XX. YÜZYILDA TATARİSTAN VE ORTA ASYA’DA TASAVVUFÎ HAREKETLER

XX. YÜZYILDA TATARİSTAN VE ORTA ASYA’DA TASAVVUFÎ HAREKETLER

1. 20. Yüzyılın Başında Tasavvuf ve Mutasavvıflık Zinciri

Yirminci yüzyılın başlarında, Orta Asya Rusların yönetiminde olmasına rağmen, Tasavvuf hankah (tekke) vakıfları[1] sayesinde çok etkili ve ekonomik yönden güçlüydü. Bunun birinci nedeni Mutasavvıflık zinciri ve ikincisi de evliyalara bağlılık (türbe kültü) ve İslamlaştırılmış Şamanizm gibi yaygın çeşitli akımlar ve kültlerdi. Tasavvufun hem seçkin hem de avam tezahüratı bulunmaktadır. Seçkin kesim tamamıyla, modern Orta Asya’da genellikle şehirlerde ve tanınmış ve tarihi mutasavvıflık zincirinden/kardeşliğinden (tarikat) gelen eğitimli şeyhler tarafından icra edilir. Bu şeyhler genellikle gizli medreselerde hocalık yapmaktadırlar. Avam tasavvufu, eğitimsiz şeyhler ve din adamları tarafından yönetilmektedir, çoğunlukla kırsal kesimde yaygındır. Avam tasavvufu, bir evliyanın türbesi ve burada yapılan ayinlerden sorumlu olan eğitimsiz fakat geldikleri soy itibarıyla karizmatik şeyhlerin idaresi altındaysa “İşanizm” (işanlık) olarak da isimlendirilir. İşanizm, seçkin ve avam tasavvufu arasında yer alır, fakat seçkin tasavvufuna daha yakındır çünkü mutasavvıf soyunun bir devamıdır (seçkin tasavvuf’un temsilcilerine de İşan denildiği göz önünde bulundurulmalıdır). Çoğunlukla şehirlerin dışında yer almakla beraber, İşanizm kırsal kesimden göçlerin yoğunluğu nedeniyle artık şehir toplumuna da girmiştir. Seçkin ve avam tasavvufu, yeni yandaşlar kazanmak için değişik yöntemler kullanmaktadır. Seçkin tasavvufuna insanlar gönüllü katılabilirken, İşanizmde müritlik genellikle miras yoluyla geçmektedir, çünkü müridin babası ve dedesi de İşanlığı dedeleri ve babaları yoluyla edinmişlerdir.

20. yüzyılın başında, Orta Asya’daki temel tarikat Nakşibendiye-Müceddidiyedir. Bu Hindistan’dan XVII. yüzyıl başında gelmiştir. Nakşibendiliğin iki kolu bulunmaktadır, Hafiyye ve Cehriyye, ilki sessiz veya gizli zikir (zikr-i hafî) uygularken, ikincisi sesli zikir (zikr-i cehrî) ve vecd halinde dans uygularlar.[2] Nakşibendilik, Buhara, Semerkant, Hive, Taşkent ve Hokant gibi Orta Asya’nın önemli birçok şehrinde yaygındır. Bu şehirlerde izlerini bırakan ve Nakşibendi mutasavvıflık zincirinden bugüne gelen saygın üstadlar Halife Niyâzkulu (ö. 1820), Muhammed Hüseyin (m. 1833-34), Miyân Fazıl Ahmed ya da Sahibzâde (ö. 1855)’dır. XIX. yüzyıldaki diğer saygın Nakşibendi temsilcileri aslen Hint kökenliydiler ve Hokant’ta yerleşmiş olan ve aslında Peşaver’den gelen Miyân Mutasavvıf ailesine dayanmaktaydı.[3] Fergana’daki en nüfuzlu şeyh, ‘Abdülazîz Hace Meczub Namanganî’ydi, (ö. 1856) hankahlarda mistik şiirleri okunan Muhammed Hüseyin’in müridiydi. Günümüzde halen Nakşibendîler bu şiire çok değer verirler. Meczub Namanganî’in en son temsilcisi Hokantlı mutasavvıf şair Ziyaeddin Hazinî’ydi (m. 1923), ki Namanganî ailesinin Nakşibendî mirası 1943 yılına kadar devam etmiştir.[4]

XVII. yüzyılda, Orta Asya’daki Kalender hareketinin merkezi Semerkant’tı ve bu hareket Şeyh Safa tarafından teşkilatlandırılmıştı. XX. yüzyıl başlarında Hive ve Taşkent’teki Kalenderhaneler, Semerkant merkezine bağlıydılar ve bu da Safa’nın soyundan gelen kişilerce yönetiliyordu. 1945 yılında bir Sovyet araştırmacının SSCB’nden önce Taşkent tekkesinin üyeleri olan Kalenderilerle yaptığı mülakatlardan XX. yüzyıl başında bu tarikatın işleyişi hakkında bilgi edinebiliriz. Bekar olan ve dilencilik yapan Kalenderi dervişleri eski geleneklere göre yaşıyorlardı.[5] Seçkin ve avam İslam inancı arasında yer alan, başka bir tarikat, Yâzdahum tarikatıdır ve merkezi Buhara’dır. Bu isim, hicri, kameri takvime göre dördüncü ayın (rebülsani) on birinde (Farsça yâzdahum) kutlanan ve Kadiri tarikatına ismini veren ‘Abdülkâdir Geylânî’nin ölüm yıldönümü törenlerinden gelmektedir. Yâzdahum tarikatı, Hintli Çistiye-Nizâmiyye tarikatından doğmuştur ki bu da XIX. yüzyıl başında Orta Asya’ya yayılmadan önce Kadiri tarikatından etkilenmiştir. Buhara’da, Yâzdahum tarikatı popüler İslam olup, kadın ve erkeklere açıktı. Diğer taraftan, mesela Taşkent ve Namangan’da, Çistiye-Nizâmiyye Nakşibendiyye- Cehriyye ile XIX. yüzyıl sonunda birleşmiştir.[6]

Taşkent’teki hankahlar ile ilgili olarak 1899’da bir Rus araştırmacının yaptığı çalışma, 50’den fazla Mutasavvıf tekkesi, şeyhleri (öz geçmişleri, vs,) ve ritüelleri hakkında değerli bilgiler sunmaktadır. Yazar tarafından bahsedilen tarikat, Nakşibendi Cehri ve Hafi ile Kadiriye ve Sühreverdiye’dir. Aslında, bu son iki tarikat Ahmet Sehrendi’den beri Nakşibendiliğin içerisinde toplanmıştır. Sehrendi’nin kurucusu olduğu Müceddiyye de bu dört tarikat içinde başlamıştır. Her Nakşibendi-Müceddidî de mevcut bu dört tarikata üyedir. Ayrıca Rus araştırmacının yaptığı çalışmada, Sultaniye tarikatından da bahsedilmektedir. Sultaniye kesinlikle Yeseviyye’nin eş anlamlısıdır, çünkü Ahmed Yesevi Hazret Sultan adıyla meşhurdur.[7]

İşanizm, evliyalara veya türbeye bağlılıktan gücünü alan bir anlamda ruhsal aristokrasiye sahip mutasavvıf ailelerinin yaşadığı kırsal alanlarda yaygınlaşmıştı.[8] Bazı ailelerin secere ve silsileleri, Nakşibendi veya Yesevi kökenlerini ortaya koyuyordu. Avam tasavvufunda başka akımlar da bulunuyordu. Falcılar ve şifa vericilerin (parikhan, folbin, ramal, vs.)[9] içerisinde yer aldığı İslamlaşan Şamanizm (bakşilik, emşhi) gibi. Davud Peygamber, Ahmet Yesevi, ‘Abdülhâlik Gücduvanî ve Abdülkâdir Geylânî gibi bazı evliyalar, peygamberler veya Mutasavvıflara bağlı olan loncalardan bahsedilelebilir.[10]

Mutasavvıf silsilesiyle ilgili literatür, Mutasavvıf ritüelleri[11] hakkındaki Rus etnologların çalışmaları ve Mutasavvıf şeyhler ile karşılaşan seyyahların seyahatnamelerini[12] içermektedir. Ayrıca, Rus basınında ve Müslüman reformcu basında mutasavvıf tarikatlarla ilgili yazılara rastlanır. Bu yazılarda çoğunlukla tarikatlarla ilgili suçlama ve saldırılar yer almaktadır (örneğin Kalenderlere ve Fergana’daki İşan ayaklanmasına karşı). XIX. yüzyıl sonunda, bazı İşanlar ve binlerce taraftarı Rus idaresine karşı ayaklanmışlardır. Bunların en ünlü liderleri İşhan Madali ve Dukşi Ishan’dır.[13]

Volga ve Tatar bölgesinde, en yaygın olan tarikat Nakşibendi-Müceddidiyye’dir. XIX. yüzyılda, Tatar şeyhleri genellikle Buhara ve Kabil’deki mutasavvıfların öncülüğündeki medreselerde eğitim görmüşlerdir.[14] O zamanlar Osmanlı’daki bir kolu, ünlü bir mutasavvıf ve reformcu olan ve Kazak steplerinin sınırında yer alan Troitsk’teki Resuliye Medresesini yöneten Şeyh Zeynullah (ö. 1917) tarafından İstanbul’dan Volga bölgesine kadar yayılmıştır.[15] Zeynullah Buharalı bir şeyhin ve İstanbul’daki meşhur Ahmet Ziyâaddin Gümüşhanevî’nin (m. 1893) müridiydi. Medresesi sayesinde Türk hocasının öğretilerini Volga bölgesine ve hatta Güney Sibirya’ya kadar yaymıştır. Nakşibendiler, Osmanlı İmparatorluğu, Kafkaslar ve Orta Asya’dan gelen[16] Nakşibendi şeyhlerine açık olan Astrakhan gibi bütün Tatar şehirlerine yerleşmişlerdi. XIX. yüzyıl ortalarında, Ebu Nasrülkursavî, Şahabeddin Mercani ve Rızâüddîn b. Fahreddin gibi Müslüman reformcuların (cedidlerin) çoğunluğu Nakşibendi’ydiler. Ahmet Serhendi’nin öğretisinin etkisiyle, yeni modern bir Müslüman toplumunun yaratılması için İslam’ın kendisini tüm yenilik ve batıl inançlardan arındırması gerektiğini savundular.[17] Diğer taraftan, Zeynullah modernizm (cedidiyye) ve gelenekselciliğin (kadîmiyye) uyumlaştırılmasına çalışıyordu.

Tataristan’daki Müslüman reformcular ise tasavvufun yeni yorumlama biçimlerini geliştirdiler. “İyi tasavvuf” ve “kötü tasavvuf” olarak adlandırdıkları keskin bir ayrım yarattılar yani yüksek tasavvuf ve İşanizm/avam tasavvufu.

Bununla ilgili daha ayrıntılı bilgi ünlü reformcular Zeki Velidi Togan ve Musâ Carullâh Bigî’nin (ö. 1949) çalışmalarında yer alır. Bunlar seçkin tasavvuf’un iyi taraflarını överken, İşanizmi kuvvetli bir biçimde eleştirirler.[18] Bu yorumlar, tasavvufu eleştiren sabık-molla Ecib Dumavi tarafından Sovyet İmparatorluğu’nun ilk yıllarında yazılan kitapta da yer almaktadır.

Yazar, eğitimsiz ve zararlı “kara İşan” ile eğitimli ve dürüst “ak İşan” arasında bir ayrım yapmaktadır.[19] Bunun tersine, Orta Asya’da, reformcular Tarikatların pek etkisi altında kalmamış ve Orta Asya’daki reformcu hareketin öncülerinden olan Ahmet Dâniş (ö. 1897) gibi mutasavvıfların fikirlerine ilgi duymuşlardır.[20] Başka bir reformcu olan, ‘Abdürra’uf Fitrat (ö. 1938), Komünist rejimin ilk yıllarında, Ahmet Yesevi’nin ilk Sosyalist ve proleter şair olarak tanımlanması gerektiğini yazmıştır.[21] Orta Asya’da, örneğin Tataristan’da, İşanizm muhalifleri çok sayıdaydı ve şüphesiz ki bunlar arasında en ilginç eleştiriler Özbek şair Hamza Hakimzade Niyazi (ö. 1929) tarafından yazılan şiirlerde bulunmaktadır.[22]

Tarikatlar birliği, aynı zamanda yüzyıllar boyunca Orta Asya’yı Osmanlı İmparatorluğu, Hindistan yarımadası ve Orta Doğu’ya bağlayan uluslararası hac ağının da merkezinde yer almaktaydı. Mutasavvıflar ayrıca Batı Türkistan’ı doğusuyla Keşmir ve Sibirya ile bağlayan daha küçük ağlar da kurmuşlardır. Orta Asyalı dervişler tarafından hac yolunda kurulan türbeler; Özbek tekkeleri, Hint tekkeleri ve Kalenderhâne olarak anılırlar. Bunlar, Yesevi ve Kalenderî uygulamalarını birleştiren Nakşibendilerin izinden gitmişlerdir.[23]

XIX. yüzyıl sonu ve XX. yüzyılın başında tasavvuf kitaplarının taş baskılarının artması, İslam tasavvufunun öğretilmesinin yaygınlık kazanmasını sağlamıştır. Ahmet Serhendi’nin Mektûbât’ının en iyi nüshalarından biri 1910 yılında Taşkent’te basılmıştır. Bu kitap Arapçaya Tatar Murâd el-Kazanî el- Menzilevî tarafından çevrilmiş ve Mekke’de 1899-1900 yılında basılmıştır (bu çeviri günümüzde halen Orta Asya Nakşibendileri tarafından kullanılmaktadır). Konumuz açısından, bu kitabın basılmış hali el yazmasından daha önemlidir çünkü hali hazırdaki fikirlerin bir göstergesi olmuş ve hangi fikirlerin geniş olarak yayıldığı konusunda bilgi vermektedir. Mutasavvıf cemaatlerinde söylenen şiirlerden oluşan derlemeler, tekkelere giden eğitimsiz insan kitlelerinin ruhsal bilgi ve davranış biçimleri hakkında ender de olsa bilgi sağlamaktadırlar. Yaygın olarak şiirler daha etkili olmakla birlikte, Ahmet Yesevi’nin Hikmet’i Tatar medreselerinde bile öğretilmiştir. Hikmet, XIX. yüzyıl sonunda bütün Türk dünyasında basılmıştır: 1887’de Kazan’da, 1880’de Taşkent’de ve 1881’de İstanbul’da. Yesevi’nin yanı sıra, Orta Asya’da okutulan ve söylenen diğer ünlü şairler Sufî Allâhyâr, Şâh Meşreb et Meczub Namanganî idi ki bunların şiirleri taş baskı şeklinde de yayımlanmıştır.[24]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ