X-XII YÜZYILLARDA MERV

X-XII YÜZYILLARDA MERV

“Altından daha değerli cilt-cilt kitaplardan oluşan Merv kütüphaneleri dünyanın ilk ilmi merkezlerinden biridir”.

Saparmurat TÜRKMENBAŞI

Yirminci yüzyılın sonunda Samaniler devletinin dağılması ve Gazneliler devletinin ortaya çıkması ile ilgili Orta Asya’da önemli siyasi değişiklikler yaşanmıştır. Bu vakıa tarihin bundan sonraki gidişatında dönüm noktası olmuştur. XI. yüzyılda Tuğrul Bey ve Çağrı Beyin başkanlığında Büyük Selçuklu Türkmen devletinin kurulması tarihin kavşağında büyük bir dönüm noktası olarak sadece siyasi olaylarda değil, Horasan’ın ve Harezm’in iktisadi ve kültürel açıdan kalkınmasında da büyük iz bırakmıştır.

Büyük Selçuk Türkmen Devleti’nin kültürünün gelişmesine, sonra ise belli bir dönemde onun zayıflamasına etki eden nedenler nelerden ibarettir sorusunu cevaplayabilmek için ilk olarak o dönemin öncesindeki durumu netleştirmemiz gerekiyor. İşte bu noktayı nazardan baktığımızda Orta Asya’nın, Yakın ve Orta Doğu devletlerinde VII-X yüzyıllar ilmin ve kültürün yükselmeye başladığı dönem olmuştur. Peki bunu nasıl izah edebiliriz?

Bu durum Arapların ve Arapça alfabenin Orta Asya’ya gelmesi aynı zamanda dönemin gelişmiş devletlerinin ilmi-felsefi mirasının Arapça’ya aktarılması, Arapça’nın ise o zamanlar ilmi dil olarak işlev görmesiyle izah edilebilir. Bu faktörler, sonraki devirlerin kültürel açıdan gelişmesine büyük ivme kazandırmıştır.

Türkmen komutanları Tuğrul Bey, Çağrı Bey ve Musa Yabgu 1035 yılında 10 bin Türkmen ailesiyle Horasan’a gelmiş yaklaşık bir yıl sonra Merv’in Camilerinde Çağrı Bey adına Hutbe okutulmuş ve ona “şahların şahı” unvanı verilmiştir. İşte o dönemden itibaren Merv Türkmenlerinin başkenti olarak daima hafızalarda durmuştur.

Horasan’ın en büyük şehirlerinden biri olan Merv’de insanların uğraşı ve hayatı, kahramanlığı, ahlaklılığı hakkındaki anlatılanlar soydan soya aktarılarak efsanelere dönüşmüştür. Arap coğrafyacısı al-Makdisi’nin Merv’i Mekke’nin Hicaz şehri ile bir sıraya koyması ve ona “Horasan şehirlerinin anası”[1] demesinden bu şehrin Yakın ve Orta Doğuda hem de Horasan’da büyük bir üne sahip olduğunu anlamak zor değildir.

Ünlü oryantalist V. A. Jukovskiy’nin yazdığı gibi halifeliğin genelde harp komutanları, Abbasi Devleti’nin yöneticileri Horasan’ın hükümdarları, birçok hukuk hizmetinin mensupları ünlü konuşma üstatları-hatipler Merv’den çıkmıştır.[2]

Bilim adamlarının sayıca çokluğu, ve çok değerli insanlarıyla hiçbir şehir Merv gibi övgüye layık olamaz-diyen orta çağ yazarlarından biri çok doğru söylemiştir.

M. Aydoğdıyev el-Mervezi’den yola çıkarak orta çağlarda Müslüman âlemindeki mevcut 2500’den fazla ilim ve kültür temsilcilerinin yarıdan fazlasının Merv’de doğmuş olduğunu ifade ediyor.[3]

Merv’de ilim kaidesinin teşekkülünde çeşitli yurtların bilim adamları veya Merv’e taşınmış alimler de taktire şayan katkılarda bulunmuşlar. Örneğin Suriyeli Arapların Merv’de sadece ticaretle değil, ilimle de ilgilendikleri tarihte belirtiliyor. Bilim adamlarının hangi din mensubu olduğuna bakılmaksızın bir ilmi merkezde çalışabilmesi önemli şeydir. Bu ise toplumda ilimin gelişmesine yardımcı olan en uygun yoldur.

XI yüzyılda çok sayıda bilim adamının Maveraünnehir’den Merv’e göç ettirildikleri belirtiliyor. Onlardan biri de Muhammet Ebu Nasır Habibi’dir. çok bilgili ve aklıselim alim Habibî Marı ulemalarının imamı olmuştur.[4]

Merv’li bilim adamları kendi devirlerinde ilmin çeşitli dallarına; tarih, filoloji, coğrafya, matematik, mekanik, astronomi, fizik vs önemli katkılarda bulunmuşlardır. Onların arasında tarihçi ve filolog Abdıkerim as-Samani’yi, al-Habeş al Hasib lakaplı matematikçi Ahmet ibn Abdullah al-Mervezi’yi, fizikçi Abdurahman Al-Mansur al-Hazini’yi ve diğerlerinin adlarını sayabiliriz. Bu alimlerin katkıları dünya ilminin altın hazinesinde önemli bir yere haizdir. Öylesine büyük katkı ilmi örf-adetin eksiksiz yerleştiği yerde, medeniyetin geliştiği yerde mümkündür. Demek ki bizim yurdumuz-vatanımız Türkmenistan eski ve Orta çağlarda ilmin ve kültürün önemli ocaklarından biri olmuştur.

XI. yüzyılın ortalarına doğru Horasan’ı ele geçirebilmek uğruna Türkmen Selçuklu ve Gazneli devletleri arasındaki beş yıllık (1035-1040) savaş yurdun iktisadi açıdan gerilemesine yol açtı. Ama savaştan sonra Horasan’ın Türkmen hükümdarları yurdun iktisadi durumunu, ilmini ve kültürünü geliştirme doğrultusunda belirli bir derecede çalışmalarda bulunmuşlardır. O zaman, önceki var olan ilmi ve kültürel miras yerinde kullanılmıştır. Arapların Orta Asya’yı ele geçirdiklerinden sonra kurmuş oldukları ilmi ocaklar sonraki devirlerde de az çok devam etmiştir.

Bilindiği gibi Abbasi Halifeliği’nde ilk olarak coğrafya ve matematik ilimlerinin gelişmesine ihtiyaç duyulmuştur. Coğrafya ilimi Araplara komşu ve uzak mesafeli devletlerle, onların uzaklığı, yakınlığı, zenginliği, nüfusunun yoğunluğu ve birçok bilgiler edinmek için lüzumluydu.

Orta çağlarda Türkmenistan’da ilmin gelişmesine İran, Hint ilmi geleneklerinin de katkıları olmuştur. Ticaret yollarının aralarındaki mesafe hakkında harita planı coğrafya ilminin gelişmesinde önemli bir konuma sahip olmuştur.

Arapların yayılması politikaları ve diplomatik ilişkilerin yoğunlaşması nedeniyle birçok kitaplar yazılmış ve haritalar üzerinde çalışılmıştır. Buna örnek olarak orta çağlarda tanzim edilmiş “İslam’ın Atlası” adlı haritayı, İbn Hordad Beyin “Kitab al-mesalik va-l-memalik” (Yolların ve vilayetlerin kitabı), Abu-Bekr Ahmet ibn Muhammet ibn İshak al-Hamadin’in “Kitab ahbap al-buldan”, “Yurtlar hakkındaki hikayeler”adlı eserlerini hatırlamak yerinde olur. Coğrafya ilmi açısından bakıldığında Halife al-Muktadir tarafından gönderilen elçilerin düzenledikleri raporlar tarihte “İbn Fadlan’ın yazıları” adıyla tanınan eserde çok önemli bir değere sahip olmuştur. Onun önemini iki durumla izah etmek mümkündür. İlk olarak gönderilen bu elçilerin yolu Bağdat’tan yola koyulduktan sonra İran’a, sonra da Türkmenistan’ın ortaçağ şehirleri olan Sarahs’ın, Merv’in hem de Könürgenc’den geçmiştir. Ayrıca İbn Fadlan Oğuzların arasında kalarak, Türkmenlerin örf adetleri, davranışları hakkında değerli bilgileri derlemiştir.

İbn Fadlan’ın Türkmenler hakkında verdiği bilgilerden Merv’in kütüphanelerinde Moğol saldırısından önce çalışan ünlü alim Yakut’da istifade etmiş, “Yurtların sözlüğü” adlı fevkalade değerli ilmi eseri yazmıştır.[5]

Ama kendi söylediği gibi kütüphanelere dalıp ailesini, evini, çoluk çocuklarını unutan ve Moğol istilasına kadar Merv’den ayrılmamış olan-Yakut, ibn Fadlan’ın yazılarından acaba nerede yararlanmış olabilir? Belki de Merv kütüphanelerinde bu yazıları görmüştür.

Eğer, 1923 yılında Meşhet’teki imam Reza Ali’nin Mescidinde İbn Fadlan’ın yazılı derlemelerinin bulunduğunu hatırlarsak Merv’in kütüphanelerinde de böyle yazıların olması tezi kuvvetlenir. Merv’in kütüphanelerinin ve kıymetli yazı anıtının XIII. yüzyılın I. çeyreğinde Moğol yağmacıları tarafından yok edildiği kuşkusuzdur. Onun içindir ki, gelecekte arkeolojik kazı arama çalışmaları sonucunda veya bazen bir rastlantı sonucu İbn Fadlan’ın yazılarının Merv harabelerinde bulunma ihtimali boşuna bir ümit değildir.

Al-İstahri’nin “Kitab mesalik al-memalik” (Yurtların yol kitabı), Al-Belazurin’in “Kitab futuh al- buldan” (Yurtların istilasına dair kitap) ve diğer bir çok eserlerde Türkmenistan’ın orta çağ şehirlerine ve köylerine, ticaret yollarına ait bir çok coğrafi bilgiler mevcuttur.

XI-XII. yüzyıllarda Yakın ve Orta Doğunun, Orta Asya’nın şehirlerine, ilmin çeşitli dallarına, bilim adamlarına ait birçok kitaplar ortaya çıkmış; “Dünya şehri” diye adlandırılan Bağdat’ın 14 ciltlik, Şam’ın 80 ciltlik tarihi yazılmıştır. Onların etkisi sonucunda Orta Asya’nın, aynı anda Horasan’ın da ayrı ayrı siyasi, ilmi ve medeni merkezleri olmuş büyük şehirlerinin tarihi hakkında çok ciltli kitaplar ortaya çıkmıştır. Onların arasında Merv’li tarihçi as-Samani’nin 20 ciltten oluşan “Merv’in tarihi” adlı kitabı da vardır.

V. V. Barthold Merv’in tarihinden bahsederek Bağdat’ın tarihinin yazarı Ebu Tahir Tayfur’a atıfta bulunarak IX. asırda Halife Memun’un divanının Merv’de yerleştiği dönemde bu şehirde çok miktarda Pehlevi el yazılarının olduğunu belirtmektedir.[6]

O zamanlarda iyi bir gelenek olarak ilmin kaynağı olan kitapları hayrına, sevabına mescitlere miras bırakırlarmış. Üstelikde Orta Çağ Müslüman hükümdarları kitaplık oluşturmayı kendilerine büyük bir gurur kaynağı saymaktaydılar.

İspanyol hükümdarı al-Hakam’ın Doğuda bir çok ülkede kitap satın alan şubeleri bulunmaktaydı.[7] Onun şahsi kütüphanesindeki kitaplarının katalog sayısı her biri 20 sayfadan ibaret olan 44 defterden oluşmuştur.

Samani hükümdarları, As-Sahibi (X. yüzyıl) adlı birine devletin valisi olarak Buhara’ya taşınmasını teklif ettiklerinde o kitaplarının çokluğunu yani onların 400 deveye yük olacağını gerekçe göstererek gitmek istememiş, bazı insanlar için ulaşılması imkansız sayılan böylesine büyük vazifeden yüz çevirmiştir.[8]

Genel olarak kütüphaneler medreselerin yanında olmuştur. Merv’de en az 10 tane kütüphanenin olduğu hakkında yazılı kaynaklarda kayıtlar vardır. Kütüphanelerde ilmin bir çok dalları hakkında kitaplar bulunmaktadır. Arap coğrafyacısı Yakut’un yazdığına göre Merv mescitlerinin sadece iki tanesindeki kitapların sayısı 12 bini aşkındır.[9] Merv kütüphanelerinde Araplardan kaçan Sasan’lı padişahı Yezdigerd Ş-in/632-651y./getirdiği Pehlevi el yazılarının sayısının binden fazla olduğu hakkında kaynaklarda bilgi vardır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ