VILHELM LUDWIG PETER THOMSEN (HAYATI VE TÜRKLÜK BİLİMİNE HİZMETİ)

VILHELM LUDWIG PETER THOMSEN (HAYATI VE TÜRKLÜK BİLİMİNE HİZMETİ)

Bu gün dilimizin, tarihimizin ve bütünü ile Türk kültürünün bilinen en eski yazılı belgeleri olan Köktürk Anıtları’nın okunuşunun ve dünyaya duyuruluşunun yüzüncü yıl dönümüdür. Bilim dünyasında anıtların o güne kadar meçhul kalmış (Run) yazısını çözme şerefi de bildiğimiz gibi Danimarkalı ünlü bilim adamı Vi1helm Ludwig Peter Thomsen’e aittir.

Asıl alanı karşılaştırmalı dil bilimi olan ve Hint-Avrupa dilleri üzerinde çalışan V. Thomsen, Türk dili çalışmalarına, hayatının son 35 yılı içinde ve 1890’dan sonra başlamıştır. Bu da Yenisey ve Orhon Anıtlarının bilim dünyasına adını “meçhul anıtlar” olarak duyurmasının kendisinde yarattığı merak üzerinedir. V. Thomsen’in, Run yazısı diye adlandırılan meçhul yazıyı çözmek suretiyle gerçekleştirdiği önemli buluşa ve Türklük bilimine yaptığı unutulmaz hizmetlere geçmeden önce, sizlere kısaca hayatı ve meslekî çalışmaları hakkında bilgi vermek isterim.

VILHELM THOMSEN’in Hayatı ve Meslek Alanındaki Çalışmaları:

V. Thomsen 25 Ocak 1842 tarihinde Kopenhag’da doğmuştur. Beş yaşına gelince, babasının posta müdürü olarak Randers kasabasına atanması dolayısıyla çocukluğu bu kasabada geçmiş ve ilk öğrenimini de Randers’te yapmıştır. Orta öğrenimini tamamladıktan sonra 1859 yılında babasının isteği üzerine Kopenhag ilahiyat Fakültesine yazılmıştır. Ancak, kısa bir süre sonra bu fakülteden ayrılmış ve asıl ilgisini çeken Filoloji Fakültesine geçmiştir. Filoloji Fakültesinde bir yandan karşılaştırmalı dil bilimi okuyan Thomsen, bir yandan da klâsik diller ve nordik diller filolojisi yapmıştır.

Çocukluğundan beri yabancı diller öğrenmeye karşı duyduğu büyük ilgi dolayısıyla ve bir dereceye kadar da mesleğinin gereği olarak birçok yabancı dil öğrenmiştir. Bunlar belli başlı Batı dilleri dışında, Sanskrit, Arap, İspanyol, Portekiz, Rus, Fin, Macar vb. dillerdir. Toplam sayısı 16’dır.

V. Thomsen’in 1893 yılına kadar süregelen yayınları hep asıl meslek alanı olan karşılaştırmalı dil bilimi ile ilgilidir. Meslekî alandaki ilk bilimsel yayını da 1867’de çıkan Macar dili ve onun akrabalığı konusundaki “Det magyariske Sprog og dets stammeslaegtskab[1] adlı yazısıdır. V. Thomsen, aynı yıl Finlandiya’ya giderek orada bir süre Fin dili üzerinde araştırmalar yapmış ve ulaştığı sonuçlara dayanarak 1869 yılında ilk kapsamlı eserini yayımlamıştır. V. Thomsen’e hem doktora payesi hem de karşılaştırmalı dil bilimi alanında büyük ün kazandıran bu eseri, Germen dilinin Fin-Lâp dilleri üzerindeki etkisini ele alan değerli bir araştırmadır.[2] V. Thomsen, bu araştırmasında Fin dilindeki eski çağlardan kalma Germence kelime alıntılarını inceleyerek öncelikle alıcı ve verici dillerin fonetik özelliklerini ve ses kurallarını tespit etmiştir. Daha sonra bu özelliklerin yardımıyla, Fin diline girmiş olan Germence kelimelerin türlü çağlardan kaldığını; bunlardan bir kısmının Gotçadan bir kısmının da Germen (Nord) dillerinden geldiğini ortaya koymuştur. Uzun zaman alan bu çalışmalarla, aynı zamanda Fin-Germen kavimleri arasındaki kelime alışverişlerinin yeri ve zamanı ile bu kavimlerin kültür düzeyleri de belirlenebilmiştir. V. Thomsen’in dil ve kültür tarihi bakımından önemli olan bu eseri bir yıl sonra E. Sieveres tarafından Uber’den Einfluss der germanischen Sprachen auf die Finnisch Lappischen[3] adıyla Almancaya çevrilmiş ve kendisine Berlin Bilimler Akademisinden Bopp ödülünü kazandırmıştır. Gerçi, Fin-Germen dili araştırmalarında yeni bir çığır açmış olan bu eser, sonraları birtakım tartışmalara yol açmış ve bazı noktalarda Thomsen’in görüşleri değişikliğe uğramışsa da sonunda ana çizgileriyle yine onun görüşlerine bağlı kalınmıştır.[4]

V. Thomsen, 1869-1870 yıllarında Avrupanın önemli kültür merkezlerini dolaşarak yaptığı araştırmalarda daha çok Slav ve Roman dilleri üzerinde durmuştur. Ülkesine dönünce kısa bir süre lise öğretmenliği yapan V. Thomsen, 1871’de Kopenhag Üniversitesinde dil bilimi doçentliğine atanmıştır. 1875’te profesörlüğe, 1876’da Danimarka Bilimler Akademisi üyeliğine getirilmiştir. 1909 yılında Akademi Başkanı seçilmiştir.

V. Thomsen, 1875 yılında Paris Dil Kurumu memoire’larında yayımlanan “Roman dillerinin ses bilgisi üzerine notlar[5] konusundaki yazısı ile bu dillerdeki sessiz yumuşaması olayının kuralını bulmuştur.

1877’de yayımlanan The relations between ancient Russia and Scandinavia and the origin ofthe Russian State adlı eserinde, adından da anlaşılacağı üzere eski Rusya ile İskandinavya arasındaki akrabalık ve Rus devletinin kökeni konusuna eğilmiştir.[6]

V. Thomsen’in büyük çaplı eserlerinden biri de Fin dilleri ile Balt dilleri (Let ve Litvan dilleri) arasındaki ilişkileri dil tarihi açısından inceleyen Berohringer meltem de finske og de baltiske (Litauisk-Lettiske) Sprog[7] adlı araştırmasıdır. Thomsen bu eserinde ses değişmesi olaylarından yararlanarak, Fin dillerindeki Baltça kelime alıntılarının, o vakte kadar kabul edildiği gibi Germence alıntılarla eş zamanlı olmadığını, aksine Germen alıntılarından daha eski olduğunu ortaya koymuştur. Thomsen’in bu eseri de daha sonra 1931 yılında Mylord -Möller tarafından Berührungen zwischen den fınnischen und der baltischen Sprachen. Eine sprachgeschichtliche Untersuchung adıyla Almancaya çevrilmiştir.

Fin dili ile ilgili araştırmalarında, yabancı dillerin Fince üzerindeki etkilerinin kronolojisini de tespit etmiş olan V. Thomsen, bu alıntıları dil ve kültür tarihi bakımından da değerlendirmiştir.

V. Thomsen’in Hint-Avrupa dilleri üzerinde de çalışmaları vardır. Bu çalışmalarıyla Hint-Avrupa dillerindeki damak sesleri kuralını bulmuştur.

Ayrıca, Dancanın imlâsı ile uğraşmış (1885), Dan ağızları sözlüğünün yazılmasına katkıda bulunmuştur.

Hint dillerinden Hindi ve Santala dilleri üzerinde de durmuş olan (1892) V. Thomsen, eski Anadolu’daki Likya dilinin söz dizimi ve Etrüsk dilinin Kuzey-Kafkas dilleri ile olan akrabalığını incelemiştir. Onun karşılaştırmalı yöntemle hazırladığı küçük fakat klâsik değerdeki Sprogvidenskabens historie[8] adlı dilbilimi tarihi de 1927’de Almancaya, 1938’de de Rusçaya çevrilmiştir.

Bilimsel çalışmaları üzerinde yaptığımız bu kısa açıklamadan anlaşılacağı üzere, hemen her araştırmasında yeni bir buluşla veya eski görüşleri değiştiren yeni bir görüşle ortaya çıkan V. Thomsen, bu başarılarıyla, Danimarka’da karşılaştırmalı dil biliminin kurucusu sayılmaktadır.[9]

V. THOMSEN’in Türklük Bilimine Hizmeti:

V. Thomsen’in Türklük bilimi alanındaki çalışmalarına gelince: Onun bu alandaki başta gelen en büyük hizmeti, Orhon ve Yenisey Yazıtları’nın o güne kadar okunamamış olan yazısını çözmek suretiyle yaptığı keşiftir. Gerçi bu yazıtlar bilim dünyasına yabancı değildi. Daha 171 yıl öncesinden ve XVIII. yüzyılın başlarından beri tanınıyordu. Yenisey Yazıtları hakkındaki ilk bilgileri 1721 yılında Güney Sibirya’daki Abakan bölgesinde araştırmalar yapan genç Alman bilgini Daniel G. Messerschmidt’e ve İsveçli subay Johann Philipp Tabbert von Strahlenberg’in 1730 yılında yayımladığı Das Nord ıınd östliche Theil yon Europa und Asia adlı eserine borçluyuz. 1709 Poltava savaşında Ruslara esir düşen bu İsveçli subay, 13 yıllık esaret hayatını Sibirya’da dolaşarak Yenisey bölgesinde oturan Abakan, Vogul, Ostyak, Samoyed, Saha (Yakut), Tatar, Moğol kavim ve toplulukları hakkında etnografya bilgi ve belgeleri toplarken, Yenisey ırmağının yukarı yatağı boyunca uzanan, yazısı İskandinav Run yazısına benzeyen ve küçük mezar taşlarından oluşan Yenisey Yazıtları’nı da görmüş ve bunlar hakkında bilgi vermiştir[10].

Yenisey Yazıtları üzerine daha sonraki bilgilerimiz XVIII. yüzyıl sonlarında ve XIX. yüzyılın ilk yarısındadır. Strahlenberg’in kitabında olduğu gibi, XVIII. yüzyıl sonlarına doğru Rusya’da seyahat eden Peter Simoneviç Pallas’ın seyahatnamesinde de bu yazıtlardan bazı kopyalar yer almıştır. Bu bölgedeki 22 küçük yazıtın kopyası da 1822’de St. Petersburg’ta Georg Spasky tarafından yayımlanmıştı.[11] Hattâ 1825 yılında Abei Remusat da bu mezar taşlarının eski Türk ülkelerinde bulunduğu görüşünden hareket ederek Türklere ait olabileceği ihtimalini ileri sürmüştür.[12]

İşte, Yenisey Yazıtları üzerindeki bu ön bilgi ve yayınlar, XIX. yüzyıl sonlarında buralara bilimsel amaçlı araştırma heyetlerimin gönderilmesine vesile olmuştur. Nitekim 1887-1888 yıllarında J. R. Aspelin başkanlığındaki Fin Arkeoloji heyeti, araştırma sonuçlarını ve yazıtların kopyalarını 1889’da Inscriptions de l’Jenissei, recueillies et publiees par la societe finlandaise d’archeologie (Helsingfors) “Finlandiya Arkeoloji Cemiyetince toplanan ve yayımlanan Yenisey Yazıtları” adıyla yayımlamıştır. 1892 yılında Otto Donner, Wörter verzeichniss zu de Inscriptions de I’Jenissei[13] adlı kitabı ile bu kopyaların grafikli kelime indekslerini yayımlamıştır.

Yine 1889 yılında Rus arkeologlarından ve İrkutsk Coğrafya Cemiyetinden N. M. Yadrintsev, Orhon ırmağının eski yatağındaki Koşo-Çaydam gölü yakınlarında bu gün Orhon Yazıtları diye adlandırdığımız iki büyük yazıtı, Kül Tîgin ve Bilge Kağan yazıtlarını, bulmuştur. N. M. Yadrintsev, bu yazıtları jbilim dünyasına sunan Anciens caracteres trouves sur des pierres et des ornements ay bord de I’Orkhon adlı eserini 1890’da St. Petersburg’da yayımladı. Bu buluş üzerine filolog ve arkeologların Orhon ve Yenisey Yazıtlarına karşı duydukları heyecan daha büyük boyutlara ulaştı [14] Bunun üzerine 1890-1891 yıllarında A. O. Heikel başkanlığındaki bir Fin araştırma heyeti Koşo-Çaydam bölgesine Orhon ırmağı kıyılarına giderek gerekli araştırmaları yapmış ve Inscriptions de I’Orkhon, recueilles par I’expedition finnoise [15]adı altında yazıtların mükemmel bir kopyasını yayımlamıştır. Bunu W. Radloff başkanlığındaki Rus bilim heyetinin gezisi izlemiş ve sonuçlar Atlas der Alterthümer der Mongolei, im Auftrage der kaiserlichen Akademie der Wissenschaften, herausgegeben Dr. W. Radloff[16] ”Moğolistandaki Eski Harabelerinin Atlası…” adıyla yayımlanmıştır.[17]

V. Thomsen, yazıtlar üzerindeki alfabeyi çözme çalışmalarına biraz önce belirttiğimiz Fin-Ogur Cemiyetinin Heikel yayını ile Rus Bilimler Akademisinin yayınlarını esas alarak başlamıştır. Thomsen çalışmalarına başlarken bunların eski Türklerden kalma anıtlar olduğunu biliyordu. Çünkü, iki büyük anıttan oluşan ve dört yönü bulunan Orhon Yazıtlarının birer yüzünde Çince bir metin vardı. Thomsen’in kendi çalışmaları sırasında I. yazıt diye adlandırdığı taştaki, yani daha sonraki adıyla Kül Tigin Yazıtındaki, Çince metin daha iyi korunmuş; öteki taşın, yani Bilge Kağan Yazıtı’nın metni ise hayli tahribata uğramış bulunuyordu. Yazıtların Çince yüzünün Almancaya çeviri ve yorumu Georg von der Gabelentz tarafından yapılmış ve Fin heyetinin yayınına eklenmişti. Bu metnin daha geniş ve daha doğru çevirisi de Hollandalı bilim adamı G. Schlegel tarafından yapılmış ve La stelefuneraire du Teghin Giogh (Teghin Giogh’un mezar taşı)[18] adıyla yayımlanmıştı. Yazıtların Çince yüzünün çeviri ve yorumundan, I. yazıtın kağan veya tahtın sahibi Kutlug’un (Çince yazılışı ile Kou’t-tho-louk kho-han) 731 yılında ölen küçük kardeşi tigin (prens, Çipce Kiueh)’in anısına milâdî takvimle 28 Ocak 733’ü karşılayan bir tarihte dikildiği; bu prensin VI. yüzyıl ortalarından 745 yılına kadar hüküm süren ve akraba kavim Uygurların saldırısı ile yıkılmış bulunan Tou-kiue veya Türklerin soyundan geldiği[19] anlaşılıyordu. Yalnız bu kısa Çince metnin, Türkçe yazıtın bir tercümesi olmadığı da daha ilk bakışta fark ediliyordu. Çünkü asıl metin Çince metnin dört beş misli genişlikte idi. Bu da demekti ki, yazıtlar metin bakımından birbirinin aynı olan iki dilli birer yazıt niteliğinde değildir. Birbirinden bağımsız metinlerdir. Nitekim, daha sonra böyle olduğu da ortaya çıkmıştır. Ne var ki, bu kısa Çince metin sayesinde Orhon ve Yenisey Yazıtlarının kimlere ait olduğu ve hangi dilde yazılmış bulunduğu öğrenilebilmiş ve yazıtların eski bir Türk lehçesi ile yazıldığına şüphe kalmamıştı. Ancak, anıtlar üzerindeki yazılar henüz meçhuldü ve şimdiye kadar yapılan bazı denemelerden hiçbir olumlu sonuç alınamamıştı. V. Thomsen bu girişimlerdeki başarısızlığı güvenilir bir yöntemle çalışılmamış olmasına bağlıyordu. Nitekim, bu yazıya eğilmiş olan Otto Donner de diğerleri de anıtlardaki yazının harfleri ile başka devir ve kavimlere ait yazıların harfleri arasındaki şekil benzerliğinden yararlanmak istemişlerdir. Hattâ Otto Donner, bu yazı ile aralarında bin yıldan fazla zaman ayrılığı bulunan Yunan ve Küçük Asya alfabelerini karşılaştırma yolunu tutmuş; dolayısıyla da çalışmaları bir saman alevi gibi parlayıp geçerek, sonuçsuz kalmıştı.[20]

İşte V. Thomsen Orhon yazıtları üzerindeki meçhul yazıyı çözme işine bu şartlar altında başlamış; derinlemesine bir yöntemle işe koyulmuştur.

Daha sonra yayımlanan buluş bildirisinde açıklandığı üzere, V. Thomsen konuya bambaşka bir yöntemle eğilmiştir. Önce yazının yazılış yönünü tespite çalışarak Çince yazıtta olduğu gibi yukarıdan aşağıya ve sağdan sola yazıldığını tespit etmiş; satırların sırası ve dört yüzden hangisinin başlangıç yüzü olduğu üzerinde durmuştur. Hattâ bu tespit sırasında kullandığı Heikel ve Radloff yayımlarındaki metin düzenleme yanlışlarını da yoluna koyarak ve satırlarla ilgili bazı ip uçlarından yararlanarak metnin normal çatısını kurabilmiştir.[21] Bundan sonra okuma işine koyulan bilgin, bu noktada çeşitli işaret ve kelimelerin nerede ve ne biçimde yer aldıklarını, aynı kelimelerin hecelemesindeki değişkenleri ve benzeri daha başka olgularla Çince yazıtın verebileceği imkânları göz önünde bulundurmuştur. Bu ip uçlarından yararlanarak yazıtta birbirinden farklı 38 işaret olduğunu; kelimelerin birbirinden üst üste iki nokta ile ayrıldığını, zamir, sayı adları gibi bazı küçük sözlerin çok defa kendinden önceki ve sonraki sözlerle bitişik yazıldığını tespit etmiştir. Alfabedeki işaret çokluğundan, bu yazının basit alfabeli bir yazı olmadığı, aynı ses için değişen şartlara göre farklı işaretler kullanan bir yazı olabileceği ihtimalini benimsemiştir.

İlk önce ünlüleri bulma girişimine yönelerek ve geçici olarak x y x gibi üç harfli sözler üzerinde durup, bunların ya “ünsüz + ünlü + ünsüz” ya da “ünlü + ünsüz + ünlü” tipinde olacağı varsayımından hareket ederek ilk basamakta o ~ u >, ı ~ i T ve ö ~ ü ünlülerini karşılayan işaretleri bulmuştur. Paralel metinlerin ortak kelimeleri üzerinde yaptığı karşılaştırmalardan sonra bunların bazen yazılıp bazen yazılmadığını ortaya koymuştur. Bulduğu bu ünlü işaretleri ile geride kalan işaretler arasındaki ilişkileri inceleyince, belirli bazı ünsüzlerin belirli bazı ünlüler ile kullanılması şeklinde değişmez bir imlâ kuralının varlığını fark etmiştir. Bu incelemeler sırasında bazı bocalamalar da geçirmiştir. Söz gelişi ö ~ ü N değerindeki işareti e sesine karşılık tuttuğu için bu yanılma, tahminlerinin uzun süre yol almasına engel olmuştur. Bundan sonra -Z işaretinin a ~ e değerinde olduğunu bulmuştur, ünlülerin bulunması, onun bir ünlünün türüne göre değişik biçimdeki ünsüzlerle birleştiğini kavramasına yardımcı olmuş ve bu yolla ünsüzlerin belirlenmesinde epey yol almıştır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ