X. YÜZYILLARDA DOĞU TÜRKİSTAN’DA DOKUMACILIK

X. YÜZYILLARDA DOĞU TÜRKİSTAN’DA DOKUMACILIK

İpekçilik ve ipek dokumacılığı Doğu Türkistan’ın vahalarında zanaat alanındaki üretimde önemli bir yer tutmaktadır. M.S. birinci yüzyılda Doğu Türkistan vahalarından Çin’in ham ipek ve ipekli kumaşlarının ticaret yolları geçmekteydi, yani bu yollar Çin’i “Batı ülkeleri” ile birleştiren Asya’nın en önemli ticari yollarıydı. İpek dokumacılığı Doğu Türkistan’da Avrupa’dan ve hatta İran’dan birkaç yüzyıl önce yaygın olduğu ve Çin’in ipek tekelciliğine Doğu Türkistan vahalarında son verildiğine dair belgeler mevcuttur.

Ön Asya ve Akdeniz bölgelerine gelen ipek miktarı ekonomik yaşamda ve tatbiki güzel sanatlarda büyük bir rol oynayamayacak kadar azdı. Ender bulunan ipek, batıda M.S. ilk yüzyıllardan beri bilinmekteydi. İpeğin, Yakın Doğu ve Akdeniz bölgelerinde hayati mamullerden pahalı fakat ulaşılabilir olması VVI. yüzyıllarda başlamıştır.[1] Batı’ya ipek daha çok yarım mamul olarak ipek ipliği şeklinde gelmekteydi.[2] Gelen ipekten İran ve Bizans’ın ipek dokuma atölyelerinde kıymetli ipekli kumaşlar dokunuyordu. İpek kumaşlara toplumun üst sınıfların talepleri arttıkça, ipek bir ihtiyaç haline gelmiştir.

VVI. yüzyıllar; Asya ülkelerinin siyasi ve ekonomik hayatlarında devamlı olaylar sürecidir. Bu olaylardan en önemlisi ipek ticaretiydi. İpek ticaretinde tekelcilik ve Orta Asya’dan geçen “ipek yolları” diye adlandırılan kervan yollarının kontrolü için İran ile Bizans ve İran ile Eftalit Devleti arasında şiddetli savaşların geçtiği bir süreçtir. İpek; o dönemin doğudan batıya götürülen en önemli malı niteliğini taşıyordu.

Doğu ve Batı’yı birleştiren “Büyük İpek Yolu” Çanyan’dan başlayıp Nanşan sıradağlarından akan derelerle sulanan, çok sayıda vadinin üzerinden geçiyordu. Kervan yolunun bu kısmı kolaydı. Fakat daha sonra gelen Hami vahası, oradan da Turfan’a götüren Lükçun çukuruna kadar olan geçit son derece zordu. Bazı komşu vahalarla birlikte bu vahaların ikisini IX. yüzyılın ortalarında Uygurların fethettiği ve topraklarında Uygur Turfan Devleti’nin kurduğu bağımsız Goaçan Prensliği teşkil ediyordu.

Goaçan’dan sonra “Büyük İpek Yolu” ikiye ayrılıyordu. Yollardan biri Karaşar, Kuça ve Aksu’dan TyanŞan’ın güney yamaçlarından sonra Issık Göl’ü önünden Çu nehrinin vadisini geçtikten sonra da Talas vadisinin üzerinden İsfara’ya götürmekteydi. Diğeri ise kuzey kolu olup, ilki gibi Goaçan’dan başlayıp Urumrçi, Manas, Kurkarausu ve İrenŞabirgan dağlarından İli nehrin vadisine giden Güney Cungarya üzerinden güneye yani Orta Asya’ya götürmekteydi. Bunun dışında, Yulduz vadisi üzerinden İli vadisine götüren zor bir yol mevcuttu. Fakat bu yol diğerlerine kıyasla çok az kullanılıyordu.[3]

Kervanlar, geçtikleri zor yollardan sonra Orta Asya’da, yolculuğu devam edebilmek için hazırlık yapıyor ve dinleniyorlardı. Orta Asya’daki en büyük dinlenme noktalarından biri Paykent (Buhara) şehriydi. Daha sonra yol Horasan’dan Rey ve Hamadan’a gidiyordu. Oradan ise kervanlar Bizans Neseviya kalesine, Suriye ve Konstantinopol’a doğru gidiyorlardı. Genelde kervanlar İran sınırına kadar olan yolu 150 günde tamamlıyordu, oradan da Bizans sınırında bulunan Nizip’e kadar 80 gün daha gerekiyordu.[4]

Böylece, VVI. yüzyıllarda ipek ticaretinin, Orta Asya, daha sonra da Ön Asya ve Akdeniz bölgelerinin ekonomik hayatında önemli bir yeri olmuştur. Bu süreçte ipek, istenilen ve sürümü çok olan ve uluslararası döviz niteliği taşıyan bir mal haline geldi. Devlet borçlarının ödenmesi, hükümdar, hükümdar elçilerinin ve devlet görevlerinde üstün başarı gösterenlerin mükafatlandırılması, ücretli çalışanlarının ödemeleri ipekli kumaşlarla yapılmaktaydı. İpek, altın ve mücevherler gibi otorite (güç) belirtisi olmasa da soylu vatandaşların zorunlu hayat mallarından biri olmuştur. Tak ve Bustan bölgelerinde, saray yakınların ve avcıların elbiseleri özenle yapılmış nakışlarla işlenmiş olması tesadüf değildir. Varahşa ve Pencikent duvar resimlerden biri olan Balalıktepe tasvirinde bayramlara, ayinlere katılan soyluların kaftanlarının, çeşitli ve zengin resimlerde, büyük itina ile yapılması da tesadüf değildir. Merkezi Asya ve Uzak Doğu buda tapınaklarının tasvirlerinde dindarların elbiseleri zengin “Sasani” nakışları ile süslenmiştir.

Dışarıdan getirtilen hammaddeden ipek kumaşları Küçük Asya’da M.S. ilk yüzyıllardan beri üretiliyordu.[5] İran’daki ipekli kumaşların üretimi ise, esir alınmış ve İran’a yerleştirilmiş Yunan ustaların yardımıyla II. Şabur’un (309379) saltanatı döneminde başlatılmıştır.[6]

Bizans İmparatorluğu’nun başkenti Konstantinopol’deki Zevksip sarayında pahalı ipek kumaşları üreten dokuma ve boyama atölyeler mevcuttu.[7]

İpekli kumaş dokumacılığın batıya gelmesi hakkında kesin bir tarih tespit edilememiştir. Kayserili Prokopius ve Bizanslı Teophilis rivayetine göre lustinian (527565) saltanatı döneminde iki rahip (başka bir efsaneye göre ise Pers tüccarı) ipek böceğini oyulmuş asânın içinde gizli getirip bu değerli kültürün Bizans’ta yayılmasını sağlamışlardır.[8]

İpek böceğinin Bizans’a nereden ve ne zaman getirildiği hakkında Kayserili Prokopius’un sunduğu malumatlar belirli bir merak uyandırmıştır. Kayserili Prokopius’un “Gotlar ile Savaş Hakkında” adlı yazısındaki efsaneye göre, iki rahip Yustinian İmparatorun emri üzerine “birçok halkın yerleştiği Hindistan üzerindeki olan Serinda adlı topraktan” ipek böceği yumurtaları gizli olarak getirtmişlerdir.[9]

Henning’e göre, Kayserili Prokopius’un sunduğu malumatlarındaki İran ile Bizans arasındaki savaşı ve Orta Asya’ya ya da Kuzey Hindistan’a yolculuğu gerçekleştirebilmek için belirli bir süre gerekeceğine dair bağlantı yapıldığını dikkate alacak olursak, rahiplerin ilk yolculuğu 550 yılında,

İkincisini de 552 yılında Bizans’a dönüşleri ise 553 ya da 554 yılında gerçekleşmiştir.[10] VI. yüzyılın ikinci yarısında ipekçilik tüm Malezya’ya yayılmıştır.

Kayserili Prokopius’un “Serinda”sının ve Bizanslı Teophilis’in “Serler ülkesi”nin bulunduğu yerlerin tespitleri belirli bir merak uyandırmıyor değil. Bu adlandırmaları ile tam olarak Asya’nın hangi ülkesi kastedildiği hakkında değişik görüşler mevcuttur. Bazı araştırmacılar Kayserili Prokopius’un “Serinda”sı ve Bizanslı Teophilis’in “Serler ülkesi”nin ipekçiliğin beşiği Gök İmparatorluğu olan Çin olduğunu düşünmek gerektiğini savunmaktaydılar.

Bilindiği gibi, kadim zamanlarda ipekçilik Çin’de başlayıp M.S.’ki dönemde de uzun bir gelişme süreci geçirmiştir. Bir zamanlar kadim milletlerde bilinen ipek ipi teknik açıdan dokuma için uygun malzemeyi teşkil ediyordu. İplerin yüksek teknolojik nitelikleri kumaşın esaslı sık ve argaç olmasını sağlıyordu. Kadim zamanın yün, keten, pamuk ve diğer dokuma malzemeleri ne ipeğin dokuma niteliklerine ne de ona rakip olabilecek niteliklere sahiptiler. Çin halkının ataları Neolitik Devir’de bile ipekli kumaşların üretimi ve kullanımı hakkında bilgiye sahiptiler. Çin arkeologlar tarafından Yeni Taş Devri durağı olan Siintsun’da (Şan’si vilayeti) yapılan kazılar sonucunda donmuş ipek kozası bulunmuştur.[11]

Eski Çin kaynaklarına göre İnŞan (M.S. XVXI. yy.) döneminde ipekçilik, halkın en önemli uğraşlarından biriydi. İn döneminin kemik üzerindeki yazıtlarında sık sık, dut ağacının yetiştiğini gösteren santut ağacının hiyerogliflerine rastlanmaktadır. Birçok yazıtta tsanipek kozasını; sıipek ipi; boipek kumaşını ve ayrıca değişik giysi çeşitlerini gösteren hiyeroglifler bulunmaktadır.[12]

V. Sylwan, İn dönemine ait gümüş kaplar üzerindeki ipekli kumaşların izlerin incelemesi sonucu dönemin dokumacılık tekniğinin gelişmiş olduğunu tespit etmiştir.[13] Ayrıca, İnŞan dönemine ipekli kumaşların ipek böceği iplerinden yapıldığını tespit etmiştir. Kumaş izlerindeki iplerin dokuma tarzı Çin’de üç bin yıl önce mükemmelleştirilmiş dokuma tezgahlarının var olduğunu göstermektedir.

Fakat, araştırmacıların çoğu, Çin’deki bu kadim ipekçilik kültürün varlığına rağmen, ipekçiliğin batıya Çin’den geldiği fikrini paylaşmamaktadırlar. Kayserili Prokopius “Serinda”sında ve Bizanslı Teophilis’in “Serler Ülkesi”ndeki gibi ipekçiliğin vatanının Çin değil de, Doğu Türkistan olduğunu kabul etmektedirler.[14]

Büyük ihtimalle ipekçilik Batı’ya Doğu Türkistan vahaları Turfan, Hotan, Kuça’dan gelmektedir. Tarım nehrinin havzasında bulunan bu büyük vahalar, Çin, İran, Orta Asya ve Kuzey Hindistan ile sıkı ilişkileri olan Doğu Türkistan’ın yüzyıllar boyunca en önemli ekonomik, siyasi ve kültür merkezlerini teşkil etmekteydi.

IV. yüzyılda ipekçilik kültürü Hotan’da yayılmıştır.[15] X. yüzyılda Hotan, Doğu Türkistan’daki ipek üretiminde birinciliği korumaktadır. Nüfusun gelirinin büyük kısmını ipekçilik oluşturmaktadır. İpek dokumacılığı gelişmiş olmasına rağmen iplik şeklinde ihraç edilmektedir.[16] Birçok malumata göre, ipekçilik zanaatın kadim zamanlardan beri Hotan ekonomisinde çok önemli bir yer tutmaktadır. Çinli seyyah Süan Tszan (VII. yy.) Hotan’da ipek böceği tapınağının var olduğunu tespit edip ipekçiliğin Hotan’da yaygın olduğunu belirtmiştir.[17]

Buda tasvirinin yanı sıra, iğ tutan, ellerinde beyaz kozalar dolu tepsiler taşıyan veya suyla dolu kaselerin içinde kozaları açmaya çalışan kadınların erkanında da ve ellerinde dokumacılık alet ve edevat olan dört kollu tanrının tasviri bulunan Hotan kökenli ikonalar Çinli seyyahın verdiği malumatlarla tasdik edilmektedir.

Çin’de de ipekçilik tanrısına tapılmaktaydı. İpekçilik tanrısının var olması ve onun için kurban verilmesi Çin halkının ona verdiği önemi göstermektedir. İn dönemine ait olan kemik yazılarından birisi diyor ki:

“İpekçilik tanrısı için 8. ayın kurbanı üç öküzdür.”[18] İn yazılarında bahsedilen ipekçilik tanrısı olarak büyük ihtimalle efsane imparatorun eşi Huan di Leytszu kastedilmektedir. İnsanlara ipek böceği yetiştirmeyi ve ipekli kumaşların dokunmasını öğreten ipekçilik hamisine tapma, Çin tarihinde her zaman var olmuştur.

İpekçiliğin kutsallaştırılması Tarım nehri havzasının vahalarında da çok yaygın idi. Britanya Müzesi’nde Sergi galerisine ait olan tahta ikonalarda tek başına ve erkanı ile birkaç ipekçilik Tanrısı tasviri sunulmuştur. Sergi galerisine ait tahta üzerine yapılmış dörtgen şeklindeki iki taraflı ikona büyük bir ilgi çekmektedir.[19]

Dikey olarak yapılmış tasvirin üst kısmında ayaklarını çapraz koymuş, kareli bir yastıkta oturan kabasakallı, büyük ve derin gözleri olan dört kollu Tanrının erkek figürü net olarak fark edilmektedir. Ayaklarda ise yüksek konçlu Orta Asya çizmeleri vardır. Tasvirin alt kısmında aynı boyutta ve ikişer olarak dört figür daha mevcuttur. Üstekiler birbirine 4/3 dönüşlü olarak durmaktadırlar; sağdaki ise (buda ikonografisindeki çar oğullarına özgü saç, serpuş ve kıyafetlere göre) kadın veya delikanlıdır. Figürün elleri dizlerinin yanında tasvir edilmişti, konik ayaklı bir kabın içindedir. Solda uzun kollu Çin elbisesi giymiş ve Çin tarzında salkımlı firketeyle saçlarını süslemiş oturan bir kadın bulunmaktadır. Çin kadın sol elinde makas veya maşa, sağ elinde de beyaz bir kumaş bezi tutup ellerini öne doğru uzatmıştır. Alt sıranın sağ tarafında omuzlarına dökülen örtü ve yukarıya doğru genişleyen dişsiz sarı (altın) tacıyla oturan bayan figürü görünmektedir. Önünde dokuma tezgahı vardır. Sol elinde mekik tutmaktadır. Solda da yukarıda söz ettiğimiz Çinli kadına benzer bir kadın tasviri yapılmıştır. Kadın sol elinde tuttuğu iğ ipinin ucunu yukarıya kaldırıp sağ eliyle tutmuştur.

Bu ikonanın benzeri, yine Hotan kökenli olan A. Stein koleksiyonunda da vardır. DandanUylıktan olan tahta örneğinde yatay olarak bir sırada yerleştirilmiş beş oturan figür yapılmıştır. Ortasında Sergi galerisindeki ikonaya hem giyim hem de duruşu bakımından benzeyen dört kollu erkek tanrısı bulunmaktadır. Tanrı, alt sağ elinde kadeh tutmaktadır. Tanrının üst sağ elinde makas veya maşa, üst sol elinde de kısa bir bıçağa veya jiletli kazağına benzeyen bir alet tutmaktadır. Tanrının sol tarafında lavtası olan oturan müzisyen tasvir edilmiştir. Onun yanında ellerini göğüsün önünde tutan kadın figürü var. Tanrının sağ tarafından kadın figürü, yanında da dokuma tezgahın önünde oturan insan bulunmaktadır.[20]

Yukarıda söz edilen ikonalarındaki Tanrı dokuma sanatı temsilcileri ile çevrilmiş, fakat kendisinin dokuma aletleriyle direk teması yoktur. Tanrının dokuma sanatı ile sıkı bir bağlantısının var olduğunu amatörarkeolog olan N. F. Petrovskiy’nin Hotan koleksiyonuna ait çift taraflı ikonası göstermektedir. İkonanın arka tarafının tamamı tahtında oturan dört kollu Tanrı figür ile kaplanmıştır. Tanrının elbisesi Merkezi Asya karakterine özgü, Merkezi ve İç Asya kökenli çeşitli ve çok sayıda olan tasviri gereçlerle belirlenmiştir. Britanya Müzesi ve Sergi galerisine ait birçok Hotan ikonasında dört kollu tanrının giyimi aynıdır.[21] Yukarıda söz edilen tüm tanrıların tek giyimleri değil, oturuşları da benzemektedir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al