XIX. YÜZYILDA EFLAK VE BOĞDAN’DAKİ RUS İŞGALLERİ

XIX. YÜZYILDA EFLAK VE BOĞDAN’DAKİ RUS İŞGALLERİ

Eflak ve Boğdan, Osmanlı Devleti içinde yer alan ve halklarının tarihî ve kültürel bağları nedeniyle de genellikle birlikte anılan iki bölgedir. Bu bölge Osmanlı kaynaklarında çoğunlukla birlikte ve Memleketeyn adıyla zikredilmektedir. Eflak (Walachia) bugünkü Romanya topraklarında kalan bir bölge olup merkezi Bükreş idi. Boğdan (Moldovia) ise daha kuzeydoğuda olup Prut nehrinin iki yakasındaki topraklardan meydana geliyordu. Bu arazinin Prut ile Dinyester nehirleri arasında kalan bölümünde bugün Moldova Devleti yer almaktadır. Prut’un güneybatısında yer alan ve Boğdan merkezi olan Yaş (Iasi) şehrinin de bulunduğu bölüm ise bugün Romanya sınırları içinde kalmıştır.

Bir sınır bölgesinde bulunmaları ve dolayısı ile komşu devletlerin sürekli çekişmelerine konu olmaları nedeniyle, Eflak ve Boğdan’ın kesin biçimde Osmanlı Devleti’ne katılmaları hayli uzun sayılabilecek çekişmelerin sonunda gerçekleşti. Her iki bölgenin sürekli olarak Osmanlı vassalı sayılmalarının tarihi hayli geçtir. (1503). Ancak, bundan önceki bir yüzyıl içinde Eflak ve Boğdan açısından, zaman zaman Osmanlı Devleti’ne, zaman zaman Macaristan’a ve Polonya’ya vergi ödendiği; zaman zaman ise kısa dönemlerle de olsa bağımsızlığın tadına varıldığı dalgalı bir seyir görmekteyiz.[1]

Eflak ve Boğdan bu coğrafi konumu nedeniyle Osmanlı Devleti’nin hem kuzey komşusu Rusya ile hem de batıdaki komşusu Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ile sınırını oluşturmaktadır. Diğer taraftan Eflak ve Boğdan bereketli toprakları nedeniyle Osmanlı Devleti’nin tahıl ambarı sayılabilecek özel bir ayrıcalığa sahipti.[2] Bu stratejik konumunun doğal bir sonucu olarak Eflak ve Boğdan Osmanlı Devleti’nin Avusturya ve Rusya ile olan çekişme savaşlarında kaçınılmaz bir etki alanı olmaktadır.

Nitekim II. Viyana Kuşatması’nı izleyen dönemde ortaya çıkan Osmanlı-Rus ve Osmanlı- Avusturya savaşlarında Eflak ve Boğdan sık sık işgale uğramış ve savaş alanı görünümü almıştır. Çalışmamızda işte aslında başlı başına bir monografi konusu olabilecek Eflak ve Boğdan’ın Ruslar tarafından işgallerinin, XIX. yüzyılda ortaya çıkanlarını işlemeye çalışacağız. Rusya, Eflak ve Boğdan’ı XIX. yüzyılda 1806, 1828, 1849 ve 1853 yıllarında olmak üzere dört kez işgal etmiştir. 93 Harbi olarak bildiğimiz 1877-1878 Savaşlarında ise artık özerk statüde bulunan Birleşik Prenslikler (Memleketeyn-i müctemiateyn) Rus ordusunun yanında Osmanlı Devletine karşı savaşmış ve tam bağımsız hale gelmiştir. Dolayısıyla biz sınırlı hacimli çalışmamızda ağırlıklı olarak Osmanlı arşiv malzemesine dayalı olarak ilk dört işgal hakkında bazı bilgiler sunacağız.

1806 yılındaki ilk işgal bir nüfuz mücadalesi örneği olarak ortaya çıktı. İmparatorluğunu Avrupalı devletlere henüz kabul ettirmiş olan Napoleon Bonaparte, İngiltere’nin rekabetine karşı güçlü müttefikler bulma düşüncesiyle Rusya ve Osmanlı Devleti ile iyi geçinmeye gayret ediyordu. Osmanlı Devleti ile Mısır işgali yüzünden ortaya çıkan gerginlik giderilmişti. Osmanlı Devleti’ni yeniden yanına çekme düşüncesi ile İstanbul’a en güvendiği askerlerden birisini General Sebastiyani’yi büyükelçi olarak gönderdi. Napoleon diğer yandan Rusya’ya da yakınlaşarak, Mısır sorunu sırasında İngiltere ile kendisine karşı gerçekleştirdiği ittifakı kırmayı planlıyordu. Henüz Rusya ile savaşma düşüncesi bulunmuyordu. Eğer Rusya ile Osmanlı Devleti arasında bir problem çıkarır ve bunun çözümü için inisiyatif alırsa doğudaki bu iki büyük güç üzerinde nüfuz sağlayabilirdi. Böylelikle İngiltere karşısında daha güçlü durabilirdi.[3] Bu amaçla İstanbul’da yoğun bir kulis faaliyeti yürüten General Sebastiyani, Babıali’yi Eflak ve Boğdan voyvodalarının görevden alınması konusunda ikna etti.[4] Ancak daha önce Rusya ile yapılan sözleşme ile doğrudan görevden alma söz konusu olmadığından[5] voyvodaların istifa etmeleri sağlandı.[6] Bundan sonra Babıali, Eflak voyvodası Konstantin İpsilanti’nin yerine eski Boğdan voyvodası Drako’nun oğlu Aleksandr Sutzo, Boğdan Voyvodası Aleksandr Murusi yerine Divan-ı Hümayun Tercümanı Scarlet Kalimaki atadı ve eski voyvodaların İstanbul’a gelmelerini istedi. Murusi İstanbul’a dönüş hazırlıklarına başlarken, İpsilanti Rusya’ya sığınmakta tereddüt göstermedi. Bu durum karşısında Rusya derhal devreye girerek daha önceki anlaşma gereğince voyvodaların görev süreleri dolmadan baskı ile görevden alındıklarını ileri sürdü ve hemen görevlerine iade edilmeleri yolunda baskı yapmaya başladı.[7] İngiltere elçisinin de desteğini alan Rus elçisi, istekleri yerine getirilmez ise İstanbul’u terk etme tehdidinde bulunmaktan geri durmadı. Bunun üzerine Babıali eski voyvodaları görevlerine iade etti ve Napoleon’a bir mektupla durumu bildirerek anlayış beklediğini bildirdi. Ancak Osmanlı Devleti’nin yine de Fransa’ya eğilimi olduğunu gören Rusya, beklenmedik bir adım atarak Boğdan’a girdi. İleri hareketle Eflak ve Boğdan’ın tamamını işgal etti.[8] Rusya işgali kendi çıkarlarını koruma bakımından Babıali’nin tutumu karşısında bir garanti sağlama isteğiyle açıklıyordu. Bununla da yetinmeyen Rusya Eflak ve Boğdan’ı resmen ilhak edecek kadar ileri gitti.[9] Bu durum karşısında Sebastiyani Osmanlı devlet adamlarını Fransa ile bir ittifak imzalamaya teşvik etti. Nitekim Paris elçisi Vahid Efendi bir ittifak Antlaşması yapmak üzere görevlendirildiyse de Napoleon’un uzun oyalamaları karşısında uzun zaman bir ittifak zemini sağlayamadı.[10] Nihayet dokuzu açık ve üçü gizli toplam on iki maddelik bir savanma ve saldırı işbirliği Antlaşması imzalandı.[11] Napoleon ayrıca Rusya ile Osmanlı Devleti arasında bir anlaşma yapılmasına aracı olacağını da vaad ediyordu.[12]

Bu yönde girişimlerde bulunan Napoleon her iki tarafı idare ederek önce mütareke daha sonra da bir anlaşma yapılması isteğini ortaya koydu. Rusya mütareke isteğini kabul ederek savaşı kesti,[13] hatta mütareke süresinin sonunda henüz antlaşma yapılmamış olmasına rağmen savaşa başlamadı.[14]

Ancak bir barış antlaşması da gerçekleştirilemediğinden Rusya’nın Eflak ve Boğdan işgali sürüp gitti.[15] Bu arada Napoleon’un Avrupa coğrafyasını karıştıran savaşları da sürüp gidiyordu. Rusya’nın bir barış Antlaşmasına yanaşması için Napoleon’un Rusya aleyhine dönmesini beklemek gerekecekti. 1812 yılında Napoleon’un Rusya’ya göz dikmeye başlamasından tedirgin olan Rusya, Osmanlı Devleti ile Bükreş Antlaşmasını imzalayarak Eflak ve Boğdan’ın işgalini sona erdirdi.[16]

Rusların XIX. yüzyılda Eflak ve Boğdan’ı ikinci kez işgalleri Yunan isyanı sürecinde ortaya çıktı. Bilindiği üzere Yunan isyan bayrağı ilk kez yukarıda Eflak Voyvodası olarak sözünü ettiğimiz Konstantin İpsilanti’nin oğlu ve Rus Çarı’nın yaveri Aleksandr İpsilanti liderliğinde Boğdan’ın başkenti Yaş’ta daha sonra da Mora’da açıldı.[17] Yine aynı dönemde Tudor Vladimirescu Eflak’ta bir ayaklanma başlattı[18] ve Osmanlı askeri birlikleri karşısında bazı başarılar kazandı ise de kısa zaman sonra Sırp asilerle anlaşmazlığa düşerek onlar tarafından öldürüldü.[19] Babıali yaşanan olaylar karşısında, yerli boyarlar tarafından seçilmiş yeni ve yerli voyvodalar olarak Eflak’a Gregor Ghica’yı Boğdan’a ise loan Sandu Sturza’yı atadı.[20]

Bu arada Rus tahtına geçen I. Nikola, Bükreş Antlaşması hükümlerinin yerine getirilmediğinden bahisle ilişkilerin yeniden gözden geçirilerek yeni bir antlaşma yapılması talebinde bulundu. Osmanlı Devleti Mora isyanının bastırılması ile meşgul olduğundan, bu yüzden de uluslararası platformda zaten yalnız kalmış bulunduğundan bir de Rusya ile yeni problem yaşamak istemiyordu. Bu nedenle Rusya’nın istekleri kabul edilerek Akkerman’da yeni bir anlaşma imzalandı.[21] Ancak Yeniçeri ocağı’nın kaldırılması ve bunun yerine kurulan Asakir-i Mansure’nin tam yetiştirilememiş olması ve Navarin’de Osmanlı donanmasının tamamen imha edilmesinden cesaret alarak savaş niyetini ortaya koymaya başladı.[22]

Ve nihayet Rus birlikleri 7 Mayıs 1828 tarihinde Prut’u geçerek Boğdan’a girdiler, kısa zamanda bütün Eflak ve Boğdan’ı işgal ettiler. Rus ordusu ileri harekatına devam ederek Silistre’yi devamla Edirne’yi düşürdü ve bu durum İstanbul’un durumunu da tehlikeye soktu. Diğer bir koldan hareket eden Rus birlikleri ise Kafkaslar’da ilerleyerek Erzurum’u Poti’yi düşürerek Bayburt önlerine kadar geldi.[23] Ancak Ruslar bir yandan bu kadar kapsamlı bir askeri harekatı devam ettirme güçlüğünü göz önünde tuttuklarından diğer yandan salgın hastalıklar nedeniyle büyük kayıplar vermeye başladıklarından bir barış zemini aramaya başladılar. Osmanlılarda barış isteklerine derhal olumlu cevap verdiklerinden Edirne’de barış görüşmelerine başladılar. Görüşmeler sonunda Osmanlı tarihinin en ağır anlaşmalarından birisi olan Edirne Antlaşması imzalandı.[24]

Antlaşmada Osmanlı Devleti tarafından ödenmesi öngörülen savaş tazminatının tamamen ödenmesinden sonra Eflak ve Boğdan’ın Ruslar tarafından boşaltılacağı hükmü yer almaktadır. Diğer yandan Tuna’nın karşı tarafında bulunan Yergöğü (Giorgiu) ve İbrail (Braila) kalelerinin yıkılarak buraların Eflak arazisine katılması ile Tuna nehri Eflak’ın Osmanlı Devleti ile sınırı kabul edilmiş ve böylelikle Eflak ve Boğdan’ın özerkliğine doğru önemli bir adım atılmış bulunmaktadır. Bu bölgede artık Babıali’ye doğrudan bölge olarak sadece Dobruca kalmış olmaktadır. Ruslar Eflak ve Boğdan’ı boşaltmak konusunda daha önceki gibi direniş göstermediler. Çünkü önlerine Kavalalı Mehmet Ali Paşa sorunu karşısında Osmanlı Devleti’nin zor durumundan yararlanarak bir ittifak yapma ve daha önce hiç olmadığı ölçüde Osmanlılar üzerinde nüfuz kurma fırsatı çıkmıştı.

Rusların bundan sonraki işgalleri bütün Avrupa’yı saran 1848 İhtilalleri sırasında olacaktır. Rusya, Macaristan İhtilali’ni bastırmak üzere Avusturya ile işbirliği yapmış ve bu sırada yine “Bir Garanti Unsuru Olarak (!)” Eflak’ı işgal etmişti. Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde birbirlerinden farklı amaçlarla çıkarılan 1848 İhtilalleri Eflak’ta da -cılız ölçüde de olsa- yankı bulmuştu. Esasen 1848 Eflak İhtilali ile ilgili olarak Romen kaynaklarına dayalı olarak yapılmış çok yeni bir çalışma elimizdedir.[25] Bu çalışmaya göre Eflak İhtilali, temelde tabi bulunduğu Osmanlı Devleti’ne karşı değil, her fırsatta Eflak’ı işgal ederek bir hegamonya kurmaya çalışan Rusya’ya karşı yapılmıştır.

Berlin Maslahatgüzarı Mehmed Hilmi Efendi, Prusya ve Avusturya tarafından desteklendiği öne sürülen Eflak ayaklanmasını destekleyenleri araştırmış ve “Bu kişilerin gazetelerin yazdığı gibi Eflak bağımsızlığını isteyenlerin olduğunu, bunların daha önceleri Memleketeyn’den uzaklaştırılıp buralarda rençberlik ve gündelikçilik yapan güvenilmez adamlar olduğunu.” belirlemiştir.[26] Bu arada Boğdan Beyi Sturdza da istifa etmişti.[27]

Meselâ Şekip Efendi kendisini ziyaret eden Golesko’yu gayet soğuk karşılamış ve kendisini Boyar zümresine dahil olmayan.” birisi ve “Memleket sandığında ne mevcud ise kâffesine el koyan, hükümet-i muvakkate denilen hey’et-i fasidenin.” bir temsilcisi olarak görmüştür.[28] Eflak İhtilâli de doğrudan Osmanlı Devleti’ne karşı yapıldığı izlenimini tam verememiş olacak ki Avrupa’da yeterli desteği bulamamış ve Osmanlı Devleti tarafından kısa zamanda bastırılmıştır. Ancak Eflak bununla birlikte Macar Mültecileri meselesini çözmek bahanesiyle Rusya’nın işgaline uğramaktan kurtulamamıştır. Biraz önce sözünü ettiğimiz memleket sandıkları bu defa Rusya’nın yağmasına uğramış, ancak istediği miktarda para bulamayan Rusya hayal kırıklığına uğramıştır.[29] Rusya Macaristan harekatını yürütürken Boğdan, da sanki bir Rus vilayeti imiş gibi davranıyordu. Bu durum karşısında Osmanlı birlikleri Ömer Paşa komutasında Eflak’a girdiler. Rusya ihtilale karşı bir anlaşma yapma teklifinde bulundu. Bunun sonucunda Balta Limanı Senedi imzalandı. Yönetimde yeni düzenlemeler yapıldı. Yönetim için her iki beyin yanında memleket ileri gelenlerinden oluşan birer Divan oluşturuldu. Ayrıca her iki memlekette biri Osmanlı Devleti diğeri Rusya tarafından atanan komiserler görev yapacaktı. Divanın yapacağı yönetim düzenlemelerini bu komiserler onaylayacaktı. Bundan sonra Ruslar Memleketeyn’i 1850 yılında boşalttılar.[30]

Rusların 1850 yılında Eflak ve Boğdan’ı boşaltmaları aynı zamanda daha büyük bir uluslararası krizin başlangıcı zamanına rastlamıştı. Bu kriz literatüre Kutsal Yerler Sorunu (Makamat-ı Mübareke Meselesi) olarak geçen ve sonunda da Kırım Savaşı’na dönüşen bir hesaplaşmanın ilk perdesi idi.

Kutsal Yerler Sorunu iyice tırmanınca Osmanlı Devleti ile Rusya arasındaki gerginlik 1853 yılı ortalarında artık bir çatışma beklentisine dönüşmüştü. Bütün diplomatik yolları deneyerek barışçı yolları deneyen Babıali, savaş ihtimaline karşı hazırlıklarına da başlamıştı. Bu defa daha yüksek bir morale ve daha iyi durumda bir ordu düzenine sahipti.

Savaş için cephede bulunan Rumeli Ordusu Müşiri Ömer Paşa bir yandan askerî hazırlıklar ve müstahkem mevkilerin daha da güçlendirilmesi ile uğraşırken[31] diğer yandan uluslararası bir su konumundaki Tuna etrafındaki hazırlıkların uluslararası anlaşmalara aykırı olmaması için çaba harcıyordu.[32]

10 Haziran tarihinden itibaren Rus ordusunun sınıra doğru bir hareket içinde bulunduğu, Prens Gorçakof komutasındaki bu ordunun yakında Memleketeyn’i işgal niyetinde bulunduğu anlaşılıyordu.[33] Çar, Memleketeyn’i işgal etmek için neredeyse sabırsızlanıyordu. Diplomatik girişimlerin sonuçsuz kalmasını bu işgalin haklı gerekçesi gibi görüyordu. Nitekim ordularına Prut nehrini geçerek Memleketeyn’e girme emrini veriyor ve gerekçesini de 26 Haziran tarihli beyannamesinde “bunun bir istila hareketi olmadığı ve Ortodoks inancını korumak üzere ordularına hareket emrini verdiği” biçiminde açıklıyordu.[34] Reşid Paşa 30 Haziran’da Boğdan Beyi Prens Ghyka’dan bir mektup aldı. Mektupta “Rus orduları komutanı Gorçakof’un kendisine Eflâk ve Boğdan’ı işgal edeceğini söylediğini ve orduların yiyecek ihtiyacı için yardım etmesini istediğini” bildiriyordu. Ghyka ayrıca karşı koyacak durumda bulunmadığı için kendisine anlayış gösterilmesini de istiyordu.[35]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ