XVI-XVIII. YÜZYILLARDA ÇARLIK RUSYASI’NDA İDİL-URAL TATARLARI

XVI-XVIII. YÜZYILLARDA ÇARLIK RUSYASI’NDA İDİL-URAL TATARLARI

Tatar başkenti Kazan 2 (15) Ekim 1552 tarihinde Rusya tarafından işgal edildi. Kazan’ın düşüşü, İdil boyundaki başka bir Tatar devleti olan Astrahan Hanlığı’nın tarihi kaderini de belirlemiş oldu: o da 1556 yılında Rus birlikleri tarafından işgal edildi. Rusya’nın Orta ve Aşağı İdil boyundaki geniş bölgeleri ele geçirmesi, hem Rus devleti, hem Tatar nüfusu için uzun vadeli sonuçlara yol açtı.

Rusya için, İdil yoluyla ticaret yapılmasının ve bölgenin doğal kaynaklarından faydalanmada geniş imkanlar açılmasının yanı sıra Ural ile Sibirya’nın uçsuz bucaksız enginliğine yayılması için de temel atılmış oldu. Aynı zamanda, Kazan ve Astrahan’ın işgalinden sonra Rus devletine ilk defa farklı dillerde konuşan ve farklı dini mezheplere mensup olan yüz binlerce insan dahil olmuştur. Böylece Rusya, Kazan ve Astrahan’ın işgalinden sonra çok milletli ve çok dinli bir devlet yapısına sahip olmuştur. Bu da, Rusya’nın iç ve dış politikası için, üzerinde ciddi bir şekilde düşünülmesi ve tedbirler alınmasını gerektiren yeni problemlere yol açmıştır, fakat ilerideki olayların gösterdiği gibi, bu da her zaman başarılı olmamıştır.

Tatarlar için Rus işgali, ilerideki yüzyıllarda hayatın farklı alanlarındaki durumlarını etkileyen geniş çaplı bir trajedi olmuştur.

İlk önce, Tatarlar egemenlikten yoksun bırakılmış ve bambaşka bir devlete dahil edilerek, bağımlı halk durumuna düşmüşlerdir, Altınordu ve Kazan Hanlığı dönemindeki devlette yer aldığı önemli rolü kaybetmişlerdir.

İkinci olarak, Çarlığın uyguladığı net ve belli hedefi olan hükümet politikaları sonucunda Tatarlar, din ve milli kültür alanında şiddetli ve sert baskıya uğramaya başlamışlardır. İkamet ve göç haklarına ciddi kısıtlamalar getirilmiştir.

Üçüncü olarak, işgal edildikten sonra, Tatar halkı şehirlerden atılarak köylere itilmiştir. Şehir elitinin eksikliği, ileriki aşamalarda Tatarların ekonomik ve kültürel hayatının tek taraflı gelişmesine sebep olmuştur.

Dördüncü olarak, yeni iktidar, Tatar feodal sınıfının yavaş yavaş yobazlaşması ve yok olması için gereken şartları sağlamıştır (18. yüzyılın başlarına gerçekleştirilmiştir). Büyük toprak sahipleri, o zamanın en çok örgütlenmiş, okumuş ve aydın tabakasını temsil etmişler ve milletin tarihi sürecini belirlemede büyük önem taşımışlardır. Rus hükümetinin uyguladığı politika da bilinçli olarak bu tabakanın yok edilmesine yönlendirilmiştir.

Böylece, Tatar halkının egemenliğini kaybetmesi fiilen faciaya dönüşmüştür. 16. yüzyılın ortalarında devletini kaybeden ve ikinci plandaki bağımlı bir halka dönüşen Tatar halkı, yepyeni bir devire girmiş oldu.

Tatarların yeni hükümete karşı direnişleri aktif olsa dahi, dağınık olmaları nedeniyle başarısızlıkla sonuçlanmıştır. İşgal edilen hanlığın halkları olan Tatar, Çuvaş, Mari, Udmurtlar yine de 1552-1557 yıllarında bağımsızlıklarını ve devletlerini yeniden kazanmak için mücadeleyi sürdürmüşlerdir. Bu olaylar tarihe “Kazan Savaşı” olarak geçmiştir.[1] Bu savaşı birkaç devre ayırmak mümkündür. 1552 yılının sonbaharı ila 1553 yılının kışındaki olaylar Rusya için özellikle tehlike yaratmış hatta, Çar Korkunç İvan İdil boyundan çekilmeyi bile ciddi bir şekilde düşünmüştür. Fakat farklı sebeplerden dolayı, Tatar halkının ayaklanması başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Ayaklanmaların başarısızlığını, İdil boyu halkları için milli bağımsızlık mücadelesini sembolize edecek ortak bir liderin ve Tatarlar arasında birliğin olmamasına dayandırmak mümkündür. Mesela, aralarında Temnikov ve Kasım Tatarları olmak üzere, Rus hizmetinde yer alan Tatar birlikleri de isyancıları bastırmak için kullanılmıştır. Çarlık yönetimi, hile yoluyla ve rüşvet vererek isyancıların yönetimini bölmeyi başarmıştır. Kazanlılara, müttefikleri Türkiye, Astrahan ve Kırım Hanlıkları da önemli yardım gönderememişlerdir. Yerli halkın direnişi acımasızca bastırılmış ve Rus yönetimi İdil boyuna kendi askeri, siyasi ve ekonomik egemenlik sistemini yerleştirmeyi başarmıştır.

Fakat yine de burada ayaklanmalar daha uzun zaman devam etmiştir. Tatar feodallerinin temsilcileri, yeni isyanlar hazırlamak amacıyla Kırım’la görüşmeleri sürdürmüştür. 1569 yılında Kazan ve Astrahan’ın bağımsızlığını yeniden kazanması amacıyla Kırım-Türk birlikleri İdil Boyu’na sefer düzenlemişlerdir. Bu sefer, Rus Çarı Korkunç İvan’ı o kadar korkutmuştu ki, Kırım Hanı Devlet Giray’a yakın zamanda Astrahan Hanlığı’nın bağımsızlığını geri verme vaadinde bulunmuş, fakat siyasi durumun hızlı değişimiyle Rus Çarı verdiği sözü unutmuştur.[2]

1570-80’li yıllarda bazı bölgelerde yeni halk ayaklanmaları oluyor, onlara, Mari-Çeremislerin aktif bir biçimde katılması sebebiyle “Çeremis Savaşları” adı verilmiştir. Halkın faal kılınmasında, sadece Kazan Hanlığı’nın bağımsızlığa kavuşması arzusu değil, bölgede güçlenen yeni yönetimin zulmü artırması da büyük rol oynamıştır. Fakat Rus yönetim sistemi o kadar güçlenmişti ki, bu ayaklanmalar çabuk bastırılmıştır.

Kazan Hanlığı’nın işgalinden sonra 16. yüzyılın ikinci yarısında Çarlığın ilk ve öncelikli amacı bölgeye iktidarını yerleştirmek olmuştur. Bunun için yerli halkın direnişini kırma gayretleri ile paralel olarak eski askeri merkezler güçlendirilmiş (Kazan, Zöye-Sviyajsk) ve yenileri inşa edilmeye başlamıştır (Layış, Teteş, Şçupaşkar-Çeboksar, Urjum). Bu arada 1555’te İdil boyunda Müslüman ve putperestlerden Hıristiyanlaştırılmasını hedefleyen kilise yönetimi-Kazan Piskoposluk Dairesi kurulmuştur.

Savaş hareketleri esnasında fiziksel olarak yok edilme tehlikesini atlatan Tatar nüfusu, yaşadığı topraklardan sürülmeye başlanmıştır. Kazan başta olmak üzere, şehirlerde hiç Tatar kalmamış, az sayıda (150 aile) Tatara, Çar’ın “hoşgörüsü” ile Kazan yakınlarında Kaban Gölü ardındaki bataklık yerlerde yerleşme izni verilmiş ve böylelikle, orada “Tatar (Eski Tatar) bistesi” (kasabası) kurulmuştur. Oturma izni alanlar yeni yönetime bağlı, devlet hizmetinde bulunanlar olmuştur.[3] Rus kaynaklarına göre, bu Tatar kasabasındaki hayat koşulları hiç de kolay olmamıştır. Zamanında kalabalık bir nüfusa sahip olan Kazan’da sadece 150 aile kalmıştır.

Tatarlar büyük nehir kıyılarından ve stratejik önem taşıyan yollardan uzaklaştırılmışlardır. Kazan’ın 30 kilometre yakınlarında tüm Tatar köyleri yok edilmişti;, bütün bu tedbirler mahalli halkın ayaklanma ihtimallerini ortadan kaldırmak için alınmış idi.

Bundan sonra yerli halkın topraklarının yağma ve bölme işine girişilmiştir. Böylece, Tatarların yaşamının ekonomik temeli yok edilmiştir. Toprakların istimlaki önceleri ihtiyatla yürütülmüştür. İlk olarak öldürülmüş veya bölgeden kaçmış feodallerin topraklarına el konulmuş ve bu toprakların devlet hazinesine ait olduğu ilan edilip, manastır veya Rus toprak sahiplerine taksim edilmiştir. Hayatta kalan toprak sahiplerine (Çarlık yönetimine bağlılıklarını koruma şartı ile) önceleri oldukça iyi davranılmıştır. Bu davranışın izahı kolaydır, zira Rusya hükümetleri daha uzun bir süre Tatarların bu tabakasının askeri, diplomatik ve idari hizmetlerine muhtaç olmuştur. Böylece Tatar nüfusunun yeni sosyal yapısı oluşturulmuş ve yapı 18. yüzyıla kadar oldukça iyi muhafaza edilmiştir.

Tatarların alt tabakasını, yasak (vergi) ödemiş olan Tatar köylüleri-Yasaklı Tatarlar oluşturmuştur. Uzun zaman Kazan Hanlığı’na yasak ödemiş olan Yasaklı Tatarlar için Çarlık hükümeti, kendisine ödenecek vergiyi aynı miktarda bırakmaya özen göstermiştir. Görüldüğü gibi, Tatar köylülerinin alışılmış yaşamlarında, onları mağdur edecek ekonomik sonuçları istemeyip, sert uygulamalardan kaçınılmıştır.

Üst tabakayı oluşturan Yomışlı Tatarlara (görevli, memur Tatarlar) karşı da önceleri yok etme siyaseti uygulanmamıştır.[4] Rus yönetimine bölgede kökleşmede yardımcı olan Tatarlara ödül olarak toprak verilmiştir. Yomışlı Tatarlar, tılmaç (tercümen), kadastro memuru, elçi olarak Rusya’da devlet hizmetinde veya askeri hizmette bulunmuşlardır. Burada Rus hükümeti, bölgedeki gelenekler, uluslararası durum, Tatar dilinin ülkelerarası ilişkilerde (özellikle Rusya’nın Doğu ülkeleri ile ilişkilerinde) statü ve rolünün yanısıra, Yomışlı Tatarların daha az maliyetle devlet hizmetinde kullanılması gibi birçok faktörü göz önünde bulundurmuştur.

Ancak en bağımlı Tatar feodalleri dahi Rus yönetiminde tam güven uyandıramamıştır. Rus yönetimi onları kendisine daha sıkı bir şekilde bağlamak için, daha itaatkar olmalarını beklemiştir. Bu amaca ulaşmak için araç olarak Hıristiyanlaştırma politikası seçilmiştir. Sosyal, hukuki ve ekonomik faaliyetlerin genelde dini motiflere dayandırıldığını da belirtmek gerekiyor. Yani Tatar nüfusunun sadece kültürel, manevi hayatı değil, sosyo-ekonomik hayatı da Çarlık yönetiminin din alanındaki politikasına doğrudan bağımlı olmuştur.

1555 yılında kurulmuş olan ve yerli halkın ideolojik açıdan bağımlı hale getirilmesini hedefleyen Kazan Piskoposluğu, Hıristiyanlaştırma politikasını uygulamada önemli bir merkez haline gelmiştir. Hükümet ilk zamanlarda Hıristiyanlaştırma politikasında oldukça mülayim tedbirlere başvurmuştur. Bölgenin vaftiz olacak sakinlerine bazı muafiyetler vaat edilmiştir. Devlet memuriyetindekiler için daha büyük muafiyetler planlanmıştır. Bunlara örnek olarak Hıristiyan toprak sahipleri ile toprak sözleşmeleri akti ve Rus kölelerini (serf) çalıştırma hakkı gibi uygulamaları verebiliriz. Yalnız hükümet, Hıristiyanlaştırmak için attığı ilk adımlarında dahi İdil boyunda oldukça kuvvetli ve tesirli olan İslam dini ile karşılaşacağını tahmin etmemiştir. Bunun nedeni, 16. yüzyıla kadar sadece putperestlerle karşılaşan Rus hükümeti ve Kilisesinin siyasi tecrübesinin olmamasıdır. Dolayısıyla Hıristiyanlaştırma sürecinde çok az bir başarı kaydedilmiştir. 1593’da Piskopos Germogen’in ifade ettiğine göre “yeni vaftiz olanlar Hıristiyanlığın şartlarını benimsemiyorlardı ve Tatar örf-adetlerinden vazgeçmedikleri gibi Ortodoks dininde de kökleşememişlerdir”. Bundan sonra Çar I. Feodor’dan gelen talimatta ilk olarak Hıristiyanlaştırmada şiddetin kullanılması motifi görünüyor: “Yeni vaftiz olanları Hıristiyan dininde kökleştirmek ve İslam dininden vazgeçirtmek ve uzaklaştırmak.” Talimata karşı gelenleri ise hapsetme, zincire vurma ve dövme emri gelmiştir.[5]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ