VEKAYİ’NÜVİS

VEKAYİ’NÜVİS

Vekayi’nüvis veya daha sonraki şekliyle vak’a-nüvis, Osmanlı merkez teşkilâtında vazifeli devlet tarihçisine verilen unvandır. Vekayi’nüvisler, kendilerinden önce yazılanları tedvîne ve hizmette bulundukları zamanın hâdiselerini tahrîre me’mur edilerek Osmanlı tarihinin telifine çalışmışlardır. Vekayi’nüvislik müessesesinin XVIII. asrın başlarında teşekkül ettiği anlaşılmaktadır.

İştikak itibârıyla, Arapça vak’a ile aynı kökten gelen ve aynı mânâdaki vâkı’a veya vaki’anın cem’i olan vaka’i’ (Türkçede veka-yi’) ile Farsça nüvis (yazan, yazıcı) partisipinden terekküp eden bu birleşik sıfatın, hangi devrede zuhûr ettiği bilinmiyorsa da, XVII. asrın ilk yarısında kullanıldığına dâir belirtiler vardır: Edebî vasfı ağır basan bir çeşit resmî tarihçilik sayabileceğimiz Şehnâmecilik’in son mümessillerinden İbrahim Mülhimî, IV. Murad nâmına yazdığı Şehinşâhnâmesi’nde kendisi için vekayi’nüvîs sıfatını kullandığı gibi, yine aynı devrin meşhur münşîsi Nergisî Mehmed Efendi’nin 1635 Revan Seferi’ne, harekâtı tasvîr etmek üzere “vekayi’nüvis” sıfatıyla katıldığı, eserini 1702’de yazmağa başlayan Uşşâkî-zâde İbrahim Hasib tarafından kaydedilmiştir.

Vekayi’nüvisliğin menşe’i hakkında değişik görüşler ortaya atılmıştır. Bunlardan en çok benimseneni, bu müessesenin, Kanûnî Devri’nden itibâren devamlı bir devlet hizmeti hâline gelen Şehnâmeciliğin değişik şekildeki bir devamı olduğudur. Ancak, resmî vasfıyla birbirine çok benzeyen bu iki müessesenin gaye, vâsıta ve mahsullerinin ana karakterleri bakımından bâriz farklarla ayrıldığına da dikkat edilmelidir.

Vekayi’nüvisliğin, II. Bayezid’in, Bitlisli İdris ve Kemâlpaşazâde’yi Osmanlı Tarihi te’lifine me’mur etmesi gibi, pâdişahların tarih yazdırmak an’anesinden doğduğu görüşü de hayli taraftar bulmuş, hattâ Vekayi’nâme’sini, Has-oda hizmetinde iken IV. Mehmed’in şifâhî emrine binâen yazmağa başladığını ifade eden Nişancı Abdurrahman Paşa, ilk vak’anüvîs itibâr edilmiştir. Ancak, muayyen bir maksat veya hassa hizmeti için vekayi’i zapt etmekle Dîvân-ı Humâyûn’a bağlı devamlı bir devlet hizmeti olan vekayi’nüvisliği birbirinden ayırmak lâzımdır. Bununla beraber, birincileri “vak’anüvîs”, ikincileri ise “vekayi’nüvîs” diye adlandırmak sûretiyle tefrîk etmek de beyhûde bir gayretkeşlik eseri olmaktadır. Başlangıçta, gerek vesîkalar, gerek te’lif eserlerde devlet tarihçileri için kullanılan “vekayi’nüvîs” sıfatının, ancak geçen asrın ilk yarısında yerini “vak’anüvîs”e bıraktığı ve hizmetin son mümessilleri için münhasıran “vak’anüvîs” sıfatının kullanıldığı görülmektedir.

Naîmâ Mustafa Efendi’nin ilk vekayi’nüvis olduğuna dâir yaygın kanâat, tahrir ve tedvînine me’mur edildiği Şârihü’l-Menâzâde Ahmed Efendi müsveddesine ikmâlen birkaç cüz yazıp takdim ettikte, kendisine, sadrâzam Amcazâde Hüseyin Paşa tarafından, bir kese akça atıyye ile İstanbul gümrüğü mukataasından gündelik 120 akça maaş tahsis olunup berâtının Edirne’den İstanbul’a gönderildiğine dâir, vekayi’nüvislikte haleflerinden Râşid’in kaydında ağustos 1702) Naîmâ’dan “Vekayi’nüvis” sıfatıyla bahs edilmesi ile de teeyyüd etmektedir. Vekayi’nüvislik müessesesi, Râşid’den itibâren devamlılık vasfı kazanmış; İbrahim Müteferrika matbaasının kuruluşundan sonra da, vekayi’nüvislerin, kendilerinden önce yazılanlardan iltikat ve te’lif sûretiyle vücuda getirdikleri ile, kendi hizmet zamanlarına ait zapt ve tedvîn ettikleri vekayi’nâmelerinin sırasıyla basılması düşüncesi doğmuştur.

Prof. Dr. Bekir KÜTÜKOĞLU

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ