizans’a iltica ediyordu.

İran’ın ve Anadolu’nun Moğol hâkimiyetine girmesinden sonra Hülagü’nün hedefi, İslam âleminin dini merkezi durumunda olan Bağdat Abbasi halifeliği oldu. 1257 yılı Kasım ayında Halife el- Mu’tasım Billah’a bir elçi heyeti gönderen Hülagü, ondan kendisine itaat ile Bağdat şehrini teslim etmesini istedi. Önceleri Hülagü’nün isteklerini ve Bağdat’ta Moğol Hanı adına hutbe okutmayı kabul eden Halife, daha sonra çevresinden gelen baskılarla bundan vazgeçti. Gönderdiği cevapta daha önceleri Bağdat’a yapılan bütün saldırıların sonuçsuz kaldığını ifadeyle, Hülagü’den İslam ülkelerinden çekilerek geldiği yere Horasan’a dönmesini istedi. Halifenin bu cevabı karşısında büyük bir öfkeye kapılan Hülagü, kalabalık bir ordu ile Bağdat kapılarına dayandı.[8] Ancak Hülagü, “Halifeye dokunacak olursa, güneşin bir daha dünyayı aydınlatmayacağına ve yağmurun yağmayacağına” inandırıldığı için Bağdat’a saldırmaya çekiniyordu.[9] Daha sonraları bilhassa Hıristiyanların baskı ve telkinleri karşısında bu korkusunu üzerinden atan Hülagü, Bağdat’ı işgal ettiği gibi Moğol ordusunun da şehirde gerçekleştirdiği yağma ve katliama göz yumdu. Yakalanan Abbasi Halifesi el-Mu’tasım Billah, hazinelerinin yeri söyletilinceye kadar yapılan işkenceden sonra bütün ailesiyle birlikte kılıçtan geçirildi.[10] İslam âleminin ilim ve kültür merkezi olan Bağdat’ın sukutundan sonra Moğol ordularının önünde artık Suriye ve Mısır yolu açılmış oluyordu.

Moğol Atlı Okçuları

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ