VI-VIII. ASIRLARDA TÜRKİSTAN VAHALARINDA BATI TÜRK HAKİMİYETİ

VI-VIII. ASIRLARDA TÜRKİSTAN VAHALARINDA BATI TÜRK HAKİMİYETİ

Uzun zamandır bilinmektedir ki, Batı Türkleri (Tujue),[1] bunların alt kabileleri ve Türgişler (Tuqishi) gibi halefleri altıncı yüzyıldan başlayarak sekizinci yüzyıla kadar Türkistan’ın yerleşik hayata kavuşmuş vahalarını yönetmişlerdir. Bu Türk halkları genellikle step bölgesinde yaşayan, hayvancılıkla uğraşan çoban göçerler olmalarına rağmen, Türkistan’ın tarımsal vaha topluluklarını kontrol altında tutmaya aşırı bir ilgi göstermişlerdir. Ancak, Türkistan’a hakim olma isteklerinin sebepleri ve bu amaçla geliştirdikleri örgütlenme konusu henüz yeterince açıklığa kavuşturulmamıştır.[2] Bu makale, göçer hükümranların neden ve nasıl söz konusu vahaları kontrol ettiklerini göstererek bir boşluğu doldurmaya çalışacaktır.

Bu çalışmanın coğrafi parametrelerini tespit etmek için, Türkistan İç Asya’nın batıda Hazar Denizi ve doğuda Altay Dağları boyunca uzanan kısmı olarak tanımlanmaktadır. Bu bölgenin güney sınırı, Hint alt kıtasını Asya’nın diğer kesimlerinden ayıran yoğun sıradağlardır. Kuzeyde ise, Türkistan, İç Asya boyunca doğudan batıya uzanan steplerin kuzey uç noktasına kadar genişlemektedir. Bölge genellikle çorak ya da yarı çoraktır. Yarı çorak bölgeler, Türkler gibi çoban- göçer halkların yaşamını idame ettirecek meralara sahiptir. Çorak çöl bölgelerinde ise, bu dönemde, çoğunlukla Farsça ya da diğer Hint-Avrupa dilleri konuşan halkların yaşadığı bağımsız siyasi birimlerin bulunduğu vahalar mevcuttur. Not edilmesi gereken bir istisnayı, resmi dil olarak Çinceyi kullanan Çin ve Hint-Avrupa nüfuslarının karışımının bulunduğu Turfan vahasındaki Gaoçang Krallığı oluşturmaktadır.

Bu çalışmada kullanılan kaynakların sorunlu olduğunu belirtmek gerekir.

Bu bölgedeki Türkler ve diğer kabileler bu dönemde kayıtlar tutmuş olsalar bile, bunlar bugüne kadar ulaşamamıştır. Bu yüzden, bu çalışma orijinal Çince ve Arapça belgelere ve tarihi raporlara dayanmaktadır. Ne yazık ki, bu kaynaklar da tatmin edici olmaktan çok uzaktır, çünkü bu dökümanlar göçerlerin kontrolünde olan bölgelerin dışında yaşayan Çinli ya da Arap tarihçiler tarafından kaleme alınmıştır. Bu kuralın istisnasını teşkil eden bazı Çin kaynakları, Turfan vahasındaki Gaoçang (Qocho) Krallığı’nın belgeleridir. Bu belgeler bu yüzyılın başında yapılan kazılarda ortaya çıkarılmış ve daha yakın zamanlarda yayınlanmıştır. Bu belgeler bize, ortaya çıkarıldıkları tarihe kadar bilinmeyen dönemlerdeki kabileler ve bunların vaha topluluklarıyla temasları konusunda bilgiler sunmaktadır, ama ne yazık ki bu belgelerin sayısı oldukça azdır. Kaynaklarla ilgili bu tür sorunlar olmasına rağmen, dağınık delilleri birleştirmek suretiyle göçer hakimiyetinin genel durumunu tasvir etmek mümkündür.

Vahaları Kontrol Etme İhtiyacının Kaynakları

Günümüze ulaşan dağınık Çince ve Arapça kayıtlar, Türkistan’daki göçmen konfederasyonlarının, boyundurukları altında tuttukları vaha devletlerinden insan gücü ve maddi kaynaklar açısından faydalandıklarını göstermektedir. Batı Türklerinin vaha devletlerinden topladıkları maddi zenginlikler iç üretim ve ticaret karlarından aldıkları vergilerdir. Mesela, pek çok Çin tarihi kaynakları Kaşgar’ın Türklere yıllık haraç olarak pirinç, arpa, tahıl, bakır, demir, teneke, sarı zırnık, ipek işlemeli kumaş, pamuk ve kendir gönderdiklerini pek çok kez zikretmektedir.[3]

Gaoçang hakkındaki bilgiler ise çok daha geneldir. 630 yılı civarında, bir Budist hacı olan Hsüen-Tsang Hindistan’a giderken yolu üzerinde bulunan Gaoçang’dan geçerken Gaoçang hükümdarı kendisine güvenmiş ve Batı Türklerinin Tong Yabgu adlı kağanına teslim edilmek üzere kendisiyle iki araba dolusu meyve ve 500 top ipek kumaş göndermiştir. Hükümdarın kağana yazdığı mektupta kendisinden “Kağan’ın kölesi”[4] olarak bahsetmesi, hükümdar ile kağan arasındaki siyasi ilişkinin niteliği hakkında herhangi bir şüpheye mahal bırakmamaktadır. Yaklaşık bir 10 yıl sonra, başka kaynaklar, 640’da Tang Çini’nin hükümdarlığı işgalinden hemen önce Gaoçang’ın Batı Türklerinin kağanı Yugu Şad’a para (jin) ve ipek (bo) gönderdiğinden bahsetmektedir.[5] Bu para ve ve ipeğin büyük çoğunluğunun Gaoçang üzerinden geçen uluslararası ticaretten hortumlandığını tahmin edebiliriz.[6] Mevcut kaynaklar, göçerlerin sadece Kaşgar ve Gaoçang’tan haraç aldığından bahsetmesine rağmen, benzer düzenlemeleri bütün Türkistan’da yapmış olmaları muhtemeldir.

Maddi kaynakların yanı sıra, vahalar göçer konfederasyonlara savaşçı güçleri takviye etmek üzere insan gücü de sağlamaktaydılar. Bildiğim kadarıyla, bu uygulamayı yapan Batı Türklerine sadece iki atıf bulunmaktadır ve her ikisi de Gaoçang ile alakalıdır. İlki, Tang Hanedanı’nın ilk zamanlarında Hami hükümdarının Batı Türklerine bağlılıktan vazgeçerek Tang Hanedanı’na sadakat gösterdiği zaman meydana gelmiştir. Gaoçang ve Türkler Hami’ye ortak bir saldırıda bulunmuşlar, fakat bundan bir sonuç alamamışlardır. Ancak, bu sıralarda Gaoçang ordusunun komutanının Türk Aşina boyunu bir üyesi olduğunu belirtmekte de fayda var.[7] Daha sonraları, 638’de, Gaoçang Karashahr vahasına saldıran Batı Türklerine de yardım etmiştir.[8]

Öte yandan, Türgiş Kağanı Sulu’nun (715-738) yerleşik vaha sakinlerini ordusunda sürekli olarak kullandığına dair Arapça kaynaklarda önemli miktarda delil mevcuttur. Bunlardan iki örnek verecek olursak; Müslüman Vali Müslim b. Sa’id, 724 yılında Fergana’ya karşı ordularını gönderdiğinde, güçleri Fergana ve Şaş[9] vahalarında yaşayan erkeklerin de içinde yer aldığı Sulu orduları tarafından geri püskürtülmüştür. Sulu kuvvetleri, birkaç yıl sonra, yani 728-729’da, Müslümanların kontrolündeki Semerkant civarına nüfuz etmişlerdir. Türgiş ordusunda da Fergana, Şaş, Nesef ve Buhara[10] gibi şehirlerden güçler vardı. Arap yıllıklarında bolca bulunan bu deliller bir Çin kaynağı tarafından da doğrulanmaktadır, bu kaynak Kutal (Guduo) ve Kuşaniye (Heguo) hükümdarlıklarının Türgiş[11] güçleri bünyesinde savaştıklarını anlatmaktadır. Bu kanıt kuşkuya mahal bırakmaksızın Batı Türk ve Türgiş ordularının Türkistan’ın yerleşik hayata geçmiş bölgelerindeki askerleri bünyesinde topladığını doğrulamaktadır. Çoğu durumda, bu bölgelerdeki insanlar/erkeklerin bir tür haraç/vergi olarak Türklere hizmet etmeye zorlandıkları da ihtimal dahilindedir.[12]

Vahaların Doğrudan Yönetimi

Türkistan’daki göçer konfederasyonların yerleşik hayatın kurulduğu vahalardan insan ve maddi kaynakları kullandıklarına dair kanıtlar olmakla birlikte, tarımsal bölgeleri nasıl kontrol ettikleri konusu açıklanmaya ihtiyaç duymaktadır. Bu göründüğünden daha karmaşık bir problemdir, çünkü vahalar göçerliğe pek de iyi bakmayan bir çöl denizinde tarım adalarıydı. Göçerlerin göç güzergahları çoğu durumda vahalardan geçmezdi, bundan dolayı Türkler bu duruma uygun metodlar uygulamak zorunda kaldılar.

Çoğunlukla, göçerler vahaları dolaylı yollardan yönetirlerdi, fakat doğrudan yönetimin uygulandığı bazı durumlar da vardı. Biz burada öncelikle doğrudan yönetim üzerinde duracağız. Elimizde Toharistan, Fergana ve Şaş olmak üzere üç devletin yöneticilerinin yerleşik hayata geçmiş ve doğrudan yönetime başlamış göçer şeflerin soyundan geldiklerine dair deliller bulunmaktadır. Bu üç devletin üçünün de göçerliğe müsait meralara/otlaklara bitişik bölgelerde olması bir tesadüf olamaz. Çin kaynaklarının belirttiğine göre, Tokharistan’da Amu Derya’nın (Ceyhun) güneyinde hükümdarlar/yöneticiler genelde Türk Aşina boyu üyelerine verilen Türkçe Yabgu (yehu) unvanını kullanmaktaydılar.[13]

Türk yönetici boyu ile olan bir bağlantı, 650’lerdeki Yabgu’nun Aşina Wuşibo olarak adlandırılmasıyla kanıtlanmaktadır.[14] Bir sonraki yüzyıl boyunca birbiri ardına gelen ve isimleri bilinen yabgulardan biri, 729’da tahta oturan Kutlu (Guduolu) Dun Tardu’dur (Dadu) ve ismi kolayca farkedilebileceği gibi Türkçedir.[15] Baktriyan dilinde yazılmış belgelerde de yönetici ve hükümdarlar için geçen Türkçe isimler ve unvanlar da oldukça yaygındır.[16] Türk siyasi geleneğinde muhafaza edilmiş kanıtlar da bulunmaktadır. Mesela, 727 yılında Tokharistan’ın yabgusundan Çin imparatoruna gönderilen Çince bir mektupta Çin imparatorundan Çince bir unvan olan “imparator” (huangdi) ya da “Tanrının Oğlu” (tianzi) yerine Türkçe bir unvan olan “Tanrının Kağanı” (tian kehan) olarak bahsedilmektedir.[17]

Doğrudan göçer yönetiminin Fergana’da da uygulandığı açıkca görülmektedir. Yeni Tang Tarihi, Çin’deki Wei (220-265) ve Jin (265-420) hanedanları zamanından itibaren bir yerli hükümdarlar silsilesinin Fergana’yı yönettiğinden bahsetmektedir.[18] Eski hükümdar ilişkileri, Batı Türklerinin yerli hükümdar Kibi’yi katlettiği 627 ile 649 yılları arasında bir zamanda sona erdi. Bu olaydan sonra, Asena Şuni şehrin kontrolünü ele geçirdi. Chavannes, Asena’nın Türk boyunun adı olan Aşina’nın bir yanlış kullanımı olabileceğini ileri sürmektedir.[19] Şuni’nin ölümünden sonra yerine Ebozhi geçti. Kibi’nin bir yeğenini bir şehre ve kendi yeğenini de diğer bir şehre atayan Ebozhi’nin Türklerle yerlilerin yönetiminden oluşan ortak bir sistem kurduğu görülmektedir. Bu ortak yönetim sisteminin ne kadar devam ettiği açık olmamakla birlikte, 738’deki Fergana Hükümdarı Arslan Tarkan (Axilan Dagan) bir Türk ismi (Arslan) ve unvanı (Tarkan) kullanmaktaydı.[20]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ