XVII. YÜZYILDA HASSA MİMARLARI OCAĞI

XVII. YÜZYILDA HASSA MİMARLARI OCAĞI

Osmanlı devlet teşkilâtında “hassa” tabiri, padişahlara ve saraya mahsus hizmetler hakkında kullanılır. İngilizcede krala ait, kral himayesinde, anlamına gelen “Royal” kelimesiyle hemen hemen aynı manaya gelmektedir. “Hassa alayı”, “Hazine-i hassa” tabirlerindeki hassadan bunların doğrudan doğruya padişaha ait oldukları anlaşılır.[1] “Hassa tabibleri” veya “Hassa mimarları” gibi gene “hassa” sıfatını taşıyan bazı teşkilâtlar ise, padişahın hususî hizmetlerinden başka, himaye bölgeleri ve mümtaz eyaletler hariç olmak üzere, imparatorluk ölçüsünde de vazife görmekte idiler.[2]

Hassa Mimarbaşı

Hassa Mimarları Ocağı’nın âmiri olan Mimarbaşı, “Ser-Mimarân-ı Hassa” ya da “Mimar Ağa” isimleriyle de zikredilmektedir.[3] Mimarbaşı, Osmanlı devlet teşkilâtında “Ağayân-ı Ehl-i Hiref” cemaati içinde yer almaktadır. XVI. yüzyılın ilk yarısında bu cemaatte Mimarbaşı ile birlikte Helvacıbaşı, Nakkaşbaşı, Kazancıbaşı, Çizmecibaşı ve Kürkçübaşı bulunmaktadır.[4] XVI. yüzyılın ortalarında cemaat sekiz kişiden müteşekkildir. Bunlar; Helvacıbaşı, Çadır Mehterleri başı, Sancak Mehterleri başı, Sakalarbaşı, Nakkaşbaşı, Çizmecibaşı, Kürkçübaşı ve Mimarbaşı’dır.[5] XVII. yüzyılın başlarına ait elimizde bulunan kayıtlarda ise (1013, 1014, 1034, 1035, 1036, 1037, 1038, 1042 tarihli Küçük Ruznâmçe defterleri) Mimarbaşı Ağayân-ı Ehl-i Hiref cemaati içinde gözükmemektedir.[6] Mimarbaşı’nın bu cemaatten ne zaman çıkarıldığı belli değildir. Fakat 22 Aralık 1634 tarihinde Mimarbaşı Kasım Ağa’nın âdet-i kadîm üzere Ağayân-ı Ehl-i Hiref cemaati içine dahil edilmesi ile ilgili bir emir tespit ediyoruz ki bu, Mimarbaşıların bu tarihten itibaren tekrar aynı cemaate dahil edildiğini göstermektedir.[7] Keza XVII. yüzyılın ortalarında Ağayân-ı Ehl-i hiref cemaatinin, Terzibaşı (aynı zamanda “Birûn Hazinedarları başı” görevini de ifa etmektedir), Mimarbaşı ve Divân-ı Âlî Sakaları başı olmak üzere üç kişiden ibaret olduğunu görüyoruz.[8] XVII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren ise kadronun ikiye düştüğü, bunların da Terzibaşı ve Mimarbaşı olduğu görülür.[9]

Mimarbaşı’nın mensup olduğu diğer bir teşkilât, sarayda ve imparatorluk dahilindeki inşaat ve tamirat işlerini süratle yürütmek için kurulan “Tamirat Anbarı Takımı”dır. Topkapı Sarayı Yalı Köşkü ve Sepetçiler Kasrında çalışan bu topluluk; Şehremini, Mimarbaşı, Su-yolu Nazırı, İstanbul Ağası, Kireççibaşı, Anbar Müdürü, Anbar Birinci Katibi, Mimar-ı Sanî ve Tamirat Müdürü’nden müteşekkildir.[10]

Tayinleri, Azilleri ve Görev Süreleri

Mimarbaşılar, bu göreve genellikle Su-yolu Nazırlığı’ndan veya Hassa Mimarları Ocağı içinden gelirlerdi. Meselâ; Davud Ağa, Dalgıç Ahmed Ağa, Sedefkâr Mehmed Ağa[11] ve Hasan Ağa[12] Suyolu Nazırlığı’ndan yükselerek bu göreve gelmişlerdi. Mustafa Ağa[13] ve Mehmed Emin Efendi mimar halifeliğinden, 1791 yılında Mehmed Arif Ağa ise “Mimarân-ı Hassa Kethüdalığı”ndan Mimarbaşı mevkiine getirilmişlerdi.[14] Ayrıca 1701’de Mimarbaşı olan Ömer Ağa’nın Şehreminliği’nden bu göreve geldiğini belgelere göre tespit ediyoruz.[15]

Hassa Mimarbaşı bu göreve geldikten sonra, XVII. yüzyıl ortalarına kadar kayd-ı hayat şartıyla görevini ifa ederdi. Böylece imar ve inşa gibi tamamıyla ihtisas isteyen bir alanda istikrar sağlanmış, sık sık yapılacak değişikliklerin doğuracağı aksaklıklar önlenmiş oluyordu.[16] Bugünkü bilgilerimize göre ilk defa bu durum Sultan İbrahim Devri’nde bozulmuş, Sadrazam Kemankeş Mustafa Paşa 1644’te idam edilince, Mimarbaşı olan Kasım Ağa görevinden azledilmiş, hapse atılmış, mallarına el konulmuş ve yerine de Meremmetçi Mustafa Ağa atanmıştır.[17] Bu tarihten itibaren Mimarbaşıların kayd-ı hayat şartıyla göreve gelme geleneği tamamen bozulmuştur. Fakat Kasım Ağa ve ondan sonra bu göreve getirilip azledilen bazı mimarların tekrar Mimarbaşı oldukları da görülmektedir.

Mimarbaşıların görevden azledilmelerine, Kasım Ağa gibi siyasete karışmaları yanında, bazı inşa işlerinde yapılan aşırı masraflar da sebep olabiliyordu. Meselâ; Sultan İbrahim, Kasım Ağa’nın yerine Mimarbaşı olan Meremmetçi Mustafa Ağa’dan, evvelce Üsküdar Sarayı’nda Kasım’ın yaptığı ahırın benzeri bir ahır yapmasını istemişti. Biten ahırın masraflarıyla, Kasım’ın yaptığı masraflar karşılaştırılınca, Mustafa Ağa’nın masrafları çok fazla bulunmuş ve bunun üzerine Mustafa Ağa görevinden azledilerek Kasım Ağa tekrar Mimarbaşı olmuştur.[18]

Mimarbaşıların, bu görevden başka bir göreve geçtikleri de görülmektedir. Mesela; Meremmetçi Mustafa Ağa 1645 yılında mimarbaşılık görevinden ayrılarak Su-yolu Nazırı olmuştur.[19] Kasım Ağa da son mimarbaşılık görevinden sonra, yani 1651 yılında, Turhan Valide Sultan kethüdası olmuştur.[20] Dalgıç Ahmed Ağa ise mimarbaşılık görevinden sonra Beylerbeylik görevlerinde bulunmuştur.[21]

Gelirleri

Mimarbaşıların gelirleri; ulûfe, arpalık ve harçlar olmak üzere birkaç farklı kaynaktan oluşmaktaydı. Mimarbaşılar, yevmiyelerinin üç aylık toplamı olan ulûfelerini (üç aylık maaşlarını) Küçük Ruznâmçe Kalemi’nden alırlardı. Mimarbaşıların yevmiyesi, Ağayân-ı Ehl-i Hiref’e tekrar dahil edildikleri tarih olan 22 Aralık 1634’ten[22] 23 Şubat 1694’e kadar 120 akçe olarak görünmektedir.[23] 23 Şubat 1694’te Mimarbaşılığa tayin edilen Hüseyin Ağa’dan itibaren, Mimarbaşılara ulûfe verilmemeye başlanmıştır.[24] 1697 yılında Mimarbaşı olarak görünen Mehmed Ağa, Divân- Hümâyûn’a müracaat ederek daha önce dirliği olmayan Mimarbaşılara Küçük Ruznâmçe Kalemi’nden 120 akçe verildiğini, kendisinin Mimarbaşı olduğu günden beri ulûfe almadığını bildirerek hassa mimarlarıyla beraber harc-ı hassa malından mevacib almak istediğini arz etmiştir. Bu isteği 19 Haziran 1697 tarihinde kabul edilmiş, ancak ulûfesi 80 akçeye indirilmiştir. Bu tarihten itibaren mimarbaşılar maaşlarını 80 akçe olarak hassa mimarlarının daha önce geçtikleri harc-ı hassa kaleminden almaya başlamışlardır.[25] Yayınlar kısmında ayrıntılı olarak açıklandığı gibi Ş. Turan, ocakta en yüksek yevmiyeyi alan mimarı hata ile Mimarbaşı olarak kabul ettiğinden, XVII. Yüzyıl Mimarbaşı yevmiyelerini de 31 ila 37 akçe olarak göstermektedir.[26] Fakat tespit ettiğimiz kayıtlarda Mimarbaşı yevmiyesi açıkça 120 akçe olarak kaydedilmiştir.

Mimarbaşı 120 akçe yevmiye alırken, XVII. yüzyılda çeşitli devlet görevlilerinin yevmiyeleri ise şu şekildeydi; Yeniçeri Ağası 500 akçe, Rumeli Kazaskeri 572 akçe, Miralem Ağa 200 akçe, Mirahur-ı Evvel 150 akçe, Silahdâr Ağa 120 akçe, Ser-Sakayân-ı Divân-ı Âlî 49 akçe, Ser-Hazinedârân-ı Birûn 84 akçe.[27]

Mimarbaşıların ulûfelerinin yanı sıra arpalık denilen toprak gelirleri de vardı. Her Mimarbaşı’na arpalık verildiğini, Kasım Ağa’ya arpalık tayini için yazılmış olan kayıttan anlamaktayız. Burada “Hassa Mimarbaşı olan Hacı Kasım’a bundan akdem mimarbaşılara tayin olunan -arpalık- buna dahi tayin olunup suret-i icmâl verilmek buyuruldu. (8 Receb 1044)”[28] denilmektedir ki, bu da arpalık gelirinin her Mimarbaşı için geçerli olduğunu göstermektedir.

Ulûfe ve arpalık gelirlerine ek olarak Mimarbaşılar bir de yaptıkları inşa ve tamirlerden “mimarî harcı” ve İstanbul’daki dükkânlardan, Rumlara, Yahudilere, Ermenilere ait evlerden rüsûm olarak aidatlar da alırlardı.[29] Ayrıca Mimarbaşılar, Mimarbaşı olmadan önce veya bu görevi sırasında Müteferrikalık gibi bir görevde bulunuyorsa zeamet de tasarruf edebiliyorlardı. Meselâ; Sedefkâr Mehmed Ağa 125.000 akçelik bir zeamete sahipti.[30]

Bunların haricinde, Mimarbaşı’nın elbise, yiyecek gibi ihtiyaçları da devlet hazinesinden karşılanırdı.[31] 1646 tarihli bir vesikada Mimarbaşı Kasım Ağa’ya daha öncekilere verildiği gibi, 15 vukiyye etin Şehreminliğinden verilmesi için Şehremini’ne bir hüküm yazıldığını görüyoruz.[32]

Mimarbaşı yevmiyesi 1694 yılına kadar 120 akçe olarak kalmasına rağmen, ulûfe dışındaki diğer gelirleriyle birlikte Mimarbaşı’nın yüksek bir gelire sahip olduğunu söyleyebiliriz.

Tablo I Hakkında

Bu tabloda XVII. yüzyıl Hassa Mimarbaşılarının arşiv belgelerine ve mevcut araştırmalara göre listesini çıkarmaya çalıştık. Her Mimarbaşı ile ilgili verdiğimiz tayin veya azil tarihlerinin hangi kaynaktan alındığı son sütundaki “kaynak” bölümünde verilmiştir. Genelde ilk verilen kaynak tayin tarihini, ikincisi ise azil tarihini tespit ettiğimiz kaynaktır.

Tabloda görülen “*” işareti, tayin veya azil tarihi belli olmayan Mimarbaşıları, bu görevde ilk veya son tespit ettiğimiz yıllar için kullanılmıştır.

Göreve birden fazla gelen Mimarbaşıların isimlerinin yanına bu makama kaçıncı kez geldiklerini gösteren rakamlar konmuştur (“Kasım Ağa (2)” gibi).

Ayrıca tablodaki bütünlüğü bozmamak amacıyla yapılan bazı özel kısaltmalar şunlardır:

T.M.: A.Refik, Türk Mimarları, İstanbul 1933.

H.M.: Z.Orgun, “Hassa Mimarları”, Arkitekt, 8/12 (1938), s. 333-342.

T.Mi.: İzzet Kumbaracılar, “Türk Mimarları”, Arkitekt, 2 (İstanbul 1937), s. 59-60.

T.S.: Mustafa Selânikî, Tarih-i Selânikî, I-II, haz Mehmet İpşirli, İstanbul 1989.

D. A.: Şehabeddin Akalın, “Mimar Dalgıç Ahmed Paşa”, Tarih Dergisi, sayı: 13 (İstanbul 1958), s. 71-80.

R.M.: Orhan Şaik Gökyay, “Risâle-i Mimâriyye-Mimar Mehmed Ağa ve Eserleri”, Ord. Prof. Dr. İsmail Hakkı Uzunçarşılı’ya Armağan, Ankara 1976, s. 113-215.

S.O.: M.Süreyya, Sicill-i Osmânî, IV, İstanbul 1311.

H.Mi.: Ş.Turan, “Osmanlı Teşkilâtında Hassa Mimarları”, Tarih Araştırmaları Dergisi, I/1 (Ankara 1963), s. 157-202.

Hassa Mimarları

Hassa Mimarbaşı’nın emrindeki Hassa Mimarlar Ocağı’nda kâtip, kethüda ve bir çok mimar, mermerci, taşçı, sıvacı, neccar ve nakkaş gibi görevliler bulunmaktaydı. Meselâ; Hassa Mimarlarının maaşlarını gösteren defterlerde 1604/1605-1650 yılları arasında ocakta görev yapan gayrimüslimlerden Dimitri, “kethüda” unvanıyla zikredilmiştir.[33] Ocakta görev yapan kâtipler de kendi unvanlarıyla zikredilmişlerdir ki 1652-1677/1678 yılları arasında “Mustafa Kâtip”,[34] 1679-1680 yılları arasında “Mehmed Emin Kalem-i Kâtip”,[35] 1680-1686 yılları arasında “Mehmed Kalem-i Kâtip”[36] ibarelerine rastlanmaktadır. Ayrıca “Ahmed Mermerî”,[37] “Yorgi minareci”,[38] “Yani nakkaş”,[39] “Said İbrahim ser-taşcıyan”,[40] “Todoros Sıvaî”[41] gibi belirli bir sahada uzmanlaşmış görevliler de unvanlarıyla anılmaktaydı.

Ş. Turan, Hassa Mimarlarının halife (veya kalfa) ve üstad diye iki zümreye ayrıldıklarını belirtiyorsa[42] da XVII. yüzyıla ait incelediğimiz defterlerde halife ve üstad unvanı taşıyan birçok mimara rastlamakla beraber bunun, bütün mimarları kapsamadığını görmekteyiz. Yine Ş. Turan halifelerin üstadlardan daha yüksek itibar edildiklerini ve içlerinde en kıdemlisinin “Mimar-ı Sanî” diye anıldığını belirtmektedir.[43] Üstadlar arasında en başta gelenler diye bahsettiği “Üstad-ı Saray-ı Atîk” ve “Üstad-ı Saray-ı Galata” unvanı taşıyan mimarlar, XVII. yüzyıla ait incelediğimiz belgelerde de görülmekte,[44] fakat ocak hiyerarşisindeki yerleri açıkça belirtilmemektedir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ