VUSUNLAR

VUSUNLAR

Macaristan’dan Mançurya’ya kadar uzanan kuzey bozkırları, dünyanın özel bir bölgesini meydana getirirler. Rusya ve Batı Sibirya’daki bozkırlar tarım ve hayvancılık için çok uygundur. Fakat diğer alanlarda, özellikle Orta Asya ve iç kesimlerinde, bu bozkırlar, tarihe damgalarını vurmuş, konar- göçer hayat tarzını benimsemiş topluluklara yurt olmuştur.[1]

Güney Asya’yı kuzeyden ayıran büyük dağlar ve kuzey ormanları arasındaki bütün bölge çok farklı tarihlere sahip bir zaman diliminde batı ve doğu olarak ikiye bölünür.[2]

Batı yarısı, Balkanlar ve Karpatlar arasındaki Macar Ovasından başlar. Romanya ve Bulgaristan’ın bir parçasını oluşturduğu bu bölge, Kafkasya Dağları ve Urul ormanları arasından Güney ve Batı Rusya’ya doğru uzanır. Buradan da Güney Sibirya ve Kazakistan bölgesine, kuzey İran Platosuna, Pamir, Batı Tanrı Dağlarının meydana getirdiği bir dağ bariyerine, Baykal Gölünün doğusuna ve Dış Moğolistan üzerindeki Altay Dağlarına doğru devam eder. Pamir’in üzerindeki batı bölümü tekrar iki bozkıra ayrılır; Tibet’in kuzeyi ve Tanrı Dağlarının güneyine doğru uzanan güney bölümü, Tarım havzası aracılığıyla kuzeybatı Çin ve Moğolistan’a doğru ve kuzey bölümü kuzey Tanrı Dağları ve yine Moğolistan’a uzanır. Moğalistan’da birleşen iki bölüm buradan Ordos ile Gobi çölü ve Çin arasından güneye doğru devam ederek Doğu Altay Dağlarından Karanlık Dağlarına doğru Mançurya üzerinden devam eder. Doğu bölümü daha yüksektir ve sert bir iklimi vardır, daha çok çöl içerir ve dağlardan ve Çin’in tarıma uygun topraklarından keskin çizgilerle ayrılır.[3] Eski zamanlarda bölgenin kuzeyi tamamen ormanlarla kaplanmıştır.[4]

Konar-göçer kavimlerin oluşturdukları kültürlerin, ortaya çıkışı ve gelişimleri de kuzeyin ormanlık coğrafyası ile güneyin yerleşik kültür coğrafyası arasında ortaya çıkmıştır. Bir hayat tarzı olarak ortaya çıkan konar-göçerlik, avcılık ve ziraat arasında geçen yarı yerleşiklik olarak belirlenmiştir. Özellikle bazı durumlarda fazla özelliği olan ve uygun şartlarda toprağı işlemekten daha az işçiliğe ihtiyaç duyulan bir yaşayış biçimi olarak kendini göstermiştir.[5]

Konar-göçer kavimlerin bozkırların doğusunda varlığı arkeolojik buluntular sayesinde aydınlatılabilmiştir. Sırasıyla Afanesyovo, Androhovo, Karasuk, Tagar ve Taştık kültürleriyle bozkırların doğusunda Konar-göçer kültürlerin gelişimi izlenebilmektedir.[6]

Yazılı belgelerden de M.Ö. 3000 yılının ortalarında Şensi ve Şansi eyaletlerinin kuzey ve batı taraflarında Konar-göçer kavimlerin yaşadıkları ve Çinlilerle ilişkilerinin olduğu anlaşılıyor.[7] Buradan Şensi ve Şansi eyaletlerine göçen Çinlilerin Gobi çölünün güney kıyı bölgesi ve Kansu’da Hiung- nulara komşu oldukları anlaşılıyor. Eski Han hanedanı zamanına kadar Çin eyaleti Kansu’nun kuzeyi Hiung-nu ülkesinin esas noktası olarak ortaya çıkıyor.[8] Hiung-nuların Hunlar olduğu anlaşılıyor. Bu yakınlığı Hiung-nu ve Hun adları göstermekte ve Hunlar’ın asıl görüldükleri çevre Hiung-nularınkiyle örtüşmektedir.[9] Bu konar-göçer Hunlar’dan başka Çin’in kuzey batı bölgelerinde tarih sahnesine çıkan önemli konar-göçer kavimlerden biri olarak da Vusunlar tarih sahnesine çıkıyorlar.[10]

Tarih Sahnesine Çıktıkları ve Yayıldıkları Coğrafya

Vusunlar ve Yüe-çiler başlangıçta T’un-huang’la K’i-lien arasında bulunuyorlardı. Han Dönemi’nde (M.Ö. 206-M.S. 220) T’un-huang çevresi şimdiki Sa-çu eyaletine uyuyor. K’i-lien ise Nan- şan civarındaydı. Böylece her iki ırkın en eski ülkeleri T’un-huang’ın doğu ve K’i-lien’in batısındaki düzlüklerdi.[11]

Vusunlar isimlerinin ilk çıktığı dönemde Kansu’nun güneyinde bulunan ve Tien-şan (Tanrı dağı) ile özdeşleştirilemeyen K’i-lien civarında bulunuyorlardı. Onlar Yüe-çiler ile Sa-çu ülkesinden Kansu’nun doğu tarafına doğru yayılmışlardı. Bu her iki kavim hususi bir soydu. Onlar bu ülkede karışmamış olarak oturuyorlardı. Kendilerinin hususi yerleşim yerleri vardı. Yüe-çiler Kan-chu ve Su- chu olarak isimlendirilen eyaletlerde oturuyorlardı. Buradan Yüe-çilerin T’un-huang ve K’i-lien arasındaki coğrafyanın doğu yarısında oturdukları anlaşılıyor. Vusunlar ise, Yü-man geçidinden Su- chu’ya kadar otu bol bir coğrafyada bulunuyorlardı.[12] Hun şanyüsü Mo-tun’un Çin İmparatoru Wen- ti’ye yazdığı mektupda bu yerleşim düzeni belirtiliyor. O, batıda Yüe-çileri hakimiyeti altına alındıktan sonra Vusunlar ve diğer 26 topluluğu Hun adı altında toplamıştı.[13] Batıya doğru yapılan bu askeri harekatta mücadelenin önce Yüe-çilerle sonra Vusunlarla olduğu anlaşılıyor. Böylece bu seferin yerleşime uygun olarak yapılmış olduğu sıralamadan belirlenebiliyor.

Bütün bilgileri bir araya getirdiğimizde Vusunların Hun akınına maruz kalmadan önce yerlerini belirlemek mümkün olabiliyor. Buna göre, batıda T’un-huang’ın batısındaki çöl halinde bulunan kuru arazi, güneyde T’un-huang’dan itibaren Binbuda tapınaklarının güneyindeki kum çölü, Ta-shih nehrinin kaynaklarını oluşturan sulak ve güneyde dikleşen havza; Chong-mo Ch’ih-chin’den itibaren güney doğuya doğru dağ silsilesi etekleri boyunca Su-chou kuzeyde kalarak Kan-chou ırmağına kadar uzanan ve Richtlofen silsilesinin ucunda kuzeye doğru kabaran arazi Vusunların doğu sınırını oluşturur. Burası bir nevi doğal sınır konumunda olup, Su-chu ile Kan-chu arasında bulunmaktadır. T’un-huang civarı ve yakınındaki bozkırlar eskiden sulak olduğundan ve buralarda kuru dereler belirlendiğinden konar-göçerlerin hayatı açısından önem taşıyordu.[14]

Kuzey sınırını belirlemek ise imkansızdır. Çünkü önceden sulak olan yerler günümüzde kurumuş durumdadır. Vusunların konar-göçer bir kavim olması onları geniş bozkırlarda belirli bir yere yerleştirmeyi güçleştirir. Konar-göçer kavimler zaman zaman bir ölçüde birbiri içlerine de sokulabilirler. Ancak, konar-göçer kavimlerde dağın çok büyük önemi var. Yaylak, kışlak her konar-göçer kavmin değişmez bir hayat tarzıdır. Bundan dolayı Nan-şan’ın çok sulak etekleri konar-göçerleri kendine hep çekmiştir.[15]

Vusunlar konar-göçer bir topluluk olduğundan bir takım sosyal, siyasi ve askeri gelişmeler onların daha başka yerlere yayılmalarını da mümkün kılmıştır. Zaman içerisinde bir takım siyasi gelişmeler Vusunların ilk yurtlarından ayrılmalarını zorunlu hale getirmiştir. Böyle bir zorunluluk Yüe- çilerin Vusunlara saldırması ve onları yenmesi sonucunda ortaya çıkmış, Vusunlar belirli bir süre Hunlara sığınarak, yaşamak durumunda kalmıştır. Hunlar Yüe-çilerle yaptıkları savaşta onları batıya sürmüşler ve bundan sonra da Hunlar içerisinde güçlenen Vusunlar Yüe-çileri daha da batıya doğru sürmüşler ve onların yerlerine oturmuşlardır.[16]

Yeni göç hareketiyle birlikte Vusun ülkelerinin doğusunda Hunlar, güneyinde Türkistan şehirleri, batıda Ta-yüan ve kuzeybatıda K’ong-kü yer alıyordu. Böylece Vusunlar Isık Göl ve civarında bulunuyorlardı.[17] Tanrı dağları merkezli bir yayılım gösteren Vusunlar günümüzde Urumçi çevresinden batıda Isık göl ve çevresine, kuzeyde Çungarya bozkırlarına, güneyde şehirlere sahip ülkelere, yani tarım havzasının kuzeyinde bulunan Karaşar, Kuça vb. kadar yayılmışlardır.[18] Bu yayılmış oldukları coğrafya konar-göçer hayat için önemli yeri olan otu bol otlaklarla doluydu ve yaylak-kışlak hayatı açısından da değer taşımaktaydı.

Vusunların yurtlarının belirlenmesinde Ta-yüan, K’ang-kü gibi bilinen ve belirli coğrafi mıntıkalar, Türkistan şehirlerinin başladığı dağ etekleri bize kesin bir havaliyi gösterebilir. Zira Ta-yüan Fergana, K’ang-kü ise Sogdiana’dır. Kuzey’de ise sınır Isık Gölü’nü fazla aşmamış olabilir. Çünkü kuzeyde İli nehrinin kollarının içinden geçtiği yer yerleşmeye çok uygun olmakla beraber Hunların arazisiydi. Hunlar burada bir İ-li beyliği kurmuşlardı.[19]

Vusunların doğu sınırı Karaşar ve civarına kadar ulaşıyordu. Urumçi, Turfan, Karaşar -belki Kurla- hattının batısında kalan kısım Vusunların memleketiydi.[20] Güneyde ise yukarıda belirttiğimiz üzere Tarım havzasının kuzeyinde bulunan şehirlere kadar sınırları uzuyordu.

Siyasi Tarihleri

Vusunların siyasi tarihleri diğer konar-göçer kavimlerin tarihleriyle doğrudan bağlantılıdır. M.Ö. 3. yüzyılın sonları M.Ö. 2. yüzyılın başlarında Çin’in kuzeyinde ve kuzeybatısında varlıklarını sürdüren, hem birbirleriyle hem de Çinlilerle mücadele eden kavimlerin adı Çin kaynaklarında geçmeye başlar.

Konar-göçer kavimler elbette M.Ö. 3. yüzyıldan önce de aynı bölgelerde bulunuyorlardı. Özellikle Hunların güçlenip, ortaya çıkmasından önce, aynı soya sahip topluluklar varlıklarını sürdürüyorlardı. Bunlar için “Bin yıldan daha uzun zaman sürecinde devlette zaman zaman büyüme, zaman zaman küçülme oldu, fakat bölündüler, parçalandılar,” denilmektedir.[21] Şüphesiz devletin büyüyüp, gelişme dönemlerinde çeşitli topluluklar olmalıydı. Bu topluluklar Çin için bir tehlike oluşturmaya başlamışlardı. Özellikle M.Ö. 3. yüzyılın sonlarına doğru bu tehdit unsurları güçlenmişlerdi. Çinliler bundan dolayı kuzeyde devamlı büyük bir ordu bulundurmayı ve bundan başka önceden inşa ettikleri sedleri yeniden onarmayı ve büyük bir sistem kurmayı kararlaştırmışlardı. Bu suretle M.Ö. 214 yılında büyük bir sed meydana getirilmiştir.[22] Bu seddin yaptırılmış olması mücadelenin boyutlarını göstermek bakımından önem taşımaktadır.[23]

Çin’in kuzeyinde bulunan konar-göçerler, yalnız meşhur seddi yapan Çinlilerle mücadele etmemişler, aynı zamanda birbirleriyle de mücadele etmişlerdir. Vusunların tarih sahnesine çıkışları da bu mücadelenin sonucunda gerçekleşmiştir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ