VİCDANİ RET MESELESİ

Halil DAĞ

Yazarın şu ana kadar yazılmış 26 makalesi bulunuyor.

Halil_Dag015

Askerliğin kimilerince onur kimilerince de sıradan insanlara özgü bir külfet sayıldığı geniş ve güzel bir coğrafyaya yerleşik olan zengin bir ülkede yaşıyoruz. Buna karşın coğrafya kimimize cömert davranıp bin bir türlü nimet sunarken kimimize de pek çok zahmet ve mihnet yüklemektedir. Yani kimimize kavun kimimize kelek meselesi…

Askerliğin Anlamı

Gerek milletimizin doğal karakteri gerekse ülkemizin kendine özgü koşulları bizim topraklarımızda askerlik konusunu ezelden beridir bir erkeklik meselesi haline getirmiştir. Öyle ki askere henüz gitmemiş olanlara erkek gözüyle bakılmayıp kız bile verilmez bizim topraklarımızda.

Sıradan halkın yani Memedin Memişin mahallesinde askerlik kutsal bir role sahipse de bizim topraklarımızda askerlik gibi sıradan bir külfetle hayatının baharını kirletmek istemeyen de çok olmuştur. Bizler için;

  • Askerlik demek ölüme hazır olmak demektir.
  • Askerlik tüm kahramanlarda olduğu gibi gidip de dönmemektir.
  • Askerlik geride gözü yaşlı sevdalar bırakmak demektir.
  • Askerlik daha hayatının baharında uzun bir süre ezilmek, emir altında binlerce zahmete katlanmak demektir.
  • Askerlik babandan yemediğin tokadı komutanından yemek demektir.
  • Askerlik kısaca çok şey demektir.

Nihayetinde askerlik adam olmak için atılan kocaman bir adım demektir. Ama diğer yandan askerlik özü itibarıyla fedakarlık demektir, vazgeçmek demektir. Dünya nimetlerine sırtını çevirip şan ve şerefle bir bilinmeze yol almak demektir.

İşte böylesi külfetli bir iş olması hasebiyle askerlik geçmişten beri gurur, onur gibi değerleri hayatının merkezine koyan, hiçbir zahmetten kaçınmayan bağrı yanık Mehmetlerin görevi olarak görüle gelmiştir. Ne demiş yanık yüreklerden birisi;

Yemen yolu çukurdandır,
Karavanam bakırdandır.
Zenginimiz bedel verir,
Askerimiz fakirdendir.

Bugün sık sık gündeme getirilen tartışılan bedelli askerlik konusu yeni icat edilmiş bir konu değildir yani. Tarihin hangi zamanına uzanır bu ayrımcılık bilemeyiz ancak sınıfsal farklılığın askerliğe de yansıması geçmişten beri var olagelen bir şeydir.

Ki bahsettiğimiz ülke, Devlet-i Ali ismiyle tesmiye edip kutsadığımız Osmanlı İmparatorluğudur. Bu külfet bu şekilde garibanın sırtına yıkılınca haliyle ölümün de kimi bulacağı aşikârdır;

Tarlalarda olur kamış,
Uzar gider vermez yemiş.
Şol Yemende can verenlerin,
Biri Memed biri Memiş…

Sınıfsal Ayrıcalığı Sürdürmek: Bedelli Askerlik

Terörün her gün pek çok kere canımızı yaktığı günümüzde de askerlik Memed ile Memiş’in sırtındaki bir yük olarak görülmektedir. Her ne kadar toplumun kahir ekseriyeti askere gitmeyen adama kız vermiyor olsa da sınıfsal ayrıcalığı olanlar kendini bu sorunluluğun dışında görmekte, biricik evladını böylesi amiyane bir işle kirletmemeye olabildiğince özen göstermektedir.

Bu yüzden parası olanın ayrıcalığının tadına varması için sık sık bedelli askerlik konusu gündeme getirilir. Bunun haricinde yurtdışında işçi görünüp de bürokratlar, valiler tarafından garnizona teslim edilme usulü de diyebileceğimiz Dövizli Askerlik sistemi de vardır ayrıca. Hali hazırda devlet kademesinde mühim yerlerdeki pek çok büyüğümüzün kıymetli evladı bu yollardan birinden bir şekilde istifade etmiştir ya da çeşitli tecil işlemleri ile sırasını beklemektedir.

Aslında bu konuda üstünlerin var olan asil bir duyguyu sonuna kadar suistimal ettiğini görürüz. Toplum askere gitmeyeni adam sınıfına koymazken üstünler de toplumun bu duygusunu bildiği için askerliği devletlülerin evladına değil asil ruha boyun eğen sıradan bireylerin çocuklarına layık bir külfet olarak görmektedir.

Ömür Boyu Hür Generallik

Ancak bütün bunların yanında yeni bir yöntemin gündeme getirildiğini görmekteyiz: VİCDANİ RET…

Buna göre ise bireyin askerlik görevini sosyal, kültürel, dini nedenlerle reddetme ve askere gitmeme hakkı olmalıdır. Mealen bu. Yani paşa gönlü istemeyen gençlerimiz ömür boyu hür general olarak yaşamalı. Neden istenmesin ki? Nasıl olsa ortada, askerlik yapmayan gariban çocuğuna kız vermeyen koca bir toplum olduğu için mahalle baskısıyla da olsa askere gitmek zorunda olan milyonlarca Memed ile Memiş var. Anası güzel olanlar niye gitsin ki askere değil mi?

Bu yıl hasbelkader bu anası güzellerin vur patlasın çal oynasın tepindiği mekanları biraz görme o nimetlerin ucundan azıcık benim de tatma imkanım oldu. Haliyle benim de vicdanım kabardı. Ben de vicdani retçi oldum o kısa zaman dilimi içinde. Vicdanım bana o kadar çok şey söyledi ki o kısa zaman diliminde, hangisini sayayım. Uzun uzun düşündüm durdum;

Köyünden dışarı çıkmaya bile imkanı olmamış milyonlarca maraba Memed ile Memiş varken vur patlasın çal oynasın memleketin kaymağını yiyen bu kaymak gibi çocukların askerlik yapması caiz miydi?

Eğer askerlik yapılması gereken bir şeyse askerliği o gözü küllü marabalar yapsın, o çocuklara yazık değil miydi? Gül gibi bedenleri gidip topraklarda sürünecek, güneş altında yanacaklar vs. vs… Olacak şey mi bu?

Hele bir de Güneydoğu’ya falan düşerlerse, Allah göstermesin… Onca sıradan insan varken ölmek o pırıl pırıl çocuklara mı düşerdi? Şu güzelim hayatı ballı kaymaklı yaşamak varken askere gitmek hele de ölmek…

Bütün bunları düşününce vicdanım sızılar içinde kaldı. En iyisi bu işin kökten çözülmesi gerekiyor. Vicdani ret gerçekten de devlet tarafından kabul edilmeli. Uygulamaya konmalı.

Ama bir farkla;

Bu memleketin kaymağını kim yiyorsa o gitsin askere, kim bağında bahçesinde güneşin altında yana yana çalışıyorsa o gitmesin askere.

Eğer ki askerlik insan hayatının devletten istifade edilene karşılık bir bedeliyse bu bedeli zaten hayatı beş para etmez görünen garibanlar değil bu devletin nimetlerini paylaşanlar bu ülkenin kaymağını yiyenler ödemeli…

Sonuç

Bedelse bedeli malı mülkü olan ödemeli, kuru canından başka bir varlığı ödemeyenden neyin bedelini ister bu devlet ve kendini bilmez toplum?

14.08.2011

http://twitter.com/#!/hdag77

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ