VIII – X. YÜZYILLARDA ABBÂSÎ ORDUSUNDAKİ TÜRK MUHAFIZLARIN SAYISI VE ONLAR İÇİN YAPILAN HARCAMALAR

VIII – X. YÜZYILLARDA ABBÂSÎ ORDUSUNDAKİ TÜRK MUHAFIZLARIN SAYISI VE ONLAR İÇİN YAPILAN HARCAMALAR

Türk muhafızlar, Abbasilerin ilk döneminden itibaren Arap halifeler için hizmet verdiler. Bunların bazıları, daha önceden hanedanlığın kurucularının emri altında önemli başkumandanlık mevkilerine gelmeyi başarabilmişlerdi. Halife el-Mansur’un (754-775) meşhur askeri kumandanı Hammad At- Turki, Halife el-Mahdî’nin (775-785) emrinde hizmet eden Mubarak At-Turki ve diğer birçoğunun isimleri yazılı Arapça kaynaklarda bulunmaktadır. Bir Türk muhafızın halifelikteki askeri hizmetine ilişkin ilk 4 rapor 54/674-5 yılına aittir.[1] David Pipes tarafından, halifelik ordusunda hizmet sunan Türklere ait ilk deliller hakkında özel bir araştırma yayınlanmış bulunmaktadır.[2]

Özel Türk askeri kolordularının oluşturulması ve konuşlandırılması Halife el-Mutasım’a (833-842) atfedilir. Bununla birlikte, el-Mûtasım’ın gelecekteki Türk alayının temelinin, onun selefi Halife al- Mamun’un (813-833) hükümdarlığı zamanında oluşturulmuş olması akla yatkındır. Güvenilir kaynaklarımız, al-Mutasim’in Türk muhafızlarının ilk müstakil askeri seferini 202/817-818 yılında, İbrahim el-Mahdi tarafından, Bağdat halkının halifeliğe, al-Mamun’a karşı isyan etmeye çağrılması üzerine, başkaldıranlarla başkentin dışında Mahdi b. Alwan komutasında savaşmak üzere gönderilmesiyle yaptığını belirtmektedir.[3] Mutasım’ın tahta çıkması üzerine Türk muhafızları özellikle 833 yılında el-Mamun’un oğlu el-Abbas tarafından düzenlenen ve birtakım eski müfrezelerin de katıldığı darbe girişiminden sonra, en güvenilir askeri güç haline geldi.

Türklerle Bağdat halkı arasındaki çekişme, Bağdat’ta yerleştirilen askeri birliklere karşı duyulan güvensizlik el-Mutasım’ı yeni bir şehir olan Samarra’yı kurmaya yönlendirdi. Mutasım, güven duyduğu Türk müfrezeleriyle birlikte bu şehirde oturdu. Mutasım’ı bunu yapmaya güden unsurlar, çıkabilecek isyanları bastırmak için karadan ve su yolları vasıtasıyla Bağdat’a kolayca ulaşabileek bir yer bulmaya çalışmak olduğu, kendi ifadesinde açıkça bellidir.[4]

El-Mutasım yeni başkentinde Türklerin yaşadığı mahalleleri şehrin diğer bölgelerinden tecrit etmeye çalıştı.[5] Muhafızlarla evlenmeleri için cariyeler verildi ve onların tamamına maaş bağlandı. El- Mutasım’ın yönetiminde Türk güçlerinin önemi ve etkisi hızla artmaktaydı. El-Mutasım’ın halefleri zamanla Türk muhafızlara, Türk kumandanlar halifeliğin politikalarını belirlemede baş karar vericiler durumuna gelecek ölçüde bağımlı oldular. Kaynaklarımızdan biri Halife al-Mutazz’ın (866-869) göreve gelmesiyle ilgili törene ilişkin alaycı bir hikayeye yer verir. Bir yıldız falcısına yeni halifenin ne kadar görevde kalacağı sorulduğunda, törene katılanlardan biri, Türkler müsaade ettiği sürece görevde kalır diye şaka ettiği belirtil mektedir.[6]

Halife el-Mütevekkil (847-861) ve ondan hemen sonra gelen halefi Halife el-Mûs (861-866) gibi halifeler bu nevi bağımlılığa karşı mücadele etmeyi denediyse de başarısız oldular. Halife al-Mûtemid (870-892), kardeşi el-Muvaffak’ın gücü, enerjisi ve askeri yetenekleri sayesinde -bu hareket özgürlüğünü kısıtlamaya karşı gelmede- daha başarılı olabilirdi. Ağabeyinin halife olmasından çok önce Türk alaylarında bir komutan olarak hizmet eden El-Muvaffak askerlerin saygısını kazanmıştı ve buna bağlı olarak -yerli Türk komutanlarından daha fazla nüfuz sahibi olması nedeniyle- askerlerini şahsi kontrolü altında tutmayı başarabildi. Bu gelişmeler birçok çağdaş araştırma tarafından aydınlığa kavuşturulup analiz edildi.[7]

Bütün bu meraklı incelemelere rağmen, Türk muhafızlarının toplam sayısı ve onlar için yapılan harcamalar konusundaki sorun halen tartışılabilir. Açıktır ki sorun Arap kaynaklarındaki delillerin kesin olmamasından kaynaklanmaktadır. El-Yakubî’nin belirttiğine göre al-Mamun zamanında el-Mutasım kendi adamlarını Semerkant şehrindeki Nuh. B. Ahmad’e Türk köleleri satın alması için göndermekteydi. Türk kölelerin sayısı üç bin oluncaya kadar her yıl belirli miktarda Türk köle getirildi. El-Mutasım halen ülkede bulunan Türk köleleri de edinmeye kendini adamıştı. Böylece el-Mutasım Huaym b. Hazim’in kölesi Aşinas’ı, Salama b. El-Wasıf’ın aşçısı olarak hizmet veren Itah’ı, Numan Ailesi’nde silah yapım ustası olarak görev yapan Wasıf’ı, Fadl. B. Sahl’dan iktisap edilen Sima el- Dimaşki’yi elde etmeyi başardı. Bütün bu kişiler daha sonra devletle üst düzey görevlere getirildi.[8]

El-Mes’udi’ye göre, Samarra’nın kuruluşu sırasında el-Mutasım’ın 4.000 tane Türk muhafızı vardı.[9] Daha sonraki kaynaklarımız, el-Mutasım’ın muhafızlarının sayısının 70.000 savaşçı olduğunu nakletmektedir.[10] El-Mutasım’ın çağdaşı olan, halifeyi aşağıdaki mısralarla tanımlayan şair Ali. B. Cahm’ın görüşü özel bir dikkate değerdir:

Oklarını yaylardan süratle salıveren yirmi bin Türk’ün efendisi İmam.[11]

Tarihi kaynakların bu boyutta çelişkiler içermeleri nedeniyle, tüm Abbasi ordusunun sayısı ve onlar için yapılan harcamalar konusunda olduğu gibi, Türk muhafızların sayısı ve onlar için yapılan harcamalar konularında da kesinlik mevcut değildir. Münhasıran Türk muhafızlar üzerine olan yeni sayılabilecek bir monografinin yazarı da, toplam sayı konusundaki sorunu tartışarak, çelişkili delilleri bir araya getirip, en az ve en çok olan 4-70 bin sayılarını verebilmekten daha iyi bir çözüme ulaşamadı.[12]

Son yıllarda yapılan ve bazı araştırmacılarca da desteklenen açıklamalar, Abbasi ordusunun ortalama 50 bin savaşçıdan oluştuğunu, bunların idamesi için yılda 14 milyon dinar gerektiğini belirtmektedir.[13] Bu durumda her asker ayda 23,3 dinar gelir elde edebilirdi. Hesaplamaya araç- gereçlerin de dahil edilmesi durumunda bile kalifiye bir ustanın ortalama maaşının 8 katından fazla olan bu maaş büyük bir maaştı.

Bu nevi büyük çaplı harcamalar Türk muhafızların yüksek maaşları ile açıklanır. Böylece, üç verisi eksik olan bir denklemle karşı karşıya geliriz: Toplam sayı, ortalama maaş ve Türk muhafızlar için yapılan harcamaların toplamı. Bu konuları araştırmanın önemi yalnızca karanlıkta saklı kalan noktaları doldurmak değildir, modern bilimde tartışmaya yol açan iki farklı savın mevcudiyeti bu konuları araştırmanın önemini arttırmaktadır. Birinci sav, Türk alaylarının ortaya çıkmasının diğer güçlerin sayısında önemli bir düşüşe ve nihayetinde yavaş yavaş yok olmalarına neden olmasıdır.[14]

Karşıt sav, Türklerin mavali’nin birliklerini ve yerel halktan oluşturulan bağlı diğer grupları yöneten yalnızca bir avuç dolusu üst kumandandan oluştuğudur.[15] Genel olarak Abbasi ordusunun ve özel olarak Türk güçlerinin sayısının kaç kişi olduğunun belirsizliğini korumasının nedenlerinden biri, bilgi kaynaklarımızda iki çeşit sayının bulunabileceğindendir. Bu sayıların biri, ordudaki askerlerin toplam sayısına ilişkin kanıtlar, diğeri küçük çaplı çeşitli müfrezelerde olduğu rapor edilen asker sayılarıdır. Halifenin ordusundaki asker sayısını tahmin etmeye çalışan araştırmacıların, küçük müfrezelere ilişkin raporlarda belirten genel rakamları dikkate aldıkları açıktır. Bununla beraber, genel rakamlar küçük müfrezeler için yapılan tahminlerdeki kadar güvenilir değildir. Çünkü; genel rakamlar askeri sicillere tescil edilenleri yansıtmaz. Başka bir deyişle, genel rakamları içeren listeler fiilen asker olanların yanı sıra onların aile bireylerini de kapsıyor olabilir. Bu durum, örneğin, El-Yakubî’nin kaydettiği şekliyle, yukarıda belirtilen Türk muhafızların cariyelerinin listelere dahil edilmesidir. Ölen şahısların kayıtlardan silinmemesi sebebiyle de, ki bu basit bir mübalâğa olmasına rağmen, pek çok tutarsızlık söz konusu olabilir. Küçük müfrezeler hakkındaki raporlara gelince, güçlerini abartmayı gerektirecek bir sebep olmadığı gibi, bu raporlardaki bilgilerin verildiği zaman, gerçek askeri kapasitenin bildirildiği, fiili savaş şartları mevcuttu.

Örneğin, sözü en çok geçen üst kumandanlardan biri olan Vasif at-Türki 248/862-3 yılında yalnızca 10,000 asker ile Bizans topraklarına sefere çıkmıştı. Rütbesi ondan aşağı olmayan diğer bir komutanın -Musa b. Bugha-emrinde yalnızca iki bin ve üçüncü bir komutanın -Muflih- ise yalnızca 1130 askeri vardı.[16] Bu nevi alıntıları yapmaya devam edebiliriz, fakat meseleyi hızlandırmak daha iyi olacaktır. Biz mevcudu çok olan müfrezeleri örnek verdik. Halbuki, müfrezelerin mevcudu genellikle birkaç yüz askerden veya düzinelerle ifade edilebilecek bir sayıdan fazla değildi.

Bu şartlar altında orduların mevcudunu belirlemede en güvenilir yol, o zamanlardaki askeri birliklerin bütününün katıldığı askeri operasyonlarda, her bir müfrezenin mevcutları hakkındaki mümkün olan en fazla bilgiyi toplamaktır. Bu fırsat, 251/865-66 yılındaki iç savaşa ait hadiselerle ortaya çıkar. Bu hadiseler pek çok nedenle araştırmamızın amaçları ile uygunluk teşkil eder. Halifeliğin askeri kuvvetleri iki rakip kampa ayrılmıştı ve hemen hemen bütün kuvvetler çatışmalara katıldı. İç savaş, uzun süren sosyal çelişkilerin o yıl had safhaya gelmesi ve patlamasının sonucudur. Bu nedenle, tarihi belgeler hadiselerin detaylarıyla ilgili bilgileri içermemektedir. at-Tabari değerli vakiyenamesinde birkaç düzine sayfayı iç savaşın karmaşıklıklarına ve çatışmalara ayırmıştır.

Arap kaynaklarının belirttiğine göre, Türkler, el-Mutavakkil’in (847-861) Türk muhafızlar tarafından öldürülmesinden sonra, hükümdarlığın ve halifelerin kaderini belirleyen baskın bir konuma geldiler. Onlar, halka sormadan ve dini prensiplere başvurmadan istediklerini tahta geçirdiler, istemediklerini tahttan indirdiler.[17] Bununla beraber, kısa sürede Türkler arasında çekişmeler ve fikir ayrılıkları oluştu, halifeler değil fakat Türk kumandanların kendileri mücadelenin kurbanları oldular. Bir zamanlar güçlü olan Utamiş, Itah ve Baghir dahili entrikalar münasebetiyle mahvoldular.[18] 251/865-678 66 yılında Türk muhafızların çoğunluğunun özellikle Wasif ve Bugha ash-Sharabi (as-Saghir) gibi üst rütbeli komutanlara karşı gelmesi üzerine şiddetli bir bölünme oldu. Bu iki kumandan gayrimeşru güç kullanma ve ülkenin servetini gasp etmekle suçlandı.[19]

Halife el-Mutasım’ı ele geçirdikten sonra, Wasıf ve Bugha onunla birlikte çabucak Bağdat’a gitti ve Bağdat’ın yöneticisi Muhammad b. Abdallah ve Bağdat birlikleri onları destekledi. O andan itibaren muhafızlarla ordunun yalnızca merkez bölgede yerleştirilen müfrezeleri değil, halifeliğin öteki vilayetlerindeki müfrezelerini de kapsayan geri kalanı arasında bir savaş çıktı.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ