XIX. YÜZYIL SONUNDA MAKEDONYA SORUNU VE MAKEDONYA’DA KURULAN ÖRGÜTLER

XIX. YÜZYIL SONUNDA MAKEDONYA SORUNU VE MAKEDONYA’DA KURULAN ÖRGÜTLER

Makedonya’da 19. yy. sonunda Balkan ülkelerinin başlattığı, Avrupa devletlerinin müdahale ettiği ve Osmanlı Devleti’nin çözmek için uğraştığı bir sorun yaşanmıştır. Avrupa Devletleri tarafından Doğu Sorunu’nun bir parçası olarak görülen Makedonya sorununun özü, bu bölgenin Bulgaristan, Yunanistan ve Sırbistan tarafından kendi sınırları içine katılmaya çalışılma mücadelesidir. Bu mücadeledeki ana dinamikler milliyetçilik ve emperyalizm olmuştur. Sınırları ve etnik yapısı net belirlenemeyen Makedonya’da, sorunun tarafları olan Balkan, Avrupa ve Osmanlı Devletleri bu dinamikleri kullanarak Makedonya’yı ya kendi topraklarına katmaya ya da kontrolleri altında tutmaya çalışmışlardır. Bu amaçla 19. yy. sonunda Makedonya’da örgütlü bir mücadele dönemi başlamıştır.

A. Milliyetçilik ve Emperyalizm

Fransız Devrimi sonrası, politik açıdan önem kazanan milliyetçilik akımı, özellikle 1830’lardan sonra Avrupa’nın uluslar arası politikasını önemli ölçüde etkilemiştir. 1880’lerden itibaren Avrupa tarihinde milliyetçilik olgusu şu görüşlerle desteklenmiştir: 1. Kendisini millet sayan her halk topluluğu kendi topraklarında, bağımsız bir devlet kurma hakkına sahiptir. 2. Millet olmada etnik köken ve dil belirleyici unsurlardır. Bu dönemden sonra millet ve bayrak kavramları hızlı bir şekilde politik sağın kullanım malzemesi olmuştur.[1]

Milliyetçilik akımı yanı sıra, din olgusu da 19. yy. Avrupa, Osmanlı ve Balkan tarihini anlamak için göz önünde tutulması gerekmektedir. İnsanları bir arada tutma ideolojisi olan milliyetçilik, dinden sonra ortaya çıkmış, hatta onun yerini almış ve zaman zaman onunla çatışmıştır. Toplumu bir arada tutma aracı olarak kullanılan din olgusu feodalizm dönemine denk düşmekte ve sadakat noktasını Tanrı olarak belirlemektedir. Milliyetçilik ise kapitalist döneme denk düşmekte ve sadakat noktasını ulus olarak belirlemektedir.[2] Bu farklılığa rağmen, 19. yy.’da Balkanlar’da yaşanan gelişmelerde bu iki güç aracı birbirlerinden kopmamıştır.

Osmanlı Devleti’nde, millet sistemine bağlı olarak dini yapılanmalarından dolayı özellikle Balkanlarda yaşayan halklar, ileride kendilerine ulusal bilinç kazandıracak farklılıklarını, kendilerine ait kiliseler ve okullar aracılığıyla dinlerini ve dillerini koruyarak canlı tutmuşlardır.[3] İmparatorluk yönetiminin hoşgörü gösterdiği bu kiliseler, 19. yy.’da Balkanlar’da yaşanan çatışmalarda önemli bir rol oynamıştır.[4]

Bir devletin siyasi, ekonomik egemenliğini ve gücünü, sınırları dışındaki diğer topraklar üzerinde genişletmesi anlamına gelen emperyalizm,[5] 19. yy.’da Balkanlarda yaşanan gelişmeleri açıklayan bir diğer olgudur.19. yy.’ın ikinci yarısında büyük devletler kendileri için birer sömürge imparatorluğu kurarak hem anayurda endüstri için hammadde ve pazar sağlamayı ve hem de kendi ülkelerindeki nüfus fazlası için yeni yerleşim birimleri kurmayı amaçlamıştı. Bu amaçlarının stratejik önemi de olmuştur. Kıbrıs, Mısır ve Tunus bu amaçla Osmanlı Devleti’nden alındıktan sonra[6] 19. yy. sonunda sıra Balkanlar’a ve özellikle Makedonya’ya gelmişti.

18. yy. sonunda Balkanlar’da, sonucunu I. Dünya Savaşının belirleyeceği bir paylaşım savaşı yaşanmıştır. Avrupa’nın kapitalist devletleri bu bölgede ekonomik paylaşım savaşını şekillendirmiştir.

18. yy.’da İngiltere’de başlayan sanayileşme devriminin Avrupa’da yayılması ile ortaya çıkan üretim fazlası, bir sonraki yüzyılda Osmanlı Devleti üzerine uygulanan siyasi gelişmeleri de etkilemişti. Bu üretim fazlasını satmak için pazara ve sanayicinin yeni ürünlerini imal etmek için ise Avrupa’da sınırlı olan hammaddeye ihtiyaç doğmuştu. İşte bu nedenlerden dolayı devletler sömürge savaşına girmiştir. Osmanlı İmparatorluğu gibi iç ve dış politikada etkinliğini kaybetmiş, hammadde bakımından zengin, sanayileşmemiş, stratejik ve jeopolitik önemi olan bir bölgede bulunan bir devlet sömürge savaşı için uygun bir potansiyele sahiptir. Bu nedenle Osmanlı Devleti 19. yy.’da yaşanan sömürge savaşının önemli bir merkezi olmuştur.[7]

B. Makedonya

Coğrafi adını ilk çağda bu bölgede yaşayan Maked ya da Maketlerden alan Makedonya,[8] coğrafi bir terim olarak ancak Avrupa’daki Aydınlanma Çağı’nda, klasik yazının Yunan ve Roma yer adları geçerlilik kazanınca moda olmuştur.[9] Bundan önce ise ne Ortaçağda Bulgar ya da Sırp krallıkları, ne de Osmanlılar bu terimi kullanmışlardı. Politik-coğrafi anlamda Makedonya terimi ise Avrupalılar tarafından ancak 19. yy.’da kullanılmaya başlamıştır.[10]

Makedonya’nın sınırları tarih boyunca kesin çizgilerle belirlenememiş olsa da, 19. yy. sonuna gelindiğinde Osmanlı egemenliği altındaki bölge Selanik, Manastır ve Üsküp vilayetleri ile bu vilayetlere bağlı sancak, kaza ve köylerden meydana gelmiştir. İlk zamanlarda bir yönetim birimi ya da coğrafi birlik olmamış olan Makedonya bölgesi Osmanlı Devleti’nin son döneminde özellikle vilayet-i selase olarak adlandırılmıştır.

19. yy.’da Avrupa coğrafyacıları Makedonya sınırlarını kuzeyde Sar Planina, güneyde Olimpos ve Pindus, doğuda Rodop, batıda Ohrid gölü ile çizmişlerdi. Bu bölgede toplam 62,000 km. karelik bir arazide yaklaşık 2,000,000 kişi yaşamaktaydı. Bölge Selanik, Manastır (Bitola) eyaletleri ile 1877’de kurulan Kosova eyaletinin bir bölümü ile Selfice (Servia) özerk sancağından oluşmuştur.[11]

Geçilmesi zor dağlar, göller ve nehirler Makedonya’nın genel coğrafi özelliği olmuştur. Bunun yanı sıra Makedonya, farklı iklim özellikleri gösteren yüksek dağ sıraları ile ayrılmış ve bir çok havzadan oluşmuştur. Bu özellik Makedonya bölgesinin nüfus çeşitliliğinin çok olmasında da doğrudan etkili olmuştur.[12]

19. yy.’da Makedonya bölgesinin etnik yapısını ortaya koymak için farklı nüfus verileri ortaya çıkarılmıştır. Osmanlı Devleti’nin ve diğer unsurların verilerine bakıldığında, hepsinin kendi siyasal amaçlarına göre nüfus sonuçları ortaya koyduğu görülür. Bölgenin nüfus verilerinde tarafların farklı dayanak noktası seçmeleri siyasi amaçlarına hizmet etmiştir. Örneğin Osmanlı Devleti’nin yaptığı nüfus sayımlarında din farklılığı dayanak noktası olmuştur.[13] Balkan milliyetçilileri ise dil[14] ve din farklılıklarını dayanak noktası yapmışlardı. Farklı nüfus sonuçlarında asıl sorun, bölgede kimin olduğu değil, kimin ne kadar olduğu olmuştur. Elde olan farklı nüfus verilerine göre 19. yy. sonunda Makedonya’da yaşayanları şöyle sıralayabiliriz: Bulgarlar, Türkler, Eflaklar (Ulahlar), Yahudiler, Arnavutlar, Çingeneler,[15] Yunanlar, Sırplar ve bunlardan başka kendilerini ayrı bir Güney Slav grubu olarak kabul etmemizi sağlayacak lehçe ve kültürel özellikleri olan Makedonlar.[16]

Osmanlı yönetimi altında Makedonya’da yaşayan insanlar genel olarak gelirlerini üç yoldan sağlamıştır: Toprakla uğraşarak, ticaret yaparak ve devletten maaş alarak. 19. yy.’ın son yıllarında ise, yaşamlarını halktan zorla ya da gönüllü aldıkları yardımlarla sağlayan eşkıya çeteleri de bir geçim tarzı olarak görülmüştür. Din adamları ise, kendi konumları gereğince sağladıkları gelirlerle yaşamışlardı.[17]

Makedonya bölgesi coğrafya ve iklim özelliklerinden dolayı ekonomik olarak fakir ve tarımda verimlilik oranı düşük olmuştur. Osmanlı Devleti bu bölgede, 1858 yılında çıkardığı bir yasa ile pamuk, pirinç ve tütün üretimi yapılan çiftlikler oluşturmuştur. Çok sayıda çiftlik Selanik’in Yunan ve Musevi tüccarlarına geçmiştir. Bölgede bu çiftlikler kadar geniş alana sahip olmayan daha küçük, bir-iki hektarlık topraklarda da üretim yapılmıştır. Buralarda ise tahıl ve mısır üretimi yaygın olmuş fakat yine verimlilik oranı yüksek olamamıştır.[18]

19. yy.’ın son çeyreğinde, Osmanlı Devleti’nde genelde yaşanan fakirleşme sürecinden, Makedonya’daki halk da etkilenmiştir. Makedonya’da ticaretle uğraşan küçük bir grup dışında, halkın ekonomik durumu onların Müslüman, Hıristiyan ya da Yahudi olmalarına göre değişmemiştir. Hıristiyanların ekonomik yönden acımasızca sömürüldükleri, sosyal hayatta birçok sorumluluğu olan fakat hiçbir hakkı olmayan ikinci sınıf insanlar olarak kabul edildikleri yönündeki yaklaşımlar gerçeğe dayanmamaktadır.[19] Osmanlı Devleti’nde, millet sistemi esaslarına göre, Müslümanlar Hıristiyanlardan üstün kabul edilse de, İmparatorluğun son yıllarına yaklaştıkça bu özellik, Makedonya gibi Hıristiyanlar lehine dış müdahalenin olduğu bir bölgede, eski etkisini kaybetmiştir. Makedonya köylüsünün ekonomik yükünün ağır olduğu doğrudur fakat bu durum Osmanlı yönetimi sonrasında da değişmemiştir. Hatta durumlarının Osmanlı yönetimi altında daha iyi olduğu bile söylenebilir.[20]

C. Avrupa Devletleri

Osmanlı İmparatorluğu, 19. yy.’da Makedonya’da karşılaştığı sorunlarda, coğrafi konumları ve yönetim yapıları gereği en çok Avusturya-Macaristan ve Rusya ile muhatap olmuştur. Her iki devlet de imparatorluk yapısına sahipti ve gerek milliyetçilik gerekse de emperyalist gelişmelerden en az Osmanlı İmparatorluğu kadar etkilenmişlerdi.

Bu dönemde İngiltere ve Fransa deniz aşırı sömürge faaliyetleri ile meşgul oldukları için Balkanlar’da Avusturya-Macaristan ve Rusya kadar etkili olmamışlardır. 19. yy.’da İngiltere için öncelikli dış politika konularını Mısır, Süveyş Kanalı ve Hindistan oluşturmuştu. 1878’de Berlin Antlaşması’yla Osmanlı toprak bütünlüğünü koruma politikasını terk eden İngiltere, Doğudaki sömürgelerine en uygun şekilde ulaşmasını sağlayacak bölgenin kontrolünü elde etmeye çalışmıştır. Bununla birlikte özellikle Rusya’nın Balkanlar’da İngiltere’nin aleyhine güçlenmemesi için yapılacak reformları da takip etmiş ve yönlendirmiştir. Bunun yanı sıra İngiltere, Balkan politikasında en önemli rakibi olan Rusya ile arasında gelişen ticarete zarar vermemek için Rusya’ya karşı sert politika uygulamamaya çalışmıştır. Her iki ülkenin de Balkanlarda statükonun devamından yana olması, İngiltere ile Rusya arasındaki ilişkiyi yumuşatmıştır.

19. yy.’da Fransa’nın amacı Osmanlı topraklarını almaktan ziyade, bir Akdeniz ülkesi olarak bu bölgede İngiltere karşısında güçlü kalmak olmuştur. Bu nedenle Fransa Tunus’a yönelmiştir. Bu yüzyılda Fransa’nın diğer önemli dış politika konusunu Almanya ile arasında olan Alsaice-Lorraine sorunu oluşturmuştur. Fransa, Almanya karşısında bölgede güçlü kalabilmek amacıyla, Rusya ile yakınlaşmıştır. Bu amaçla 1894 yılında Rusya ile Fransa arasında yapılan antlaşmayla, Balkanlar’da statükonun korunmasına karar verilmiştir.[21] Fransa Balkanlar’da herhangi bir savaşa doğrudan dahil olmayı tercih etmemiştir. Ancak bununla birlikte, İngiltere gibi Fransa da Balkanlar’dan tamamen elini çekmemiştir.

Almanya ve İtalya, 19. yy. sonunda Makedonya sorununda diğer Avrupa devletleri kadar etkin rol oynayamamıştır. Her ikisi de diğer Avrupa devletleri karşısında güç dengesi olabilmek için özellikle Osmanlı Devleti topraklarından pay kapmaya çalışmışlardı. Almanya ve İtalya’nın Makedonya üzerindeki rolü daha ziyade 20. yy. başında etkinlik kazanmıştır.

Rusya, 19. yy. sonunda Balkanlar’da gücünü arttırmak için Panslavizm ve Panortodoks politikalarını kullanmıştır. Bunun için en uygun fırsat Bulgaristan olmuştur. Bulgaristan’a Ayastefanos ile sunulan Büyük Bulgaristan sınırları arasına Makedonya da katılmıştır. 1815 Viyana düzenine göre ayarlanmış olan statükonun 19. yy. sonunda Balkanlar’da Rusya lehine bozulmasına razı gelmeyen başta İngiltere ve diğer Avrupa devletleri 1878’de Berlin Antlaşmasıyla statükonun devamına ve Makedonya’nın Osmanlı Devleti’ne bırakılmasına karar vermiştir. Bu nedenle Rusya, Balkanlar’da kontrolü elinde tutarak Ege ve Akdeniz’e inme amacıyla kendi yarattığı Bulgaristan’dan istediği sonucu alamamıştır.[22] Buna rağmen Rusya, kontrolü tamamen kaybetmemek için Bulgaristan’da bulunan ve Makedonya’daki ayaklanmalara destek olan örgütlere yardım etmeye devam etmiştir. Rusya 1878’de Büyük Bulgaristan fikrini desteklerken, 1885’te Doğu Rumeli’nin Bulgaristan’a ilhakına sıcak bakmamıştır. Çünkü Rusya’ya göre bu ilhak Bulgaristan’ın kendi kontrolünden çıkması demekti.[23]

19. yy. sonunda Makedonya ile doğrudan ilgilenen diğer ülke Avusturya-Macaristan olmuştur. Bu ilgi, yalnızca Rusya’nın Panslavist ya da Panortodoks politikası karşısında bir tepkiden kaynaklanmamıştır. Avusturya’nın bölgedeki maddi yatırımları bu ilgiyi arttırmıştır. Bölgedeki demiryolları çoğunlukla Avusturya’ya ait işletmelerdi. Her ne kadar bölgedeki asayiş bozukluğu bu ticareti olumsuz yönde etkilemiş olsa da, Selanik ve Üsküp ticaretinin önemli bir bölümünü Avusturyalılar yürütmüştür. Ayrıca demiryolu ve buharlı gemi aracılığı ile Selanik, Avusturya için iyi bir pazar olmuştur. Bu nedenlerle, Avusturya için, ekonomisine önemli oranda katkıda bulunabilecek

Makedonya’yı ele geçirmek, dış politikasını Makedonya faktörüne göre belirlemeye yeter bir neden olmuştur.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ