XVII. YÜZYILDA HAREMEYN’İN İDARESİ VE İAŞESİNDE MISIR BEYLERBEYLİĞİ’NİN ROLÜ

XVII. YÜZYILDA HAREMEYN’İN İDARESİ VE İAŞESİNDE MISIR BEYLERBEYLİĞİ’NİN ROLÜ

Mısır’ın Müslümanlar tarafından fethinden itibaren Mısır’da kurulan devletler Hicaz bölgesine gereken ilgiyi göstermişler ve buranın ihtiyaçlarını karşılamışlardı. Osmanlılar da Mısır’da hakimiyet kurmalarından itibaren bu geleneği devam ettirmişler ve Mekke emirlerini (şeriflerini) Memlûk Devleti zamanından beri devam eden teamül üzerine vazifelerinde devam ettirmeyi uygun görmüşler ve bunların kendi bölgeleri dahilindeki yetkilerini kabul etmişlerdi.

Osmanlı Devleti, Mısır’da hakimiyeti tesis etmekle daha önceden Memlûklu Devleti’ne tâbi ve stratejik ehemmiyeti olan Orta Doğu ülkeleriyle, mukaddes beldelerin hakimi ve İslam dünyasının maddî ve manevî nüfuza sahip devleti haline gelmişti. Ancak bu yeni fethedilen bölgeler Osmanlı Devleti’nin merkezinden uzak olduğundan buralarda ortaya çıkan meselelerin çözümü Mısır Beylerbeyliği’ne havale olunmuş,[1] böylelikle merkez ve bölge ile olan ilişkilerini sağlamada, devletin bu bölgelerdeki hakimiyetini tesis etmede vezir rütbesinde olan Mısır beylerbeyi birinci derecede sorumlu tutulmuştur.[2] Mısır beylerbeyliği Haremeyn, Kuzey Afrika, Yemen, Habeş ile ilgili konularda önemli rol oynamaktaydı. Bu rolü daha çok kontrol ve yardım noktasında idi.[3] Mevkii icabı Mısır beylerbeyi eyaletin asayişini, asker ve idarecilerin uyumlu görev yapmalarını temin etmek, merkezin siyasetine uygun olarak bölgenin idaresini sağlamak ve çevre vilayetlerle yakından ilgilenmek durumundaydı. Özellikle hac yolunun emniyet altında tutulması için Cidde, Yenbu, Süveyş gibi limanların güvenliğini ve buraların işlerliğinin temini önemliydi. Mısır’ın coğrafî mevkii açısından Arap dünyasının doğu ve batısı arasında orta yerde bulunması, Afrika’dan ve Mağrib taraflarından gelen hac kafileleri için merkezî bir konum teşkil etmekteydi.[4]

Mekke Emirliği’nin imtiyazlı statüsünün korunmasında ve Osmanlıların buna müdahale etmemelerinde Osmanlıların mukaddes yerlere ve Hz. Peygamber sülâlesinden gelen Emir ailesine duyulan hürmetin büyük rolü olmuştur. Bu bakımdan Haremeyn’in raiyeti mesuliyeti Osmanlı sultanlarına intikal edince, Osmanlı merkezî idaresi bölgedeki idarecileri vasıtasıyla burada çıkabilecek menfî hadiselere meydan vermemek için hassas bir siyaset takip ettiler. Zira ortaya çıkabilecek olumsuz bir durum Osmanlı sultanlarının “gazi” sıfatları yanında İslâm’ın koruyucusu olma vasıflarına, ilahî mesuliyetlerine ve âdil bir idare kurma anlayış ve iddialarına ters bir durum teşkil etmekteydi.[5] Hatta Osmanlılar bu bölgelerin sadece idaresiyle değil aynı zamanda da buranın iaşesiyle de yakından ilgilenmişlerdi. Bu noktada Osmanlılar mevcut vakıfları ıslah etmekle iktifa etmedikleri gibi yeni vakıflar da kurarak genişletmişlerdi.[6]

Diğer taraftan Haremeyn bölgesinin Mısır ile olan ilişkisinin sürdürülmesi birkaç yönden kaçınılmaz görünmekteydi. Her şeyden önce coğrafî olarak Hicaz özellikle de uzun kıyı şeridi doğuda Necd’den çok batıda Kızıldeniz’e bakıyordu ve denize egemen herhangi bir güç tarafından kolaylıkla kontrol altına alınabilirdi. İktisadî bakımdan da Hicaz iaşe kaynağının büyük bir bölümü için Mısır’dan gelen tahıla bağımlı bulunmaktaydı. Bu da Mısır’daki idarecilere herhangi bir başkaldırı durumunda güçlü bir avantaj sağlıyordu. Ayrıca Suriye ve Mısır’dan Mekke ve Medine’ye giden büyük hac yollarının askerî bir kuvvet tarafından güvenliğinin sağlanması zorunluydu. Nihaî olarak da Mekke ve Medine Şeriflerinin bölgelerindeki otoritelerini aralarındaki anlaşmazlıklar etkiliyor ve hatta engelleyebiliyordu. Bu bakımdan konumlarını Mısır’ın onayı olduğu sürece koruyabilmekteydiler.[7] Osmanlı döneminde Mısır eyaletine bağlı olan Haremeyn Osmanlılara bağlılığını bildiren Mekke emirleri tarafından idare edilegelmiştir. Osmanlılar Haremeyn bölgesinde oturanların vergilerden muaf tutulması ve geçimlerinin devlet hazinesinden veya vakıflardan karşılanması cihetine gitmişlerdi.[8]

Osmanlılar öteden beri Haremeyn şeriflerine büyük saygı ve halkına riayet ettikleri gibi, Hicaz’a giden hacıların ahvallerini takip etmekten de geri kalmamışlardı. Mısır’ın fethini müteakip Haremeyn emiri tabiiyetini arz etmekle de Hicaz’ın idaresi Osmanlı Devleti adına fiilen Mısır beylerbeyleri eline geçmiş oldu. Mısır’a tayin olunan beylerbeyinin tevcih beratlarında görevleri sıralanırken en başta Haremeyn bölgesindeki görevler yer alırdı.[9] Ayrıca gelen beylerbeyi ilk divanını Divan-ı Kayıtbay’da icra eder ve ilk iş olarak da Hadimü’l-Haremeyn-i Şerifeyn olan padişahın vekili sıfatıyla Haremeyn meselesi görüşülürdü.[10]

Mısır ile Haremeyn arasındaki ilişki, bu bölgeye Kuzey Afrika ve Suriye üzerinden hac için giden kafilelerin emniyeti, Haremeyn’in bütün ihtiyaçlarının Mısır’dan karşılanması sebebiyle organik mahiyet arz etmekteydi.[11] Özellikle Mısır’ın hükümdar ve önde gelen idarecileri zamanla Haremeyn’e tahsis edilmiş pek çok vakıflar vücuda getirdiklerinden bu münasebet daha da ehemmiyet kazanmıştı. Coğrafî konumu itibariyle Batı Arabistan’da nüfuz ve hakimiyetlerini tesis eden Osmanlılar, uzun bir müddet Mekke-Medine, Cidde ve Yenbu’ havalisinin Mısır Beylerbeyliği’ne bağlı olarak idare etmişler, Hicaz bölgesinin işlerini Mısır beylerbeyleri kanalıyla yürütmüşlerdi.[12] Osmanlılar Hicaz’ı nüfuz ve idareleri altına aldıktan sonra Mekke emirlerini Memlûk Devleti zamanından beri devam edegelen görevlerini sürdürmeleri uygun görülmekle birlikte Mekke ve Medine’de Mısır’dan gönderilen kuvvetler bulundurma yoluna gittiler.[13] Osmanlı Devleti, Hicaz’da Mekke emirlerinin hakimiyetini tasdik etmekle beraber oranın kontrolünü de ihmal etmeyerek önceleri Mısır Beylerbeyliği’ne bağlı olarak Cidde’de bir sancak beyliği ihdas etmiştir. Böylelikle emirlere görünüşte bağımsız bir hükümdar gibi yaşama izni verilmekle birlikte, yetkileri son derece nüfuzlu bir memur olan Cidde’deki Osmanlı beyi tarafından dengelenmekteydi.[14] Cidde, Hicaz’ın mühim ticaret iskelesi olup birçok tüccar gemileri buraya uğradıkları için ehemmiyeti büyüktü. Daha sonraları Osmanlı Devleti’nin zayıf düşmeye başladığı tarihlerde Cidde’de yavaş yavaş ecnebi nüfuzu artmaya başlayınca devlet burayı beylerbeylik yaparak işi daha ciddi tuttu.[15] Cidde’nin muhafazası için Mısır’dan asker sevk edilmekteydi.[16] Zira gerek Hicaz işlerini daha yakından takip edebilmek gerekse Mekke emirlerini kontrol altında tutabilmek ve merkezî otoriteyi Hicaz’da hissettirmek için buranın yakından denetimi önemli idi. Cidde XVII. yüzyılda Hicaz bölgesinin idaresi için Cidde’nin müstakil veya Habeş Beylerbeyliği ile birlikte tek bir idareciye verilmesi yoluna gidildi. XVIII. yüzyılın başından itibaren ise Habeş eyaleti de Cidde idarî birimi altına alınarak bölgeye tayin edilen vali, Cidde Eyaleti valiliği, Habeş valiliği ve Mekke Şeyhü’l-haremi unvanı ile tayin edilmeye başlanmıştı.[17]

Osmanlılar zamanında, Emirlerin nüfuzu azalmış, bölgenin bütün idarî ve malî işleri Mısır beylerbeyine havale edilmekle beraber bu işleri yakından idare ve takip etmek üzere devlet tarafından Mekke ve Medine’ye Kadılar, Nazır-ı emvaller ve Şeyhü’l-haremler tayin edilmişti.[18] Bunlar aracılığıyla buralarda ortaya çıkan meseleler beylerbeyinin de bilgisi dahilinde neticelendirilirdi.[19]

Mısır’dan Haremeyn ahalisine tahsis edilen surre, cerâya, alîk ve saireye mutasarrıf olanların muameleleri Mekke emiri ile Mısır beylerbeyi tarafından takip edilirdi.[20] Böylelikle tahsisatların Haremeyn’deki hak sahiplerine ulaşması ve denetimi sağlandığı gibi diğer taraftan da Mısır hazinesinin de harcamalarının kontrollü yapılması sağlanmış olurdu. Zira malî yardımların yerine ulaştırılması ancak yakından denetlendiği ölçüde etkili olabilmekteydi

Mekke emiri olan kimse vefat etmesi, azil veya istifa ile makamı boşaldığı zaman yerine tayin olunacak yeni emir, Mekke kadısı ile Mısır, Şam, Cidde beylerbeylerinin arz ve inhaları üzerine padişah tarafından tayin edilirdi.[21] Mısır beylerbeyi Mekke emirlerinin tayin ve azil karalarında, Mısır Emirü’l-haccın vermiş oldukları raporlardan istifade ederlerdi.[22]

Ayrıca Emir ailesine mensup olanlar Mekke’den çıkıp, Kahire’ye veya İstanbul’a gitmek istemeleri halinde dönemin Emirinden izin temessükü almak durumunda idiler. Şayet izin temessükleri yoksa geri iade edilmeleri esas idi.[23] Bu uygulama daha ziyade bölgede emirlerin hareketlerini kontrol etmeye ve ileride herhangi bir huzursuzluk çıkmasını önlemeye yönelik idarî bir tedbir idi.

Haremeyn bölgesinin muhafazası Mısır askerleri tarafından sağlanırdı. Bu askerler burada nöbet usulüyle tayin edilirlerdi. Buraya tayin edilen askerlerin tahsisatları Mısır hazinesinden karşılanmakta ve Haremeyn bölgesine gönderilen mirî gılalden tahsisatları bulunmaktaydı.[24] Mekke’nin muhafazası için nöbet usulüyle 500 Mısır neferi bir yıllığına görevlendirilirdi. Burada muhafaza ve vaki olacak başka hizmetlerde istihdam edilirlerdi. Mısır askerlerinin denetimi ve vazifelerini yerine getirip getirmedikleri, Mekke emiri tarafından denetlenir, bunlarla ilgili ortaya çıkacak meselelerin çözümü merkezî hükümetin kararları doğrultusunda Mısır beylerbeyi ve Mekke emiri tarafından yerine getirilirdi.[25]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al